74657/01
WyrokETPCz2007-12-18ECLI:CE:ECHR:2007:1218JUD007465701
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie i brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania jego legalności naruszyły art. 5 ust. 3 i 5 ust. 4 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania tymczasowego aresztowania skarżącego były ogólnikowe i niewystarczające, aby usprawiedliwić tak długi okres pozbawienia wolności (cztery lata i osiem miesięcy). Podkreślono, że samo istnienie uzasadnionego podejrzenia, choć początkowo wystarczające, z czasem staje się niewystarczające, a sądy krajowe nie wykazały należytej staranności w prowadzeniu postępowania. W odniesieniu do art. 5 ust. 4, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze stanowisko, że krajowe środki odwoławcze nie zapewniały skutecznej możliwości zakwestionowania legalności aresztowania.Stan faktyczny
Skarżący, Erkan Soylu, urodzony w 1973 roku, został aresztowany 26 grudnia 1995 roku w Stambule pod zarzutem przynależności do PKK i posiadania materiałów wybuchowych. Był przetrzymywany w areszcie śledczym. Sąd Bezpieczeństwa Państwowego (DGM) skazał go 8 lutego 2000 roku na kary pozbawienia wolności. Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok 17 kwietnia 2001 roku. Skarżący został zwolniony 1 listopada 2001 roku, po spędzeniu w areszcie łącznie czterech lat i ośmiu miesięcy. DGM ponownie podtrzymał swój wyrok 17 października 2002 roku, który ponownie został uchylony przez Sąd Kasacyjny, a sprawa nadal toczy się przed Sądem Karnym w Stambule.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji.
4. Zasądza skarżącemu 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.
5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ERKAN SOYLU - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:74657/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 74657/01 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀı
Erkan Soylu’nun (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması
Sözleꢀmesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 19 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1973 doğumludur.
Baꢀvuran 26 Aralık 1995 tarihinde üzerinde sahte bir kimlik kartıyla yakalanarak Đstanbul Đl
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranın PKK’ya
mensup olduğundan ꢀüphelenilmekteydi.
Gözaltında tutulduğu sırada baꢀvuran, sözkonusu örgüte üye olduğunu ve örgüt bünyesinde
faaliyetler yürüttüğünü itiraf etmiꢀtir. Polis, baꢀvuran tarafından tarif edilen yerlerde bir el
çantasına gizlenmiꢀ halde Molotof Kokteylleri ele geçirmiꢀtir.
Gözaltı süresinin sonunda baꢀvuran adli tabip tarafından muayene edilmiꢀtir. Muayene
sonucunda düzenlenen raporda baꢀvuranın vücudunda travmaya bağlı herhangi bir ize
rastlanmadığı belirtilmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından
dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiꢀtir.
Yine aynı tarihte baꢀvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi Nöbetçi Hakimi karꢀısına
çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran kendisine yöneltilen suçlamaların tamamına itiraz etmiꢀtir. Hakim
baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Savcı 29 ꢁubat 1996 tarihli iddianamesinde diğer on kiꢀiyle birlikte baꢀvuranı PKK’ya
mensup olmak ve patlayıcı madde imal etmek suçuyla itham etmiꢀtir. Savcı 3713 sayılı
kanunun 5. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi temelinde baꢀvuranın
mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
Takip eden adli süreç çerçevesinde baꢀvuranın tutukluğunun devamı meselesi kimi zaman
dosya üzerinden kimi zaman da duruꢀma yoluyla re’sen incelenmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı
tarafından duruꢀmalar esnasında dile getirilen tutuksuz yargılanma talepleri, bilhassa isnad
edilen suçun ağırlığı, delil durumu ve tutuklamanın baꢀlangıç tarihi gibi unsurlar göz önünde
bulundurularak reddedilmiꢀtir. ꢁubat 1996 tarihli iddianamede belirtilen kanun maddelerine istinaden DGM, 8 ꢁubat 2000
tarihinde baꢀvuranı suçlu bularak silahlı bir çeteye yardım etmekten on iki yıl altı ay, patlayıcı
madde imal etmekten ise sekiz yıl dört ay hapsine ve kamu hizmetinden ömür boyu men
edilmesine karar vermiꢀtir.
Yargıtay 17 Nisan 2001 tarihli kararında, patlayıcı madde imal etme suçunun TCK’nın 264.
maddesinde öngörüldüğü haliyle aynı kanunun 168. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen
yasadıꢀı silahlı bir örgüte mensup olma suçuna iliꢀkin bir unsur olarak değerlendirilmesi
gerektiği kanaatinden hareketle DGM kararını bozmuꢀtur. Böylece dosya DGM’ye iade
edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, tutukluluk süresi göz önünde bulundurularak 1 Kasım 2001 tarihinde serbest
bırakılmıꢀtır.
Temyiz kararı üzerine dosyayı yeniden görüꢀen DGM, 17 Ekim 2002’de ilk kararında ısrar
etmiꢀtir.
Yargıtay daha önceki gerekçelerle DGM kararını bir kez daha bozmuꢀtur.
Taraflarca verilen bilgilere göre dava halen, DGM’lerin kaldırılmasıyla birlikte yetkili
mahkeme haline gelen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmektedir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN
Baꢀvuran, uzun tutukluluk süresinden ve tutukluluk süresinin yasaya uygunluğu hakkında
karar verilebilmesi için bir baꢀvuru yolu bulunmadığından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu
hususta AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet iki bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunaktadır.
A. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 298. ve 299. maddeleriyle tutukluluk
halinin devamı kararlarına ulusal makamlar önünde itiraz edilebilmesine imkan tanındığını,
ancak baꢀvuranın bu imkanı kullanmadığını savunmaktadır.
Baꢀvuran, DGM’nin serbest bırakılma taleplerini sistematik bir biçimde reddettiğine dikkat
çekmektedir.
AĐHM benzer bir argümanı Koꢀti ve diğerleri - Türkiye davasında (no: 74321/01, prg. 16-26, Mayıs 2007) reddettiğini hatırlatır. Daha önceki kararından ayrılmak için herhangi bir
gerekçe görmeyen AĐHM Hükümet’in bu itirazını reddeder.
B. Altı ay süresi kuralına riayet edilmesi hakkında
Hükümet altı ay süresi kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır.
Baꢀvuran bu argümana itiraz etmektedir.
AĐHM baꢀvuranın 19 Haziran 2001 tarihinde AĐHM’ne baꢀvuru yapmasına rağmen, 1 Kasım tarihinde salıverildiğini gözlemlemektedir. Solmaz - Türkiye kararındaki içtihadını esas
alan AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirlenen koꢀulların halihazırda
oluꢀtuğunu değerlendirmektedir. Bu nedenle Hükümetin itirazının reddedilmesi yerinde
olacaktır.
AĐHM ayrıca, gündeme getirilen ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/1 maddesi anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin
bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu ꢀikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde
olacaktır.
II. ESASA ĐLĐꢁKĐN
A. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Hükümet, ulusal mahkemelerin tutukluluğun devamına yönelik kararlarını gereği gibi
gerekçelendirdiklerini öne sürmektedir. Soruꢀturmaların devam etmesi ve delillerin durumu
gibi unsurlar salıverilme taleplerinin reddedilmesi bakımından oldukça önemliydiler.
Hükümete göre, bu koꢀullar altında baꢀvuranın tutukluluğunun devamı zorunluluk arz etmekte
idi. Hükümete göre, savunmasını sunmak için tüm duruꢀmalara katılmayan baꢀvuranın
tutukluluk halinin uzatılması kiꢀisel tutumu ile de ilintiliydi. Hükümet baꢀvuranın tutuklu
yargılandığı sürenin aꢀırı olmadığı sonucuna varmaktadır. Hükümet ayrıca, tutuklu olarak
alıkonulduğu sürenin mahkumiyet süresine sayıldığı cihetle baꢀvuranın geçerli surette
‘mağdur olduğu’ iddiasında bulunamayacağı kanaatindedir. Hükümete göre baꢀvuran, zarar
gördüğü kanaatinde idiyse konuyla ilgili kanun uyarınca tazminat davası açma hakkına
sahipti.
Baꢀvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.
AĐHM baꢀvuranın tutukluluk süresi sebebiyle bir tazminat elde etmesine imkan tanıyan bir
baꢀvuru yolu bulunmadığından değil tutukluluk süresinden ꢀikayetçi olduğunu derhal tespit
etmektedir. Dolayısıyla baꢀvuranın ꢀikayeti AĐHS’nin 5/3 maddesiyle ilgilidir. Oysa Hükümet
tarafından ileri sürülen baꢀvuru yolu AĐHS’nin 5/5 maddesine iliꢀkindir (bkz., Yağcı ve Sargın
- Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 44, ve Tekin ve Baltaꢀ – Türkiye, no: 42554/98 ve
42581/98, prg. 25, 7 ꢁubat 2006).
AĐHM daha evvel, tutukluluk süresinin tamamının ulusal mahkemeler tarafından hükmedilen
cezadan düꢀülmesinin ilke olarak baꢀvuranın AĐHS’nin 5/3 maddesinin gereklerine
uyulmamasından dolayı ‘mağduriyetini’ ortadan kaldırmadığı hükmüne vardığını anımsatır.
Bu durum yalnızca baꢀvuranın maruz kalmıꢀ olabileceği zararın büyüklüğünün belirlenmesi
amacıyla dikkate alınır (bkz. mutatis mutandis, De Jong, Baljet ve Van Den Brink – Hollanda, Mayıs 1984 tarihli karar, prg. 41, ve Van Der Slujis, Zuiderveld ve Klappe – Hollanda, 22
Mayıs 1984 tarihli karar, prg. 37).
AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 5/3 maddesi açısından dikkate alınması gereken sürenin ‘isnat edilen
suçun ilk derece mahkemesi tarafından bile olsa sabit bulunduğu tarihte sona erdiğini
anımsatır (bkz. Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, prg. 9, ve Labita – Đtalya,
no: 26772/95, prg. 147).
Mevcut davada baꢀvuranın tutukluluğu yakalandığı tarih olan 26 Aralık 1995’te baꢀlayıp 8
ꢁubat 2000 tarihinde sona ermiꢀtir. Netice itibarıyla baꢀvuran ‘yetkili bir mahkeme tarafından
hakkında mahkumiyet kararı verildikten sonra’ hükümlü hale gelmiꢀtir (bkz. I.A. – Fransa, 23
Eylül 1998 tarihli karar, prg. 98, Baltacı – Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006, Solmaz -
Türkiye, prg. 23-27, adıgeçen). Sözkonusu ilk dönem dört yıl bir ay on dört gün sürmüꢀtür.
Yargıtay’ın 8 ꢁubat 2000 tarihli kararı bozduğu 17 Nisan 2001 tarihinden itibaren dava DGM
önünde yeniden incelenmeye baꢀlamıꢀtır. Dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının c)
bendi anlamında ikinci bir tutukluluk dönemi baꢀlamıꢀtır.
Sözkonusu dönem mahkemenin 1 kasım 2001 tarihinde baꢀvuranın serbest bırakılmasına
hükmetmesinin ardından sona ermiꢀtir. Dolayısıyla bu dönem altı ay on beꢀ gün sürmüꢀtür.
Netice olarak baꢀvuran toplam olarak dört yıl sekiz ay tutuklu kalmıꢀtır (dikkate alınan
sürenin hesaplanmasıyla ilgili olarak, bkz., özellikle, Solmaz – Türkiye, prg. 34-37, adıgeçen).
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasına özen gösterme görevi aslen
ulusal adli mercilere düꢀer. Bu maksatla adli merciler, masumiyet karinesini de göz önünde
bulundurarak, kamu menfaati bakımından bireysel özgürlük kuralına bir istisna getirilip
getirilemeyeceğini belirlemek üzere dava koꢀullarının tamamını incelemeli ve tahliye
taleplerini reddettikleri kararlarında bunları da dikkate almalıdırlar. AĐHM, özellikle bu
kararlarda belirtilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurusunda belirttiği ihtilafa yol açmayan
olaylar çerçevesinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (bkz.
Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu çerçevede, yakalanan kimsenin bir suç iꢀlediğine dair ꢀüphelenmek için makul nedenlerin
sürüyor olması durumu tutukluluk halinin sürdürülmesinin yasaya uygunluğunun olmazsa
olmaz koꢀuludur. Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AĐHM adli
mercilerce benimsenen diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini haklı kılmaya devam edip
etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olması halinde AĐHM, ulusal
makamların ‘yargılamanın devam etmesine özel bir ihtimam’ gösterip göstermediklerini
inceler (bkz. diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 52, Ali
Hıdır Polat – Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı – Türkiye, adıgeçen).
Baꢀvuran tarafından mütemadiyen yinelenen salıverilme taleplerini reddederek
tutukluluğunun devamına hükmetmek için ulusal mahkemeler her defasında ‘suçun vasfı, ‘ ve
‘delillerin durumu’ gibi birbirinin benzeri hatta basmakalıp ifadelere baꢀvurmuꢀlardır..
Oysa AĐHM’ye göre ‘delil durumu’ suça iliꢀkin ciddi emarelerin mevcudiyeti ve sürmesi
olarak anlaꢀılabilir ise de ve genel olarak bu koꢀullar uygun etken teꢀkil edebilirlerse de
mevcut davada baꢀvuranın bu denli uzun bir süre boyunca alıkonulmasını haklı kılmamaktadır
(Ali Hıdır Polat, prg. 28, adıgeçen Baltacı, prg. 50, ve, Solmaz, prg. 43, kararları),
Ayrıca AĐHM baꢀvuranın bazı duruꢀmalara katılmamıꢀ olmasının DGM’nin duruꢀma
yapmasına ve davayı görmeye devam etmesine engel olmadığını gözlemlemektedir. Bu
itibarla davanın seyrini yavaꢀlatacak nitelikte baꢀvuranın sorumlu olduğu bir gecikme
olmamıꢀtır.
Bu koꢀulları ve baꢀvuranın uzun tutukluluk süresini göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin
5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
B. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Hükümet Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda öngörülen baꢀvuru yolunun tutukluluğun
yasaya uygunluğunun incelenmesi bakımından etkili bir baꢀvuru yolu olduğunu belirtmekle
yetinmektedir.
Kosti ve diğerleri - Türkiye (adıgeçen, prg. 21) ve Bağrıyanık – Türkiye kararlarında AĐHM,
tutukluluğun yasaya uygunluğu hakkında karar verilmesi için iç hukukta öngörülen itiraz
imkanının AĐHS’nin 5/4 maddesinin gereklerini yerine getirmediği kanaatine varmıꢀtı. AĐHM
mevcut davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir.
Bu itibarla baꢀvuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi bakımından tutukluluğunun yasaya
uygunluğunu incelettirmek için etkili imkanlara sahip olduğu değerlendirilemez. Dolayısıyla
AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maruz kaldığını düꢀündüğü maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini talep
etmektedir. Baꢀvuran tazminat miktarının belirlenmesi hususunu AĐHM’nin takdirine
bırakmaktadır.
Hükümet herhangi bir meblağ talep edilmemiꢀ olması sebebiyle bu yönde bir tazminata
hükmetmeye gerek olmadığı kanaatindedir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile maddi tazminat talebi arasında bir illiyet bağı bulunmadığından
bu yönde yapılan talebi reddeder. Buna karꢀın, konuyla ilgili içtihadı gereğince hakkaniyete
uygun bir karara varan AĐHM, manevi tazminat baꢀlığı altında baꢀvurana 2.000 Euro
ödenmesine hükmeder.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin olarak da herhangi bir meblağ talep etmeyip
konuyu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadı uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi anlamında yargılama masraf ve
giderlerinin iadesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda
olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür (bkz. Nikolova – Bulgaristan, no: 31195/96,
prg. 79). Konuyla ilgili olarak AĐHM baꢀvuranın herhangi bir belge sunmadığını
kaydetmektedir.
Bu koꢀullar altında AĐHM yargılama masraf ve giderleri baꢀlığı altında bir meblağa
hükmetmeye yer olmadığı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna ;
2. AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine ;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından, baꢀvurana ) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi
tazminat baꢀlığı altında 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına ;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine ;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 18 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło