75535/01

WyrokETPCz2009-05-26ECLI:CE:ECHR:2009:0526JUD007553501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne śledztwo w sprawie śmierci brata skarżącego, żołnierza odbywającego służbę wojskową, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że śledztwo krajowe w sprawie śmierci brata skarżącego było nieskuteczne i niewystarczające, co stanowi naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji. Stwierdzono poważne niespójności i braki w dochodzeniu, takie jak brak pobrania odcisków palców z broni, brak przesłuchania brata skarżącego w szpitalu, pomimo że był przytomny, oraz sprzeczne raporty medycyny sądowej dotyczące kierunku strzału i obecności śladów prochu. Te braki uniemożliwiły ustalenie okoliczności śmierci i pociągnięcie ewentualnych sprawców do odpowiedzialności.
Stan faktyczny
Skarżący, Esat Bayram, jest obywatelem Turcji. Jego brat, Halim Bayram, został powołany do wojska w 1998 roku. 7 września 1998 roku, podczas pełnienia służby, Halim został poważnie ranny od strzału z broni palnej i zmarł 14 września 1998 roku w drodze do szpitala w Stambule. Skarżący twierdził, że jego brat był wcześniej grożony śmiercią przez swojego dowódcę i że został celowo zabity, a nie popełnił samobójstwa. Władze krajowe przeprowadziły śledztwo, które zakończyło się decyzją o braku podstaw do ścigania, opierając się na wniosku o samobójstwie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę na podstawie art. 2 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji. Zasądził skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   EAST BAYRAM – TÜRKĐYE DAVASI   (B a şvuru no. 75535/01)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2009   Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Bu dava, Esat Bayram (“başvuran”) adlı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine, 19 Şubat 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına Đlişkin Sözleşme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca yapılan 75535/01 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.   Başvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından D. Bayır ve M. Tepe tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I.DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1973 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Başvuranın Kürt kökenli Türk vatandaşı olan kardeşi Halim Bayram, 1998 yılında, 20   yaşında iken askere çağrılmıştır.   Halim Bayram, 23 Mayıs 1998 tarihinde iki aylık acemi eğitimine Đzmir’de   başlamıştır. 10 Ağustos 1998 tarihinde, kendisine on beş günlük izin verilmiştir. Döndüğünde,   kendisine Çanakkale’de görevlendirileceği bildirilmiştir. 28 Ağustos 1998 tarihinde, Halim   Bayram, birliğine katılmak üzere Çanakkale’ye gitmiştir. Komutanı, Hüseyin Arabacı idi.   Birkaç gün sonra, kardeşi başvurana telefon etmiş ve komutanının kendine baskı   yaptığını söylemiştir. Başvurana, Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini   söylemiştir.   Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşi, nöbete gönderilmiştir. Yaklaşık olarak   12.30’da, bir kurşunla ciddi olarak yaralanmış ve derhal Çanakkale Askeri Hastanesi’ne   kaldırılarak burada ameliyat edilmiştir. Aynı gün saat 17.00’de, Hüseyin Arabacı başvuranı   aramış ve kendisine bir kazanın meydana geldiğini ve kardeşinin kendini vurduğunu   bildirmiştir. Başvuran derhal Çanakkale Askeri Hastanesi’ne gitmiştir. Hüseyin Arabacı ve   başka bir asker, başvuranı hastaneye götürmüştür. Başvuranın kardeşi, yoğun bakım   ünitesinde bilinci kapalı olarak yatmakta idi. Başvuran, Hüseyin Arabacı’ya olayın nasıl   meydana geldiğini sorduğunda, Hüseyin Arabacı, başvurana, Halim Bayram’ın silahı   kendisine doğrultup ateş ettiği sırada Halim Bayram’a 20-30 metre mesafede olduğunu   anlatmıştır. Halim Bayram’ın derhal hastaneye kaldırıldığını ve ameliyata alındığını izah   etmiştir.   Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşiyle kısa süre konuşma imkânı bulmuştur.   Đddia edildiği üzere, Halim Bayram başvurana şöyle demiştir:   “Hüseyin Arabacı’nın bana yaklaştığını gördüm ve ölüm tehditlerini hatırladım. Beni vuracağını   sandım. Ne olduğunu hatırlamıyorum ama kendimi vurmadığımdan eminim.”   Başvuranın kardeşi, başvurana Đstanbul’a gönderilmek istediğini söylemiştir. Ayrıca,   bir mektup yazıp bunu yine bir asker olan arkadaşı Kazım Ağın’a verdiğini de söylemiştir.   Bu sırada, olayın tanıkları olan Barış Tulpar, Celal Elbir ve Kazım Ağın’ın ifadeleri   alınmıştır.   Barış Tulpar ifadesinde, öğle yemeğinden sonra dolaşırken bir el silah sesi duyduğunu   belirtmiştir. Ne olduğunu görmek için gittiğinde, Halim Bayram’ı yerde ağır yaralı olarak   yatarken görmüştür. Halim Bayram, “Yaktın beni Emrah, yanıyorum. Acı çekiyorum” diyerek   mırıldanmıştır. Barış Tulpar, Halim Bayram’ın tüfeğinin bacaklarının arasında olduğunu   söylemiştir.   Celal Elbir ifadesinde, silah sesini duyduğunda, derhal olay yerine gittiğini   söylemiştir. Halim Bayram yerde yatmakta idi. Hala hayattaydı fakat ağır kanaması vardı.   Tüfeği bacaklarının arasında idi.   Kazım Ağın ifadesinde, Halim Bayram’ın kendisine, intihar edeceğini çünkü sevdiği   kızın bir başkasıyla evleneceğini anlattığını söylemiştir. Ayrıca, Halim Bayram’ın, eğer   kendisine bir şey olursa, kendisine ailesine gönderilmek üzere bir mektup verdiğini   söylemiştir.   Aynı tarihte, başvuran Kazım Ağın’la da konuşmuş ve Ağın, iddiaya göre başvurana   Halim Bayram’ın komutanı tarafından baskı gördüğünü anlatmıştır. Başvurana, ayrıca,   askerlerin Halim Bayram’la konuşmamaları için zorlandıklarını söylemiş ve Halim Bayram’ın   yatağının bulunmadığını, yerde uyuduğunu anlatmıştır. Ağın, Halim’in kendisine bir mektup   verdiğini teyit etmiş, ancak birisinin bunu çantasından aldığını söylemiştir.   Başvuran, kardeşini başka bir hastaneye yatırmak istemiş fakat doktorlar buna itiraz   etmiştir. Başvuran, Đstanbul’a geri dönmüştür.   Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşinde, disemine intravasküler koagülasyon   (yaygın damariçi pıhtılaşması) gelişmiş ve doktorlar kendisinin Đstanbul GATA Askeri   Hastanesi’ne sevkine karar vermiştir. Sevk esnasında ambulansta iç kanamadan hayatını   kaybetmiştir.   Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşinin ölümüne dair koşulların açıklığa   kavuşturulması amacıyla Çanakkale Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe yazmıştır. Kardeşinin   kendisini vurduğuna dair şüpheleri bulunduğunu belirtmiş ve otopsi talebinde bulunmuştur.   Eylül 1998 tarihli ölü muayenesi ve otopsi tutanağına göre:   “Her iki meme hattının orta kısmının altından başlayarak göbek altına kadar tahminen 30 cm uzunlukta   dikilmiş bir yara görülmüştür. Her iki omuz arasında ve dirseklerde çok sayıda jiletle yapılmış eski yara   izleri izlenmiştir. Sol kol dış kısmında jilet veya başka bir kesici objeyle yazılmış “Emrah” ismi   görülmüştür. Sırt kısmında sol böğür bölgesinde 1 cm çapında kurşun çıkış deliği saptanmıştır. Göğüs   bölgesindeki yara izi üzerinde bir kurşun deliği giriş izi gözlenmiştir.”   Başvuran da bu muayeneye katılmıştır. Kardeşinin ölümüne dair şüphelerinin   bulunduğunu belirtmiş ve ikinci bir otopsi talebinde bulunmuştur.   Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, olay mahallinde inceleme   yapmıştır.   Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti, Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin   bir soruşturma başlatmıştır. 18 Eylül 1998 tarihinde, heyet, Hüseyin Arabacı’nın ifadesini   almıştır. Arabacı, başvuranın kardeşinin kendisini vurduğunu duyduğunda derhal ne olduğunu   görmek için gittiğini ve ambulans çağırdığını anlatmıştır. Halim Bayram’ın batın bölgesinde   kan olduğunu görmüştür.   Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti raporunu sunmuş ve Arabacı’ya ya   da hastaneye atfedilecek bir hata bulunmadığı sonucuna varmıştır.   Bu sırada, 17 Eylül 1998 tarihinde, Halim Bayram’ın cesedi üzerinde Adli Tıp   Kurumu Morg Đhtisas Dairesi tarafından ikinci bir otopsi yapılmıştır. Raporda, ceset üzerinde   herhangi bir kurşuna rastlanmadığı ve detaylı raporun ileri bir tarihte açıklanacağı   belirtilmiştir. Ksifoit1 ve sırttaki yaradan alınan örnekler, daha ileri kimyasal tetkike   gönderilmiştir.   Eylül 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, bu iki cilt örneğine ilişkin kimyasal tetkik   sonuçlarını içeren raporunu sunmuştur. Halim Bayram’ın sırtından alınan cilt örneğinde,   yüksek miktarlarda nitrit-nitrat iyonlarına rastlanırken, ksifoitten alınan cilt örneğinde bu   iyonlara rastlanmamıştır.   Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, görevsizlik kararı vermiş ve   dosyayı Gölcük Askeri Savcısı’na iletmiştir.   Askeri savcının talebi üzerine, 11 Kasım 1998 tarihinde, olay mahallinde bulunan   kovan üzerinde bir bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Đncelemeyi yaparken, bilirkişi, Halim   Bayram tarafından kullanılan tüfekle iki el ateş etmiştir. 13 Kasım 1998 tarihinde, kullanılmış   üç mermi kovanı, yani, olay mahallinde bulunan bir kovan ile bilirkişinin elde ettiği iki kovan,   Đstanbul Kriminal Polis Laboratuarı’nda incelenmiş ve aynı tüfekten çıktıkları sonucuna   varılmıştır.   Kasım 1998 tarihinde, Emrah Baynal jandarmaya ifade vermiştir. Halim Bayram’ın   intiharı kendisine sorulduğunda, Baynal, Halim Bayram’la yaklaşık iki seneden beri   arkadaşlıklarının olduğunu söylemiştir. Birbirlerini sevdiklerini belirtmiş ve başka biriyle   nişanlandığını inkâr etmiştir.   Aralık 1998 tarihinde, başvuran, askeri savcıya ifade vermiştir. Kardeşi Halim   Bayram’ın Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini anlatmıştır.   Şubat 1999 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, sağlık raporunu sunmuştur. 17 ve 18 Eylül   tarihli incelemelerine atıfta bulunarak, Halim Bayram’ın arkadan vurulduğu sonucuna   varmıştır. Raporda, bir kurşunun sırtından girdiği ve ksifoitin sağ altından çıktığı   belirtilmiştir. Ateşin tam olarak hangi mesafeden edildiğini tespit etmek amacıyla, Halim   Bayram’ın giysilerinin üzerinde yapılacak bir kimyasal tetkik talep edilmiştir.   Ekim 1999 tarihli bir raporda, Fizik Đncelemeler Đhtisas Dairesi bünyesinde bulunan   Balistik Şubesi, Halim Bayram’ın ne gömleğinde ne atletinde ateş izine rastlandığını   belirtilmiştir. Raporlarda ayrıca, gömleğin arka kısmında 1x 0.5 cm ebatlarında bir delik   olduğu belirtilmiştir.   Ksifoitin tanımı: göğüs kemiği/sternumun ucundaki sivri uçlu kıkırdak, sternumun en küçük ve en alttaki kısmı.   Ocak 2000 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, nihai raporunu açıklamıştır. Bu raporda,   önceden yapılmış olan tüm adli tıp incelemelerine atıfta bulunulmuştur. Kurşun giriş ve çıkış   delikleri incelendiğinde, genellikle küçük deliklerin giriş delikleri, büyüklerin ise çıkış   delikleri olduğu anlaşılmakla birlikte, tersi durumların görülmesinin de tıbben mümkün   olduğu belirtilmiştir. Raporda, 26 Şubat 1999 tarihli raporda, Halim Bayram’ın giysilerinde   yapılan kimyasal tetkiklerde nitrit ve nitrat iyonlarına rastlanmamasına göre, giriş deliğinin   arkada olduğu sonucuna varılmış olmasına rağmen, bu, kurşunun ksifoitten giriş yaptığına   işaret etmelidir. Raporda ayrıca, atışın yakın mesafeden veya bitişiğe yakın mesafeden   yapıldığının tespitine yönelik hiçbir iz bulunmadığı da belirtilmiştir:   “…; ön yüzde ksifoidin sol yan alt kısmından vücuda giren mermi çekirdeğinin cilt altı kas geçişiyle   batın boşluğuna girdiği, önden arkaya ve hafif yana seyirle sol lomber bölge üst kısımdan çıkmış olduğu,   kişiler hareketli olduklarından kurşunun vücutta izlediği trajesinin atışın yapıldığı yön ve seviyeyi tayine   medar olamayacağından, atışın hangi yön ve seviyeden yapıldığının tıbben tayininin mümkün olmadığı   oybirliği ile mütalaa olunur.”   Sonuç olarak, raporda, kurşunun batın boşluğundan girdiği oybirliğiyle kabul edilmiştir.   Mart 2000 tarihinde, askeri savcı, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.   Başvuran, bu karara itiraz etmiştir. 9 Ağustos 2000 tarihinde, askeri mahkeme, başvuranın   itirazını reddetmiş ve bu karar başvurana 22 Ağustos 2000 tarihinde bildirilmiştir.   Temmuz 2001 tarihinde, başvuran, Adli Tıp Profesörü ve Đngiltere Đçişleri Bakanlığı   Danışman Patologu Christopher Milroy’dan tıbbi rapor almıştır. Christopher Milroy mevcut   belgeler üzerinde inceleme yaparak sırtta küçük yuvarlak kurşun yarası ile batın boşluğunun   ön kısmındaki büyük kurşun yarasının varlığının, giriş yarasının sırtta olduğuna işaret ettiği   sonucuna varmıştır. Sırttan alınan deri örneğinde nitrit-nitrat iyonlarının varlığı ile vücudun   ön kısmından alınan deri örneğinde bunların bulunmaması, giriş yarasının sırtta olduğuna dair   doğrulayıcı kanıt teşkil etmektedir. Ancak, bu bulguların, giysilerde hiçbir atış artığına   rastlanmadığı bulgusuyla bağdaşmadığı da belirtilmiştir. Kısaca, Prof. Milroy, kanıtların, giriş   yarasının sırtta olduğu teorisini desteklediği sonucuna varmıştır.   HUKUK   I.AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuran, AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine dayanarak, kardeşinin vatani görevi   sırasındaki ölümünün ardından başlatılan idari soruşturmadaki aksaklıklardan şikayetçi   olmuştur. Başvuran, kardeşinin komutanı tarafından kasten vurularak öldürüldüğüne   inanmaktadır, ancak iç hukuk işlemlerinin yetersizliği sebebiyle iddialarını kanıtlaması   mümkün olmamıştır. Başvuran ayrıca, kardeşinin Çanakkale Askeri Hastanesi’nde yeterli   tıbbi bakım alamadığını ileri sürmüştür.   AĐHM, bu şikâyetlerin 2. madde bağlamında ele alınması gerektiği kanısındadır:   “1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir   suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten   öldürülemez.   2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi   sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:   a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin   kaçmasını önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, başvuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamında iç hukuk yollarını   tüketmediğini ileri sürmüştür. Anayasa’nın 125. maddesine atıfta bulunarak, başvuranın,   AĐHM’de dava açmadan önce, hukuk davası ve idari dava açabileceğini belirtmiştir.   AĐHM, geçmiş davalarda Hükümet tarafından yapılan benzer ilk itirazları hâlihazırda   incelediğini ve reddettiğini hatırlatır (bkz. Abdullah Yılmaz – Türkiye, no. 21899/02, 17   Haziran 2008 ve Salgın – Türkiye, no. 46748/99, 20 Şubat 2007). Bu davada, anılan   başvurulardaki bulgularından sapmayı gerektirecek hiçbir koşul tespit etmemiştir. Sonuç   olarak, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.   AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35/5. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun   olmadığını not eder. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilemez olmadığını   da not eder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.   B. Esas   1. Çanakkale Askeri Hastanesi’nde başvuranın kardeşine yapılan tıbbi yardıma ilişkin   Hükümet, ciddi biçimde yaralanan başvuranın kardeşine yetkililer tarafından yeterli   tıbbi yardım sağlandığını iddia etmiştir. Hükümet, Halim Bayram’ın hemen hastaneye   götürülerek ameliyata alındığını belirtmiştir. Daha sonra, doktorların iç kanama teşhisi   koymalarının ardından, Halim Bayram doktoru eşliğinde ambulansla GATA hastanesine   gönderilmiştir. Ancak, Halim Bayram nakli sırasında iç kanama nedeniyle hayatını   kaybetmiştir.   AĐHM, başvuranın kardeşinin olay sırasında ciddi biçimde yaralandığını ve hemen   Çanakkale Askeri Hastanesi’ne gönderilerek ameliyata alındığını gözlemlemektedir.   Ameliyattan sekiz gün sonra, 14 Eylül 1998’de, başvuranın kardeşinde intravasküler   koagülasyon gelişmiş ve doktorlar hastanın Đstanbul GATA Askeri Hastanesi’ne   gönderilmesine karar vermişlerdir. Başvuranın kardeşi, nakil sırasında iç kanama nedeniyle   ambülânsta hayatını kaybetmiştir. AĐHM, elindeki belgelere dayanarak, makamların   başvuranın kardeşine yeterli tıbbi yardım sağlama konusunda herhangi bir ihmalde   bulunmadıklarına karar vermiştir.   AĐHM, bu başlık altında AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.   2. Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin   Başvuran, kardeşinin askerlik hizmetini tamamlarken bir üstü tarafından kasten   vurularak öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin   etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle birçok sorunun cevapsız kaldığını, bu nedenle de   iddialarının kanıtlanamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, çelişkili bulgulara yer   veren 26 Şubat 1999 ve 21 Ocak 2000 tarihli otopsi raporlarına atıfta bulunmuştur. Başvuran,   ayrıca, hastanede kardeşinin ifadesinin alınmadığını, bunun da makamların konuyla ilgili   peşin hükümde bulunarak Halim Bayram’ın intihara teşebbüs ettiği teorisini sorgulamadan   kabul ettikleri anlamına geldiğini belirtmiştir.   Hükümet, başvuranın iddialarını reddetmiştir. Hükümet, Halim Bayram’ın intihar   ettiğini ileri sürmüş ve yerel makamların şahsın ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yapma   yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ifade etmiştir.   a. Genel ilkeler   AĐHM, zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölümlerle ilgili önceki   kararlarında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır (Abdullah Yılmaz, yukarıda kaydedilen; Kılınç   ve Diğerleri / Türkiye, no. 40145/98; Salgın, yukarıda kaydedilen ve Ataman / Türkiye, no.   46252/99). AĐHM, ayrıca, ikincil bir role sahip olduğunu ve belirli bir davanın koşulları   kendisini bunu yapmaya zorlamadığı sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece   mahkemesinin rolünü üstlenme konusunda temkinli olması gerektiğini vurgular (Solomou ve   Diğerleri / Türkiye, no. 36832/97). Yerel düzeyde yargılamanın yapılması halinde, olaylara   ilişkin kendi değerlendirmelerini yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak   AĐHM’nin görevi değildir ve genel bir kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu   mahkemelerin görevidir. Yerel mahkemelerin tespitleri AĐHM için bağlayıcı olmamasına   rağmen, AĐHM, normal şartlarda, bu mahkemelerin vardığı olgusal tespitlerden ayrılmak için   ikna edici unsurlara gerek duyar (Selim Yıldırım ve Diğerleri / Türkiye, no. 56154/00).   Bununla birlikte, AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulması halinde, yerel   düzeyde yargılama ve soruşturma yapılmış olsa dahi, AĐHM’nin özellikle etraflı bir inceleme   yapması gerekir (mutatis mutandis, Ribitsch / Avusturya, A Serisi no. 336 ve Avşar / Türkiye,   no. 25657/94).   Cinayet veya şüpheli ölümlere ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü AĐHM   içtihadında açık bir şekilde yer almaktadır (Nachova ve Diğerleri / Bulgaristan, no.   43577/98). Soruşturma ilk olarak, olayın meydana geldiği koşulları anlamaya, ikinci olarak   ise, sorumluların belirlenerek cezalandırılmasını sağlamaya muktedir olmalıdır. Bu, sonuca   değil, yönteme ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkililerin, görgü tanığı ifadesi, adli tıp kanıtları ve   gerektiği durumlarda yaralama izlerinin tam ve doğru bir kaydını içeren bir otopsi ve ölüm   sebebini de kapsayan klinik bulguların objektif bir analizi dâhil olmak üzere olayla ilgili   kanıtları elde etmek için mevcut makul adımları atması gerekir (Salman / Türkiye, no.   21986/93; Tanrıkulu / Türkiye, no. 23763/94 ve Gül / Türkiye, no. 22676/93). Soruşturmanın   ölüm sebebini ve sorumlu kişiyi belirlemesine engel teşkil eden bir eksiklik, bu standardın   karşılanamamasına neden olabilir. Bu bağlamda, bir süratlilik ve ivedilik gereği de   bulunmaktadır (Ali ve Ayşe Duran / Türkiye, no. 42942/02).   B. Sözkonusu ilkelerin bu davaya uygulanması   AĐHM, ilk olarak, başvuranın kardeşinin ölümüne ilişkin bir soruşturmanın gerçekten   yapıldığını kaydeder. Ancak, aşağıda açıklanan gerekçelerle, soruşturmada bazı ciddi   tutarsızlıklar ve eksiklikler baş göstermektedir.   AĐHM, başvuranın yerel makamlar önünde sürekli olarak kardeşinin intihar ettiğini   reddettiğini ve Hüseyin Arabacı’yı kardeşini öldürmekle suçladığını gözlemlemektedir.   Merminin Halim Bayram’ın yanında bulunan G3 silahından ateşlendiğini göstermek için silah   üzerinde test yapılırken, parmak izi tespiti için silah üzerinde herhangi bir test yapılmamıştır.   AĐHM, Halim Bayram’ın iddia edildiği gibi bir üstü tarafından vurulup vurulmadığının   belirlenmesi için bu test sonucunda önemli bir bilgi elde edilebileceği kanaatindedir. Ayrıca,   Halil Bayram’ın ameliyattan sonra bilincinin yerine gelmesine ve konuşabilmesine rağmen,   hastanedeyken ifadesi alınmamıştır. Hükümet’in görüşlerinde, ameliyattan sonraki gün Halim   Bayram’ın bilincinin yerine geldiği kabul edilmiş, ancak yaşayıp yaşamayacağı belli   olmadığından ve her halükarda ölümünün ardından adli soruşturma yapılacağından   hastanedeyken ifadesinin alınmadığı belirtilmiştir. Ancak, Hükümet’in açıklamaları AĐHM   için ikna edici olmamıştır. AĐHM’ye göre, hastanedeyken Halim Bayram’ın ifadesinin   alınmaması, soruşturmayı ciddi biçimde aksatmıştır.   Ayrıca, soruşturma sırasında Askeri Cumhuriyet Savcısı’nın tanıklardan, özellikle   başvuran tarafından kardeşini öldürmekle suçlanan Hüseyin Arabacı’dan, çok kısa ifade   alması konusunda AĐHM’nin tereddütleri vardır. Hüseyin Arabacı’ya olay hakkında ne bildiği   sorulduğunda, başvuranın kardeşinin kendini vurduğunu duyduğunu, hemen ne olduğuna   bakmaya gittiğini ve ambulans çağırdığını söylemiştir.   AĐHM, son olarak, soruşturma sırasında verilen doktor raporları arasında tutarsızlık   olduğunu gözlemlemektedir. 15 Eylül 1998’de verilen ilk doktor raporunda, sol bel   bölgesinde bir mermi çıkış deliği ve göğüs bölgesinde bir mermi giriş deliği saptandığı   kaydedilmiştir. Daha sonra, ksifoit çıkıntısından ve sırttan alınan deri örnekleri kimyasal   incelemeye alınmış ve Adli Tıp Kurumu, 18 Eylül 1998’de hazırladığı raporda, Halim   Bayram’ın sırtından alınan deri parçası üzerinde çok miktarda nitrit ve nitrat iyonuna   rastlandığını kaydetmiştir. AĐHM, Adli Tıp Kurumu’nun 26 Şubat 1999 tarihli rapora   dayanarak ikinci bir rapor hazırladığını ve bu kez Halim Bayram’ın sırtından vurulduğu   sonucuna vardığını gözlemlemektedir. Sözkonusu rapora göre, mermi Halim Bayram’ın   sırtından girmiş ve ksifoit çıkıntısının sağ alt tarafından çıkmıştır. Atış mesafesinin   belirlenmesi için, Halim Bayram’ın giysileri de kimyasal incelemeye gönderilmiştir. Adli Tıp   Kurumu, 25 Ekim 1999 tarihli raporunda, giysiler üzerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun   kalıntısına rastlanmadığını kaydetmiştir. Son olarak, 21 Ocak 2000’de, Adli Tıp Laboratuarı,   ve 18 Eylül 1998 ve 26 Şubat 1999 tarihlerinde hazırlanan raporlarla çelişen bir nihai rapor   çıkarmıştır. Bu raporda, Halim Bayram’ın giysilerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun   kalıntısına rastlanmadığı tespitine atıfta bulunulmuş ve merminin karın bölgesinden girdiği   sonucuna varılmıştır. AĐHM, bu noktada, otopsinin amacının, klinik bulguların objektif bir   analizi dâhil olmak üzere ölümün hangi koşullarda meydana geldiğini açıklığa kavuşturmak   olduğunu kaydeder (Gül, yukarıda kaydedilen). AĐHM, Adli Tıp Laboratuarı’nın raporunda   kaydedilen sonucun kabul edilmesi ve soruşturmanın sonlandırılması aşamasında, bu   rapordaki bulgular ile Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan ve açık bir biçimde Halim   Bayram’ın karın bölgesinden değil sırtından vurulduğunu gösteren önceki iki raporda yer alan   bulgular (Halim Bayram’ın gömleği üzerinde yapılan balistik inceleme sonucunda arkada bir   mermi deliği tespit edilmiş ve Profesör Christopher Milroy tarafından hazırlanan raporla   önceki iki raporda yer alan bulgular doğrulanmıştır) arasındaki çelişkilerin, ilgili makamlar   tarafından soruşturulmadığını veya açıklığa kavuşturulmadığını belirtmiştir. AĐHM, ayrıca,   merminin karından girdiği sonucu, Halim Bayram’ın yalnızca sırt kısmında kurşun kalıntısına   rastlandığı ve giysilerinin başka hiçbir yerinde kurşun izi bulunmadığı yönündeki tespitler   arasındaki belirgin tutarsızlığın soruşturulması için ilgili makamlar tarafından gerekli   adımların atılmadığına karar vermiştir.   AĐHM, yukarıda anlatılanlara dayanarak, başvuranın kardeşinin ölümüne sebebiyet   veren koşullarla ilgili olarak ulusal makamlar tarafından yeterli ve etkili bir soruşturma   yapılmadığı kanaatine varmıştır. AĐHM, Halim Bayram’ın intihar sonucu mu öldüğünü yoksa   bir başka kişi tarafından mı öldürüldüğünü elinde bulunan kanıtlara dayanarak belirlemenin   kendi açısından imkânsız olduğu görüşündedir. AĐHM, başvuranın kardeşinin öldürüldüğü   iddiasının herhangi bir dayanağının olup olmadığını belirlemekte karşılaştığı zorluğun,   makamların, AĐHS’nin 2. maddesinde öngörülen usul yükümlülüklerini ihlal ederek, ölüme   sebebiyet veren koşulları yeterince soruşturmamasından kaynaklandığını gözlemlemektedir   (mutatis mutandis, Veznedaroğlu / Türkiye, no. 32357/96).   Buna göre, AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuran, kardeşinin Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğü konusunda şikâyetçi   olmuş ve bu şikâyetini AĐHS’nin 14. maddesine dayandırmıştır.   Hükümet, başvuranın bu şikâyetini yerel makamlar önünde dile getirmediğini   belirtmiştir. Hükümet, ayrıca bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.   AĐHM, elindeki belgelere dayanarak, sözkonusu şikayet çerçevesinde, AĐHS veya   Protokollerinde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediğine karar vermiştir. AĐHM,   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, dayanaktan yoksun olduğu   gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, kendisi ve anne babası için, maddi tazminat olarak 30,000 Euro talep   etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Halim Bayram’ın öldüğünde yirmi yaşında olduğunu ifade   etmiştir. Başvuran, ayrıca, manevi tazminat olarak toplam 130,000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.   Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydeden AĐHM bu talebi reddeder (Buldan / Türkiye, no. 28298/95). AĐHM, manevi   tazminatla ilgili olarak, Halim Bayram’ın ölümünün makamlar tarafından etkili bir şekilde   soruşturulmaması sonucu başvuranın ciddi üzüntü ve sıkıntı çekmiş olabileceğini   gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat olarak   başvurana 5,000 Euro ödenmesine karar verir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranın avukatı, sözkonusu davanın hazırlanması ve AĐHM’ye sunulması için   harcanan elli saat ve diğer yargılama masraf ve giderleri karşılığında, Đstanbul Barolar   Birliği’nin ücret cetveline dayanarak, 33,400 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 17,000 Euro)   talebinde bulunmuştur.   Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve   yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için   1,500 Euro ödenmesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro), yargılama   masraf ve giderleri için 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.   Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło