75603/01

WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD007560301

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy przez niezawisły i bezstronny sąd, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego budzi uzasadnione i obiektywnie usprawiedliwione wątpliwości co do niezależności i bezstronności sądu. W konsekwencji, sąd taki nie może zapewnić rzetelnego procesu. Trybunał uznał, że rząd nie przedstawił żadnych nowych faktów ani dowodów, które mogłyby prowadzić do odmiennego wniosku w niniejszej sprawie, co skutkowało stwierdzeniem naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Ferda Ildan, obywatel Turcji, został aresztowany 25 marca 1995 roku w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej. Po przesłuchaniach przez policję i prokuratora, został tymczasowo aresztowany i oskarżony na podstawie art. 125 Tureckiego Kodeksu Karnego o działania mające na celu oderwanie części terytorium państwa. Sprawa toczyła się przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa (DGM), w którego skład wchodził sędzia wojskowy. 3 czerwca 1999 roku DGM skazał skarżącego na dożywotnie więzienie, a wyrok ten został utrzymany przez Sąd Kasacyjny 21 lutego 2000 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi dotyczące niezależności i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) oraz rzetelności postępowania przed tym sądem za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej rzetelności postępowania. 4. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. 5. Zasądził od pozwanego państwa kwotę 1250 euro tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐLDAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:75603/01)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (75603/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀlarından Ferda Đldan’ın (baꢀvuran), 30 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) Đnsan Hakları ve   Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN UNSURLARI   Türk vatandaꢀı olan 1972 doğumlu Ferda Đldan halihazırda Midyat Cezaevi’nde tutuklu   bulunmaktadır.   Baꢀvuran, yasadıꢀı silahlı bir örgüte karꢀı düzenlenen bir operasyon çerçevesinde 25 Mart   tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Diyarbakır Đl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler 7 Nisan 1995 tarihinde baꢀvuranın   ifadesini almıꢀlardır. Konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta baꢀvuranın sözkonusu örgüt   bünyesinde gerçekleꢀtirdiği faaliyetlere ayrıntılarıyla yer verilmiꢀtir.   Nisan 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Savcılığı tarafından ifadesi alınan baꢀvuran   müteakiben nöbetçi DGM hâkimi huzuruna çıkarılmıꢀtır. Nöbetçi DGM hâkimi baꢀvuranın   tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet Savcılığı 13 Nisan 1995 tarihinde baꢀvuranla birlikte diğer on altı sanık aleyhinde   bir askeri hâkim ve iki sivil hâkimden oluꢀan Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir kamu   davası açmıꢀtır. Savcı konuyla ilgili olarak devlet topraklarının bir bölümünü devlet   hâkimiyetinden ayırmaya yönelik faaliyetleri cezalandıran TCK’nın 125. maddesinin   uygulanmasını talep etmiꢀtir.   DGM hazırlık duruꢀmaları sırasında sanıkların ifadesinin alınmasını kararlaꢀtırarak sanıkların   suçlanan faaliyetleri ile ilgili evrakı savcılıktan talep etmiꢀtir.   Haziran 1995 tarihli duruꢀmada baꢀvuran kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddederek   polise verdiği ifadeyi inkâr etmiꢀtir. Buna karꢀın baꢀvuran savcılıkta ve DGM hâkimi önünde   verdiği ifadeyi doğrulamıꢀtır.   Bu nedenle DGM, dosyada bulunan tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerine   baꢀvurulmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.   ertelenmiꢀtir.   Savcılığın cevabının beklenmesi amacıyla duruꢀma   Eylül 1995 tarihinden 26 Mart 1998 tarihine kadar yapılan duruꢀmalarda DGM gerekli   tanıklıkların tamamlanmasına çalıꢀmıꢀtır.   Savcılık 28 Mayıs 1998 tarihli duruꢀmada 17 Nisan 1995 tarihinde talep edilen bilgiyi   Mahkeme’ye sunmuꢀtur. Bu duruꢀmayla birlikte 1 Temmuz, 3 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık   ve 11 ꢁubat ve 11 Mart tarihli duruꢀmalar eksik tanıklıkların tamamlanması amacıyla   aynı ꢀekilde ertelenmiꢀtir.   Savcı 15 Nisan 1999 tarihli duruꢀmada iddianamesini okuyarak TCK’nın 125. maddesi   uyarınca baꢀvuranın mahkûmiyetini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatının talebi üzerine DGM   davanın esasına iliꢀkin nihai gözlemlerini hazırlaması için baꢀvurana ek süre tanımıꢀtır.   Mayıs 1999 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın avukatı savunmasını hazırlamak için ek süre   talebinde bulunmuꢀtur. Ek süre talebi Mahkemece kabul edilmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın avukatı savunmasını sunmuꢀtur. Baꢀvuranın   avukatı, her ne kadar baꢀvuran üzerinde bir bombayla yakalanmıꢀ olsa da baꢀvuranın   suçluluğunu kanıtlamak için yeterli delil bulunmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı   ayrıca müvekkili hakkında silahlı bir çeteye yardım suçunu cezalandıran TCK’nın 169.   maddesinin uygulanmasını talep etmiꢀtir.   DGM aynı gün verdiği kararda baꢀvuranın ömür boyu hapse mahkûm edilmesini hükme   bağlamıꢀtır.   Yargıtay 21 ꢁubat 2000 tarihinde bu cezayı onamıꢀtır.   Yargıtay kararı 5 Mayıs 2000 tarihinde dosyaya aktarılmıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran, oluꢀumunda askeri bir hakim bulunduğu gerekçesiyle kendisini yargılayarak   mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ‘bağımsız ve tarafsız bir mahkeme’   olmadığını iddia etmektedir. Yine davasının adil görülmesi bağlamında baꢀvuran, gözaltında   tutulduğu sırada yasaya aykırı bir biçimde elde edilen unsurlar temelinde mahkum edildiğini   ileri sürmektedir.   Baꢀvuran ayrıca ceza yargılaması süresinin uzunluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu   hususta AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirliğe dair   Hükümet AĐHM’yi, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi kuralına riayet   edilmediği gerekçesiyle AĐHS’nin 6. maddesi yönünden yapılan ꢀikâyeti reddetmeye davet   etmektedir. Hükümet, baꢀvuranın avukatının 21 ꢁubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından   verilen nihai iç hukuk kararıyla ilgili olarak Yargıtay nezdinde bilgi edinmesinin mümkün   olduğunu savunmaktadır. Hükümet buna karꢀın baꢀvurunun 30 Ekim 2000 tarihinde   yapıldığına dikkat çekmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın nihai iç hukuk kararının bir örneğinin kendisine re’sen tebliğ edilmesi   hakkına sahip olması halinde altı ay süresinin karar örneğinin tebliğinden itibaren iꢀletilmeye   baꢀlanmasının AĐHS’nin konu ve amacı bakımından daha uygun olacağı kanaatindedir (bkz.,   Worm – Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). ꢁayet mevcut davada olduğu gibi iç   hukukta kararın tebliği öngörülmemiꢀse, AĐHM, tarafların kararın içeriği hakkında bilgi   sahibi olabildikleri kararın kullanıma sunulma tarihinin dikkate alınmasının yerinde olacağı   kanaatindedir (bkz., özellikle, Papachelas – Yunanistan, no: 31423/96, § 30 ve § 31).   AĐHM mevcut davada, 21 ꢁubat 2000 tarihli Yargıtay kararının 5 Mayıs 2000 tarihinden   itibaren ilk derece mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu tespit   etmektedir. Baꢀvuran AĐHM’ye altı aydan az bir süre içerisinde 30 Ekim 2000 tarihinde   baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Bu nedenle ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır. Baꢀvuranın   aleyhinde gerçekleꢀtirilen cezai usul iꢀleminin uzunluğu yönünden yaptığı ꢀikâyete iliꢀkin   olarak AĐHM, sözkonusu usul iꢀleminin baꢀvuranın 25 Mart 1995 tarihinde yakalanmasıyla   baꢀlayıp 21 ꢁubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini   kaydetmektedir. Dolayısıyla ihtilaflı usul iꢀlemi dört yıl on bir ay sürmüꢀtür.   AĐHM, bilhassa sanıkların sayısı, farklı ꢀehirlerde yaꢀayan tanıkların dinlenecek olması ve   isnat edilen suçların niteliği (organize suç) gibi unsurlar dikkate alındığında sözkonusu   davanın belli bir karmaꢀıklık arz ettiğini gözlemlemektedir. Dosya unsurlarını göz önünde   bulunduran AĐHM, adli makamlara atfedilebilecek bir atalet dönemi bulunmadığını ve adli   makamlar tarafından davanın hızlı bir ꢀekilde görüldüğünü tespit etmektedir (bkz., diğer   birçokları arasında, Keçeci – Türkiye, no: 52701/99 ve no: 53486/99, § 23 – 31, 15 Temmuz   2005, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, § 47 – 52, 12 Temmuz 2005).   Bu itibarla AĐHM, cezai usul iꢀlemi süresi yönünden yapılan ꢀikâyetin AĐHS’nin 35/3 ve 4   maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi   gerektiğine hükmetmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi yönünden yapılan diğer ꢀikâyetlerin ise AĐHS’nin 35/3 maddesi   anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu   ꢀikâyetlerin herhangi baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karꢀılaꢀmadığını tespit   etmektedir. Dolayısıyla bu ꢀikâyetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.   B. Esasa dair   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında   Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiꢀ   olan AĐHM, bu davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtur   (bkz., Özel, adıgeçen, §§ 33 – 34).   AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca varabilmesi için Hükümet tarafından herhangi bir   olgu ya da delil sunulmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM, aleyhinde ‘ulusal güvenlik’   konusuyla alakalı suçlar isnat edilen baꢀvuranın, askeri yargıya mensup bir subayın da   aralarında bulunduğu hâkimlerin karꢀısına çıkmaktan endiꢀe duymasının anlaꢀılır bir durum   olduğu tespitini yapmaktadır. Bu nedenle baꢀvuran meꢀru bir ꢀekilde, mahkemenin amacına   aykırı birtakım mülahazaların etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla   baꢀvuranın adıgeçen mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği ꢀüphelerin   objektif gerekçelere dayandığı mütalaa edilebilir (Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli   karar, § 72, in fine).   AĐHM, baꢀvuranı yargılayarak mahkûm ettiği dönemde DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   2. Yargılamanın adilliği hakkında   Hükümet bu hususta bir ihlal olduğu iddiasına itiraz etmektedir.   AĐHM benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu kanıtlanmıꢀ bir   mahkemenin yargısına tabi kimselere hiçbir biçimde adil dava güvencesi sunamayacağına   hükmettiğini hatırlatmaktadır.   Baꢀvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülme hakkına iliꢀkin   olarak yapılan ihlal tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, mevcut ꢀikayeti ayrıca   incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bkz., diğerleri arasında, Çıraklar – Türkiye, 28   Ekim 1998 tarihli karar, § 44 ve § 45).   III. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan baꢀvuran tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan   ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususta ‘isnat edilen suçların vasfı ve ağırlığı ve delillerin   durumu’ gibi birbirinin aynı ifadelere dayanılarak tutukluluğunun devamına karar verildiğini   iddia etmektedir.   AĐHM, iç hukukta bir baꢀvuru yolu bulunmaması durumunda altı ay süresinin baꢀvuruda   suçlanan eylemin gerçekleꢀmesinden itibaren iꢀlemeye baꢀlayacağını hatırlatmaktadır (bkz.,   sözgelimi, Çevik – Türkiye, no: 76978/01, 21 Mart 2006). AĐHM, baꢀvuranın 10 Nisan 1995   tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılanmaya baꢀladığını ve tutuklu yargılanma süresinin 3   Haziran 1999 tarihinde DGM’nin baꢀvuran hakkında mahkûmiyet kararı vermesiyle birlikte   yani mevcut baꢀvurunun yapılmasından altı ay önce sona erdiğini tespit etmektedir.   Baꢀvurunun bu bölümü geç sunulduğundan AĐHS’nin 35/1 ve 4 maddesi uyarınca   reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran uğradığı manevi zararın tazmini için 10.750 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca   herhangi bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat için adil tazmin talebinde bulunmaktadır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu   talebi reddetmektedir.   AĐHM, mevcut dava koꢀullarında AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinin manevi   tazminat için baꢀlı baꢀına yeterli bir adil tatmin teꢀkil edeceği kanaatindedir (Çıraklar,   adıgeçen, § 49). Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, mevcut davada olduğu gibi, bir kimse   Sözleꢀme’de öngörülen nitelikleri taꢀımayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği   takdirde, tespit edilen ihlalin telafisi için yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yeniden   baꢀlatılması uygun bir yöntem teꢀkil etmektedir (bkz., Öcalan – Türkiye, no: 46221/99, § 210   in fine).   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5. 537 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu meblağı aꢀırı bulmaktadır.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran masraf ve harcamalarının iadesini ancak sözkonusu   masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul nispette olduğunu kanıtladığı   takdirde elde edebilmektedir. Elinde bulunan bilgiler ve yukarıda zikredilen ölçütler ıꢀığında   AĐHM, mevcut davada baꢀvurana tüm masrafları için 1.250 Euro ödenmesinin makul   olacağına hükmetmektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığına ve bu mahkeme   önünde yapılan yargılamanın adilliğine iliꢀkin ꢀikâyetlerin kabuledilebilir, diğer   ꢀikâyetlerin ise kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Yargılamanın adilliğine iliꢀkin ꢀikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. Baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için ihlal tespitinin baꢀlı baꢀına yeterli bir adil   tatmin teꢀkil ettiğine;   5. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak baꢀvurana masraf ve   harcamaları için 1.250 Euro (bin iki yüz elli Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıꢀ olup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun   olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło