74552/01

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD007455201

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy użycie gazu łzawiącego przez policję wobec uczestników pokojowej demonstracji stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? 2. Czy rozproszenie demonstracji i zatrzymanie skarżącej naruszyło jej prawo do wolności zgromadzeń i stowarzyszania się, gwarantowane w art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że brak jest wystarczających dowodów na to, by użycie gazu łzawiącego osiągnęło minimalny poziom dotkliwości wymagany do stwierdzenia naruszenia, zwłaszcza wobec braku raportów medycznych i szybkiego zwolnienia skarżącej. Co do art. 11, Trybunał podkreślił, że choć państwa mogą wymagać zgłoszenia zgromadzeń, to nieuprawnione zgromadzenie nie usprawiedliwia automatycznie jego siłowego rozproszenia, jeśli jest ono pokojowe. Interwencja policji, która użyła siły wobec niewielkiej, pokojowej grupy, nie była proporcjonalna do celu ochrony porządku publicznego i nie była "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym", co stanowiło naruszenie wolności zgromadzeń.
Stan faktyczny
Skarżąca, Oya Ataman, urodzona w 1970 roku i mieszkająca w Stambule, jest prawniczką i członkinią Stowarzyszenia Praw Człowieka. 22 kwietnia 2000 roku wzięła udział w demonstracji w Parku Sultanahmet w Stambule, protestując przeciwko więzieniom typu F. Grupa 40-50 osób, z transparentami, zebrała się pod jej kierownictwem. Policja ostrzegła grupę, aby się rozeszła, powołując się na nielegalne zgromadzenie i zakłócanie porządku publicznego. Gdy grupa nie posłuchała, policja użyła gazu łzawiącego ("biber gazı") do rozproszenia demonstrantów i zatrzymała 39 osób, w tym skarżącą. Została ona zwolniona po krótkim czasie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji. 4. Orzeka, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącą. 5. a) Zobowiązuje Rząd pozwany do zapłaty skarżącej kwoty 1 000 (tysiąca) euro tytułem kosztów i wydatków, wolnej od wszelkich podatków, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, zgodnie z art. 44 § 2 Konwencji, przeliczonej na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności. b) Orzeka, że od upływu wspomnianego terminu do dnia zapłaty, od tej kwoty będą naliczane odsetki zwykłe według stopy równej krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 6. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   OYA ATAMAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:74552/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ARALIK 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (74552/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaꢀı Oya Ataman’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mart 2001   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur. Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından G. ꢁan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Oya Ataman, Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, avukat ve Đnsan Hakları Derneği’nin bir üyesi olarak, 22 Nisan 2000   tarihinde, Đstanbul Sultanahmet Parkı’nda, F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla basın   açıklaması ile sona eren bir yürüyüꢀ düzenlemiꢀtir.   Öğle saatlerine doğru, Đstanbul Đnsan Hakları Derneği Baꢀkanı avukat Eren Keskin ile   birlikte baꢀvuran yönetiminde 40-50 kiꢀilik bir grup, ellerinde pankartlarla toplanmıꢀlardır.   Polis, izinsiz gösteri yaptıkları ve kamu düzenini bozdukları gerekçesiyle, hoparlörle   kalabalığa dağılması yönünde uyarıda bulunmuꢀtur.   Grup, yapılan uyarıları dinlemeyerek, güvenlik güçlerine rağmen yürüyüꢀlerine devam   etmiꢀtir. Güvenlik güçleri, göstericileri “biber gazı” olarak adlandırılan göz yaꢀartıcı sprey   kullanarak dağıtmıꢀ, aralarında baꢀvuranın da yer aldığı otuz dokuz kiꢀiyi gözaltına alarak,   karakola götürmüꢀtür.   Kimliği doğrulandıktan sonra, mesleği gözönünde bulundurulan baꢀvuran, 12:45’de   serbest bırakılmıꢀtır.   Baꢀvuran, 26 Nisan 2000 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na giderek,   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü ve ilgili polisler hakkında, “biber gazı” kullanarak kendilerine   kötü muamelede bulundukları, yasadıꢀı olarak gözaltına aldıkları ve gösteri sonunda yapılacak   basın açıklamasına engel oldukları gerekçeleriyle, ꢀikayet baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   Cumhuriyet Savcısı, 29 Haziran 2000 tarihinde, suç oluꢀturan unsurların yokluğu   nedeniyle takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Baꢀvuran, bu karara karꢀı, 25 Temmuz 2000 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza   Mahkemesi’ne giderek itirazda bulunmuꢀtur.   Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2000 tarihinde, takipsizlik kararını onamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   AĐHM, tarafların argümanları ıꢀığında baꢀvurunun esastan incelenmesi gereken ciddi   maddi ve hukuki sorunları ortaya çıkardığına kanaat getirmektedir. Buradan, AĐHS’nin 35§3   maddesi uyarınca baꢀvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği ortaya   çıkmaktadır. Baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesini ortaya çıkarmayan AĐHM,   baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna karar vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, gösteri yapan grubu dağıtmak için gözyaꢀı ve solunum güçlüğü gibi fiziksel   sıkıntılara neden olan “biber gazı” olarak da adlandırılan göz yaꢀartıcı spreyinin   kullanılmasından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, göstericilerin dağıtılması için kullanılan gazın sağlık gerekliliklerine ve   uluslararası sözleꢀmelere uygun olduğunu belirtmektedir. Hükümet, “biber gazı” olarak   bilinen Oleo-resin Capsicum (OC)’nin sözkonusu olduğunu açıklamakta ve bu ürün hakkında   bilirkiꢀi raporu sunmaktadır. Ayrıca Hükümet, baꢀvuranın gazın neden olduğu olası   rahatsızlıklarını ortaya koymak için hiçbir sağlık raporu sunmadığına dikkat çekmektedir.   Baꢀvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir.   AĐHM, yerleꢀik içtihadına göre AĐHS’nin 3. maddesi alanına girmek için kötü   muamelenin asgari ciddiyet seviyesine ulaꢀmıꢀ olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir   muamele 3. madde uyarınca, uzun süre kasıtlı olarak uygulandığı ve fiziksel ya da ruhsal   derin acılara ve bedensel lezyonlara neden olduğu takdirde “insanlık dıꢀı” olur. Ayrıca, bir   muamelenin 3. madde uyarınca “onur kırıcı” olup olmadığını araꢀtırırken, AĐHM, amacın   ilgili kiꢀiyi küçük düꢀürmek ve aꢀağılamak olup olmadığını ve etkileri ile birlikte   değerlendirilen tedbirin, 3. madde ile bağdaꢀmayan bir ꢀekilde ilgilinin kiꢀiliğine zarar verip   vermediğini inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya, no: 30210/96).   AĐHM, yerleꢀik içtihadı ıꢀığında olayları inceleyecektir (Bkz. diğer birçok karar   arasında, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998, Selouni-Fransa, no: 25803/94,   Raninen-Finlandiya, 16 Aralık 1997 tarihli karar, V.c.-Birleꢀik Krallık, no: 24888/94, Chahal-   Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar ve   Labita-Đtalya, no: 26772/95).   Öncelikle AĐHM, “biber gazı spreyinin” kullanılması sorununa eğilmektedir. AĐHM   Avrupa Konseyi ülkelerinin, taꢀkınlık durumunda göstericileri kontrol etmek, hatta dağıtmak   için kullanılan bu gazın, Kimyasal Silah Sözleꢀmesi’nin (CAC) ekinde belirtilen toksik gazlar   arasında yer almadığını gözlemlemektedir. Ancak AĐHM, biber gazının kullanıldığında,   solunum, mide bulantısı kusma, solunum yollarının tahriꢀ olması, gözlerde tahriꢀ, kaꢀınma,   göğüs ağrıları, dermatit yada alerji sorunları gibi sıkıntılara neden olabileceğini not   etmektedir.   Ancak AĐHM, baꢀvuranın gaza maruz kaldıktan sonra olabilecek tehlikeli etkileri   ortaya koymak amacıyla hiçbir sağlık raporu sunmadığını tespit etmektedir. Yakalandıktan   çok az bir süre sonra serbest bırakılan ilgili, bir doktor tarafından muayene edilmesine   çalıꢀmamıꢀtır (Kılıçgedik-Türkiye, no: 55982/00). Kısaca AĐHS’nin 3. maddesine aykırı   muamele iddialarını destekleyici hiçbir delil unsuru ya da delil baꢀlangıcı oluꢀturabilecek bir   belge bulunmamaktadır.   Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, gösterinin ve gösteriden sonra yapılması öngörülen basın açıklamasının   polisler tarafından engellendiğinden dolayı, ifade ve dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal   edilmesinden ꢀikayetçi olmaktadır.   AĐHM, baꢀvurunun kısmi kabuledilebilirlik kararında, bu ꢀikayetleri AĐHS’nin 11.   maddesi açısından incelemeyi öngördüğünü hatırlatmaktadır.   Hükümet, sözkonusu toplantının, yetkili makamlara bildiri tebliğ edilmeden yasadıꢀı   olarak düzenlendiğini ileri sürmektedir. Hükümet, 11. maddenin ikinci paragrafının kamu   düzenini bozmayan toplantılar yapma hakkına sınırlama getirdiğini hatırlatmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın toplantı yapma hakkına müdahalenin varlığı hakkında bir itirazın   bulunmadığını belirtmektedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara iliꢀkin 2911   sayılı Kanun’un 22. maddesi gibi yasal dayanağı bulunmakta ve böylece AĐHS’nin 11§2   maddesi uyarınca “kanun tarafından öngörülmekte”dir. Geriye müdahalenin meꢀru amaç   güdüp gütmediği ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.   1. Meꢀru amaç   Hükümet, müdahalenin, diğerlerinin arasında, düzenin korunması ve baꢀkalarının   hakları gibi meꢀru amaçlar güttüğünü savunmaktadır.   AĐHM, dava konusu tedbirin 11. maddenin ikinci paragrafı uyarınca, düzenin   korunması ve baꢀkalarının haklarının korunması, özellikle hiçbir güçlükle karꢀılaꢀmadan halk   içinde dolaꢀma hakkı gibi meꢀru amaçların en az ikisini hedeflediğinin düꢀünülebileceğine   kanaat getirmektedir.   2. Demokratik toplumda gerekli olma   Hükümet’e göre baꢀvuran kamuya açık bir alanda önceden bildirmeden ve ilgili iç   mevzuata aykırı olarak yapılan bir gösteriye katılmıꢀtır. Hükümet ayrıca diğer göstericilerle   birlikte baꢀvuranın dağılma emrine uymadığını not etmektedir. Bu koꢀullarda ve konu   hakkında Devletlere tanınan takdir payını gözönünde bulundurarak, Hükümet, kalabalık bir   saatte parkın içinde bulunan halk arasında tedirginlik yaratma riskinin ve göstericilerin karꢀı   koymasının dava konusu toplanan grubun dağıtılmasını haklı kıldığına kanaat getirmektedir.   Hükümet’e göre, polislerin müdahalesi AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca   gerekli bir tedbirdi.   Baꢀvurana göre polis, toplantının kamu düzenini bozduğu bahanesiyle bildirinin halka   okunmasını beklemeden müdahale etmiꢀtir.   AĐHM öncelikle, 11. maddeye iliꢀkin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta   bulunmaktadır (Bkz. Djavit An-Türkiye, no: 20652/92, Piermont-Fransa, 27 Nisan 1995   tarihli karar ve Plattform “Arzte für das Leben”-Avusturya, 21 Haziran 1988 tarihli karar).   Böylece bu içtihattan, gösterilerin en iyi ꢀekilde yapılması ve bütün vatandaꢀların güvenliğini   sağlamak amacıyla makamların yasal gösteriler için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün   bulunduğu ortaya çıkmaktadır.   AĐHM, devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı   dolaylı yoldan usulsüz bir ꢀekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not   etmektedir. Son olarak AĐHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu   güçlerinin keyfi müdahalelerine karꢀı kiꢀiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu   hakların etkili bir ꢀekilde kullanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de kapsadığına   kanaat getirmektedir (Djavit An).   AĐHM, öncelikle, bu ilkelerin kamu alanlarında düzenlenen gösteri ve yürüyüꢀler için   de uygulanabileceğine kanaat getirmektedir. Ancak, AĐHM, kamu düzeni ve ulusal güvenlik   nedenlerinden dolayı, a priori, Yüksek Sözleꢀmeci Taraf’ın toplantı yapılmasını izne   bağlaması ve derneklerin faaliyetlerini düzenlemesinin, 11. madde anlayıꢀına ters olmadığını   not etmektedir (Bkz. Djavit An).   AĐHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin   düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde, yetkili makamlara yapılacak bildirinin olaydan yetmiꢀ iki saat önce yapılması   gerekiyordu. Đlke olarak benzeri düzenlemeler, AĐHS tarafından korunduğu ꢀekliyle toplantı   yapma özgürlüğüne gizli bir engel oluꢀturmamalıdır. Kamu alanlarındaki her türlü gösteri   günlük yaꢀamın devamı için bir takım düzensizliklere neden olabilmekte ve kinle karꢀı   karꢀıya kalınabilmektedir. Hal böyleyken, dernek ve diğer gösteri organizatörlerinin,   yürürlükteki düzenlemelere riayet ederek, demokrasinin aktörleri olarak oyunun kurallarına   katılması önemlidir.   AĐHM, bildiri yapılmadığı takdirde, gösterinin kanundıꢀı olacağına kanaat   getirmektedir. Baꢀvuran da buna itiraz etmemektedir. Ancak AĐHM, kanundıꢀı bir durumun   toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı göstermeyeceğini hatırlatmaktadır (Cisse-Fransa,   no: 51346/99). Ancak bu durumda, bildirinin gösterinin halkın kalabalık olduğu bir saatte   karıꢀıklıkların aza indirgenmesi amacıyla, yetkililere gerekli tedbirleri almayı sağlayabilirdi.   AĐHM için, siyasi, kültürel yada baꢀka amaçlı her türlü olay, toplantı ya da toplanmanın en iyi   ꢀekilde geçmesini sağlamak amacıyla önleyici tedbir olarak, örneğin gösteri alanlarında kamu   görevlilerinin bulunması gibi güvenlik tedbirlerinin alınması önem arz etmektedir.   Dosyadan gösterici grubun yürüyüꢀün yasadıꢀı olduğu ve halkın kalabalık olduğu bir   saatte kamu düzeninde neden olabilecekleri karıꢀıklıklar konusunda birçok kez bilgi verildiği   ve dağılmaları konusunda uyarıldıkları ortaya çıkmaktadır. Baꢀvuran diğer göstericilerle   birlikte, güvenlik kuvvetlerinin uyarılarına uymamıꢀ ve geçiꢀi zorlaꢀtırmaya çalıꢀmıꢀtır.   Ancak dosyadaki hiçbir unsur sözkonusu grubun, trafikte karıꢀıklık yaratması dıꢀında   kamu düzeni için tehlike arz ettiğini belirtmeyi sağlamamaktadır. Burada sözkonusu olan   daha çok, elliye yakın kiꢀinin kamuoyunun dikkatini güncel bir soruna çekmektir. AĐHM,   öğleye doğru toplanmaya baꢀlandığını ve ilerleyen yarım saat içinde de grubun yakalanması   ile sona erdiğini gözlemlemektedir. AĐHM, özellikle yetkililerin, Đnsan Hakları Derneği adına   düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa anlam verememektedir.   AĐHM için, göstericilerin ꢀiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin,   AĐHS’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı ꢀekliyle toplantı özgürlüğünün   geçerli olabilmesi için, barıꢀ yanlısı toplanmalara hoꢀgörüyle yaklaꢀması önem arz   etmektedir.   Sonuç olarak AĐHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı   olmadığına ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması   için gerekli bir tedbir oluꢀturmadığına kanaat getirmektedir.   Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, gösterinin yapıldığı gün altı saat boyunca çalıꢀmasının engellenmiꢀ   olmasından dolayı uğradığı maddi zarar adı altında 1.190,83 Euro ve maruz kaldığı manevi   zarar adı altında 20.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensellik bağı   görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Ayrıca, manevi zarar konusunda, AĐHS’nin 11.   maddesinin ihlal tespitinde bulunulması ile baꢀvuranın yeterince tazmin edildiğine kanaat   getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran, AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 8.051,77 Euro   istemektedir.   Hükümet bu tutarın abartılı olduğuna kanaat getirmektedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları   ortaya konulduğu sürece masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilmektedir (Bkz.   Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96). Bu bağlamda AĐHM, ilgilinin yapılan masraf ve   harcamalara iliꢀkin hiçbir delil sunmadığını not etmektedir. Yine de mevcut davanın   hazırlanması amacıyla bazı harcamalar yapılmıꢀtır. AĐHM baꢀvurana bu bakımdan 1.000 Euro   verilmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Đhlal sonucunun baꢀvuranın uğradığı manevi zarar için tek baꢀına adil tazmin   oluꢀturduğuna;   5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   baꢀvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her   türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło