75569/01

WyrokETPCz2006-06-27ECLI:CE:ECHR:2006:0627JUD007556901

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za udział w pokojowym oświadczeniu prasowym, uznanym przez władze za nielegalne zgromadzenie, naruszyło jego prawo do wolności zgromadzeń i stowarzyszania się (art. 11 Konwencji) oraz prawo do rzetelnego procesu (art. 6 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za udział w oświadczeniu prasowym stanowiło ingerencję w jego prawo do wolności zgromadzeń i stowarzyszania się. Podkreślił, że w demokratycznym społeczeństwie opartym na praworządności, pokojowe wyrażanie idei politycznych, nawet sprzecznych z porządkiem publicznym, powinno być dozwolone. Trybunał stwierdził, że skarżący został skazany nie za akty przemocy czy nawoływanie do terroryzmu, lecz za sam udział w zgromadzeniu, które władze uznały za niezgodne z prawem, opierając się na niejasnej interpretacji statutów stowarzyszenia. Trybunał uznał, że takie skazanie, bez oceny pokojowego charakteru zgromadzenia, nie było 'konieczne w demokratycznym społeczeństwie', naruszając art. 11. W odniesieniu do art. 6, Trybunał przypomniał, że Konwencja nie reguluje oceny dowodów w prawie krajowym i nie stwierdził arbitralności w postępowaniu krajowym.
Stan faktyczny
Skarżący, Suat Çetinkaya, urodzony w 1967 roku i mieszkający w Izmirze, był lokalnym działaczem Izmirskiego Stowarzyszenia Praw Człowieka. 2 lipca 1999 roku wziął udział w oświadczeniu prasowym zorganizowanym przez 'Platformę Demokracji' w Izmirze, upamiętniającym wydarzenia w Sivas z 1993 roku. Oświadczenie to, w którym odczytano deklarację krytykującą władze za brak reakcji na wydarzenia w Sivas, zostało uznane przez policję za nielegalne zgromadzenie. Skarżący został oskarżony o udział w nielegalnym zgromadzeniu i działanie niezgodne ze statutem stowarzyszenia, a następnie skazany na sześć miesięcy więzienia, zamienione na grzywnę i zawieszone. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza dopuszczalność skargi; stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji; uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi dotyczącej art. 10 Konwencji; stwierdza brak naruszenia art. 6 Konwencji; zasądza skarżącemu 2 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

* ଘ ଘ ଘ TTTTTTTTTTTT   G ଘ ଘG   TTTTTTTTTTTT   C O N S E I L D E ^   L ' E U R O P E   * AVRUPA   K O N S E Y İ   a h}y|whGĶuzhuGohrshypGthorltlzĶ   ÇETİNKAYA- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:75569/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   z{yhi|yn   Y^Go ˆ¡™ˆ•YWW]   İşim karar AÎHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 75569/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Suat Çetinkaya’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 24 Eylül 2001 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını   güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından A. Terece tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Başvuran 1967 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.   Temmuz 1999 tarihinde saat 17.00’de, Demokrasi Platformu - çeşitli sendikalardan   oluşan sivil toplum örgütleri, meslek gurupları ve dernekler -İzmir’de, 2 Temmuz 1993 Sivas   olaylarının yıldönümü anısına ‘Demokrasi, laiklik ve barış’ konulu bir basın açıklaması   düzenlemiştir.   Başvuran İzmir İnsan Haklan Demeği yerel yöneticisi sıfatı ile bu basın açıklamasına   katılmıştır.   Basın açıklaması sırasında, İzmir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği başkanı "her yer   madımak, her gün 2 Temmuz” başlıklı bir bildiri okumuştur. Platform mensubu-İnsan Haklan   Demeğinin de yer aldığı- çeşitli dernekler tarafından imzalanan bu bildiride, Sivas’ta 2   Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen olayların ardından ulusal makamların yürüttükleri   soruşturmaya ilgisiz kalmaları diİe getirilmiş ve sorumluların mahkum edilmesi istenmiştir.   Aynı gün, polisler açık havada düzenlenen ve sekiz yüze yakın insanı bir araya getiren   basın açıklamasına ilişkin bir tutanak hazırlamıştır. Bu tutanak, basın açıklaması sırasında   başvuranın ve bağlı olduğu derneğin de aralarında bulunduğu, orada bulunan çeşitli   demekleri, demeğin bazı üye ve yöneticilerinin isimlerini içermektedir.   İzmir Valiliği Emniyet Müdürlüğü, 7 Temmuz 1999 tarihinde, İzmir Cumhuriyet   Savcısı’na, derneğin yerel şubelerinin yöneticilerinin de aralarında bulunduğu sekiz yüz   kişinin bir araya toplandığını ve basın açıklamasının izinsiz düzenlenen bir açık hava   gösterisine dönüştüğünü belirtmiş, ayrıca Abdullah Öcalan’a destek amaçlı slogan atıldığını,   örgütün adını taşıyan bir pankartın açıldığını ve yapılan bildirinin yerel demeğin adını   taşıdığını eklemiştir. Emniyet Müdürlüğü bu nedenle Cumhuriyet Başsavcısından, demeklere   ilişkin 2908 sayılı Kanuna aykırı olarak suç işlendiği gerekçesi ile bu derneğe ve   yöneticilerine karşı gerekli önlemlerin alınmasını talep etmiştir.     Temmuz 1999 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, yerel demek yöneticisi sıfatı ile   başvuranın, saymanın ve yerel demek kurul üyesinin ifadesini dinlemiştir.   Başvuran ifadesinde, kendisine yöneltilen suçları reddetmiş, ve basın açıklaması   sırasında hiçbir açıklama yapmadığını belirtmiştir. Ayrıca Platformun bir basın açıklaması   yapmakla yetindiğini ve basın açıklaması sırasında orada bulunan topluluğun kendiliğinden   dağıldığını ifade etmiştir.   E y l ü l 1 9 9 9 t a r i h i n d e , C u m h u r i y e t B a ş s a v c ı s ı , b a ş v u r a n ı v e y e r e l d e m e ğ i n 6 k u r u l   üyesini, yasadışı bir topluluğa katılmak ve böylece derneklerinin statüsünde belirtilen   amaçlara aykırı davranmak suçu ile itham etmiş ve 2908 sayılı Kanunun 77 § 3 ve 37.   maddenin son bendi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.   A r a lık 1 9 9 9 , 1 4 Ş u b a t v e 1 3 N is a n 2 0 0 0 ta r ih le r in d e , İ z m ir A s liy e C e z a M a h k e m e s i,   sanıkların ifadelerini dinlemiştir. 2 Aralık tarihinde yapılan duruşma sırasında, başvuran   kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş ve basın açıklaması sırasında atılan sloganlarla   hiçbir ilgisinin bulunmadığını iddia etmiştir.   K a s ım 2 0 0 0 ta rih in d e A s liy e C e z a M a h k e m e s i, d e rn e ğ in a m a ç la rı d ış ın d a   faaliyetlerde bulunduğunu göz önüne alarak, hakkında yapılan ithamlardan başvuranı suçlu   bulmuş ve 2908 sayılı Kanunun 77 § 3. maddesi uyarınca altı ay hapis cezasına mahkum   etmiştir. Bu ceza 1 800 000 T.L. [yaklaşık 3 Euro] para cezasına çevrilmiş ve 647 sayılı   Kanun gereğince ertelenmiştir.   Ocak 2001 tarihinde, başvuran bu kararın bozulması amacıyla temyize   başvurmuştur. Yargıtay’daki savunmasında, kendisine yöneltilen suçları reddetmiş ve basın   açıklamasına katılımının suç sayılamayacağını ve katılımcı diğer hiçbir derneğin   soruşturmaya tabii tutulmadığını iddia etmiştir. Ayrıca çok sayıda insanın ölümüne yol açan   bir olay hakkında, insan haklarım savunan bir derneğin kendi fikirlerini açıklamasının çok   doğal olduğunu belirtmiştir.   Nisan 2001 tarihinde Yargıtay temyiz kararını bozmuş ve ilk mahkeme kararını   onaylamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   Hükümet başvuranın altı ay hapis cezasına mahkum edildiğini ve bu cezasının para   cezasına çevrildiğini ve 647 sayılı Kanun uyarınca ertelendiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle   başvuran mağdur olduğunu iddia edemez.   AİHM, yalnızca ulusal mahkemelerin AİHS ihlalini açıkça ya da en azından özü   itibariyle tanımış olmaları ve ihlali telafi etmeleri halinde, başvuran lehine verilecek olan bir   kararın, prensip olarak “mağdur” sıfatının kaldırılması için yeterli olacağı yönündeki yerleşik   içtihadını hatırlatmaktadır (ıÖzîürk-Tilrkiye, n o : 2 2 4 7 9 /9 3 ). M ev cu t o lay d a b u d u ru m   sözkonusu olmadığından, Hükümet’in bu konuda dile getirdiği itirazın reddedilmesi uygun   olacaktır.   AİHM başvurunun, AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını gözlemlemektedir.   Dolayısıyla başvurunun kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.   II. AÎHS’NİN 10. VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   HAKKINDA   Başvuran, bir basın açıklamasına katılması nedeniyle hakkında verilen cezai   mahkumiyetin, ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ve AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin ihlalini   teşkil eden dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını engellemeye yönelik olduğunu iddia   etmektedir.   AİHM mevcut davada, ifade özgürlüğü sorusunun barışçıl toplantı düzenleme   özgürlüğünden ayrı tutulamayacağı kanaatindedir. AİHM, kişisel kanaatlerin korunması   konusunun, AİHS’nin 11. maddesi ile tanındığı gibi, barışçıl toplantı düzenleme   özgürlüğünün koşullarından biri olduğunu hatırlatmaktadır {Ezelin-Frcmsa, 26 Nisan 1991   tarihli karar). Bu nedenle AİHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 11. maddesi kapsamında   incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   Başvuran, kamu düzenini bozacak hiçbir şiddet eylemi gerçekleştirilmediğinden,   dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkına müdahale edilmesi gerekliliğine itiraz   etmektedir.   Hükümet, başvuranın katılımcıların sloganlarıyla terörist bir örgütü savundukları   yasadışı bir toplantıya katılmış olması sebebiyle, dava konusu müdahalenin AİHS’nin 11.   maddesinin ikinci paragrafı ile haklı kılındığını ve sosyal bir gereklilik arz ettiğini   belirtmektedir.   ( AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkına   bir müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir.   AİHM bu müdahalenin öngörülebilirliği ve meşruluğu ile ilgili olarak, sözkonusu   müdahalenin gerekliliği konusunda varmış olduğu kararı dikkate alarak, bu sorular üzerinde   görüş bildirmenin gerekli olmadığı kanaatindedir (benzer bir değerlendirme için bkz. Çetin ve   diğerleri-Türkiye, n o : 4 0 1 5 3 /9 8 v e 4 0 1 6 0 /9 8 ).   Bununla ilgili olarak AİHM, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda,   yerleşik düzene karşı barışçıl yollardan savunulan siyasi fikirlerin toplanma özgürlüğüne ve   diğer yasal yollardan ifade edilmesine olanak tanınmalıdır (Stankov ve Birleşik Makedon   Örgütü Ilinden-Btdgaristan, no: 29221/95 ve 29225/95). Barışçıl bir toplantıya katılm a   özgürlüğü böylece o denli önem arz etmektedir ki, ilgili kişi bu fırsatla kınanacak bir eylem   gerçekleştirmediği sürece, bu özgürlük herhangi bir sınırlamaya tabi tutulamaz {Ezelin kararı).   Diğer yandan, bir toplantının ya da gösterinin yasadışı olması, AİHS’nin 11. maddesinin   uygulama alanından çıkarılması için yeterli bir ölçüt değildir (Bkz. C i s s e ~ F r a n s a > no:   51346/99).   Bu durumda başvuran, şiddet içerikli bir tutum içerisinde olduğundan ya da terör   örgütü lehine slogan attığından değil, bir demek yöneticisi sıfatıyla makamlar tarafından   yasadışı bir toplantı ilan edilen bir basın açıklamasına katıldığından dolayı mahkum   edilmiştir. Böylece bu mahkumiyetin yasal dayanağı, başvuranın demeğinin içtüzüğünde   belirtilen amaçları hakkında, ulusal mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmeye   dayanmaktadır. Bu ilkelerin başvuranın dava konusu basın açıklamasına katılması ile   bağdaşmaz ilan edilmesi için benimsenen ölçütler hakkında bir açıklama ya da bilgi   verilmeksizin bu değerlendirme yapılmıştır.   Konferansın barışçıl bir şekilde seyredip seyretmediği hakkında herhangi bir   değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca böylesi bir konferansa katılmış olması kınanacak bir   davranış olarak değerlendirilmesi için yeterli olmuştur.   Oysa ki AİHM, Sözleşmeci Devletlerin «kamu emniyetinin» sağlanması adına uygun   gördükleri her kararı alamayacaklarını hatırlatmaktadır (Bkz. İzmir Savaş Karşıtları Derneği   ve diğerleri-Ttirkiye, no: 46257/99, 2 Mart 2006 tarihli karar). Önleyici tedbir olarak, şiddete   teşvik ya da demokratik ilkelerin reddedilmesi sözkonusu olmadan, demek kurma ve toplantı   özgürlüğü hakkını kaldırmayı amaçlayan radikal tedbirler, demokrasiye zarar vermekte hatta   tehlikeye atmaktadır (Stcınkov ve Birleşik Makedon Örgütü Ilinden-Bulgaristan).   Mevcut davada başvuranın mahkumiyet kararında temel alınan hukuki çerçeveyi,   genel bir yasaklama tedbiri olarak analiz etmek gerekir. Sözkonusu hukuki çerçeve, belirsiz   sınırlar içerisinde, derneklerin yönetmelik ve içtüzükleri konusunda ulusal makamlar   tarafından bununla ilgili olarak yapılan değerlendirmeye bağlı barışçıl toplantı yapma   Özgürlüğünü sınırlamaktadır. Hem dernek kurma ve toplantı yapma özgürlüğü hem de   sözkonusu ülkedeki demokrasinin uygulanma şekli bu durumdan açık bir şekilde etkilenir   (Bkz. İzmir Savaş Karşıtları Derneği ve diğerleri) .   AİHM yukarıda yer alan ifadeler ışığında, başvuran hakkında verilen mahkumiyet   kararının, “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunun düşünülemeyeceğine kanaat   getirmektedir.   \ Bu nedenle AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, ulusal mahkemeler tarafından delillerin değerlendirilmesi şekli nedeniyle   adil olarak yargılanmadığını iddia etmekte ve AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia   etmektedir.   Hükümet bu konuda görüş bildirmemektedir,   AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle ilgili olduğunu tespit etmekte ve bu   nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir.   ( AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin herkese adil olarak yargılanma hakkı tanıyorsa   da, bu hükmün iç hukukla ilgili olan, delillerin olduğu gibi değerlendirilmesi konusunu ve   özellikle de kabuledilebilirlik ve inandırıcılık derecelerini düzenlemediğini hatırlatmaktadır   (Bkz. Schenk-İsviçre, 12 Temmuz 1988). Ayrıca, AİHM mevcut davada, dava konusu   yargılamada keyfi bir uygulamanın mevcut olmadığını tespit etmemektedir.   Bu nedenle, AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getirmektedir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A . T azm inat   Başvuran 5.000 Euro maddi tazminat, 15.000 Euro da manevi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AÎHM, tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında nedensellik bağı   bulunmadığından dolayı bu talebi reddetmektedir. Buna karşın başvurana manevi tazminat   olarak 2.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   B . M a s r a f v e H a r c a m a l a r   Başvuran, AÎHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4.000 Euro talep   etmektedir. Başvuran bununla ilgili olarak herhangi bir belge sunmamaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre, gerçekliği, zorunluluğu ortaya konulan ve makul miktarlarda   olan masraf ve harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada, elindeki mevcut unsurlar   doğrultusunda ve yukanda yer alan kriterler uyarınca AİHM, mahkeme önünde yapılan   masraflar için başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.   C , G e c ik m e F a iz i   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   B U G E R E K Ç E L E R E D A Y A L I O L A R A K A İ H M O Y B İ R L İ Ğ İ Y L E ,   1. Başvurunun kabuiedilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   . A İH S ’n in 1 0 . m a d d e s in e iliş k in o la ra k y a p ıla n ş ik a y e tin in c e le n m e s in e gerek   olmadığına;   4. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;   . a ) A İ H S ’ n i n 4 4 § 2 . m a d d e s i g e r e ğ i n c e k a r a r ı n k e s i n l e ş t i ğ i t a r i h t e n i t i b a r e n ü ç a y   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından başvurana, manevi tazminat İçin 2.000 Euro (iki bin), masraf ve   harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası ’nın o dönem için geçerli olan faiz   oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   . A d il ta z m in e ilişk in d iğ e r ta le p le rin reddine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddesine uygun olarak 27 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło