7496/03
WyrokETPCz2009-01-08ECLI:CE:ECHR:2009:0108JUD000749603
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność męskich funkcjonariuszy ochrony i brak zdjęcia kajdanek podczas badania ginekologicznego więźniarki stanowiło nieludzkie i poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że chociaż istniało ryzyko ucieczki ze względu na charakter przestępstwa skarżącej i lokalizację gabinetu lekarskiego, to jednak utrzymywanie kajdanek i obecność trzech męskich funkcjonariuszy ochrony w pokoju podczas badania ginekologicznego było środkiem nieproporcjonalnym. Trybunał stwierdził, że istniały inne, mniej inwazyjne sposoby zapewnienia bezpieczeństwa, takie jak pozostawienie w pokoju tylko funkcjonariuszki i zabezpieczenie okna przez jednego żandarma z zewnątrz. Takie warunki, nawet jeśli badanie nie zostało przeprowadzone, spowodowały u skarżącej wstyd, cierpienie i upokorzenie, co naruszało art. 3 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżąca, Filiz Uyan, turecka obywatelka skazana za przynależność do organizacji terrorystycznej i odbywająca karę 22 lat więzienia, została przewieziona do szpitala w Izmirze na badanie ultrasonograficzne ginekologiczne. Podczas wizyty w gabinecie lekarskim, mimo że znajdował się on na parterze z niechronionymi oknami, skarżąca miała założone kajdanki, a trzech męskich funkcjonariuszy ochrony (dwóch żandarmów i jeden strażnik) odmówiło opuszczenia pomieszczenia, stojąc za parawanem. Skarżąca odmówiła poddania się badaniu w tych warunkach.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji (4 głosami do 3). Trybunał stwierdza, że skarga z art. 14 jest niedopuszczalna. Trybunał nie zasądza zadośćuczynienia na podstawie art. 41.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
FİLİZ UYAN/TÜRKİYE
(Başvuru no. 7496/03)
KARAR
STRAZBURG Ocak 2009
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 7496/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaşı Filiz Uyan’ın (“başvuran”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 Şubat 2003
tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından I.G. Kireçkaya tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1966 doğumludur ve olayların gerçekleştiği tarihte İzmir Buca Cezaevi’nde
hapis cezası çekmekteydi.
Başvuran, terör örgütüne üye olmaktan mahkum edilmiş ve yirmi iki yıl hapis cezasına
çarptırılmıştır. Kasım 2001’de, cezaevi doktorunun sevk etmesini müteakiben, başvuran jinekolog
tarafından ultrason taramasına alınmak üzere, üç erkek güvenlik görevlisi (iki jandarma
görevlisi ve bir gardiyan) ve bir bayan gardiyan ile birlikte İzmir-Yeşilyurt Atatürk Eğitim ve
Araştırma Hastanesi’ne götürülmüştür.
Başvuran, hastanede zemin katta bulunan bir muayene odasına alınmıştır. Muayene
odasındaki camların alt seviyeleri, zeminden yalnızca 50 cm yükseklikteydi ve camlar
korunmamaktaydı. Başvuranın kelepçeleri çıkarılmamış ve erkek güvenlik görevlileri,
güvenlik gerekçeleri ile odayı terk etmeyi reddetmişler ve paravanın arkasında
bekleyeceklerini belirtmişlerdir. Başvuran, bu koşullar altında muayene edilmeyi reddetmiştir.
Dolayısıyla, jinekolog hastanın rızasını alamadığı için ultrason taramasını
gerçekleştiremediğini belirten bir sağlık raporu hazırlamıştır. Kasım 2001’de başvuranın yasal temsilcisi, İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na
başvurarak jandarma görevlilerini ve erkek gardiyanı, görevlerini kötüye kullanmak, keyfi
muamele ve başvurana hakaret etmekle suçlamıştır.
1. Jandarma görevlileri aleyhindeki takibat Kasım 2001’de İzmir Cumhuriyet Savcılığı, suçlanan jandarma görevlileri
hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun bağlamında İlçe Kaymakamlığı’ndan
kovuşturma açma izni istenmesi gerektiğini belirtmiştir. Aralık 2001’de Buca Kaymakamı, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun
olduğunu belirterek, jandarma görevlileri aleyhinde takibat başlatılması için yetki
vermemiştir.
Başvuran, itiraz etmemiştir ve karar, 30 Ocak 2002’de kesinlik kazanmıştır.
2. Erkek gardiyan aleyhindeki takibat
Sırasıyla 26 ve 27 Kasım 2001’de İzmir Cumhuriyet Savcısı, erkek gardiyanın ve
davacı konumundaki başvuranın ifadelerini almıştır. Aralık 2001’de Cumhuriyet Savcısı, gardiyan hakkında takipsizlik kararı vermiştir.
Rıza göstermediği için başvuranın muayene edilmediği kaydedilen 12 Kasım 2001 tarihli
sağlık raporuna atfen, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. Temmuz 2002’de Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın karara itirazını
reddetmiştir.
3. Doktor aleyhindeki takibat
Bu süre zarfında, 23 Ocak 2002’de, başvuranın avukatı, erkek güvenlik görevlilerinin
odadan çıkmasını ya da başvuranın kelepçelerini çıkarmasını istemeyen doktor aleyhinde
İzmir Tabip Odası’na şikayette bulunmuştur. Nisan 2002’de İzmir Tabip Odası, başvurana saygısızca davranmadığına karar
vererek doktor aleyhinde cezai takibat başlatmanın gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
Başvuran itiraz etmiştir ve 5 Ekim 2002’de Türk Tabipler Birliği, kararı bozmuştur. Ocak 2003’te İzmir Tabip Odası, dosyayı bir kez daha incelemiş ve etik kuralları
gereği erkek güvenlik görevlilerinin muayene odasından çıkması ya da başvuranın
kelepçelerini çıkarılması için inisiyatif almadığı için uyarmaya karar vermiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, ultrason taraması için hastaneye gittiği süre zarfında insanlık dışı ve
alçaltıcı muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, muamelenin ayrımcılık
teşkil ettiğine ilişkin şikayeti hususunda etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığını ileri
sürmüştür. Şikayetini, AİHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayandırmıştır. AİHM, sözkonusu
şikayetlerin, 3. madde açısında incelenmesi gerektiği kanısındadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvurunun öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle
reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranın, Buca İlçe Kaymakamı’nın jandarma
görevlileri hakkındaki 28 Aralık 2001 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmediğini iddia
etmiştir. Ayrıca, başvurunun altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini
ileri sürmüştür. Rıza göstermemesi sonucu muayene edilmediği için başvuranın, AİHS’nin 34.
maddesi bağlamında “mağdur” olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
AİHM, mevcut davada üç farklı yargılama aşaması bulunduğunu gözlemler. İlk
yargılama aşaması, güvenlik nedenleriyle muayene odasından çıkmayı reddeden iki jandarma
görevlisine ilişkindir. AİHM, başvuranın Buca İlçe Kaymakamı’nın 30 Ocak 2001’de
kesinleşen 28 Aralık 2001 tarihli kararına itiraz etmediğini kaydeder. Dolayısıyla başvurunun,
jandarma görevlileri aleyhinde takibat yapılmasına ilişkin bu kısmı, iç hukuk yolları
tüketilmediği için AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Hükümet’in, altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin ikinci itirazı hususunda AİHM,
erkek gardiyan aleyhindeki takibatın, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile 29 Ocak
2002’de sona erdiğini gözlemler. Taraflar, sözkonusu kararın tebliğ tarihini AİHM’ye
bildirmemiştir. Buna rağmen başvuran, İzmir Tabip Odası’nın 23 Ocak 2003 tarihli kararını
müteakiben altı ay içerisinde, 3 Şubat 2003’te AİHM’ye başvuruda bulunmuştur. AİHM,
başvuranın AİHM’ye başvuruda bulunmadan önce doktor aleyhinde başlatılan takibatın
sonucunu beklemesinin makul olduğu kanaatindedir.
Hükümet’in başvuranın “mağdur” statüsüne ilişkin itirazı hususunda AİHM, “mağdur”
kelimesi ile 34. madde bağlamında sözkonusu eylem ya da ihmalden direkt olarak etkilenen
kişinin ifade edildiğini yineler. Mevcut davada başvuranın şikayeti, kelepçeli ve üç erkek
güvenlik görevlisinin gözetiminde olduğu halde jinekolojik muayene için hastaneye
götürülmesi sonucu yaşadığı sıkıntıya ilişkindir. AİHM, doktorun sözkonusu muayeneyi
yapıp yapmamasının, başvuranın mağdur statüsü üzerinde etkili olmadığı kanaatindedir.
Kısaca AİHM, başvuranın itiraz edilen eylemden mağdur olduğu sonucuna varmakta ve
Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.
Hükümet son olarak, jandarma görevlilerinin muayene odasında bulunmasının
güvenlik nedeniyle kanunen gerekli olduğunu çünkü hastanedeki güvenlik düzenlemelerinin
yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın terör örgütüne üye olmaktan mahkum
edildiğini ve kaçma riskini ortadan kaldırmak için sıkı güvenlik önlemlerinin alınması
gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak başvuranın muayeneye edilmeye zorlanmadığını
yineleyerek başvurunun gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle şikayet, dayanaktan
yoksundur.
Ancak AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, ileri sürülen muamelenin, AİHS’nin 3. maddesi kapsamına dahil olması için
yeterince ciddi olması gerektiğini hatırlatır (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978, 162.
paragraf, A Serisi, no. 25). Ayrıca, kanuna uygun olarak gerçekleştirilen, güç kullanılmayan
ya da başvuranın, makul olmayan şekilde kamuda teşhir edilmesine neden olmayan bir
kelepçelemenin AİHS’nin 3. maddesi kapsamına giren bir sorunu ortaya çıkarmadığını
yineler. Bu hususta, sözkonusu kişinin kaçmasına, kendini veya başkalarını yaralamasına ya
da kendine veya başkalarına zarar vermesine ilişkin bir tehlike olup olmadığının belirlenmesi
önem taşımaktadır (bkz. Mouisel/Fransa, no. 67263/01, 47. paragraf, AİHM 2002-IX;
Raninen/Finlandiya, 16 Aralık 1997, 56. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VIII;
Tarariyeva/Rusya, no. 4353/03, 109. paragraf, AİHM 2006-…, ve Henaf/Fransa, no.
65436/01, 48. paragraf, AİHM 2003-XI).
AİHS’nin 3. maddesi ayrıca devlete, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin,
örneğin gerekli tıbbi yardımın sağlanması gibi, fiziksel sağlıklarını koruma yükümlülüğünü
getirir (bkz. Mouisel, 40. paragraf). Bu yükümlülükte istisna sözkonusu değildir.
AİHM, mevcut davada, başvuranın cezaevi doktoru tarafından ultrason taramasına
girmek üzere hastaneye gönderildiğini kaydeder. Sonuç olarak, hastaneye götürülmüş, elleri
kelepçelenmiş ve bir bayan, üç erkek güvenlik görevlisi kendisine eşlik etmiştir. AİHM,
başvuranın terör örgütüne üye olmaktan ağır hüküm giymesinin, doktorun odasının zemin
katta olmasının ve pencerelerde parmaklık bulunmamasının arz ettiği güvenlik riskini kabul
eder. Ancak AİHM, uygulanabilir farklı seçenekler bulunduğu halde, başvuranın
kelepçelerinin jinekolog tarafından muayene edildiği sırada ısrarla çıkarılmamasının ve
konsültasyon sırasında üç erkek güvenlik görevlisinin bir paravanın arkasına geçerek odada
bulunmasının, orantısız güvenlik tedbirleri teşkil ettiği kanısındadır. Örneğin, güvenlik
görevlileri, odayı yalnızca bayan görevliyi içeride bırakarak ve jandarma görevlilerinden
birini, konsültasyon odasının penceresinin önüne yerleştirerek güvenlik altına alabilirdi.
Ancak, jandarma görevlileri, Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları arasında
hapishanelere ilişkin imzalanan protokole uygun davranarak paravan arkasında, doktor ve
başvuran arasındaki konuşmayı duyamayacakları bir mesafede durdukları cihetle, doktor ve
jandarma görevlileri, dahili mevzuata uygun hareket etmişlerdir. Ayrıca, dahili mevzuata
göre, muayeneye engel olmadıkları ve doktor tarafından çıkarılmaları istenmediği sürece
kelepçelerin çıkarılmasına gerek yoktur. Bu tür muayeneler geçirmesi gereken ve terörle ilgili
suçlardan mahkum edilen tüm tutuklular için katı gerekler mevcuttur. AİHM, sözkonusu katı
tedbirlerin, mahkumun arzettiği riske ve gerçekleştirilecek muayenenin türüne bağlı olarak
esnek ve daha pratik bir yaklaşıma izin vermediği kanaatindedir. AİHM Hükümet’in,
başvuranın jinekolojik muayenesi hususunda sözkonusu tedbirleri gerektirecek kadar katı bir
güvenlik riskinin mevcut olduğunu kanıtlamadığı sonucuna varır.
AİHM, muayene gerçekleştirilmemiş olsa bile, yukarıda kaydedilen güvenlik
koşullarının, başvuranın utanmasına, sıkıntı duymasına ve onurunun kırılmasına yol sonucuna
varır.
Dolayısıyla, AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, bayan tutuklu olması nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldığını ileri sürmüş
ve iddiasını, AİHS’nin 14. maddesine dayandırmıştır.
Ancak, kendisine sunulan delilleri göz önüne alan AİHM, dava dosyasında sözkonusu
maddenin ihlal edildiğini gösterebilecek bir belgeye rastlamamıştır. Bu nedenle, başvurunun
sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları
bağlamında reddedilmelidir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”
Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, AİHM başvurana bu
hususta tazminat ödenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM
1. Oy çokluğuyla, AİHS’nin 3. maddesi bağlamındaki şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. 3’e karşı 4 oyla, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 8 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło