7540/07;7859/07;11979/07
WyrokETPCz2010-01-05ECLI:CE:ECHR:2010:0105JUD000754007
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania i brak skutecznego środka odwoławczego w tej kwestii naruszyły art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji? Czy nadmierna długość postępowania karnego i brak skutecznego środka odwoławczego w tej kwestii naruszyły art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długotrwałe tymczasowe aresztowanie skarżących, trwające od ponad pięciu do prawie dziewięciu lat, było nadmierne i naruszało art. 5 ust. 3, pomimo złożoności spraw związanych z terroryzmem. Stwierdził również, że krajowe środki odwoławcze dotyczące legalności i długości aresztowania nie były skuteczne w rozumieniu art. 5 ust. 4, ponieważ nie zapewniały realnej szansy na sukces ani gwarancji proceduralnych, takich jak zasada kontradyktoryjności i równości broni. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał uznał, że trwające od ponad ośmiu lat procesy, mimo ich złożoności, przekroczyły „rozsądny termin” wymagany przez art. 6 ust. 1. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 w związku z art. 6 ust. 1, ponieważ turecki system prawny nie oferował skutecznego środka odwoławczego, który pozwalałby skarżącym na skarżenie się na nadmierną długość postępowania karnego.Stan faktyczny
Trzech skarżących, Selami Sevim, İsmet Ökmen i Mithat Yılmaz, zostało aresztowanych w latach 2000-2001 w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji terrorystycznej Hizbullah. Zostali oskarżeni o członkostwo w organizacji terrorystycznej i próbę obalenia porządku konstytucyjnego. Ich wnioski o zwolnienie z aresztu były systematycznie odrzucane. W chwili wydania wyroku, Mithat Yılmaz był nadal w areszcie, a sprawy Mithata Yılmaza i İsmet Ökmena nadal toczyły się przed sądami krajowymi. Selami Sevim został skazany na dożywocie, a wyrok został utrzymany w mocy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył skargi; uznał skargi za dopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 i 5 ust. 4 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji; zasądził na rzecz Selami Sevima 4 500 EUR, na rzecz İsmet Ökmena 6 600 EUR i na rzecz Mithata Yılmaza 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SEVĐM vd. -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru numaraları: 7540/07, 7859/07 ve 11979/07)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7540/07, 7859/07 ve 11979/07) no’lu davanın
nedeni (T.C. vatandaꢀları) Selami Sevim, Đsmet Ökmen ve Mithat Yılmaz’ın (baꢀvuranlar)
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla, 29 Ocak, 5 ꢁubat ve 9 Mart 2007 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar, sırasıyla, 1974, 1974 ve 1964 doğumlu olup halen Diyarbakır Cezaevinde
tutuklu bulunmaktadırlar.
Baꢀvuranlardan Selami Sevim 8 Kasım 2000 tarihinde, Mithat Yılmaz 7 Mart 2001 tarihinde
ve Đsmet Ökmen 16 Nisan 2001 tarihinde yasadıꢀı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karꢀı
yürütülen operasyonlarda yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranlar, yakalandıktan birkaç
gün sonra yetkili hakim tarafından tutuklanmıꢀtır. Savcılık, farklı tarihlerde düzenlenen
iddianamelerde baꢀvuranları özellikle yasadıꢀı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve
Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teꢀebbüs etmekle suçlamıꢀtır.
Tarafların sunduğu dosyadaki bilgilere göre, Mithat Yılmaz hakkında açılan kamu davası ilk
derece mahkemesi önünde görülmeye devam etmekte olup, kendisiyle ilgili henüz bir yargı
kararı verilmemiꢀtir.
Esas hakimleri, 13 ꢁubat 2008 tarihinde Đsmet Ökmen’i ömür boyu hapis cezasına mahkûm
etmiꢀtir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin kararı temyiz edilmiꢀ ve dosyadaki
bilgilere göre Yargıtay henüz kararını bildirmemiꢀtir.
Selami Sevim, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2005 tarihinde aldığı kararla ömür boyu
hapis cezasına mahkûm edilmiꢀ, ancak sözkonusu karar 11 Aralık 2006 tarihinde Yargıtay
tarafından bozulmuꢀtur. 9 Kasım 2007 tarihinde, ilgili ꢀahıs Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmiꢀ ve 19 Ocak 2009 tarihinde Yüksek
mahkeme ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli makamlar
tarafından sürekli olarak reddedilmiꢀ ve her defasında « isnad edilen suçun niteliği», « delil
durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk halinin devamına
karar verilmiꢀtir.
Sonuç olarak, Mithat Yılmaz halen tutuklu bulunmaktadır. Selami Sevim ve Đsmet Ökmen
ise esas hakimlerinin verdiği mahkûmiyet kararına kadar tutuklu kalmıꢀtır. Đꢀbu kararın
alındığı tarihte Mithat Yılmaz ve Đsmet Ökmen hakkında yürütülen davalar ulusal
mahkemeler önünde görülmeye devam etmektedir.
HUKUK
I. DAVALARIN BĐRLEꢁTĐRĐLMESĐ
ꢁikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AĐHM, baꢀvuruların
birleꢀtirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aꢀırı uzunluğundan ꢀikâyetçi olmakta ve
tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri
sürmektedir. Sözkonusu ꢀikâyetlerin dile getiriliꢀ ꢀeklini göz önüne alan AĐHM, bunların
AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine
varmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, Selami Sevim ile ilgili olarak, ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman, özet
olarak bile, tutukluluk süresiyle ilgili ꢀikâyetlerini dile getirmediğini kaydetmekte ve iç hukuk
yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, adı geçen baꢀvuranın, ayrıca,
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinde yinelenen, 466 sayılı Kanun Dıꢀı Yakalanan
veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’a uygun olarak ulusal
mahkemeler önünde tazminat davası açması gerekirdi. Đsmet Ökmen ile ilgili olarak
Hükümet, adı geçen baꢀvuranın eski CMK ve yeni CMK’nın ilgili hükümleri gereğince
tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz etmediğini belirtmektedir.
Baꢀvuranlar, bu iddialara karꢀı çıkmakta ve esas hakimlerine her duruꢀma sonunda serbest
bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini
sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.
Hükümetin Selami Sevim’in baꢀvurusuyla ilgili ilk argümanı için AĐHM, daha önce benzer
bir davada konuyu incelediğini ve bu ön itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye
aleyhine Koꢀti ve diğerleri davası, no 74321/01, prg. 16-26, 3 Mayıs 2007). AĐHM, mevcut
davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı düꢀünmesini gerektirecek hiçbir gerekçe
görmemekte ve Hükümetin bu ön itirazını reddetmektedir. sayılı Kanun ve CMK’nın 141. maddesi ve devamındaki hükümler gereğince tazminat
davası açılmadığı yönündeki iddia hakkında AĐHM, mevcut davada incelenen ꢀikâyetlerin
AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragraflarına iliꢀkin olduğunu, oysa Hükümetin dile
getirdiği kanun dıꢀı tutuklama için tazminat elde etme hakkının AĐHS’nin 5. maddesinin 5.
paragrafı alanına girdiğini gözlemlemektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Barıꢀ davası,
no 26170/03, prg. 17, 31 Mart 2009). Tazminat davası baꢀvuranın ꢀikâyeti için etkili bir itiraz
yolu olmadığından, AĐHM bu ön itirazı da reddetmektedir.
Tutukluluk halinin devamıyla ilgili kararlara itiraz edilmediği yönündeki iddia için AĐHM, 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu durumu dıꢀında, daha
önce Hükümetin benzer itirazlarını reddettiğini hatırlatmaktadır. Gerçekten de, AĐHM yeni
ceza muhakemeleri usulü kanununun yürürlüğe girmesinden önceki durumlarda Türk hukuk
sisteminin AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı anlamında davalıların tutukluluk halinin
yasallığına karꢀı çıkma imkânı sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığını tespit etmiꢀtir
(bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Koꢀti ve diğerleri davası, no 74321/01, prg. 20-
24, 3 Mayıs 2007, ve Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, no 43256/04, prg. 43-51, 5 Haziran
2007).
Hükümetin itirazını yeni ceza muhakemesi kanunu çerçevesinde dile getirmesini göz önüne
alan AĐHM, bu ꢀikâyetin baꢀvuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayandırdığı
ꢀikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esasla birleꢀtirilerek
incelenmesine karar vermektedir.
Sözkonusu ꢀikâyetlerin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden
AĐHM, baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esasa iliꢀkin
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı
Hükümet, baꢀvuranların maruz kaldığı tutukluluk hali süresinin, özellikle isnat edilen suçların
niteliğine, adaletin engellenme tehlikesine, öngörülen cezaların ağırlığına, baꢀvuranların
tekrar suç iꢀleme ihtimaline, firar etme riskine ve kamu düzenini koruma gerekliliğine oranla,
aꢀırı bulunamayacağını savunmaktadır. Baꢀvuranlar, bu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.
Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleꢀik içtihadı bakımından
AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,
CEDH 2007-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46, Temmuz 2006), mevcut kararın alındığı tarihte, Selami Sevim’in beꢀ yıl üç aydan fazla ;
Đsmet Ökmen’in yaklaꢀık altı yıl on ay ; ve Mithat Yılmaz’ın yaklaꢀık sekiz yıl dokuz ay
tutuklu kaldığını tespit etmektedir.
AĐHM, benzer durumlarda bu kadar uzun süren tutukluluk halinin AĐHS’nin 5. maddesinin 3.
paragrafını ihlal ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından,
Türkiye aleyhine Dereci davası, no 77845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine
Taciroğlu davası, no 25324/02, prg. 18-24, 2 ꢁubat 2006 ve Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 34-
42). Bu davaların yetkili makamlar için çıkardığı zorlukları kabul etmekle birlikte AĐHM,
yerleꢀik içtihadı ıꢀığında, mevcut davada da aynı sonuca varmaktadır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı
AĐHM, gözaltına alınan ya da tutuklanan kimselerin özgürlükten mahrum bırakılmalarının
AĐHS anlamında « yasallığı » için gerekli usul ve esas gereksinimlerine uyulup uyulmadığını
sorgulama hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. Tutukluluk haline karꢀı yapılan bir itirazı
inceleyen yargı organının hukuki nitelikli olması ve usule iliꢀkin teminatları sunması gerekir.
Özellikle yargılama, hem çeliꢀik olmalı ve hem de her durumda iddia makamı ile tutuklu
arasında « silahların eꢀitliği»’ni garanti etmelidir (Đsviçre aleyhine Sanchez-Reisse davası, 21
Ekim 1986, prg. 51, seri A no 107, Avusturya aleyhine Toth davası, 12 Aralık 1991, prg. 84,
seri A no 224, ve Yunanistan aleyhine Kampanis davası, 13 Temmuz 1995, prg. 47, seri A no
318-B, ve Almanya aleyhine Schöps davası, no 25116/94, prg. 44, CEDH 2001-I).
AĐHM, baꢀvuranların ilk derece mahkemesinde görülen duruꢀmalar sırasında birçok defa
tahliye talebinde bulunduklarını ve bu taleplerin her seferinde reddedildiğini
gözlemlemektedir. Bu nedenle, AĐHM ulusal mahkemelerin iddiaya göre aꢀırı olan tutukluluk
haline son verme ve bu suretle baꢀvuranların iddia ettikleri ihlalleri önleme ya da düzeltme
imkânına sahip olduğu kanaatine varmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Temel ve Taꢀkın
davası (karar), no 40159/98, 14 Kasım 2002, Türkiye aleyhine Acunbay davası, no 61442/00
ve 61445/00, prg. 48, 31 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Çobanoğlu ve Budak davası, no
45977/99, prg. 37-39, 30 Ocak 2007).
Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce benzer davalarda incelediğini belirten
AĐHM, bir yandan uygulamada makul bir baꢀarı ꢀansı sunmadığı (bakınız, diğerleri arasından,
Koꢀti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 22) ve diğer yandan yargı organının hukuki nitelikli
olması ve usule iliꢀkin teminatları sunması zorunluluğuna ve özellikle yargının çeliꢀik olması
ve taraflar arasında silahların eꢀitliği gibi ilkelere uyulmaması dolayısıyla (bu bağlamda,
bakınız Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 51) bu itiraz yolunun etkisiz kaldığına hükmettiğini
hatırlatmaktadır.
Bununla birlikte AĐHM, itiraz davasıyla ilgili mevzuatın 4 Aralık 2004 tarihinde değiꢀikliğe
uğradığını gözlemlemektedir. Böylece, yeni CMK’nın 271. maddesindeki hükümler bir
tutuklunun müdafi veya vekilinin itiraz talebi incelendiği sırada adli makamlar tarafından
dinlenmesini mümkün kılmaktadır. Bununla birlikte AĐHM, itiraz davasının genelde
duruꢀmasız yürütüldüğünü ve tutuklu veya vekilinin kesin talebi olsa dahi bir duruꢀma
yapılmasının mahkemenin takdirine bırakıldığını gözlemlemektedir.
Bu itiraz yolunun etkinliği hakkında spekülasyon yapmadan mevcut davanın özel koꢀullarıyla
sınırlı kalmayı hedefleyen AĐHM, yine de Hükümetin yeni kanun hükümlerine göre yürütülen
bir itiraz davasında çeliꢀik olma ilkesine uyulduğunu gösteren bir örnek sunmadığını
kaydetmektedir. AĐHM, aldığı kararın mevcut dava koꢀullarıyla sınırlı kaldığını ve tutuklama
veya tutukluluk halinin devamına hükmedildiği durumlarda bunun asla bir itirazın
baꢀvurulması gereken bir hukuk yolu oluꢀturmadığı anlamına gelen genel bir söylem olarak
yorumlanmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, ayrıca mevcut davadaki unsurların daha
önce bu itiraz yolunun AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının gereksinimlerini karꢀılamadığı
yönündeki hükmünden farklı bir sonuca varmak için yeterli olmadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dayalı ön itirazını
reddetmekte ve mevcut davada AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmadığından ve aynı zamanda
haklarında yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun
bulunmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve bu baꢀlık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların mevcut baꢀvuruyu ulusal mahkemeler önünde kesin karar elde
edilmeden sundukları gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir.
Hükümete göre, bu bağlamda tüm baꢀvurular zamanından önce sunulmuꢀtur. Hükümet,
üstelik baꢀvuranların hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz konusu
yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını savunmaktadır. Son olarak Hükümet,
ilgili ꢀahısların Adalet Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açması ve 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe giren yeni CMK’nın 141 ve 142. maddeleri uyarınca bu yönde tazminat
talep etmesi gerektiğini belirtmektedir.
Hükümetin ilk itirazıyla ilgili olarak AĐHM, süresinin çok uzun olmasından ꢀikayet edilen bir
yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından, bu ön itirazın
ceza yargılaması süresine dayalı ꢀikâyetin niteliğiyle bağdaꢀmadığı kanaatine varmaktadır
(bakınız Türkiye aleyhine Erhun davası, no 4818/03 ve 53842/07, prg. 24, 16 Haziran 2009).
Diğer itirazlarla ilgili olarak ise AĐHM, Hükümetin buna benzer itirazlarını daha önce de
reddettiğini hatırlatmaktadır. Gerçekten de AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara
AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aꢀırı uzun yargılama süresine itiraz etme imkânı veren etkili
bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de tespit etmiꢀtir (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri
davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005, ve Tunce ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 35-37).
Sonuç olarak AĐHM, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı
Hükümet, davanın karmaꢀıklığına, dosyaların büyüklüğüne, baꢀvuranlara isnat edilen suçların
niteliğine, iꢀlenen suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve mağdurların
sayısına bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki zorluklar
dikkate alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının söylenemeyeceğini ve
ayrıca ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk davranmadığının
iddia edilemeyeceğini savunmaktadır.
Baꢀvuranlar, bu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin, Selami Sevim için 8 Kasım 2000 tarihinde, Mithat Yılmaz
için 7 Mart 2001 tarihinde ve Đsmet Ökmen için ise 16 Nisan 2001 tarihinde baꢀladığını tespit
etmektedir. AĐHM, Selami Sevim hakkında açılan davanın 19 Ocak 2009 tarihinde
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onamasıyla son bulduğunu ve diğer baꢀvuranlar
hakkında açılan davaların ise görüldüğü kadarıyla mevcut kararın alındığı tarihte ulusal
mahkemeler önünde halen görülmekte olduğunu not etmektedir.
Sonuç olarak, iki dereceli yargılama için Selami Sevim hakkında yürütülen ceza davası sekiz
yıl iki aydan fazla sürmüꢀtür. Đsmet Ökmen hakkında yürütülen ceza davası, bugün itibariyle
karara bağlanan tek dereceli yargılama için ꢀimdiden sekiz yıl yedi aydan fazla sürmüꢀtür.
Son olarak, Mithat Yılmaz hakkında yürütülen ceza davası ise bugün itibariyle henüz hiçbir
yargı kararı alınmamasına rağmen ꢀimdiden yaklaꢀık sekiz yıl dokuz ay sürmüꢀtür.
AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koꢀullarına göre ve baꢀta
davanın karmaꢀıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kıstaslar ile baꢀvuran ve
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,
CEDH 1999-II).
Öte yandan AĐHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü
olduğu bir konumda – baꢀvuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu bulundurduklarını
ve Mehmet Salih ꢁimꢀek’in ise hâlâ tutuklu olduğunu gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri
arasından, Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve
Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005).
AĐHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık,
davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle
bazı karmaꢀıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaꢀıklık tek baꢀına
bir yargılamanın sekiz yıldan fazla sürmesini haklı gösteremez.
Konuyla ilgili yerleꢀik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili
bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, no 10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve
mevcut dava koꢀullarını dikkate alan AĐHM, ihtilaflı yargılamaların aꢀırı uzun sürdüğü ve
dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine
varmaktadır.
Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 13. maddesi
AĐHM, buna benzer bir ꢀikâyeti daha önce inceleme fırsatı bulduğunu ve Hükümetin atıfta
bulunduğu itiraz yolunun AĐHS’nin 13. maddesi anlamında davalıların haklarında yürütülen
ceza yargılamasının uzunluğundan ꢀikâyet etmelerine olanak sağlayan etkili bir itiraz yolu
oluꢀturmadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Tunce ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 33-
38). Hükümetin öncekilerden farklı düꢀünmeyi gerektirecek hiçbir olgu ve argüman
sunmadığını göz önüne alan AĐHM, Türkiye aleyhine Tunce ve diğerleri kararında belirtilen
gerekçelere dayanarak mevcut davada da aynı sonuca varmaktadır.
Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranların davalarının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında
belirtildiği ꢀekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaꢀtırılması haklarını kullanabilmelerine
olanak sağlayan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı AĐHS’nin
13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Uğradıkları manevi zararın karꢀılığı olarak Selami Sevim ve Mithat Yılmaz sırasıyla 000 Euro ve 35 000 Euro talep etmektedir. Adı geçen baꢀvuranlar ayrıca, rakam
belirtmeksizin kendilerini ziyarete gelen ailelerinin yol masrafları ile tutukluluk süresince
cezaevinde yaptıkları harcamaların karꢀılığı olarak bir maddi tazminat talep etmektedir.
Baꢀvuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt belgesi sunmaksızın ulusal
mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama gider ve masrafları için ayrıca bir tazminat talep
etmektedir. Đsmet Ökmen ise, adil tatmin baꢀlığı altında makul bir tazminat ödenmesini talep
etmekte ve verilecek tazminat tutarını AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmekte ve AĐHM’nin bunları reddetmesini istemektedir.
Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların
taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu
baꢀlık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karꢀın, AĐHM
baꢀvuranların belirli ölçüde manevi zarar gördüklerini kabul etmekte ve 41. maddenin
öngördüğü gibi bu baꢀlık altında baꢀvuranlardan Selami Sevim’e 4 500 Euro,
Đsmet
Ökmen’e 6 600 Euro ve Mithat Yılmaz’a 8 000 Euro ödenmesi ve bu tutarlara Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak eklenmesinin hakkaniyete uygun olacağı
kanaatine varmaktadır.
Bundan ayrı olarak, Đsmet Ökmen ve Mithat Yılmaz hakkında yürütülen ceza davalarının
aradan en az sekiz yıl yedi ay geçmesine rağmen hâlâ görülmekte olduğunu ve Mithat
Yılmaz’ın yaklaꢀık sekiz yıl dokuz aydan beri hâlâ tutuklu bulunmasına dikkat çeken AĐHM,
iyi bir adalet yönetiminin gereklerini yerine getirmek suretiyle tespit edilen ihalin uygun bir
ꢀekilde sona erdirilmesi ve söz konusu davaların en kısa zamanda karara bağlanması
gerektiğini kaydetmektedir (Türkiye aleyhine Yakıꢀan davası, no 11339/03, prg. 49, 6 Mart
2007).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;
2. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet
tarafından, aꢀağıdaki miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine:
(i) Selami Sevim’e 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro);
(ii) Đsmet Ökmen’e 6.600 Euro (altı bin altı yüz Euro);
(iii) Mithat Yılmaz’a 8.000 Euro (sekiz bin Euro);
(iv) sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit
oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 05 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 17.07.2026. · Źródło