7454/04
WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD000745404
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy potencjalne ponowne uwięzienie skarżącego, cierpiącego na zespół Wernickego-Korsakoffa i uznanego za niezdolnego do odbywania kary więzienia przez ekspertów medycznych, stanowiłoby naruszenie zakazu nieludzkiego lub poniżającego traktowania z art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pomimo istnienia krajowych mechanizmów prawnych pozwalających na zawieszenie kary ze względów zdrowotnych, władze tureckie wydały nakaz aresztowania skarżącego, który był konsekwentnie diagnozowany z zespołem Wernickego-Korsakoffa i uznawany za niezdolnego do odbywania kary więzienia przez liczne raporty medyczne, w tym przez panel ekspertów powołany przez sam Trybunał. Trybunał stwierdził, że decyzja o potencjalnym ponownym uwięzieniu skarżącego, biorąc pod uwagę jego niezmienny, ciężki stan zdrowia, osiągnęłaby próg dotkliwości wymagany do uznania za nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji. Wydanie nakazu aresztowania bez nowej oceny medycznej potwierdzającej zdolność do odbywania kary zostało uznane za niezgodne z obowiązkami państwa wynikającymi z art. 3.Stan faktyczny
Skarżący, Sait Oral Uyan, obywatel Turcji, został skazany na dożywocie przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule w 1998 roku. Podczas odbywania kary rozpoczął długotrwałą głodówkę, w wyniku której rozwinął zespół Wernickego-Korsakoffa. Liczne raporty medyczne, w tym te sporządzone przez Instytut Medycyny Sądowej, potwierdzały jego diagnozę i zalecały zawieszenie kary ze względu na niezdolność do odbywania jej w więzieniu. Mimo to, po kilku przedłużeniach zawieszenia, prokurator w Kocaeli odmówił dalszego przedłużenia, a w lutym 2004 roku wydano nakaz aresztowania, co zmusiło skarżącego do ukrywania się. Panel ekspertów powołany przez ETPCz również potwierdził jego stan zdrowia i niezdolność do odbywania kary.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji, jeśli skarżący miałby zostać ponownie uwięziony bez wyraźnej zmiany jego stanu zdrowia. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi w świetle art. 5 § 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową (5 głosów za, 3 przeciw) oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 EUR pomocy prawnej (jednogłośnie). 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
UYAN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 7454/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
* AĐHM’nin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki yapısıyla
.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (7454/04) baꢀvuru no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Sait Oral Uyan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Mart 2004
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına
alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından G.Yolcu tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuran 1965 doğumlu T.C. vatandaꢀıdır. Baꢀvurunun yapıldığı sırada baꢀvuran firari
bulunmaktaydı.
A. Baꢀvurunun yapılmasına neden olan olaylar
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 7 Temmuz 1998 tarihli kararıyla baꢀvuranı
yasadıꢀı terörist örgüt TĐKB’ye bağlı olma, bu örgüt adına terörist eylemler düzenleme, sahte
kimlik kullanma, silah kaçakçılığı yapma, silahlı saldırılarda bulunma, gasp ve adam öldürme
suçlarından müebbet ağır hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuran Kandıra Cezaevi’nde cezasını çektiği sırada uzun süreli açlık grevi baꢀlatmıꢀtır.
Kocaeli Devlet Hastanesi’nde 13 Haziran 2001 tarihinde muayene edilen baꢀvuran hakkında
hazırlanan sağlık raporunda sağlık durumunun «kötü beslenmeye» karꢀın «iyi» olduğu ifade
edilmiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu 3 no’lu Dairesi (Adli Tıp) 22 Haziran 2001 tarihinde disimetrik,
uyumsuzluğa, ve nistagmüs semptomlara bağlı olarak baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff (WK-
S) Sendromu teꢀhisinde bulunmuꢀtur.
Adli Tıp, hapishanede tutulmasının ölüm riski oluꢀturacağını belirterek baꢀvuranın cezasının
infazının altı ay süreyle ertelenmesi önerisinde bulunmuꢀtur.
Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, CMUK’un 399. maddesinin uygulanarak baꢀvuranın ꢀartlı olarak
tahliye edilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
Baꢀvuran 28 Haziran 2001 tarihinde tahliye edilmiꢀ ve Đstanbul’a ailesinin yanına
yerleꢀmiꢀtir.
Baꢀvuran 20 Kasım 2001’de tahliye süresinin uzatılmasını talep etmiꢀ, Kocaeli Devlet
Hastanesi’nde 23 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen raporda baꢀvuran hakkında konulan WK-
S tanısı doğrulanmıꢀ ve baꢀvuranın cezasının bir yıl süreyle ertelenmesi önerilmiꢀtir.
Baꢀvuran yine de Adli Tıp Kurumu 3 no’lu Dairesince yeniden muayene edilmiꢀtir. Kurum, 7
Aralık 2001 tarihinde, mevcut ꢀekliyle oküler felç, nörolojik rahatsızlıklar ve hafıza kaybı
gösteren baꢀvuranın WK-S rahatsızlığının bulunduğunu teyit ederek, cezasının iyileꢀinceye
dek ertelenmesi tavsiyesinde bulunmuꢀtur.
Bu rapor üzerine Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 19 Aralık 2001 tarihinde daha önce verilen
erteleme kararının süresini altı ay uzatmıꢀtır.
Bu süre Adli Tıbbın 5 Haziran 2002 ve 15 Ocak 2003 tarihli raporlarının ardından iki kez
daha uzatılmıꢀ, son raporda Adli Tıp uzmanları baꢀvuranın sağlık durumunun Anayasa’nın
104. maddesinde öngörülen Cumhurbaꢀkanı’nın af kararı kapsamına girdiğini dile
getirmiꢀlerdir.
CMUK’un 399. maddesinin pratikte uygulanmasında ihtilafların mevcut olması nedeniyle
Adalet Bakanlığı 7 Mart 2003 tarihinde 3.3.9/44 sayılı bir genelge yayımlayarak Adli Tıp
Kurumu’nun sağlık raporlarında, cezanın ne kadar süreyle ertelenmesi gerektiğini somut
olarak dile getirmesi gerektiğini ifade etmiꢀtir. Ekim 2003 tarihinde, Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 27 Ağustos 2003 tarihli raporda
erteleme süresinin belirtilmediği, bu raporun sözü edilen genelge uyarınca hazırlanmadığı
gerekçesiyle baꢀvuranın cezasının ertelenme süresini reddetmiꢀ, uygun bir sağlık raporu
hazırlanmasını istemiꢀtir.
Bununla birlikte, baꢀvuran ilgili yetkili merciler karꢀısına çıkmamıꢀtır.
Baꢀvuran bu karara 12 Kasım 2003 tarihinde Đstanbul DGM önünde bu karara itirazda
bulunmuꢀtur.
Đstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı 19 Ocak 2004 tarihli iddianamesi ile, Kocaeli Cumhuriyet
Savcısı’nın talebinin reddedilip, 27 Ağustos 2003 tarihli rapora dayalı olarak, baꢀvuranın
cezasının altı ay süreyle daha ertelenmesini talep etmiꢀtir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 26 Ocak 2004 tarihli kararıyla ratione loci bakımından
yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.
Kocaeli 2 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi 9 ꢁubat 2004 tarihinde baꢀvuranın talebini
reddetmiꢀtir.
Bu sırada, baꢀvuranın babası 6 ꢁubat 2004 tarihinde oğlunun cezasının kalan kısmının
affedilmesini Cumhurbaꢀkanı’ndan istemiꢀtir.
Bağcılar Cumhuriyet Savcısı 26 ꢁubat 2004 tarihinde baꢀvuran hakkında mahkumlara mahsus
yakalama müzekkeresi çıkarılması kararını vermiꢀtir.
AĐHM tarafından alınan ihtiyati tedbir kararının Cumhuriyet Savcısı tarafından dikkate
alınması ıꢀığında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi CMUK’un 399. ve 402. maddelerinin
uygulanmasını istinaden baꢀvuranın cezasının infazının 13 Eylül 2004 tarihine kadar
ertelenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
Mahkeme daha sonra bu kararı ikinci bir emre dek uzatmıꢀtır. Hükümet, bu karara uygun
olarak ihzar müzekkeresinin askıya alındığını ifade etmiꢀtir.
Mahkeme iç hukuk yetkilileri önünde nihai olarak verilmiꢀ olabilecek karar hakkında kesin
bilgilere sahip değildir.
B. AĐHM’nin soruꢀturma ziyareti
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler
AĐHM Heyeti, Türkiye’de farklı tiplerdeki Ceza infaz kurumlarında hüküm süren fiziksel
koꢀullar hakkında fikir edinmek için beraberinde baꢀvuranların temsilcileri ve Hükümet
yetkilileri ile birlikte iki F tipi Cezaevi’ni (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini
(Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir H tipi tutukevini (Bayrampaꢀa-Đstanbul) ziyaret etmiꢀ ve bu son
kurumun sağlık merkezini incelemiꢀtir. Bu ziyaretler sırasında, Heyet Cezaevi personeli,
Savcılar ve bu kurumlarda görevli doktorlar ile görüꢀmüꢀtür.
Heyet bu vesile ile aynı zamanda, bahsekonu elli üç mahkumdan on yedisi ile ve 7 Eylül 2004
tarihinde baꢀvuran ile görüꢀmüꢀtür.
2. Bilirkiꢀi kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri
AĐHM, baꢀvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ꢀayet
bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaꢀamı ile uyumlu olduğunu belirlemek bakımından
bilirkiꢀi kurulunu görevlendirmiꢀtir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk Adli Tıp
organları tarafından oluꢀturulduğu haliyle baꢀvuranın sağlık dosyasını incelemekle
görevlendirilmiꢀtir.
Bu bağlamda Bilirkiꢀi Kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin nöropsikiyatrik
rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu’nun tanısına uygun
olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı olduğunu belirttiklerini
ortaya koymaktadır.
Buradan hareketle Bilirkiꢀi Kurulu, mahkumlarda olası aꢀırı yükleme öğelerini ve Wernicke
Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık
muayenelerine baꢀvurmaya karar vermiꢀtir.
Đncelemeler Hükümetçe belirlenen Đstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 8
ve 11 Eylül 2004 tarihleri arasında tıbbi mahremiyet ilkesi doğrultusunda yapılmıꢀtır.
Baꢀvuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiꢀtir.
(Kararda Bilirkiꢀi Kurulu’nun sağlık raporundan ilgili bölümlere yer verilmiꢀtir.)
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK ÜZERĐNE
Tarafların mahkemeye sunduğu kanıtlar ıꢀığında, AĐHM, bu ꢀikayetin baꢀvurunun mevcut
haliyle hukuka ve olaylara yönelik ciddi sorunları ortaya çıkardığını, bunun çözümü için
baꢀvurunun esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmiꢀ ve yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3.
maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığına karar vermiꢀtir. Baꢀvurunun kabuledilemez
olması için baꢀka hiçbir gerekçe tespit edilmemiꢀ, baꢀvuru kabuledilebilir bulunmuꢀtur.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yakalandığı Wernicke-Korsakoff sendromu nedeniyle mahkumiyet cezasını
çekmeye devam edemeyeceğini ileri sürmektedir. Günlük ihtiyaçlarının üstesinden tek baꢀına
gelememesi ve diğer mahkum arkadaꢀlarına bağımlı olmak zorunda olması doğrultusunda tek
baꢀına, diğer mahkumlardan ikisi veya üçü ile aynı hücrede mahkumiyetinin fiziksel ve ruhsal
bütünlüğüne bir saldırı olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran, bu koꢀullar altında, gerekli tıbbi
tedaviyi sürdüremediğini, hakkında verilen tevkif müzekkeresinin AĐHS’nin 3. maddesinin
ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.
A. Tarafların görüꢀleri
1. Hükümet
Hükümet, cezaevi kurumlarındaki koꢀulların elveriꢀli olduğunu ifade etmekte ve
hükümlülerin ilk olarak sözü edilen kurumlarda, gerektiğinde hastanede tıbbi hizmetlerden
yararlandıklarının altını çizmektedir.
Hükümet, baꢀvuranın adli tıbba ve etkili bir hukuka dayalı bir sistemden yararlandığını,
iyileꢀinceye dek serbest bırakıldığını savunmaktadır.
Hükümet son olarak, baꢀvuranın durumunun üzücü olmakla birlikte, yetkililere
yüklenebilecek hiçbir fiil veya ihmal sonucunun çıkarılmayacağını ve baꢀvuranın çekeceği
cezasından muaf tutulmasına neden olamayacağını gözlemlemektedir.
Hükümet, görüꢀlerinde uzman kurul raporu ile ilgili olarak, bu rapor sonucunun adli tıp
kurumu raporu ile benzer olduğunu savunmaktadır.
2. Baꢀvuran
Baꢀvuran, Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve ꢀikayetlerini sürdürmektedir. Hakkında
düzenlenen bütün sağlık raporlarının kendisinde mahkumiyetini sürdürmeye engel geri
dönüꢀü olmayan bir hastalığın varlığını gösterdiğini iddia etmektedir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHS’nin özgürlüklerinden yoksun bırakılan kiꢀilerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta
kiꢀilerin durumuna iliꢀkin özel bir hükmü içermediği doğrudur. Bununla birlikte, Devletlere
idare tarafından hükümlü bulunan kiꢀilerin fiziksel bütünlüğünün korunması için gerekli tıbbi
önlemlerin alınması yükümlülüğünden bağımsız olarak, ister fiziksel ister ruhsal olsun doğal
yolla meydana gelen bir hastalıktan çekilen sıkıntı 3. madde çerçevesinde değerlendirilebilir.
Rahatsızlık tutukevi koꢀullarında daha da artıyor ve risk oluꢀturuyorsa bu durumdan yetkililer
sorumlu tutulabilir (Bkz. Mouisel-Fransa kararı, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, AĐHM 2002-
IX, ve Pretty-Đngiltere kararı, no: 2346/02, § 52, AĐHM 2002-III ve bu kararlarda yer alan
referanslar).
Mahkumun sağlığı dıꢀında, selametinin de hapsedilme koꢀullarının pratik gerekliliklerini
dikkate alarak uygun ꢀekilde sağlanması gerekir. Her mahkumun, insan onuruna uygun
tutukluluk koꢀullarına sahip olma hakkı bulunmaktadır. Alınan tedbirlerin uygulanma
koꢀulları, kendisini sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aꢀacak
yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmamalıdır (Kudla-Polonya, no: 30210/96, § 94, AĐHM 2000-
XI).
AĐHS, sağlık gerekçeleriyle bir tutuklunun serbest bırakılması yönünde «genel bir
yükümlülüğü» içermese de, bir hükümlünün klinik tedavi gerektiren hali yine de Avrupa
Konseyi’ne üye Devletler bünyesinde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca hükümlülüğe uygunluğu
belirleyen hallerden birini teꢀkil etmektedir (Bkz. sözü edilen Mouisel ve Price-Đngiltere
kararları, no: 33394/96, § 30, AĐHM 2001-VII).
Özetle, hayati tehlike içeren ya da hapisane yaꢀamı ile kalıcı biçimde uyumsuzluk arzeden bir
hastalığı olan kiꢀinin hapsedilmesi; AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girebilir.
Mevcut davada baꢀvuranın yeniden hapsedilmesinde böyle bir sorunun olup olmadığının
incelenmesi gerekir.
AĐHM, hükümlülerin ağır hastalıklarının bulunduğu durumlarda cezaların uygulanması
konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını incelemiꢀtir. AĐHM, mevzuatın ulusal mercilere
tutukluların ciddi hastalıklarının bulunduğu durumlarda müdahale etme olanağını sunduğunu
not etmektedir. Sağlık durumu, geçici olarak serbest bırakılma ya da cezanın ertelenmesi
kararını gerekçelendirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlere ek olarak sağlık nedeniyle
Cumhurbaꢀkanı affına baꢀvurma imkanı bulunmamaktadır.
AĐHM, sözkonusu usullerin ilk bakıꢀta, Devletlerin özgürlükten yoksun bırakan cezalarla
bağdaꢀtırması gereken, mahkumların fiziksel bütünlüğü ve esenliğinin korunmasını sağlamak
için uygun güvenceleri oluꢀturduğu kanaatindedir.
Mevcut baꢀvurunun özel bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’de 1996-2000 tarihleri arasında koğuꢀ
sisteminden tek ve üçer kiꢀilik hücre yapısındaki F tipi cezaevlerine geçiꢀi protesto etmek
amacıyla baꢀlatılan açlık grevi eylemlerini müteakip, kötü beslenme ve açlık sonucu fiziksel
ve zihinsel bozuklukların meydana geldiğini ve bazı hükümlülerde kaydedilen WK-S tanısı
nedeniyle bu kiꢀilerin hükümlülük halinin devamında kimi güçlüklerle karꢀılaꢀıldığını
belirtmek yerinde olacaktır. Yetkili merciler hiç kuꢀkusuz böylesi bir durumun toplum
düzeninin korunması açısından gerekli görülemeyeceğine itibar etmiꢀ ve hasta birçok
mahkumun sağlık gerekçeleriyle ꢀartlı salıverilme hakkından yararlanmasını sağlamıꢀlardır.
Bu baꢀvuruda, baꢀvuran sözü edilen olaylara katılmıꢀ görünmektedir. Türk hukukunca
sunulan olanaklardan hakkında ihzar müzekkeresinin çıkarıldığı 26 Nisan 2004 tarihine dek
yararlanmıꢀtır.
Bu doğrultuda, AĐHM, Gebze Cumhuriyet Savcısı’nın Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı
rapora dayalı olarak baꢀvuranın yakalandığı WK-S rahatsızlığının cezaevi yaꢀamı ile
örtüꢀmediği tespitiyle baꢀvuranın cezasının tecil edilmesine karar verdiğini not etmektedir.
Böylelikle baꢀvuran gerekli tedaviyi almak üzere CMUK’un 399 § 2. maddesi uyarınca ꢀartlı
salıverilme hakkından yararlanmıꢀtır.
Gerçekleꢀtirilen bütün tıbbi kontroller daha önce teꢀhis edilen WK-S tanısını teyit eder
mahiyette olmuꢀtur. Ruhsal bozukluk, disimetrik semptomlar, uyumsuzluk, nistagmüs, oküler
felç, nörolojik rahatsızlıklar ve amnezik kaygılar gösteren baꢀvuranın sağlık durumunun
hapsedilmeye elveriꢀsiz olduğuna karar verilmiꢀtir.
AĐHM, bu tespitler üzerinde yeniden duracak hiçbir unsurun olmadığı görüꢀündedir (Bkz.
Klass-Almanya kararı, 22 Eylül 1993, seri:A no:269, s. 17, §§ 29-30) ve takip eden
gerekçeler nedeniyle bu saptamaların sonradan geliꢀtiğine ikna edici hiçbir geliꢀme
olmadığını kaydetmektedir.
Nitekim 11 Eylül 2004 tarihinde, yani Adli Tıp Kurumu’nun baꢀvuranın durumunun
hapsedilmeye elveriꢀsiz olduğunu belirten 27 Ağustos 2003 tarihli son raporundan bir yıl
sonra baꢀvuran AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu tarafından muayene edilmiꢀtir. Kurul, Uyan’da statik
beyincik sendromu (denge kaybı, yürüme güçlüğü) ve az ölçüde nistagmüs teꢀhisinde
bulunmuꢀtur.
AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu oybirliğiyle, Uyan’ın WK-Sendromuna bağlı olarak günlük yaꢀamını
idame ettirmede ve hareket etmede güçlük çektiği, hastalığının hapsedilmeye elveriꢀsiz
olduğu sonucuna varmıꢀtır.
Bu son hususla ilgili olarak, baꢀvuranın yeninden hapsedilmesi durumunda tıbbi bakımın
eksikliğinden açıkça ꢀikayetçi olmamasına karꢀın, Hükümet’in, baꢀvuranın yeniden
hapsedilmesi halinde sağlanacak günlük tedavi veya desteğin niteliğini ve uygunluğunu
destekleyemediğinin vurgulamak gerekir. Baꢀvurana sağlanan dikkate değer tıbbi bakıma
rağmen, böylesi bir argüman yanlıꢀ anlaꢀılacaktır, zira bu, baꢀvuranın cezaevi dıꢀında tedavi
ve bakım görmesi amacıyla tanınan geçici serbestliğin uygunluğu hususunu tartıꢀma konusu
haline getirecektir.
Bu koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuran Uyan’ın değiꢀmeyen sağlık durumuna rağmen olası
yeniden hapsedilmesinin 3. maddenin kapsamına girecek kadar ciddi bir düzeye ulaꢀacağına
itibar etmektedir.
Esasen bu durum, Türkiye’de mevcut olan koruyucu sistemin olayların bu aꢀamasında iyi
iꢀlememiꢀ olmasından kaynaklanmıꢀtır.
Öte yandan, bu alanda tek yetkili mercii olan Adli Tıp Kurumu’nun baꢀvuranın cezasını
çekmeye elveriꢀli olduğuna dair vermiꢀ olduğu hiçbir rapor bulunmamasına karꢀın 26 ꢁubat tarihinde verilen yakalama müzekkeresini anlamak güçtür. Hükümetin görüꢀlerinde bu
konuda sessiz kalınmıꢀtır; bununla birlikte dava dosyasından yetkililerin, Cumhurbaꢀkanı affı
için hazırlanan dosyayı tamamlamaya çalıꢀtıkları görülmektedir. Bu iꢀlemin yapıldığı farz
edilse idahi, Adli Tıp Kurumu’nun 27 Ağustos 2003 tarihli raporu çerçevesinde yakalama
müzekkeresinin gerekçesi bulunmamaktadır.
Mevcut koꢀullarda, ihzar müzekkeresi son sağlık raporundan beꢀ ay sonra verilmiꢀ olsa bile
bu durum baꢀvuranı baskıya itmiꢀ ve firar etmeye zorlamıꢀtır. Yetkili mercilerin af talebine
iliꢀkin dosyayı tamamlamaları gerekiyor idiyse baꢀvuranın Savcılığa ve Adli Tıp Kurumu’na
gelmesi çağrısında bulunmaları veya yetkililer huzuruna çıkması için ihzar müzekkeresi
hazırlamaları gerekirdi. Bunun yokluğunda, yetkililer aꢀırı bir biçimsellikten kaçınarak, ilk
aꢀamada Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın da ifade ettiği üzere, Ağustos 2003 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ıꢀığında tecil kararını uzatabilirler
müteakiben Adalet Bakanlığı’nın genelgesine ya da Cumhurbaꢀkanı affına uygun bir rapor
hazırlanmasını sağlayabilirlerdi.
Bu durum, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, Devletin makamlarının sorumluluğunu
gündeme getirmektedir. Sözkonusu makamlar, baꢀvuranın hastalığının kökeninde hiçbir
hataları olmadığını öne süremezler. Baꢀvuranın uzun süreli açlık grevine baꢀlama kararı
verirken kendisine vermiꢀ olabileceği zarar her ne olursa olsun, bu hiçbir ꢀekilde, AĐHS’nin 3.
maddesi bakımından Devletin bu kiꢀi karꢀısındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz
(konuya iliꢀkin diğer tartıꢀmalar için, Bkz., Nevmerjitsky-Ukrayna, no: 54825/00, §§ 82-106, Nisan 2005).
Kısaca AĐHM, baꢀvuranın değiꢀmeyen sağlık durumunu göz ardı ederek 26 ꢁubat 2004
tarihinde adı geçeni yeniden hapsetmeye karar veren ulusal mercilerin, AĐHS’nin 3.
maddesinin gerektirdikleri ile uyum içinde hareket etmiꢀ olarak kabul edilemeyecekleri ve
baꢀvuran hakkında çıkartılan aynı tarihli yakalama müzekkeresinin yürütülmesi halinde,
Savunmacı Devlet’in 3. maddeyi ihlal etmiꢀ olacağı görüꢀündedir.
Yakalama müzekkeresinden bu yana baꢀvuranın yeniden hapsedilmemiꢀ olması ile hiçbir
netice çıkmamaktadır. Baꢀvuran yeniden hapsedilmiꢀ olsaydı yalnızca olayların ciddiyet
derecesi artmıꢀ olacaktı.
AĐHM, Türk yetkililerince baꢀvuranın sağlık durumunda kesin bir değiꢀiklik olmadan ileride
yeniden hapsedilme kararının alınması halinde değerlendirmesinin aynı olacağının altını
çizmektedir.
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 5 § 1 a) maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, Cumhuriyet Savcılığı’nın hakkında
verilen doktor raporlarını tanımayarak cezanın ertelenmesini reddetmesi ile özgürlük ve
emniyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın ꢀartlı salıverildiği 28 Haziran 2001 tarihinden sonra hiçbir surette
tutuklanmadığını ve yeniden hapsedilmediğini hatırlatmaktadır. Fakat, AĐHS’nin 5. maddesi,
1. paragrafında yer alan zorunluluklar dıꢀında herkesin özgürlüğünden yoksun «bırakılmama»
ve özgürlüğünden yoksun «kalmama» hakkını öngörür (Bkz. Weeks-Đngiltere kararı, 2 Mart
1987, seri:A no: 39, s. 33, § 92).
AĐHM, yukarıda ifade edilen ꢀikayetin içerdiği unsurların benzerlerinin veya aynılarının
AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin inceleme sırasında da ele alındığını gözlemlemektedir.
O halde AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 5. maddesi çerçevesinde ayrıca incelenmesine gerek
olmadığı hükmüne varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maddi zarar için hiçbir miktar dile getirmemekte, buna karꢀın, maruz kaldığı
manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu talebi reddetmekte ve bu miktarın aꢀırı ve dayanaktan yoksun olduğunu
savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın yakalama müzekkeresi nedeniyle ciddi sıkıntılar çektiğine, maruz kaldığı
manevi zararın bu kararın sonucu ile telafi edilemeyeceğine itibar etmektedir (Bkz. Mokrani-
Fransa, no: 52206/99, §§ 36 ve 43, 15 Temmuz 2003).
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana bu doğrultuda 3.000 Euro ödenmesini
kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran yapmıꢀ olduğu temsil, çeviri ve iletiꢀim giderleri için 4.730 Euro talep etmektedir.
Hükümet, kanıtlayıcı belgelerin olmadığını kaydederek bu talebin reddedilmesi gerektiğini
ileri sürmektedir.
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran yapmıꢀ olduğu masraf ve
harcamaların gerçekliğini ve gerekliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde bir
tazminat elde edebilir (Bkz. diğerleri arasında Nikolova-Bulgaristan kararı, no: 31195/96, §
79, AĐHM 1999-II).
AĐHM, sunulan ayrıntıları gözönünde bulundurarak, her türlü vergiden muaf tutulmak
suretiyle baꢀvurana, 2.000 (ikibin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715
(yediyüz onbeꢀ) Euro tutarındaki adli yardım düꢀülerek, kalan meblağın ödenmesinin makul
olduğuna kanaat getirmiꢀtir.
Bu miktar Yeni Türk Lirasına (YTL) çevrilmek suretiyle baꢀvuran veya temsilcisi tarafından
belirtilecek bir banka hesabına yatırılacaktır.
C. Temerrüt Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna ;
2. Oybirliğiyle, baꢀvuranın tıbbi ehliyetinde net bir değiꢀiklik olmaksızın yeniden
hapsedilmesi ile AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, baꢀvurunun AĐHS’nin 5 § 1. maddesi altında incelenmesine gerek
olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
baꢀvurana;
i.
ii.
Üçe karꢀı beꢀ oyla, manevi tazminat olarak 3.000 (üç bin) Euro;
Oybirliğiyle, masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro’dan Avrupa Konseyi
tarafından verilen adli yardım tutarı 715 (yedi yüz on beꢀ) Euro düꢀülerek kalan
kısmı ödemesine;
iii.
Anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin
uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
Kararın ekinde AĐHS’nin 45 § 2. maddesi ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun
olarak Yargıçlar Caflish ve Türmen’in kısmi muhalefet ꢀerhleri yer almaktadır.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło