74522/01

WyrokETPCz2007-07-24ECLI:CE:ECHR:2007:0724JUD007452201

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego, w którym skarżący był stroną trzecią, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie w aspekcie cywilnym, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy zajęcie samochodu skarżącego naruszyło jego prawo do poszanowania mienia, zgodnie z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, choć skierowane przeciwko innej osobie, miało wpływ na prawa majątkowe skarżącego (własność samochodu), co czyniło art. 6 ust. 1 Konwencji zastosowanie w aspekcie cywilnym. Stwierdził naruszenie tego artykułu, ponieważ postępowanie trwało ponad siedem lat w jednej instancji, co przekroczyło „rozsądny termin” w świetle kryteriów Trybunału (złożoność sprawy, zachowanie stron, stawka dla skarżącego). W odniesieniu do art. 1 Protokołu nr 1, Trybunał uznał, że zajęcie samochodu stanowiło ingerencję w prawo do mienia, ale było zgodne z prawem krajowym (art. 86 tureckiego Kodeksu Postępowania Karnego) i służyło uzasadnionemu celowi publicznemu, jakim było zapobieżenie bezprawnemu użyciu mienia w sytuacji spornej własności. Interwencja została uznana za proporcjonalną, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że samochód został zwrócony skarżącemu do użytku w 2002 roku, a państwo korzysta z szerokiego marginesu oceny w kwestii regulacji korzystania z mienia.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Esen, zakupił samochód, który następnie okazał się być przedmiotem oszustwa, w którym użyto fałszywych dokumentów. W związku z tym, prokurator w Hatay wszczął postępowanie karne przeciwko M.Y., a samochód skarżącego został zajęty jako dowód. Skarżący interweniował w postępowaniu karnym jako strona trzecia, domagając się zwrotu samochodu. Jego wnioski o zwrot były początkowo odrzucane, a następnie samochód został mu zwrócony do użytku w 2002 roku pod warunkiem wpłacenia kaucji, której nie był w stanie uiścić. Ostatecznie, w 2002 roku samochód został mu zwrócony bez kaucji. Postępowanie karne przeciwko M.Y. nadal trwało w momencie wydania wyroku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą art. 1 Protokołu nr 1 za niedopuszczalną. Pozostałą część skargi uznano za dopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzono na rzecz skarżącego 4 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzucono pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   ALĐ ESEN – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 74522/01)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2007   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Ali Esen (“baꢀvuran”) isimli bir Türk vatandaꢀı   tarafından, 16 Mayıs 2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan   (no. 74522/01) kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuran, Uꢀak Barosu’na bağlı avukat Vural tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1957 doğumludur ve Uꢀak’ta ikamet etmektedir.   Temmuz 1999 tarihinde, A.Ç., 04 M 3070 kayıt numarasına sahip aracını satmıꢀ   olduğu M.Y. hakkında Hatay Cumhuriyet Savcısı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Satıꢀ   sırasında M.Y.’nin sahte kimlik belgeleri kullandığını ve aracına karꢀılık sahte senet verdiğini   iddia etmiꢀtir.   Ağustos 1999 tarihinde, baꢀvuran, M.O.’dan, mesleki faaliyetlerinde kullanmak   üzere 64 AF 984 kayıt numaralı bir araç satın almıꢀ ve Trafik Tescil’e kendi adına   kaydettirmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde, Hatay Cumhuriyet Savcısı, A.Ç.’den M.Y.’ye satılan aracın   daha sonra sahte bir kayıt numarasıyla baꢀvurana satılmıꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı, dolaysıyla, araca el koyulmasını emretmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde, Hatay Cumhuriyet Savcısı, M.Y. hakkında sahtekarlık ve   sahte kimlik belgeleri basma suçundan bir iddianame sunmuꢀtur. Suçlamalar, Ceza   Kanunu’nun 503 § 1, 522 ve 350. maddeleri uyarınca yapılmıꢀtır.   Ekim 1999 tarihinde, M.Y. hakkındaki cezai kovuꢀturma Hatay Ceza   Mahkemesi’nde baꢀlamıꢀ ve baꢀvuran baꢀka üç kiꢀi ile birlikte üçüncü ꢀahıs olarak davaya   müdahil olmuꢀtur.   Temmuz 2000 tarihinde, baꢀvuran aracının iadesini talep etmiꢀtir. Bu talep,   arabanın mülkiyetinin ihtilaf halinde olması gerekçesiyle mahkeme tarafından 18 Temmuz   tarihinde reddedilmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde, ilk derece mahkemesi, yargı yetkisini reddetmiꢀ ve davayı   Hatay Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde, Hatay Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava baꢀlamıꢀtır.   Ocak 2001 tarihinde düzenlenen duruꢀmada, mahkeme, arabanın mülkiyetinin   ihtilaf halinde olması gerekçesiyle hem baꢀvuranın hem de A.Ç.’nin iade taleplerini   reddetmiꢀtir.   Haziran 2001 tarihinde, mahkeme, ceza davası devam ederken, arabanın kullanması   için baꢀvurana iade edilebileceğine karar vermiꢀtir. Depozito miktarını 5.000.000 Türk Lirası   olarak belirlemiꢀtir. Baꢀvuran depozitoyu ödeyemediği için arabanın iadesini talep   edememiꢀtir.   Belirli olmayan bir tarihte, baꢀvuran, mahkemeden, dava devam ederken arabanın   kendisine depozitosuz olarak iade edilmesini talep etmiꢀtir.   Eylül 2002 tarihinde, mahkeme, ceza davası devam ederken arabanın depozitosuz   olarak baꢀvurana iadesini emretmiꢀtir.   Ceza davası, Hatay Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen devam etmektedir; zira,   tutuklama emrine rağmen M.Y. halen bulunamamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, davanın süresinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde belirtilen “makul süre”   ꢀartıyla uyumlu olmadığını konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Söz konusu madde ꢀöyledir:   “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar   verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde …   görülmesini istemek hakkına sahiptir”.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.   Göz önünde bulundurulacak süreç 8 Ekim 1999 tarihinde baꢀlamıꢀ ve halen sona   ermemiꢀtir. Dolayısıyla, söz konusu süreç, bir yargı kademesinde hali hazırda yedi yıldan   fazla sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuran hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatılmadığı için 6.   maddenin bu davada geçerli olmadığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, bu davada, baꢀvuran hakkında bir suç iddiasında bulunulmadığını ve   baꢀvuranın, M.Y. hakkındaki cezai kovuꢀturmaya üçüncü ꢀahıs olarak müdahil olduğunu   kaydetmiꢀtir. Ayrıca, arabasına el konulması önleyici bir tedbirdir ve cezai bir yaptırımla   mukayese edilemez. Sonuç olarak, bu davada, AĐHS’nin 6. maddesi cezai yönden geçerli   değildir. Bununla beraber, kovuꢀturmanın sonucunun baꢀvuran üzerinde parasal etkisinin   olacağı gözlemlenmiꢀtir. Bu nedenle, ꢀikayet konusu kovuꢀturma baꢀvuranın mülkiyet hakkını   (AĐHM içtihadına göre bu hak medeni bir haktır) etkilemektedir (bkz., Sporrong ve Lönnroth   – Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar). Dolayısıyla, AĐHM, bu davada 6 § 1. maddenin medeni   açıdan geçerli olduğunu değerlendirmiꢀtir (bkz., Yıldırım – Đtalya, no. 38602, 10 Nisan 2003).   Bu nedenle, Hükümet’in ön itirazını reddetmiꢀtir.   AĐHM, bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun   olmadığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca, baꢀka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiꢀtir.   Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B. Esaslar   AĐHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların davranıꢀı, ve baꢀvuran için neyin tehlikede   olduğu kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiꢀtir (bkz., diğer pek çok   kararın yanı sıra, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).   AĐHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (bkz., yukarıda anılan, Frydlender).   Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AĐHM, bu davada farklı bir sonuca   varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını   değerlendirmiꢀtir. AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuꢀturma   süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” ꢀartına uymadığı kararını vermiꢀtir.   Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜNÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuran, arabasına el konulmasının, AĐHS’nin 1 No.’lu Protokolü’nün 1. maddesine   aykırı olarak, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiğini   ileri sürmüꢀtür. Arabasına el konulması nedeniyle geçimini sağlayamadığı konusunda da   ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35. maddesi anlamı dahilinde iç hukuk   yollarını tüketmediğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun   298. maddesi uyarınca, el koyma kararına karꢀı itirazda bulunabileceğini belirtmiꢀtir. Đkinci   olarak, bu ꢀikayetin asılsız olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda, söz konusu aracın, 2002   yılında baꢀvurana geri verildiğini ve arabanın mülkiyetine iliꢀkin tartıꢀma olduğu gerekçesiyle   verilen el koyma kararının iç hukuka uygun olduğunu ve genel menfaate hizmet ettiğini ifade   etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin ꢀartlarına uyup uymadığına iliꢀkin   karar vermeyi gerekli görmemektedir. Zira bu ꢀikayet, aꢀağıda belirtilen sebepten ötürü her   halükarda kabuledilmez bulunmalıdır.   AĐHM, mülkiyetin korunması hakkını garanti altına alan 1 No.’lu Protokol’ün 1.   maddesinin, üç ayrı kural içerdiğini yinelemiꢀtir: “birinci paragrafın ilk cümlesinde ortaya   konan birinci kural, genel nitelikte olup mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi   ilkesini içermektedir; aynı paragrafın bir sonraki cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve   mülkten yoksun bırakılma durumunu kapsar ve bunu belli koꢀullara bağlar; ikinci paragrafta   belirtilen üçüncü kural, Sözleꢀmeci Devletlerin, diğer ꢀeylerin yanı sıra, mülkiyetin kamu   yararına uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkını tanır... Ancak, bu üç kuralın “ayrı”   olması birbirleriyle bağlantısız oldukları anlamında değildir. Đkinci ve üçüncü kurallar, mal ve   mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan özel müdahalelere   iliꢀkindir ve dolayısıyla birinci kuralın içerdiği genel ilke ıꢀığında yorumlanmalıdırlar” (bkz.,   Anheuser-Busch Inc. – Portekiz [BD], no. 73049/01, 11 Ocak 2007).   Bu davada, baꢀvuranın arabasına el konulmasının, mal ve mülk dokunulmazlığına   saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiği tartıꢀmasızdır. Ancak, arabaya el koyma   kararının, arabanın mülkiyetine iliꢀkin tartıꢀma olması sebebiyle verildiği kaydedilmiꢀtir. Bu   nedenle, her ne kadar söz konusu müdahale mülkten yoksun kalmaya yol açmıꢀsa da, bu   karar, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci paragrafı anlamı dahilinde, mülkiyetin uygun   olarak kullanılmasını düzenlemenin bir örneğidir.   AĐHM içtihadına göre, ikinci paragrafta belirtilen amaç doğrultusunda yapılan   müdahaleler kanun ile öngörülmüꢀ olmalıdır ve meꢀru bir amaç izlemelidir. Ayrıca, toplumun   genel menfaati ve kiꢀinin temel haklarının korunması arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu   dengeyi kurma endiꢀesi, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin genel yapısında yansıtılmaktadır.   Söz konusu kiꢀi, kiꢀisel ve aꢀırı bir yüke maruz kalmıꢀsa gerekli denge kurulmayacaktır (bkz.,   diğer kararların yanı sıra, yukarıda anılan, Sporrong ve Lönnroth – Đsveç).   Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın arabasına el konulması emrinin, arabanın   mülkiyetine iliꢀkin tartıꢀma olması gerekçesiyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 86.   maddesi uyarınca kanunsuz kullanımını engellemek üzere verildiğini gözlemlemiꢀtir. Bu   nedenle, yasayla öngörülen bir müdahaledir ve söz konusu tedbir genel menfaate hizmet   etmiꢀtir.   Đzlenen amaç ve baꢀvuranın temel hakları arasındaki denge hususunda, AĐHM, 19   Eylül 2002 tarihinde, aracın, dava karara bağlanana kadar bedelsiz olarak vekaleten baꢀvurana   geri verildiğini kaydetmiꢀtir.   Yukarıda belirtilenler karꢀısında ve “mülkiyetin kamu yararına uygun olarak   kullanılması”na iliꢀkin Devletlere tanınan takdir payı göz önünde bulundurarak, AĐHM,   baꢀvuranın mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan   müdahalenin izlenen meꢀru amaçla orantılı olduğu kararına varmıꢀtır.   AĐHM, bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4.   maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN   UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve   ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar   gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 35,653.79 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi tazminat talebinde   bulunmuꢀtur.   Hükümet, talep edilen miktarlara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında bir sebep-sonuç   iliꢀkisi görmemiꢀ ve bu nedenle bu talebi reddetmiꢀtir. Diğer taraftan, AĐHM, baꢀvuranın,   kovuꢀturmanın süresi nedeniyle, acı ve sıkıntı gibi manevi zarar görmüꢀ olabileceğini ve   bunun tek baꢀına ihlal tespitiyle tazmin edilemeyeceğini kabul etmiꢀtir. AĐHM, hakkaniyet   temelinde karar vererek, baꢀvurana, 4.800 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan mahkeme masraflarına karꢀılık 1.000 Euro talep   etmiꢀtir.   Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AĐHM, talep edilen miktarın   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilmez olduğuna; baꢀvurunun   geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre   kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na dönüꢀtürerek ve tabi olabilecek her türlü vergi veya ücretten muaf olarak   ödemesine:   (i) 4.800 Euro (dört bin sekiz yüz Euro) manevi tazminat;   (ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları.   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 24 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Fatoꢀ ARACI   Nicolas BRATZA   Zabıt Katibi Yardımcısı   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło