74939/01

WyrokETPCz2006-08-08ECLI:CE:ECHR:2006:0808JUD007493901

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego, trwającego osiem lat i pięć miesięcy, naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że długość postępowania karnego, trwającego osiem lat i pięć miesięcy w jednej instancji, była nadmierna i nie spełniała wymogu "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał oparł się na swoim ugruntowanym orzecznictwie, które nakazuje ocenę rozsądności terminu w świetle złożoności sprawy, zachowania skarżącego i władz krajowych. Rząd nie przedstawił żadnych argumentów ani dowodów, które uzasadniałyby tak długie opóźnienia, wynikające głównie z niemożności odnalezienia współoskarżonych.
Stan faktyczny
Skarżący, İsmet Dağ, został zatrzymany 23 września 1994 r. w związku z operacją policyjną przeciwko PKK. Oskarżono go o fałszowanie i używanie fałszywych dokumentów tożsamości. Postępowanie karne trwało od 29 września 1994 r. do 26 lutego 2003 r., przechodząc między dwoma sądami (Izmir Assize Court i Izmir Heavy Penal Court). Główne opóźnienia wynikały z niemożności odnalezienia i przesłuchania współoskarżonych. Ostatecznie, postępowanie zostało umorzone z powodu przedawnienia.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 6 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki. 4. Odrzucił pozostałą część roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   DAĞ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 74939/01)   KARAR   STRAZBURG   Ağustos 2006   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,   üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Dava, İsmet Dağ (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 13 Mart 2001 tarihinde, İnsan   Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine   dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı başvurudan (no. 74939/01)   kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   Başvuran, 1965 doğumludur ve Türkiye’de ikamet etmektedir. 23 Eylül 1994   tarihinde, başvuran, PKK’ya yönelik bir polis operasyonunda gözaltına alınmıştır. 29 Eylül   tarihinde, İzmir’de bulunan Cumhuriyet Savcısı, başvuran ve diğer sanıkları, Türk Ceza   Kanunu’nun 350. ve 351. maddeleri kapsamında sahte kimlik düzenlemek ve kullanmakla   suçlayan iddianameyi İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunmuştur. 26 Aralık 1994 tarihinde,   başvuran, mahkeme huzuruna çıkmıştır. 7 Kasım 1995 ve 23 Aralık 1998 tarihleri arasında,   İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranla birlikte suçlanan ve ifadesinin alınması gerekli   olan Ş.Z. isimli sanığın bulunmamasından dolayı duruşmaları ertelemiştir. Başvuranın   temsilcisi, yalnızca 26 Ocak 1996 tarihinde mahkeme huzuruna çıkmıştır. 23 Aralık 1998   tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi,   başvuran ve diğer sanıkların eylemlerinin, resmi evrakta sahteciliği yasaklayan Türk Ceza   Kanunu’nun 342. maddesinde ifade bulan suçu kapsadığına hükmederek yetkisizlik kararı   vermiştir. Dava dosyası, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir. 22 Mart 1999   tarihinde, birinci derece mahkemesi, başvuranı mahkemeye çağırmıştır. Bir sonraki   duruşmada, 9 Haziran 1999 tarihinde, başvuran mahkemeye gelmiş ve ifade vermiştir. 22   Matr 1999 ve 23 Şubat 2000 tarihleri arasında, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranla   birlikte suçlanan ve ifadesinin alınması gerekli olan Ş.Z. ve M.A.Z. isimli sanıkların   bulunmamasından dolayı duruşmaları ertelemiştir. 28 Aralık 1999 tarihinde, M.A.Z.’nin   ifadesi Çankırı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınmış ve birinci derece mahkemesine   gönderilmiştir. 23 Şubat 2000 tarihinde, M.A.Z.’nin ifadesinin 28 Aralık 1999 tarihinde   ulaşmasından sonra, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Ş.Z.’nin adresi bulunamadığından dolayı   duruşmayı bir kez daha ertelemiştir. 2 Ekim 2000 tarihinde, mahkeme Ş.Z. hakkında   gıyabında tutuklama kararı çıkarmıştır. 26 Şubat 2003 tarihinde kadar, birinci derece   mahkemesi, Ş.Z. bulunamadığından dolayı duruşmaları ertelemiştir. 26 Şubat 2003 tarihinde,   İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturma zaman aşımına uğradığından, başvuran ve diğer   sanıklara yönelik cezai işlemlere devam edilmemesine karar vermiştir.   HUKUK   I.AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, işlemlerin uzunluğunun, AİHS’nin 6 § 1.maddesindeki “makul süre” şartı   ile uyumlu olmadığını öne sürerek şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddeye göre:   “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek   olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek   hakkına sahiptir.”   Hükümet, bu argümana itiraz etmiştir. Sözkonusu gecikmelerin, yerel mahkeme için   M.A.Z.’nin adresini belirlemek ciddi zaman aldığından ve Ş.Z.’nin ifadesi yargılama boyunca   alınamadığından, yerel mahkemeye yüklenemeyeceğini ifade etmiştir. Hükümet, ayrıca yerel   mahkemede sadece iki duruşmaya geldiğini ve temsilcisinin yalnızca iki duruşmaya   katıldığını belirtmiştir.   Ele alınacak olan süre, 23 Eylül 1994’te başlamış ve 26 Eylül 2003’te sona ermiştir.   Dolayısıyla, bir yargı kademesinde sekiz yıl beş ay sürmüştür.   A.Kabuledilebilirlik   AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olmadığını not   eder. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını da not eder.   Dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.   B.Esaslar   AİHM, yargılama süresinin makuliyetinin, davanın olayları ışığında ve şu ölçütlerin   dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaşıklığı ve başvuranın   ile ilgili makamların tutumu (bkz diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve Sassi [BD], no. 25444/94,   § 67, AİHM 1999-II).   AİHM, bu davadaki konulara benzer konular ortaya koyan davalarda 6 § 1. maddenin   ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. Pietilainen – Finlandiya, no. 35999/97, § 43, 5   Kasım 2002 ve Dereci – Türkiye, no. 77845/01, § 44, 24 Mayıs 2005).   AİHM, Hükümet’in, bu davada farklı bir sonuca varması için herhangi bir kanıt ya da   argüman sunmadığı kanısındadır. Konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak, AİHM, bu davada   yargılamanın uzunluğunun haddinden fazla olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı   kanısındadır.   Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.   II.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,   gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   Başvuran, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.   Hükümet bu talepleri aşırı bularak itiraz etmiştir.   AİHM, başvuranın manevi zarara maruz kalmış olması gerektiği kanısındadır. Eşitlik   temelinde değerlendirme yaparak, AİHM, başvurana bu başlık altında 6.500 Euro ödenmesine   karar vermiştir.   B.Mahkeme masrafları   Başvuran, yerel mahkemelerdeki masraflar için 4.000 Euro, AİHM’deki masraflar için   ise 6.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran, ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve   miktar açısından makul olduğu sürece masraflarının kendisine ödenmesine hak kazanır. Bu   davada, elindeki bilgi ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak, AİHM, yerel yargılama   masraflarının ödenmesine ilişkin talebi reddetmiş ve AİHM’de yapılan masraflar için toplam   1.000 Euro ödenmesinin uygun olduğuna kanısına varmıştır.   C.Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1.Başvurunun kabulüne;   2.AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3.(a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, başvurana, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilmek üzere   (i)   6.500 Euro (altı bin beş yüz Euro) manevi tazminat;   (ii)   mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro) ve   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 8   Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   T.L. EARLY   Nicolas BRATZA   Yazı İşleri Müdürü   Başkan   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło