75588/01
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD007558801
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego o odszkodowanie naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania administracyjnego, które trwało około sześciu lat w dwóch instancjach. Trybunał uznał, że sprawa nie była skomplikowana, a jej wynik miał istotne znaczenie dla skarżącej ze względu na jej trudną sytuację materialną. Pomimo tego, sądy krajowe wykazały brak należytej staranności, z długimi okresami bezczynności, w tym trzyletnim okresem w pierwszej instancji i prawie dwuletnim okresem rozpatrywania apelacji przez Radę Stanu.Stan faktyczny
W 1996 roku, 11-letnia Behice Alkın, mieszkanka wsi Ortabağ w Turcji, weszła na minę lądową, co doprowadziło do amputacji jej lewej nogi. Mina została podłożona przez siły wojskowe. Rodzice skarżącej złożyli wniosek o odszkodowanie do Ministerstwa Spraw Wewnętrznych, a następnie wnieśli sprawę do sądu administracyjnego.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą przewlekłości postępowania administracyjnego na podstawie art. 6 ust. 1 za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania. Pozostałe części skargi (dotyczące art. 2, 3, 13 oraz art. 6 i art. 1 Protokołu nr 1 w zakresie nieegzekwowania orzeczenia) zostały uznane za niedopuszczalne. Trybunał zasądził skarżącej 4 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ALKIN – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 75588/01)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı Behice Alkın’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne, 5 Ekim 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına
Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 75588/01 sayılı
baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Diyarbakır Barosu
avukatlarından Tahir Elçi tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Behice Alkın isimli baꢀvuran, 1985 doğumludur ve ꢁırnak’ta ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, olayların gerçekleꢀtiği sırada, on bir yaꢀında olup ꢁırnak iline bağlı Ortabağ
köyünde ikamet etmekteydi.
Davaya konu olaylar, taraflarca sunulduğu ve belgelerden anlaꢀıldığı ꢀekliyle ꢀöyle
özetlenebilir:
A. Olay
Baꢀvuran, 13 Mayıs 1996 tarihinde (on bir yaꢀındayken), diğer çocuklarla birlikte
köyünün yakınındaki çimlerde oynarken mayına basmıꢀtır. Askerler tarafından hazırlanan
belgeye göre, olaydan birkaç dakika önce, yakında bulunan Ortabağ Jandarma Karakolu’nda
görevli bir jandarma eri çocuklara alandan ayrılmalarını söylemiꢀ ve baꢀvuran oradan
ayrılırken mayına basmıꢀtır.
Baꢀvuran, askeri bir helikopterle önce ꢁırnak Askeri Hastanesi’ne, daha sonra
Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne götürülmüꢀtür. 22 Ağustos 1996 tarihinde Diyarbakır Askeri
Hastanesi tarafından hazırlanan sağlık raporuna göre, baꢀvuranın sol bacağı diz kısmından
kesilmiꢀtir. Baꢀvuranın ailesinin yeterli maddi imkanı olmaması nedeniyle, sosyal hizmetler
tarafından sağlanan yardımla baꢀvurana protez bacak takılmıꢀtır.
B. Cezai kovuꢀturma
Baꢀvuranın babası, 19 Mayıs 1996 tarihinde jandarmaya ifade vermiꢀ, olayın bir kaza
neticesi gerçekleꢀtiğini ve hiç kimse hakkında ꢀikayetçi olmayacağını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran
da 4 Haziran 1996 tarihinde vermiꢀ olduğu ifadesinde, kaza olduğunu belirttiği olayla ilgili
olarak ꢀikayetçi olmayacağını bildirmiꢀtir.
Belirtilmeyen bir tarihte, Uludere Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, olayla ilgili olarak resen
soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. 27 Haziran 1996 tarihinde, soruꢀturmanın devam ettirilebilmesi için
gerekli iznin verilmesi talebiyle dava dosyası Uludere Đl Đdare Kurulu’na gönderilmiꢀtir. Ağustos 1997 tarihinde, Uludere Đl Đdare Kurulu, Cumhuriyet Savcısı’nın izin
talebini reddetmiꢀtir. Đl Đdare Kurulu, askerin uyarısına rağmen baꢀvuranın mayınlı araziden
geçtiğini belirterek askerler yönünden herhangi bir kasıt veya hatanın sözkonusu olmadığı
yönünde karar vermiꢀtir. Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, Uludere Đl Đdare
Kurulu’nun kararını resen incelenmiꢀ ve onamıꢀtır.
Baꢀvurana göre, 14 Ağustos 1997 tarihli karar ile 4 Aralık 1997 tarihli nihai karar
kendisine veya ailesine tebliğ edilmemiꢀ, sözkonusu kararlardan ancak 2004 yılında haberdar
olmuꢀlardır.
C. Tazminat davası Mart 1997 tarihinde, baꢀvuranın yasal velileri olarak anne ve babası, Đçiꢀleri
Bakanlığı’na baꢀvuruda bulunarak baꢀvuranın gördüğü zarar nedeniyle maddi ve manevi
tazminat talebinde bulunmuꢀlardır. 5 Haziran 1997’de, Đçiꢀleri Bakanlığı mahkeme kararı
olmadan tazminat ödemesi yapamayacağını bildirmiꢀtir. Haziran 1997 tarihinde, baꢀvuranın ailesini temsil eden avukat, Diyarbakır Đdare
Mahkemesi’nde Đçiꢀleri Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açmıꢀtır. Aile, dava dilekçesinde
baꢀvuranın görmüꢀ olduğu zarardan Devlet’in sorumlu olduğunu iddia etmiꢀtir. Danıꢀtay’ın
içtihadına göre, Đçiꢀleri Bakanlığı’nın hatalı olmadığı tespit edilse bile, “sosyal risk ilkesi”ne
göre, Devlet’in her halukarda baꢀvuranın gördüğü zararın sorumluluğunu üstlenmesi
gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın ailesi, 6,000,000,000 TL maddi, 1,000,000,000 TL
manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
Đçiꢀleri Bakanlığı ile baꢀvuranın ailesi sırasıyla 13 Ağustos ve 15 Eylül 1997
tarihlerinde davanın esasına iliꢀkin görüꢀlerini sunmuꢀlardır. 1998 ve 1999 yıllarında cezai
kovuꢀturma dosyası Đdare Mahkemesi’ne sunulmuꢀtur. Nisan 2000 tarihinde, baꢀvuranın ailesi, avukatlarının yardımıyla Diyarbakır Đdare
Mahkemesi’ne mektup göndermiꢀ ve aynı mahkemenin geçen üç yıl içerisinde davanın
incelenmesinde herhangi bir ilerleme kaydetmediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuranın
ailesi, Đdare Mahkemesi’nin dikkatini yaꢀadıkları maddi zorluklara çekmiꢀ ve ödemeleri
gereken mahkeme masraflarının sözkonusu sorunları arttırdığını ifade etmiꢀtir. Aile,
mahkemeden kovuꢀturmanın hızlandırılmasını talep etmiꢀtir. Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, baꢀvuranın gördüğü maddi
zarar miktarını hesaplaması için bir bilirkiꢀi tayin etmiꢀtir. Bilirkiꢀi 17 Ekim 2000 tarihinde
raporunu mahkemeye sunmuꢀtur. Bilirkiꢀi raporuna göre, baꢀvuranın gördüğü maddi zarar
13,522,992,551 TL’dir. Aralık 2000 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, baꢀvuranın ailesine talep
edilen miktarın tamamının ödenmesine karar vermiꢀtir. Đdare Mahkemesi, kararında,
baꢀvuranın güvenlik güçleri tarafından döꢀenen mayının patlaması sonucu zarar gördüğünü ve
buna bağlı olarak Devlet’in sözkonusu zararı telafi etmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Đdare
Mahkemesi, sözkonusu kararını, kusurlu fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasını
gerektirmeyen “sosyal risk” ilkesine dayandırmıꢀ ve terörle mücadeleden kaynaklanan zarar
yükümlülüğünün, “adalet” ve “sosyal devlet” ilkelerine uygun olarak toplumun tamamı
tarafından paylaꢀılması gerektiği kanaatine varmıꢀtır.
Đçiꢀleri Bakanlığı, 2 Mayıs 2001 tarihinde sözkonusu kararı temyiz etmiꢀtir.
Baꢀvuran, icra dairesine baꢀvurarak Bakanlık aleyhinde bir ödeme emri çıkartılmasını
talep etmiꢀ ve sözkonusu talep kabul edilmiꢀtir. Đçiꢀleri Bakanlığı, 21 Haziran 2001 tarihinde
çıkarılan ödeme emrine uymayıp ek süre talebinde bulunmayınca, icra dairesi 6 Haziran 2002
tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’nı sözkonusu emri yerine getirmeye çağırmıꢀtır. ꢁubat 2003 tarihinde, Danıꢀtay, Đçiꢀleri Bakanlığı’nın temyiz talebini reddetmiꢀtir.
Danıꢀtay, askerler tarafından mayın döꢀenmesi ile baꢀvuranın gördüğü zarar arasında illiyet
bağı bulunmasına rağmen, makamların kusurlu olmadığı kanaatine varmıꢀtır. Bu itibarla,
Đdare Mahkemesi’nin “sosyal risk ilkesi”ne dayanarak tazminata hükmetmesi yerinde bir
karardır. Danıꢀtay’ın kararı 11 Haziran 2003 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’na tebliğ edilmiꢀtir. Temmuz 2003 tarihinde, Đçiꢀleri Bakanlığı baꢀvurana 27,330,800,000 TL
(sözkonusu zamanda yaklaꢀık 17,000 Euro) tazminat ödemiꢀtir.
Makamlar, sonradan Đçiꢀleri Bakanlığı’na 1 Temmuz 2003 tarihinde ödenen miktarın
gerçek borç miktarına tekabül etmediğini, baꢀvurana sözkonusu miktara ilaveten
1,483,874,000 TL (yaklaꢀık 900 Euro) ödenmesi gerektiğini bildirmiꢀtir. 12 Ekim 2004
tarihinde, Đçiꢀleri Bakanlığı bu miktarı icra dairesi tarafından belirlenen banka hesabına
aktarmıꢀtır. Bununla birlikte, havale belgelerinde alıcının isminin veya herhangi bir referans
numarasının bulunmaması nedeniyle, banka baꢀvuranı bilgilendirememiꢀtir. Sonuç olarak 2
Kasım 2006 tarihinde baꢀvuranın avukatına ödeme yapılmıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, mayından zarar görmesini engellemek adına makamlar tarafından yeterli
önlem alınmadığı ve davanın koꢀullarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapılmadığı konusunda
ꢀikayetçi olmuꢀtur. Sözkonusu ꢀikayetler AĐHS’nin 2. maddesi kapsamına girmektedir.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
Hükümet, baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle ꢀikayetin kabuledilemez
olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin kararını açıkladığı 4
Aralık 1997 tarihinden itibaren altı ay içerisinde baꢀvuranın baꢀvuruda bulunmuꢀ olması
gerektiğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, Diyarbakır Đdare Mahkemesi kararının kendisine tebliğ edilmediğini ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca, henüz bacağını kaybetmiꢀ ve daha 11 yaꢀında iken askerler
hakkında suç duyurusunda bulunmanın kendisi için imkansız olduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM, ilk olarak, Hükümet’in 2. maddenin uygulanabilirliğine itiraz etmediğini
kaydeder. AĐHM, her halukarda, döꢀenen mayının ve sonradan gerçekleꢀen patlamanın
öldürme potansiyeline sahip olduğu ve baꢀvuranın hayatını tehlikeye attığı gerekçesiyle,
baꢀvuranın patlamadan sonra ꢀans eseri hayatta kalmasının, AĐHM’yi sözkonusu ꢀikayeti
AĐHS’nin 2. maddesi kapsamında incelemekten alıkoymadığını belirtir (mutatis mutandis,
Makaratzis / Yunanistan, no. 50385/99; Osman / Birleꢀik Krallık, Hüküm ve Karar Raporları
1998-VIII; Yaꢀa / Türkiye, Raporlar 1998-VI).
AĐHM, baꢀvuranın yaralanmasına sebep olan mayının Savunmacı Hükümet
bünyesindeki askeri güçler tarafından döꢀendiği konusunun taraflar arasında ihtilaflı
olmadığını kaydeder. Bu nedenle, AĐHM, çok sayıda sivil ve çocuğun yaꢀamını etkileyen ve
insanların hayatını kaybetmesine neden olan mayınlar gibi insanlık dıꢀı ve ayrım yapmayan
silahların döꢀenmesinin kasıtlı bir öldürücü güç kullanımı anlamına geldiği kanaatindedir. Bu
itibarla, sözkonusu davaya uygulanabilir ilkeler, AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan negatif
yükümlülükle ilgili olarak AĐHM içtihadında geliꢀtirilenlerdir.
Bu bağlamda, yaꢀam hakkı ihlalleri, yalnızca mağdurun yakınlarına tazminat
ödenmesi yönünde verilen bir kararla telafi edilemez (Nikolova ve Velichkova / Bulgaristan,
no. 7888/03; Leonidis / Yunanistan, no. 43326/05; Amaç ve Okkan / Türkiye, no. 54179/00).
Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetine iliꢀkin olarak yeterli telafiyi sağlayabilecek
iç hukuk yolunun cezai kovuꢀturma olduğunu, ancak sözkonusu kovuꢀturmanın 4 Aralık 1997
tarihinde (baꢀvuru öncesindeki altı aydan daha uzun bir sürede) sonlandırıldığını kaydeder.
AĐHM, baꢀvuranın tazminat elde etme amacıyla baꢀlattığı idari kovuꢀturmanın altı
aylık sürenin iꢀleyiꢀini etkilemediği kanaatindedir. AĐHM, Türkiye’deki idare mahkemeleri
tarafından terör eylemleri sonucu veya terörle mücadele sırasında zarar gören kiꢀilere
tazminat ödenmesine hükmedilirken benimsenen ve hatasızlığa dayanan bir ilke olan “sosyal
risk ilkesi” temel alınarak baꢀvurana tazminat ödenmesine karar verildiğini kaydeder. AĐHM,
2. madde davalarında, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlamadığı
gerekçesiyle,
hatasızlığa dayanan bu tazminat usulünün etkililiğini sürekli olarak
reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranın 2004 yılına kadar cezai kovuꢀturmanın sonucundan haberdar olmadığı
yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, cezai soruꢀturmanın hala devam ettiği 1997 yılında,
baꢀvuran ile ailesinin tazminat davası süresince, araꢀtırma yapabilecek, cezai soruꢀturmanın
sonucunu öğrenebilecek ve karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde müvekkillerinin
AĐHM’ye baꢀvurması konusunda tavsiyede bulunabilecek bir avukat tarafından temsil
edildiklerini kaydeder. Ayrıca, cezai soruꢀturma dosyası Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin
elinde olup baꢀvuran ile avukatı sözkonusu dosyaya ulaꢀabilirdi. Bununla beraber, ne
baꢀvuranın ne ailesinin ne de avukatın cezai soruꢀturmanın varlığından veya sonucundan
haberdar olmak için gerekli çabayı göstermedikleri anlaꢀılmaktadır (mutatis mutandis,
Seyithan Aydın / Türkiye, no. 71998/01).
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki
ꢀikayetiyle ilgili olarak altı ay kuralına uymadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun bu kısmı reddedilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, 16 Mayıs 2005 tarihinde AĐHM’ye gönderdiği mektubunda, ilk defa
AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Hükümet, sözkonusu ꢀikayetlere itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, bu ꢀikayetlerin yerel mahkemelerce yürütülen yargılamanın sonuçlanmasının
ardından altı ayı aꢀkın bir süre boyunca, 2005 yılına kadar dile getirilmediğini kaydeder.
AĐHM, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle, sözkonusu ꢀikayetlerin de AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
III. YARGILAMA SÜRESĐNĐN UZUNLUĞU NEDENĐYLE AĐHS’NĐN 6/1
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, idari yargılamanın makul bir süre içerisinde tamamlanmadığı konusunda
ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıꢀtır.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Baꢀvuran, idari yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre
ꢀartına uymadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet’e göre, aslına bakıldığında makul bir süre içerisinde tamamlanan yargılama
sırasında aꢀırı bir gecikme yaꢀanmamıꢀtır.
AĐHM, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13 maddesine göre, idari eylemlerden
hakları ihlal edilmiꢀ olanların idare mahkemelerinde tazminat davası açmadan önce, ilgili
idareye baꢀvurarak gördükleri zarar için tazminat talebinde bulunmaları gerektiğini kaydeder.
Bir baꢀka deyiꢀle, doğrudan makamlara baꢀvurarak tazminat talebinde bulunmak, idari dava
açmak için zorunlu bir önkoꢀuldur. Sözkonusu davada, baꢀvuran 26 Mart 1997 tarihinde bu
koꢀulu yerine getirmiꢀtir. AĐHM, makul süreye iliꢀkin ꢀikayet çerçevesinde sözkonusu
yargılama sürecinin 26 Mart 1997 tarihinde baꢀladığını kaydeder. Danıꢀtay’ın Đçiꢀleri
Bakanlığı’nın temyiz talebini reddettiği 25 ꢁubat 2003 tarihinde yargılama sona ermiꢀtir.
Dolayısıyla, yargılama iki aꢀamalı olarak yaklaꢀık altı yıl sürmüꢀtür.
AĐHM, yargılama süresinin uzunluğunun dava koꢀulları dikkate alınarak
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. Davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile ilgili makamların
tutumu (Pélissier ve Sassi / Fransa, no. 25444/94) ve baꢀvuran için neyin tehlikede olduğu
özellikle göz önünde bulundurulmalıdır (Kudla / Polonya, no. 30210/96).
Yerel mahkemelerin, askeri makamların ihmalkarlığı sonucu patlamanın yaꢀandığı
iddiasını incelemek yerine “sosyal risk ilkesi”nin uygulanabilirliği için gerekli koꢀulların
sözkonusu davada mevcut olup olmadığını değerlendirmelerini özellikle göz önünde
bulunduran AĐHM, dava konusunun karmaꢀık olmadığı kanaatindedir. Öte yandan, baꢀvuran
ile ailesinin yerel mahkemeler önünde dile getirdikleri maddi zorlukları göz önünde
bulunduran AĐHM, dava konusunun baꢀvuran için önem arz ettiği kanaatindedir.
Hükümet’in itirazda bulunmadığı bu gerçeğe rağmen, yargılama için gerekli titizliğin
gösterilmediği anlaꢀılmaktadır. Bu bağlamda, AĐHM, tarafların görüꢀleri ile cezai soruꢀturma
dosyasını talep etmek ve edinmek dıꢀında, ilk üç yılda Diyarbakır Đdare Mahkemesi tarafından
anlamlı bir harekette bulunulmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, Danıꢀtay’ın Đçiꢀleri
Bakanlığı’nın temyiz talebi konusunda karara varması neredeyse iki yılı bulmuꢀtur.
Hükümet’in ikna edici herhangi bir açıklama yapmaması durumunda sözkonusu gecikmelerin
yerel mahkemelerden kaynaklandığı düꢀünülmelidir.
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul
süre” ꢀartının yerine getirilmediği sonucuna varır. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal
edilmiꢀtir.
IV. 21 ARALIK 2000 TARĐHLĐ KARARIN UYGULANMAMASI NEDENĐYLE
AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, Đdare Mahkemesi’nin 21 Aralık 2000 tarihli kararında ödenmesine
hükmettiği meblağın uzun bir süre boyunca makamlar tarafından kendisine ödenmediği ve bu
süre içerisinde de Türkiye’deki yıllık enflasyon oranının çok yüksek olduğu konusunda
ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀtir. Hükümet, AĐHM’nin dikkatini
Danıꢀtay kararının 11 Haziran 2003 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’na tebliğ edildiği ve
Bakanlığın 1 Temmuz 2003 tarihinde sözkonusu tazminatı ödediği konusuna çekmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi, hukukun üstünlüğünü kabul eden
devletlerde, nihai ve bağlayıcı kararların, taraflardan birinin zararına etkisizlik doğurmayacak
ꢀekilde uygulanmasını gerektirir. Buna göre, bir yargı kararının uygulanması engellenemez,
geçersiz kılınamaz veya gereksiz yere geciktirilemez (Hornsby / Yunanistan, Raporlar 1997-
II; Burdov / Rusya, no. 59498/00).
AĐHM, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. Maddesine göre, Diyarbakır Đdare
Mahkemesi kararının temyiz aꢀamasında incelenmesinden ve kesinlik kazanmasından önce
dahi Đçiꢀleri Bakanlığı’nın sözkonusu karara uyma yükümlülüğünün bulunduğunu kaydeder.
Bununla birlikte, AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, Sözleꢀme’ye Taraf Devletlerin
yerel mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü yalnızca “nihai ve bağlayıcı” kararları
kapsamaktadır. Bu davada, baꢀvuran, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin kararı kesinleꢀmeden
sözkonusu kararın uygulanmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Hükümet tarafından
belirtildiği üzere, Đçiꢀleri Bakanlığı Danıꢀtay kararının kendilerine tebliğ edilmesinden
yaklaꢀık üç hafta sonra baꢀvurana gerekli tazminatı ödemiꢀtir. AĐHM, Hükümet’in AĐHS’nin
6. maddesinde öngörülen yükümlükleri yerine getirdiğine karar vermiꢀtir.
Benzer ꢀekilde, AĐHS’nin 1 No.lu Protokolü’nün 1. maddesi uyarınca, Diyarbakır
Đdare Mahkemesi’nin kararında hükmedilen tazminat, bu karara karꢀı yapılan temyizin
Danıꢀtay tarafından incelenmesinden önce “mâmelek” olarak z. addedilemez. Yukarıda
belirtildiği gibi, Đçiꢀleri Bakanlığı Danıꢀtay kararının kendilerine tebliğ edilmesinden üç hafta
sonra baꢀvurana gerekli tazminatı ödemiꢀtir.
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve
4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle bu ꢀikayetlerin
reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 60,000 Euro, manevi tazminat olarak 50,000 Euro
talep etmiꢀtir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını
kaydeden AĐHM sözkonusu talebi reddeder. Öte yandan, AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat
olarak 4,000 Euro ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve
giderleri için 6,400 Euro, AĐHM önündeki yargılama giderleri için ise 2,700 Euro talep
etmiꢀtir. Baꢀvuran, sözkonusu taleplerini desteklemek üzere, avukatının bu dava için kaç saat
çalıꢀtığını gösteren bir döküm sunmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin taleplerinin dayanaktan
yoksun olduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, baꢀvuranın Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak aldığı Euro düꢀülerek yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için baꢀvurana 2,000 Euro
ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM
1. 1’e 6 oyla idari yargılama süresinin uzunluğuna iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6. maddesi
uyarınca yapılan ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna, baꢀvurunun geri kalan kısmının
kabuledilemez olduğuna;
2. Oybirliği ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal
edildiğine;
3. Oybirliği ile
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her
türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana
manevi tazminat olarak 4,000 Euro (dört bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için adli
yardım olarak ödenen 850 Euro düꢀülerek 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło