75307/01

WyrokETPCz2005-10-18ECLI:CE:ECHR:2005:1018JUD007530701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący wyczerpali krajowe środki odwoławcze w sprawie domniemanych pozasądowych zabójstw i braku skutecznego dochodzenia, biorąc pod uwagę, że ukryli kluczowe informacje przed władzami krajowymi i Trybunałem?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze krajowe, w szczególności prokurator, podjęły znaczne wysiłki w celu zbadania okoliczności śmierci i odnalezienia ciał. Jednakże, wysiłki te zostały poważnie utrudnione przez działanie samych skarżących, którzy pochowali ciała 6-7 dni po zdarzeniu i nie poinformowali o tym ani władz krajowych, ani Trybunału. Trybunał odrzucił argument skarżących o strachu jako przyczynie ukrycia informacji, wskazując, że byli oni w stanie przedstawić poważne zarzuty bez negatywnych konsekwencji. Wprowadzając w błąd Trybunał i utrudniając krajowe dochodzenie, skarżący uniemożliwili skuteczne wyczerpanie krajowych środków odwoławczych.
Stan faktyczny
Skarżący, czterej obywatele Turcji, twierdzili, że ich krewni, Ebuzeyt Aslan i Halit Aslan, zostali bezprawnie zabici przez siły bezpieczeństwa we wrześniu 2001 roku, a władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia. Rząd turecki utrzymywał, że zmarli byli terrorystami zabitymi w operacji wojskowej. Później, prawnicy skarżących ujawnili, że skarżący sami pochowali ciała 6-7 dni po zdarzeniu i nie poinformowali o tym władz. Dodatkowo, jedna ze skarżących złożyła oświadczenie na policji, że jej mąż (Halit Aslan) zmarł w domu w 2003 roku, co było sprzeczne z pierwotnymi twierdzeniami.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: Przyjął wstępny zarzut Rządu i postanowił nie rozpatrywać istoty sprawy, ponieważ krajowe środki odwoławcze nie zostały wyczerpane.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   SIDDIK ASLAN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 75307/01)   KARAR   (İlk İtiraz)   STRAZBURG   Ekim 2005   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   Sıddık Aslan ve Diğerleri/Türkiye kararında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Sn. J.-P. COSTA, Başkan,   Sn. R. TÜRMEN,   Sn. V. BUTKEVYCH,   Sn. M. UGREKHELIDZE,   Sn. A. MULARONI,   Sn. E. FURA-SANDSTRÖM,   Sn. D. JOČIENĖ, yargıçlar,   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ve Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti   olarak toplanmış,   Eylül 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,   Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, dört Türk vatandaşı Sıddık Aslan, Yasin Aslan, Türkan Aslan ve   Nihari Aslan’ın (“başvuranlar”), 4 Ekim 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti   aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 75307/01).   2. Birinci ve ikinci başvuranları, görevlerini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukatlar   Cihan Aydın, Reyhan Yalçındağ, Metin Kılavuz ve Ayla Akat temsil etmiştir. Üçüncü ve   dördüncü başvuranı, görevini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukat Sezgin Tanrıkulu temsil   etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir yetkili tayin   etmemiştir.   3. Başvuranlar, özellikle, yakınlarından ikisinin, 2001 senesi Eylül ayında güvenlik   güçleri tarafından kanuna aykırı biçimde öldürülmüş olduklarını ve yetkili makamların,   öldürülme koşulları hususunda soruşturma başlatmadıklarını iddia etmiştir. İddialarını,   AİHS’nin 2, 3, 13 ve 14. maddelerine dayandırmışlardır.   4. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin İkinci Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç   Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Sözkonusu Daire içerisinde, davayı değerlendirecek Heyet   (AİHS’nin 27 § 1. maddesi), İç Tüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere   oluşturulmuştur.   5. 27 Aralık 2001 tarihinde başvuruya, AİHM İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca   öncelik verilmiştir.   6. 19 Ekim 2004 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar   vermiştir.   7. Başvuranlar ve Hükümet, esaslar üzerine görüşlerini belirtmiştir (İç Tüzüğün 59 §   1. maddesi).   8. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzüğün 25 §   1. maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan İkinci Daire görevlendirilmiştir   (İç Tüzüğün 52 § 1. maddesi).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   9. Başvuranlar sırasıyla 1960, 1965 ve 1945 doğumludur ve Van’da yaşamaktadır.   A. Giriş   10. Dava olayları, özellikle 7 ve 15 Eylül 2001 tarihleri arasında görülen olaylara   ilişkin olanlar, taraflar arasında ihtilaflıdır.   11. Başvuranlar tarafından sunulan olaylar, aşağıda kaydedilen Kısım B’de   belirtilmektedir (paragraflar 12-17). Hükümet’in olaylarla ilgili görüşleri, aşağıda kaydedilen   Kısım C’de özetlenmektedir (paragraflar 18-25). Taraflarca sunulan belgelere dayalı kanıtlar,   aşağıda kaydedilen Kısım D’de özetlenmektedir (paragraflar 26-65).   B. Başvuranların olaylara ilişkin görüşleri   12. Ebuzeyt Aslan, ilk başvuranın büyük erkek kardeşidir ve üçüncü başvuran Türkan   Aslan’ın eşidir. Halit Aslan, ikinci başvuranın kuzenidir ve dördüncü başvuran, Nihari   Aslan’ın eşidir.   13. 7 Eylül 2001 tarihinde Ebuzeyt Aslan ve Halit Aslan, Şırnak şehrinin idari yargı   yetkisi içerisinde bulunan bir kasaba olan Beytüşşebap’a gitmek üzere Van’daki evlerinden   ayrılmışlardır. 15 Eylül 2001 tarihinde bir yakınları olan Zübeyt Aslan’a kimliği belirsiz   birinden telefon gelene kadar kendilerinden haber alınamamıştır. Arayan kişi Zübeyt Aslan’a,   Ebuzeyt ve Halit’in Yeşilöz Köyü sınırları içerisindeki Geçitli Köyü yakınındaki Dereyatağı   Mevkii’ndeki köy korucuları ve polisler tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürülmüş   olduklarını söylemiştir. Daha sonra kapatmıştır. Müteakiben, Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın   yakınları, yardım istemek için İnsan Hakları Derneği’nin Diyarbakır ve Van’daki şubelerine   başvurmuştur.   14. Yakınları, 30 kişilik bir grup halinde Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı’na   gitmiştir. Cumhuriyet Savcısı, kimliği belirlenemeyen kişinin söylediklerini doğrulamıştır.   Ayrıca, olayın gerçekleştiği bölge tehlikeli bir alanda yer aldığı için cesetleri kendilerine   teslim edemeyeceğini belirtmiştir. İl Jandarma Alay Komutanı ile konuşmalarını söylemiştir.   Komutanlığa giden grup mensuplarının kimlik kartlarına askerler tarafından el konulmuş ve   tüm gün barakalarda alıkonulmuşlardır. Daha sonra askerler tarafından Beytüşşebap   dolaylarına götürülmüşlerdir ve geri döndükleri takdirde yakınları ile aynı kaderi   paylaşacakları söylenmiştir.   15. 21 Eylül 2001 tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, İçişleri   Bakanlığı’na, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na, Olağanüstü Hal   Bölge Valisi’ne, İnsan Haklarından sorumlu Devlet Bakanı’na, Şırnak Valisi’ne, Şırnak’taki   Cumhuriyet Savcılığı’na, Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı ve Valiliğe mektup yoluyla   Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın ölümlerini bildirmiştir. Yetkili makamların olayı soruşturmasını ve   olayın faillerini bulmasını istemiştir. Ayrıca, cesetlerin resmi teşhislerinin ve otopsilerinin   yapılmasını talep etmiştir.   16. Uluslararası Af Örgütü de olaydan haberdar edilmiş ve itirazda bulunması   istenmiştir.   17. Başvuranlar, 1939 doğumlu Halit Aslan’ın ya da 1954 doğumlu Ebuzeyt Aslan’ın   PKK1 ile ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, Halit Aslan sağlık problemleri nedeniyle   sıkıntı yaşamıştır.   C. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri   Kürt İşçi Partisi.     18. 10 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Jandarma Alay Komutanlığı’nca Yeşilöz-   Faraşin bölgesinde askeri bir operasyon düzenlenmiştir.   19. 12 Eylül 2001 tarihinde 17.30 sularında, operasyonun üçüncü günü, jandarma   askerleri, Dereyatağı civarında bir grup teröristle karşılaşmıştır. Teröristler teslim olmayı   reddedince silahlı bir çatışma başlamıştır.   20. Çatışma sona erdikten sonra bölgede askerler tarafından bir arama yapılmıştır.   Arama sırasında iki teröristin cesedi, bir Kalashnikov tüfeği, dört fişek, 27 roket ve 22 boş   mermi kovanı ile birlikte bulunmuştur.   21. Civarın aranması, ertesi sabaha kadar devam etmiş ve arama sırasında üçüncü bir   teröristin cesedi bulunmuştur. Sözkonusu üçüncü ceset üzerindeki bubi tuzağı, askerler   tarafından etkisiz hale getirilmiştir.   22. Askerler, kalan teröristlerin Van’a kaçtıklarını tespit etmiştir.   23. Askerler tarafından hazırlanan bir operasyon kaydına göre, bölgenin çok dağlık   olması, cesetlerin bulundukları yerin şehir merkezine fazla uzak olması ve askerlerin,   kullanımlarına hazır araçları olmaması nedeniyle teröristlerin cesetlerini taşımak mümkün   olmamıştır. Bu nedenle, cesetleri o bölgede bırakma kararı alınmış ve yırtıcı hayvanlardan   korumak için taşlarla üzerleri örtülmüştür. Ayrıca, kameraları olmaması nedeniyle askerlerin   cesetlerin fotoğraflarını çekmesi mümkün olmamıştır.   24. Olayı müteakiben hava koşulları, yetkili makamların olay mahallini 29 Eylül, 17   Ekim, 22 Ekim, 4 Kasım, 21 Kasım, 17 Aralık 2001 ve son olarak, 8 Ocak 2002 tarihlerinde   ziyaret etmelerine izin vermiştir. Sözkonusu tarihlerde yetkili makamlar, cesetlerin   fotoğraflarını çekmek ve otopsi yapmak için olay mahallini ziyaret etmiştir. Ancak, kapsamlı   araştırmalara rağmen, Halit Aslan ve Ebuzeyt Aslan’a ait oldukları iddia edilen cesetler,   bulunamamıştır. Cesetlerin çürüdükleri veya teröristlerce götürüldükleri tahmin edilmektedir.   25. 12 Eylül 2001 tarihli operasyon sonrası ele geçirilen cesetlerin, başvuranların   yakınlarına ait olup olmadığı tespit edilememiştir. Ayrıca, başvuranlarca iddia edilenin aksine,   Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, cesetlerin yakınlarına teslim edilemeyeceğine ilişkin bir   iddiada bulunmamıştır.   D. Taraflarca sunulan belgelere dayalı deliller   26. Aşağıda kaydedilmiş olan bilgiler, taraflarca sunulan dokümanlardan elde   edilmiştir.   1. Askeri operasyona ilişkin dokümanlar   27. 12 Eylül 2001 tarihinde düzenlenen bir operasyonda görev alan jandarma   askerlerince 13 Eylül 2001 tarihinde hazırlanan operasyon kayıtlarına göre, üç teröristin   cesetleri operasyon bölgesinde bulunmuştur. Büyük miktarda yiyecek ve cephane de ele   geçirilmiştir. Raporda ayrıca askerler tarafından kullanılan cephane miktarı da belirtilmiştir.   Sözkonusu listeye göre, 5. Jandarma Taburu’ndan jandarma askerleri, toplam 1,533 mermi,   el bombası ve 3 RPG-7 roketi kullanmıştır. Beytüşşebap Bölge Jandarma   Komutanlığı’ndan askerler, toplam 1,128 mermi kullanmıştır.   28. 18 Eylül 2001 tarihinde PKK tarafından bırakılan cephane, Beytüşşebap Jandarma   Komutanlığı’na teslim edilmiştir.   29. 19 Eylül 2001 tarihinde operasyon kaydı, ele geçirilen cephane ile birlikte   Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiştir.   2. Beytüşşebap ve Şırnak Cumhuriyet Savcılıklarınca yürütülen soruşturmaya ilişkin   dokümanlar   30. 17 Eylül 2001 tarihinde Hazım Aslan, Zübeyt Aslan ve Hacı Aslan Van   Cumhuriyet Savcılığı’na iki dilekçe sunmuş ve Savcı’yı, kendisine Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın   ölümünden bahsedilen Zübeyt Aslan’a gelen ve kim tarafından edildiği belli olmayan bir   telefon konuşmasından haberdar etmişlerdir. Savcıdan, yakınlarının cesetlerini ele   geçirmelerinde yardımcı olmasını istemişlerdir. Aynı gün Van Cumhuriyet Savcısı, olayın   yargı yetkisinde gerçekleşmiş olduğu Beytüşşebap Cumhuriyet Savcılığı’na sözkonusu   dilekçeleri göndermiştir.   31. 17 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma   Komutanlığı’ndan dilekçelerde yer alan iddiaların doğruluğunu kesinliğe kavuşturmasını   istemiştir.   32. 19 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Hazım Aslan, Zübeyt   Aslan ve Hacı Aslan’ı dilekçelerine ilişkin sorgulamıştır. Üç adam, kaybolan yakınlarını tarif   etmiş ve Ebuzeyt’in ya da Halit’in hiçbir PKK eyleminde yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca,   yakınlarının öldürülmüş olduğunun iddia edildiği Yeşilöz Köyü’nün boşaltıldığını ve köyde   kimsenin yaşamadığını da belirtmişlerdir. Zübeyt Aslan ayrıca, erkek kardeşi Halit Aslan’ın   sözkonusu bölgeye Iraklı ve İranlı kişileri Türkiye’ye kaçak olarak sokmak için gitmiş   olabileceğini eklemiştir.   33. 24 Eylül 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, askeri harekattan   sorumlu jandarma yüzbaşı Kürşat Soysal ve yine harekatta yer alan başçavuş Tevfik   Baştürk’ü sorgulamıştır. Bölük komutanı Soysal, o ve komutasındaki askerlerin 12 Eylül   tarihinde Geçitli mezrasına yaklaştıklarında, onlara telsiz tarafından silahlı bir adamın   köyün aşağı kısmına doğru yürüdüğünün bildirildiğini belirtmiştir. Bölük komutanı Soysal,   ayrıca, Dereyatağı bölgesi yakınında silahlı bir adam görmüştür. Bölük komutanı Soysal, inter   alia, şunları belirtmiştir:   “Askerlerime hızlı olmalarını ve silahlı adamı gözden kaçırmamalarını emrettim. 17:30   sıralarıydı. Bildiğim kadarıyla, bu iki adamın görüldüğü köy sekiz ile on yıl arasında bir süredir boştu.   Bölge, hayvan otlatmaya müsait değildir. Terörist Örgütü tarafından kullanılan bir bölgedir. Ben   askerlerimi uyardıktan yaklaşık bir dakika sonra ateş başladı. Ateş durduktan sonra cesetlerden birini   gördüm. Cesedin yanında bir Kalaşnikof tüfek vardı. Ceset kırk yaşın üstünde bir adama aitti. Cesedin   üzerinde, kişiyi teşhis etmeye yardımcı olacak hiçbir belge yoktu. Tüfeği incelediğimde yeni ateşlenmiş   olduğu belli oldu. Bölgede, ayrıca, dört boş fişek bulduk. Askerler tarafından bana, (köyün) yukarı   kısmında başka bir ceset olduğu bildirildi ancak ben o cesedi bizzat görmedim. Hava kararıyor olduğu   için araştırmayı durdurduk ve daha güvenli bir bölgeye hareket ettik. Ertesi sabah araştırmaya devam   ettiğimizde, diğer cesedi gördüm. Yaklaşık otuz beş yaşında olan bir adamın cesediydi. Cesedin yanında   hiçbir silah yoktu. Ayrıca, cesedin üzerinde hiçbir kimlik belgesi yoktu. Daha sonra, yaklaşık yirmi beş   yaşında bir adama ait olan, üçüncü cesedi gördük. Vücudu, muhtemelen roket mermisinden, fena halde   hasar görmüştü. Kendisini öldürmüş olabileceğinin mümkün olduğunu düşündüm. Bu cesedin üzerinde   bir bubi tuzağı vardı ve biz onu güvenli hale getirdik. Onlar için mezar kazabileceğimiz herhangi bir   ekipmanımız olmadığı için cesetleri taşlarla örttük. Cesetleri bıraktığımız bölge, buradan yaklaşık kırk   beş kilometre uzaklıkta. Kullanabileceğimiz herhangi bir vasıta yoktu. Ayrıca, o bölgedeki yollarda kara   mayını vardır.”   34. Başçavuş Baştürk, Cumhuriyet Savcısı’na benzer bir ifade vermiştir.   35. 24 Eylül 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap   Valisi’nden, Yeşilöz köyü yakınındaki Geçitli bölgesinde herhangi birisinin yaşayıp   yaşamadığını ve bölgenin köylüler tarafından hayvanlarını otlatmak için kullanılıp   kullanılmadığını açıklığa kavuşturmasını istemiştir.   36. Aynı tarihte, Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, iki kayıp kişiye ilişkin nüfus belgelerinin   örneklerinin kendisine gönderilmesini istemiştir.   37. Yine aynı tarihte, Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı’na,   cesetlerin öldürülmüş oldukları bölgeden getirilmelerinin ihtimalini sormuştur. Başka bir şık   olarak, Cumhuriyet savcısı, teşhis amacıyla cesetlerden örnekler ve saç örneklerinin   alınmasını istemiştir.   38. Eylül 2001’de belirsiz bir tarihte, General Yavuz Ertürk, komutasındaki   kuvvetlere, cesetten örnekler almak için cesetleri bulmaları talimatını vermiştir.   39. 29 Eylül 2001 tarihinde, Bölük komutanı Soysal, Beytüşşebap Cumhuriyet   Savcısı’na, önceki gün kendisi ve askerleri tarafından cesetleri geri getirmek için yapılan   çalışmayı bildirmiştir. Bölgeye varma çalışmaları sis ve yoğun yağış tarafından   engellenmiştir.   40. 1 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Hakan   Torun, Cumhuriyet Savcısı’na, cesetleri geri getirmenin ancak güvenlik güçleri bir operasyon   düzenlerse başarılabileceğini bildirmiştir. Komutasındaki kısıtlı asker sayısı düşünüldüğünde,   böyle bir operasyonu tek başına yürütmesi mümkün değildir. Böyle bir operasyonu yürütmek   mümkün değilse, o zaman cesetlerden örnekler ve saç örnekleri almak mümkün olabilir.   41. 2 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Valisi, Cumhuriyet Savcısı’na, Yeşilöz köyü   Geçitli mezrasının 1989 tarihinde tahliye edilmiş olduğunu ve o tarihten itibaren kimsenin   orada yaşamamış olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, köylülerin hayvanlarını bu bölgede   otlatmalarına izin verilmemiştir.   42. 5 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Özalp ilçesi Cumhuriyet   Savcısı’ndan daha önce onun yetki alanında yaşayan iki kayıp kişinin, evlerinden ayrılmış   oldukları tarihi tespit etmesini istemiştir. Ayrıca, kayboluşa ilişkin herhangi bir resmi   şikayette bulunulup bulunulmadığını sormuştur. Cumhuriyet Savcısı, Özalp’teki   meslektaşından, son olarak, kayıp Halit Aslan’ın oğlu Hacı Aslan’ı sorgulamasını istemiştir.   43. 9 Eylül 2001 tarihinde, Özalp Cumhuriyet Savcısı tarafından Hacı Aslan’ın bir   ifadesi alınmıştır. Aslan, annesinin – dördüncü başvuran Nihari Aslan – ona, babası ve   Ebuzeyt Aslan’ın akrabalarının olduğu Beytüşşebap’a gittiklerini söylemiş olduğunu   belirtmiştir. Babasının, muhtemelen, askeri bölgeye girmiş olduğu için askerler tarafından   vurulmuş olduğunu düşünmüştür. Babasının, PKK’ya karşı duyduğu korkudan dolayı   Beytüşşebap bölgesinden ayrılmış olduğunu ve bu yüzden babasının terörist olmasının veya   silah taşımış olmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Babası geçmişte hiçbir zaman   tutuklanmamış; dahası, hiçbir zaman polis merkezine ayak basmamıştır. Babasının terörist   olduğu farz edilse bile, bu, jandarmanın, babasının cesedini teslim etmeyi reddetmesini haklı   çıkarmaz. Ona, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı’nda, ölülerin terörist olmaları sebebiyle   cesetlerin teslim edilemeyeceği söylenmiştir. Ona, ayrıca, cesetleri kendi geri almaya teşebbüs   ederse vurulacağı söylenmiştir.   44. 10 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, 23. Jandarma Sınır   Tümen Komutanlığı’na, cesetleri geri getirmenin ya da başka bir şık olarak, cesetlerden örnek   almanın mümkün olup olmayacağını sormuştur.   45. Bir jandarma başçavuşu tarafından 17 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen bir rapora   göre, iki komando birliğinin eşlik ettiği tam teçhizatlı iki komando timi tarafından 16 Ekim   tarihinde, cesetleri geri getirmek için başka bir teşebbüste bulunulmuştur. Çok soğuk,   sisli ve yağmurlu olduğu için, bu operasyonun, ertesi gün durdurulması gerekmiştir.   46. 18 Ekim 2001 tarihinde, 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı, Beytüşşebap   Cumhuriyet Savcısı’nın isteğine, cesetlerin ancak bölgede yürütülecek bir operasyon yoluyla   geri getirilebileceği şeklinde yanıt vermiştir. Cumhuriyet Savcısına, aynı mektupta, böyle bir   operasyonun fizibilite çalışmalarının başlamış olduğu bildirilmiştir.   47. 18 Ekim 2001 tarihinde iki kayıp adamın bir akrabası olan Hazım Aslan, polise   verdiği bir ifadede, ailenin, Şırnak Tugay Komutanlığı ile birlikte Beytüşşebap Cumhuriyet   Savcılığı’na başvurularda bulunmuş olduğunu söylemiştir.   48. Bir jandarma binbaşısı tarafından 22 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen bir rapora   göre, 21 Ekim 2001 tarihinde, cesetleri geri getirmek için üçüncü bir teşebbüste   bulunulmuştur. Bölge karla kaplı olduğu için bu operasyonun da durdurulması gerekmiştir.   49. 3 Kasım, 20 Kasım ve 16 Aralık 2001 ve son olarak 8 Ocak 2002 tarihlerinde   benzer teşebbüslerde bulunulmuştur. O zaman kar kalınlığı 50-60 santimetreye varmıştı ve   aynı zamanda çığ tehlikesi vardı ve bunun sonucunda bu operasyonların durdurulması   gerekmiştir.   50. 20 Kasım 2001 tarihinde, İnsan Hakları İl Kurulu tarafından bir toplantı   düzenlenmiştir. İl Vali’sinin başkanlık ettiği Kurul, yerel belediye başkanı, il jandarma   komutanı, il polis komiseri ile birlikte bazı memurlardan oluşmuştur. Toplantının detaylarına   göre, Kurul, dosyada yer alan delilleri incelemesi üzerine, operasyonda hiçbir masum sivilin   öldürülmemiş olduğu sonucuna varmıştır. Kurul, ayrıca, ön soruşturmanın halen devam   etmekte olduğunu ve ulaşım olanakları eksikliği ve coğrafi zorluklar dolayısıyla otopsilerin   yapılamadığını kaydetmiştir. Kurul, cesetleri geri getirme çalışmalarının devam edeceğini   belirtmiştir.   51. Kayıp Halit Aslan’ın oğlu Hacı Aslan, 21 Aralık 2001 tarihinde, Özalp   Cumhuriyet Savcılığı’nda verilen bir ifadede, ailenin, akrabalarının ortadan kaybolmasına   ilişkin herhangi bir resmi şikayette bulunmamış olduğunu söylemiştir.   52. 25 Ocak 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma   Komutanlığı’ndan, Yeşilöz köyünün boşaltılmasına ilişkin belgelerin örneklerini kendisine   göndermesini istemiştir. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, iki kayıp adamın Dereyatağı bölgesine   yürüyerek gitmiş olmalarının mümkün olmuş olup olamayacağını sormuştur. Cumhuriyet   Savcısı, son olarak, bölgede güvenlik güçleri, köy korucuları ve teröristler arasındaki   çatışmalara ilişkin belgelerin ve aynı zamanda civarda hint keneviri tarımına ilişkin belgelerin   örneklerini istemiştir.   53. Aynı tarihte, Beytüşşebap jandarması, Cumhuriyet Savcısı’nın isteğini, Geçitli   mezrasının PKK faaliyetleri dolayısıyla ve köylülerin talebi üzerine boşaltılmış olduğu   şeklinde yanıtlamıştır. Dolayısıyla, Halit Aslan ve Abuzeyt Aslan’ın bölgeye gitmeleri için bir   sebep yoktur.   54. 28 Ocak 2002 tarihinde, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı, Beytüşşebap   Cumhuriyet Savcısı’na, ayrıca, PKK terör faaliyetleri sebebiyle, köylülerin, köyü kendi özgür   istekleri ile terk etmiş olduklarını bildirmiştir. Cumhuriyet Savcısı’na, ayrıca, iki kişinin,   Van’dan Beytüşşebap ilçesine otobüsle gitmiş olabilecekleri, ancak köye hiçbir yol olmadığı   ve bölgenin güvenli olmadığı bildirilmiştir. Cumhuriyet Savcısı’na, son olarak, 1989 ve 2001   yılları arasında, bölgede, PKK tarafından 31 saldırı olmuş olduğu bildirilmiştir.   55. 5 Mart 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı içinde soruşturmasındaki   gelişmeleri ortaya koyduğu bir fezleke düzenlemiş ve onu, 19 Mart 2002 tarihinde, Adalet   Bakanlığı’na göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı, Bakanlık’tan, Beytüşşebap İlçe Jandarma   Komutanı Üsteğmen Hakan Torun’un, cesetleri otopsi için getirememesindeki mesleki   ihmalkarlık iddiasından dolayı, takibatı için yetki vermesini talep etmiştir.   56. 1 Mayıs 2002 tarihinde, cesetleri bulmak amacıyla bölgeye ulaşmak için jandarma   tarafından başka bir teşebbüste daha bulunulmuştur. Bu kez, askerler bölgeye ulaşabilmiş   ancak, 1 Mayıs ve 2 Mayıs tarihlerinde arama yürütmelerine rağmen, cesetleri   bulamamışlardır.   57. 8 Mayıs 2002 tarihinde, Adalet Bakanlığı, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı   tarafından talep edilen yetkiyi vermiştir (bkz. yukarıda 55. paragraf).   58. 20 Mayıs 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap’taki   meslektaşına, onun, jandarmadan, cesetleri bulmak için başka bir teşebbüste daha   bulunmalarını istemesini talep eden, bir mektup göndermiştir. Beytüşşebap Cumhuriyet   Savcısı’ndan, ayrıca, Hakan Torun’u, Şırnak Cumhuriyet Savcılığı’na çağırması talep   edilmiştir.   59. 24 Mayıs 2002 tarihinde, Hakan Torun, Şırnak Cumhuriyet Savcısı huzurunda   hazır bulunması için çağrı almıştır.   60. 12 Temmuz 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Hakan Torun’un   kendisinin huzurunda hazır bulunmamasına Beytüşşebap’taki meslektaşının dikkatini çekmiş   ve meslektaşına onu bulması için ısrar etmiştir.   61. 12 Temmuz 2002 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı tarafından bulunan   Hakan Torun, Cumhuriyet Savcısı’na, mümkün olan en kısa zamanda Şırnak Cumhuriyet   Savcılığı’na gitme niyetini bildirmiştir.   62. 23 Temmuz 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı’na,   Hakan Torun’un faaliyetlerine yönelik bir soruşturma yürütmüş olduğunu ve Hakan Torun’un   cesetlerin bulunamamasında ihmalkar olmadığı sonucuna varmış olduğunu söyleyen bir   mektup göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı’na göre, cesetleri bulmak büyük bir operasyon   gerektirirdi ve Hakan Torun’un, komutasındaki sınırlı sayıdaki askerle, böyle bir operasyonu   yürütmesi mümkün değildi. Bu mektuptan görünen o ki, Hakan Torun Şırnak Cumhuriyet   Savcısı tarafından sorgulanmıştır.   63. 12 Kasım 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, soruşturma dosyasını,   Şırnak’taki meslektaşına teslim etmiştir.   64. 20 Kasım 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, bir soruşturmanın   halihazırda yürütülmüş olduğu ve Adalet Bakanlığı’nın bilgilendirildiği gerekçelerine   dayanarak, Hakan Torun için takipsizlik kararı almıştır.   65. 30 Ocak 2003 tarihinde, Ankara Jandarma Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı’na,   Avrupa İnsan Hakları mahkemesi tarafından, 2002 bahar ve yaz mevsimleri sırasında cesetleri   ele geçirmek için ciddi teşebbüslerde bulunulup bulunulmadığı, hangi teşebbüslerde   bulunulduğu ve ele geçirilen mühimmatın parmak izleri için incelenip incelenmediğine dair   öne sürülen soruların cevaplarını ortaya koyan, bir mektup göndermiştir. Jandarma   Komutanlığı’nın mektubuna göre, 29 Eylül 2001 ve 8 Ocak 2002 tarihleri arasında sekiz   teşebbüste bulunulmuş, ancak, cesetler bulunmamıştır. Cesetlerin kendiliğinden çürümüş   olması veya terör örgütü tarafından götürülmüş olması mümkündür. Cesetlerin bırakılmış   olduğu bölgenin irtifası 2.668 metredir ve hava şartları nedeniyle bölgeye helikopterle   ulaşmak mümkün olmamıştır. Bölgeye olan mesafe, askerlerin, ele geçirilmiş olan mühimmatı   geri getirmelerini zorlaştırmıştır ve askeri üste yürütülen mühimmat incelemesi herhangi bir   parmak izini açığa çıkarmamıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA   66. Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 79. maddesinin ilgili kısmı şu   şekildedir:   “Bir ölünün adli muayenesi tabip huzuru ile yapılır. Otopsi, hakim ve tehirinde zarar umulan hallerde   Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adli tabip veya patolog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır.   … Gömülen ölünün muayenesine veya üzerinde otopsi yapılmasına lüzum görüldüğü takdirde, ölünün   mezardan çıkarılmasına hazırlık tahkikatında Cumhuriyet Savcısı, son tahkikatta mahkeme tarafından müsaade   olunur ve gerekli işlemler karar veren mercice yerine getirilir.”   67.Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 80. maddesi şöyledir:   “Mani sebepler olmadıkça, otopsiden evvel ölünün hüviyeti her suretle ve bilhassa kendisini tanıyanlara   gösterilerek, bilgilerine müracaat olunarak tayin olunur ve elde edilmiş bir sanık varsa ölü tanınmak üzere ona da   gösterilir.”   68.Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 152. maddesi şöyledir:   “Bir ölümün tabii sebeplerden ileri gelmediği şüphesini verecek emareler olur yahut meçhul bir şahsın   ölüsü bulunursa, zabıta ve belediye memurları veya köy muhtarları keyfiyeti derhal Cumhuriyet Savcılığı’na   veya sulh hakimine bildirmekle mükelleftirler. Defin ancak Cumhuriyet Savcısı veya sulh hakimi tarafından   verilecek yazılı ruhsata bağlıdır.”   69.Diğer ilgili iç hukuk izahı Ergi - Türkiye’de bulunabilir (28 Temmuz 1998 kararı,   Reports of Judgments and Decisions, 1998-IV, ss.1767-68, §§ 46-52).   HUKUK   I.HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI   70.AİHM, 19 Ekim 2004 tarihli kararında, sözkonusu cezai soruşturmanın, AİHS   çerçevesinde etkili olarak görülüp görülemeyeceği sorusunun, başvuranın şikayetlerinin   konusuna sıkı sıkıya bağlı olduğu ve bu sorunun esaslara birleştirilmesi gerektiği kanısına   vardığını not eder.   71.28 Şubat 2005 tarihinde, Hükümet, birkaç belge ile birlikte ek görüşünü AİHM’ye   iletmiş ve AİHM’den sözkonusu ek görüşlerde sunulan bilgiler ışığında başvuruyu   kabuledilmez ilan etmesini talep etmiştir. Aşağıdaki bilgiler, Hükümet’in ek görüşlerine   eklediği belgelerde yer almaktadır:   72.Dördüncü başvuran Nihari Aslan, 20 Ağustos 2004 tarihinde, görüldüğü kadarıyla   kocası Halit Aslan’ın ölümünün Nüfus Müdürlüğü’nde kayda geçilmesi ve ölüm belgesi   alabilmek amacıyla, karakolda ifade vermiştir. Aslan, ifadesinde, kocası Halit Aslan’ın   rahatsızlandığını ve 11 Kasım 2003 tarihinde evinde öldüğünü belirtmiştir. Ailesi, Halit   Aslan’ı Şabaniye Mezarlığı’nda defnetmiştir.   73.20 Ağustos 2004 tarihinde, Osman Kotaş ve Kadir Narin isimli şahıslar da aynı   karakolda ifade vermiş ve Aslan ailesinin komşuları olduklarını belirtmişlerdir. Halit Aslan’ın   rahatsızlandığını ve 11 Kasım 2003 tarihinde evinde öldüğünü teyit etmişlerdir. Narin ayrıca,   cenazesine katıldığını da ifade etmiştir.   74.13 Nisan 2005 tarihinde, AİHM, Hükümet’in ek görüşlerini ve bu görüşlerdeki   ekleri başvuranlara iletmiş ve bu belgelere ilişkin görüşlerini bildirmeye davet etmiştir.   75.2 Mayıs 1995 tarihli cevaplarında, başvuranların avukatları, Nihari Aslan’ın   gerçekten yukarıdaki 20 Ağustos 2004 tarihli ifadeyi verdiğini teyit etmişlerdir. Ayrıca, Halit   Aslan’ın çiftçi destekleme kredisi alabilmek için Van Tarım İl Müdürlüğü’ne başvurduğunu   ifade etmişlerdir. Bu tür krediler, Dünya Bankası’ndan alınmaktaydı ve Tarım İl Müdürlüğü   de bunları kredi şeklinde sağlamaktaydı. Halit Aslan’ın öldürülmesinden sonra, eşi Nihari   Aslan, Tarım İl Müdürlüğü ile irtibata geçmiş ve kocasının ölümünü bildirmiştir. Ardından,   kredinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Tarım İl Müdürlüğü, kocasının ölümünü   belgelemesini talep etmiştir. Bunun üzerine, Nihari Aslan, köy muhtarına gitmiştir. Muhtar,   kendisine, karakola gitmesini, ifade vermesini ve kredi alabilmek için bu ifadeyi Tarım İl   Müdürlüğü’ne sunmasını söylemiştir.   76.Avukatlar, Aslan’ın 20 Ağustos 2004 tarihli ifadesinin tek nedeninin bu olduğunu   ifade etmiştir. Nihari Aslan oldukça yoksul bir kimseydi ve krediye ihtiyacı vardı. Diğer   başvuranlar ve Narin (73. paragraf), Cumhuriyet Savcısı’na bu bağlamda ifade vermeye hazır   idi. Avukatlar ayrıca, Halit Aslan’ın Faraşin mevkiinde öldürülmesinin kendilerine   anlatıldığını ileri süren iki muhtar tarafından yazılan yazıyı AİHM’ye iletmiştir. Ziraat   kredisini alabilmesi için Nihari Aslan’a ölüm belgesi çıkarmasını tavsiye ettiklerini teyit   etmişlerdir.   77.Avukatlar ayrıca, başvuranlarla yaptıkları son görüşmelerinde, başvuranların,   kendileriyle, korkularından dolayı daha önce vermedikleri bazı çok önemli bilgiler   paylaştıklarını ifade etmişlerdir. Bu bilgilere göre, akrabalarının öldürülmesinden altı ya da   yedi gün sonra, başvuranlar akrabalarının öldürüldüğü yere gitmiş ve cesetleri gömmüşlerdir.   78.Avukatlar, başvuranların, akrabalarından kalanların bulunması için yetkililere   yardım etmeye hazır olduklarını belirtmişlerdir. Sözkonusu bölge artık emniyetliydi ve   yetkililerin cesetleri bulması ve ardından kimliklerini belirleyip otopsi yapmaları oldukça   kolay olacaktı.   79.Avukatlar, yetkililerin konuya karşı tamamen ilgisiz kalarak, AİHM’yi yanıltmaya   çalıştıklarını ileri sürmüşlerdir. Yetkililer, ölü üç kişi ve bunların öldürülmelerini çevreleyen   koşullara ilişkin olarak başvuranlara hiçbir bilgi vermemiştir. Başvuranlar, akrabalarını   kendileri defnetmek zorunda kalmışlardır. Hükümet’in iddia ettiğinin aksine, cesetlerin   bulunmasını engellemek için hiçbir güvenlik gerekçesi bulunmamaktaydı; Hükümet’in amacı,   cinayetleri örtbas etmekti.   80.Taraflarca sunulan yukarıdaki görüşler ışığında ve AİHM’nin dikkatine sunulan   yeni bilgileri dikkate alarak, AİHM, Hükümet’in, cezai soruşturmanın etkinliğine dair ön   itirazına bu noktada işaret etmenin uygun olacağı kanısındadır.   81.AİHM ayrıca, başvuranların iddialarının ivediliği ve ciddiyeti karşısında, ve   özellikle cesetlerin çürümesi sebebiyle hayati kanıtların zarar görmüş olması ihtimali   karşısında, önceliğin, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi çerçevesindeki uygulamaya   verildiğini (bkz 5. paragraf) ve Hükümet’ten cesetleri araması ve kimliklerini belirlemesinin   talep edildiğini hatırlatır. Hükümet tarafından sunulan belgelerden, ulusal makamların,   başvuranların iddiaları kendilerine bildirildikten sonra, cesetleri halihazırda aramaya başladığı   anlaşılmaktadır (30-50 paragraflar).   82.Bu bağlamda, AİHM, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı’nın, akrabalardan haber alır   almaz aynı gün jandarmadan bilgi istemek suretiyle derhal harekete geçtiğini gözlemler (31.   paragraf). Cumhuriyet Savcısı, dilekçelerindeki iddialarına ilişkin olarak üç akrabayı 19 Eylül   tarihinde sorgulamıştır (32. paragraf). Cumhuriyet Savcısı, 24 Eylül 2001 tarihinde,   güvenlik güçlerinin komutanı Yüzbaşı Sosyal’ı ve başçavuşu sorgulamıştır (33-34   paragraflar). Ayrıca, 24 Eylül’de, Cumhuriyet Savcısı, jandarmaya cesetleri bulmaları   talimatını vermiştir (37. paragraf).   83.Birçok girişime rağmen, askerler bölgeye ulaşamamıştır. Ancak, Cumhuriyet   Savcısı, cesetleri arama çabalarına devam etmiş, hatta cesetleri bulamayan komutanın iddia   edilen ihmalkarlığı sebebiyle soruşturulması için Adalet Bakanlığı’ndan izin talep etmiştir   (bkz 55. paragraf).   84.Sonunda askerler bölgeye ulaşabildiklerinde, iki günden daha fazla bir süre geniş   çaplı araştırma yapmalarına rağmen cesetleri bulamamışlardır (bkz. 56. paragraf).   85.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, cesetleri bulabilmek için, - özellikle   Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı olmak üzere – ulusal yetkililerin yetkileri dahilinde   ellerindeki bilgi elverdiğince her türlü çabayı sarf ettiğini tespit etmiştir. Ancak, çabaları,   ölümden altı yedi gün sonra cesetleri gömen, yetkilileri ve AİHM’yi bu temel bilgiden   haberdar etmeyen başvuranların davranışı sebebiyle ciddi olarak sekteye uğramıştır. AİHM,   başvuranların, iddiaya göre bu bilgiyi başkasıyla paylaşmalarını engellemiş olan korkularının   temeli olduğu hakkında ikna olmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, bu korkuların, başvuranların,   başvurularında ve dilekçelerinde herhangi bir olumsuz sonuç veya engelle karşılaşmaksızın,   gerek ulusal mercilere gerekse AİHM’ye oldukça ciddi birkaç iddia sunmalarını   engellemediğini gözlemler.   86.Bu davada AİHM’yi yanıltanların başvuranların bizzat kendileri olduğu gerçeğini   dikkate alarak, AİHM, başvuranların, ulusal makamların AİHM’yi yanıltmaya çalıştığı   şeklindeki iddiasını, istismar olmasa da, en azından iki yüzlülük olarak nitelendirmektedir   (79. paragraf). AİHM, başvuranların, ölen üç kişinin cesedini bizzat gömmeleri suretiyle,   onların nerede olduğunu saklaması karşısında, ulusal yetkililerin ölü üç kişi hakkında   başvuranlara nasıl bilgi verebilme imkanının olabileceğini anlayabilmiş değildir.   87.AİHM, AİHS’nin 35 § 1. maddesinde ifade bulan iç hukuk yollarının tüketilmesi   kuralının başvuranların öncelikle ulusal sistemde sağlanan hukuk yollarından yararlanmalarını   gerektirdiğini hatırlatır. Sonuç olarak, Devletler, kendi hukuk sistemlerinde bir konuyu sonuca   ulaştırma imkanı bulmadan önce, bir uluslararası organda, kendi amelleri hakkında izahatta   bulunmaktan muaftırlar. Bu, AİHS ile tanınan korunma mekanizmasının, insan haklarını   güvence altına alan ulusal hukuk sistemleri karşısında ikincil olduğu ilkesinin önemli bir   parçasıdır (bkz. Akdıvar ve Diğerleri - Türkiye, 16 Eylül 1996 kararı, Reports 1996-IV, § 65,   ve orda anılan davalar).   88.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, başvuranlar tarafından dikkatlerine sunulan   iddialar karşısında ulusal yetkililerin pasif kaldığının söylenemeyeceği sonucuna varmıştır.   Dolayısıyla, yetkililer, cesetleri bulamamalarından dolayı kınanamaz. Cesetlerin gömülmesine   dair bilgi, başvuranlar tarafından henüz ifşa edilmiş olduğundan (75-77 paragraflar), ulusal   yetkililerin cesetlerin kimliğini belirleme ve ölümlerine ilişkin gerçekleri açıklığa kavuşturma   imkanı olmamıştır.   89.Dördüncü başvuranın polise verdiği ifadeye ilişkin olarak, kocasının – başvuru   formunda belirtildiği gibi Eylül 2001’de değil de – 11 Kasım 2003’te öldüğünden hareketle,   AİHM, bu çelişkili bilgiyi incelemek ve ölümle ilgili olayları kesinliğe kavuşturmak için en   uygun platformun ulusal merciler olduğu kanısındadır.   90.Dolayısıyla, başvuranların AİHS ihlalleri bağlamında iç hukuk yollarını   tüketmedikleri düşünülmelidir. Buna göre, Hükümet’in ön itirazı kabul edilmiştir (bkz.   mutatis mutandis, Aytekin – Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VII, § 85).   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   Hükümet’in ön itirazını kabul etmiş ve iç hukuk yolları tüketilmediğinden, davanın   esaslarını incelememeye karar vermiştir.   İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 18   Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. DOLLE   Sekreter   J.-P. COSTA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło