74507/01

WyrokETPCz2007-10-02ECLI:CE:ECHR:2007:1002JUD007450701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego trwającego około 16 lat oraz brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym naruszyły prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania karnego, trwającego około 16 lat (z czego ponad 11 lat w jurysdykcji ratione temporis Trybunału), była nadmierna i nie spełniała wymogu 'rozsądnego terminu' z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odwołał się do swojego ugruntowanego orzecznictwa w podobnych sprawach. Ponadto, Trybunał stwierdził, że w prawie tureckim brakowało skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącemu na zakwestionowanie przewlekłości postępowania, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mahmut Aslan, obywatel turecki, został aresztowany 17 maja 1982 roku i oskarżony o członkostwo w nielegalnej organizacji. W 1985 roku został skazany na 24 lata więzienia, ale wyrok został uchylony w 1990 roku, a skarżący zwolniony. Postępowanie karne zostało ostatecznie umorzone 13 lipca 1998 roku z powodu przedawnienia. Decyzja o umorzeniu została jednak błędnie doręczona adwokatowi innej osoby o tym samym nazwisku, a skarżący dowiedział się o niej dopiero 16 maja 2000 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Trybunał zasądza skarżącemu 9 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostały odrzucone.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   MAHMUT ASLAN/TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 74507/01)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2007   Söz konusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Mahmut Aslan’ın (“baꢀvuran”), 2 Kasım 2000   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”)   34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   baꢀvurudur (baꢀvuru no. 74507/01).   Baꢀvuran Zürih Barosu’na kayıtlı avukat P. Frei tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran, 1959 doğumludur ve Đsviçre’deki Seewen kentinde yaꢀamaktadır.   Mayıs 1982’de baꢀvuran yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Aralık 1982’de Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   iddianamesinde, baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlamıꢀ ve Ceza Kanunu’nun 168   § 1. maddesi uyarınca suçlu bulunmasını ve mahkum edilmesini talep etmiꢀtir.   ꢁubat 1985’de Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi, baꢀvuranı yirmi dört yıl hapse   mahkum etmiꢀtir. Askeri Yargıtay, 10 Nisan 1990’da kararı iptal etmiꢀtir.   Kasım 1990’da baꢀvuranın tutukluluğuna son verilmiꢀtir.   Temmuz 1998’de Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102. ve   104. maddeleri bağlamındaki yasal zaman sınırlamasına uyulmaması nedeniyle baꢀvuran   aleyhindeki cezai takibatın sonlandırılmasını öngörmüꢀtür. Söz konusu karar yanlıꢀlıkla, aynı   davanın baꢀvuranla aynı ad ve soyada sahip sanıklarından birinin avukatına gönderilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 16 Mayıs 2000’de davasındaki geliꢀmeler hakkında bilgi almak istemiꢀtir.   Kararın lehinde olması nedeniyle Yargıtay’a baꢀvurmamıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   Hükümet öncelikle baꢀvuranın, aleyhindeki cezai takibatın devam etmemesi nedeniyle   artık mağdur olmadığını ileri sürmüꢀtür. Đkinci olarak, yerel makamlara baꢀvurmadığı için iç   hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Son olarak Hükümet, baꢀvuranın altı   aylık süre kuralına uymadığını belirtmiꢀtir. Bu hususta Hükümet, Diyarbakır Ağır Ceza   Mahkemesi kararının kesinleꢀtiği tarihten itibaren altı ay içerisinde baꢀvuranın baꢀvurusunu   Mahkeme’ye sunmuꢀ olması ve kararın verildiği veya Mahkeme sekretaryasına gönderildiği   tarihten haberdar olabilmesi için dava iꢀlemlerini takip etmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir.   ꢁikayette bulunan bir kiꢀinin mağdur sıfatının ortadan kalkması için ulusal   makamların alenen veya esastan AĐHS’nin ihlal edilmiꢀ olduğunu kabul etmeleri ve bunu   tazmin yoluna gitmiꢀ olmaları gerekmektedir. Sözkonusu davada AĐHM, aleyhindeki cezai   takibatın devam etmemesinin, baꢀvuranın iddia ettiği ihlalin ulusal makamlar tarafından kabul   edilmesini veya tazminini sağlamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Hükümet’in sözkonusu   baꢀlık altındaki itirazı reddedilmelidir.   AĐHM, benzer davalarda, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olduğu   hususundaki benzer itirazlarını incelediğini ve reddettiğini hatırlatır. AĐHM sözkonusu davada   yukarıda kaydedilen baꢀvuruda vardığı sonuçlardan farklı sonuçlara varmasını gerektirecek   özel koꢀullar bulmamaktadır. Bu nedenle Hükümet’in sözkonusu baꢀlık altındaki iddiasını   reddetmektedir.   AĐHM, altı ay kuralına uyup uymadığı hususunda baꢀvuranın, nihai yerel karardan   haberdar edilmeye hakkı bulunduğu durumlarda, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin kapsam ve   amacının en iyi ꢀekilde altı aylık sürenin, yazılı kararın bildirildiği tarihten itibaren iꢀlemeye   baꢀladığı kabul edilerek yerine getireleceğini yinelemektedir.   Sözkonusu davada, baꢀvuranın Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi kararını, kararın   verildiği tarihten bir yıl on ay sonra 16 Mayıs 2000’de öğrendiği hususunda ihtilaf   bulunmamaktadır. Đç mevzuatın ve uygulamaların aksine, sözkonusu karar baꢀvurana değil bir   baꢀkasının avukatına bildirilmiꢀtir. Hükümet, AĐHM’ye bu hususta bir açıklamada   bulunmamıꢀtır. Bu nedenle AĐHM, özellikle baꢀvuran aleyhindeki cezai takibatın uzunluğunu   gözönüne alarak baꢀvuranın, kararın resmi olarak bildirilmesini beklemesini ve 16 Mayıs   tarihine kadar aleyhindeki davadaki geliꢀmeleri öğrenmek istememesini mantıklı   bulmamaktadır. Baꢀvuru, 2 Kasım 2000 tarihinde Mahkeme’ye sunulmuꢀtur. Yukarıda   kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde öngörülen altı aylık   zaman sınırı içerisinde sunulmuꢀ olduğu kanısındadır. Bu nedenle, Hükümet’in sözkonusu   baꢀlık altındaki itirazını da reddetmektedir.   Ayrıca, AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun   olmadığını belirtmektedir. Baꢀka hiçbir açıdan da kabuledilmezliğine iliꢀkin bulgu   olmadığından kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatın uzunluğunun, AĐHS’nin aꢀağıda   kaydedilen 6 § 1. maddesi bağlamındaki “makul süre” gereğini aꢀtığı hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Göz önünde bulundurulması gereken süre   AĐHM, dava iꢀlemlerinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul zaman”   gereğini karꢀılayıp karꢀılamadığına karar vermede göz önünde bulundurulması gereken   sürenin, baꢀvuranın yakalandığı tarih olan 17 Mayıs 1982’de baꢀladığı ve Diyarbakır Ağır   Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuran aleyhindeki cezai takibatın sonlandırılmasını öngördüğü tarih   olan 13 Temmuz 1998’de sona erdiği kanısındadır. Bu çerçevede, dava yaklaꢀık on altı yıl   sürmüꢀtür.   AĐHM’nin ratione temporis (süre açısından) yargı yetkisi yalnızca, Türkiye’nin   Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na ꢀahsi baꢀvuruda bulunma hakkını tanıyan bildirisinin   sunulma tarihi olan 28 Ocak 1987’den itibaren geçen on bir yıl beꢀ aylık süreyi göz önüne   almasına izin vermektedir. Bununla birlikte, yukarıda kaydedilen bildirinin sunulduğu   tarihteki iꢀlemlerin durumunu da göz önüne almalıdır. Sözkonusu kritik tarihte dava   iꢀlemlerinin süresi dört yıl sekiz ayı geçmiꢀ bulunmaktaydı.   B. Dava iꢁlemlerinin uzunluğunun makul olup olmaması   Hükümet, sözkonusu dava koꢀullarında, cezai takibatın uzunluğunun makul   olmadığının kabul edilemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Bu hususta, sanık sayısına ve yerel   mahkeme tarafından delil toplamak için harcanan süreye değinmiꢀtir. Hükümet ayrıca   baꢀvuranın ve birlikte itham edilen sanığın, duruꢀmaların bazılarına katılmayarak dava   iꢀlemlerinin uzamasına katkıda bulunduklarını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀtir.   AĐHM daha önce birçok kez sözkonusu baꢀvuruda ortaya konan konulara benzer   konuların görüldüğü davalarda AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   Sunulan delilleri ve konuya iliꢀkin içtihatını göz önünde bulunduran AĐHM,   sözkonusu davada dava iꢀlemlerinin uzunluğunun haddinden fazla olduğu ve “makul süre”   gereğini karꢀılamadığı kanısındadır.   Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran ayrıca iç hukukta, sözkonusu dava iꢀlemlerinin uzunluğuna itiraz   edebileceği hiçbir etkin iç hukuk yolunun mevcut olmadığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   ꢁikayetini, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 13. maddesine dayandırmıꢀtır:   “Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru   yapabilme hakkına sahiptir.”   Hükümet, baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀtir. Özellikle Cumhuriyet Savcısı’na   ꢀikayette bulunmasının veya dava iꢀlemlerinin gecikmesine neden oldukları iddia edilen   görevliler aleyhinde maruz kalınan zarar için dava açmasının mümkün olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM daha önce birçok kez benzer davaları incelemiꢀ ve baꢀvuranın dava   iꢀlemlerinin uzunluğuna itiraz edebileceği Türk hukuku uyarınca etkin bir iç hukuk yolunun   mevcut olmaması hususunda AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   Sözkonusu davada vardığı sonuçtan vazgeçmek için gerekçe görmemektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zarar ve mahkeme masrafları   Baꢀvuran, maruz kaldığı zararın ve mahkeme masraflarının karꢀılanmasını talep   etmiꢀtir ancak miktarın belirlenmesini AĐHM’nin takdirine bırakmıꢀtır. AĐHM’den gözaltında   bulunduğu sırada iꢀkenceye maruz kaldığını inter alia ve uzun süre tutuklu yargılanması   sonucu iꢀini kaybettiğini göz önüne alarak miktara karar vermesini talep etmiꢀtir. Mahkeme   masrafları hususunda, 6 saatlik iꢀ karꢀılığı baꢀvurandan 200 Đsviçre Frangı ve masraflar için   Đsviçre Frangı ile buna ek olarak vergiler talep edilmiꢀtir.   Hükümet, AĐHM’nin zararlar için tazminat ödenmemesine karar vermesini istemiꢀtir.   AĐHM kendisine maddi zarara uğranıldığı hususunda delil sunulmadığını   belirtmektedir. Diğer yandan, baꢀvuranın dava iꢀlemlerinin uzunluğuna iliꢀkin olarak kaygı ve   sıkıntı çekmek gibi manevi zarara maruz kaldığını ve bu zararın, ihlal bulgusu ile tazmin   edilemeyeceğini kabul etmektedir. Eꢀit temellere dayanarak değerlendirmede bulunan AĐHM,   baꢀvurana manevi zarar için 9,500 Euro ve uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesine   karar vermiꢀtir.   AĐHM içtihatına göre mahkeme masrafları hususunda baꢀvuran, gerçekten gerekli   oldukları için maruz kaldığını ve miktarının makul olduğunu ispatladığı sürece masrafların   tazminine hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada, sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen   kriterleri göz önüne alan AĐHM, baꢀvurana 500 Euro tazminat ödenmesini makul   bulmaktadır.   B. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢀtur.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk   Lirası’na çevrilmek üzere, aꢀağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:   (i) Manevi tazminat 9,500 Euro (dokuz bin beꢀ yüz Euro);   (ii) Mahkeme masrafları için 500 Euro (beꢀ yüz Euro);   (iii) Yukarıda kaydedilen meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;   (b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiꢀ,   5. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 2 Ekim 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło