75632/01
WyrokETPCz2007-06-12ECLI:CE:ECHR:2007:0612JUD007563201
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez tureckie siły bezpieczeństwa, które doprowadziło do śmierci Süleymana Ekrem, naruszyło jego prawo do życia (art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym) oraz czy przeprowadzone w tej sprawie dochodzenie krajowe było skuteczne (art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły przez siły bezpieczeństwa było absolutnie konieczne i proporcjonalne, biorąc pod uwagę, że funkcjonariusze mieli do czynienia z uzbrojonymi i niebezpiecznymi osobami podejrzanymi o przynależność do organizacji terrorystycznej, a także trudne warunki widoczności i pilność sytuacji. W związku z tym, nie stwierdzono naruszenia art. 2 w aspekcie materialnym. Natomiast, Trybunał uznał dochodzenie krajowe za nieskuteczne, ponieważ opierało się głównie na zeznaniach jednego żandarma, było opóźnione, nie zebrało wszystkich niezbędnych dowodów (np. pełnej ekspertyzy balistycznej, zeznań wszystkich zaangażowanych funkcjonariuszy) i zostało ostatecznie zamknięte w wyniku nadzwyczajnego środka odwoławczego, co uniemożliwiło pociągnięcie winnych do odpowiedzialności. To doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 2 w aspekcie proceduralnym.Stan faktyczny
Süleyman Ekrem, kierowca minibusa, został zabrany z domu przez członków PKK 29 listopada 1999 roku. Tego samego wieczoru zginął w wyniku zbrojnej konfrontacji między siłami bezpieczeństwa a członkami PKK w jego minibusie. Władze tureckie twierdziły, że był uzbrojony i strzelał do funkcjonariuszy, podczas gdy skarżący utrzymywali, że był nieuzbrojony i padł ofiarą pozasądowej egzekucji. Krajowe postępowania karne i administracyjne dotyczące jego śmierci zostały wszczęte, ale ostatecznie zakończyły się bez postawienia zarzutów funkcjonariuszom.Rozstrzygnięcie
Trybunał, sześcioma głosami do jednego, stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym. Jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby osobnego badania skargi na podstawie art. 13 Konwencji. Trybunał, jednogłośnie, zasądził 15 000 EUR na rzecz Güllü Ekrem i dzieci oraz 1 000 EUR na rzecz Mehmeta Ekrem tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądził również 3 600 EUR na pokrycie kosztów i wydatków, pomniejszone o 701 EUR otrzymanej pomocy prawnej. Sześcioma głosami do jednego, odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
EKREM- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:75632/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (75632/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı olan maktulün eꢀi Güllü Ekrem ve maktulün çocukları Dilek Ekrem, Oktay Ekrem,
Nuray Ekrem ve Nurhak Ekrem ile maktulün babası Mehmet Ekrem’in (baꢀvuranlar), Avrupa
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 1 Ekim 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
oldukları baꢀvurudur.
Adli yardımdan faydalanan baꢀvuranlar, Tunceli Barosu avukatlarından H.Aygün ve
Ö. U. Kaplan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1960, 1980, 1983, 1987, 1984 ve 1928 doğumlu olup Tunceli’de
ikamet etmektedirler.
Süleyman Ekrem olayların meydana geldiği dönemde minibüs ꢀoförüydü ve Tunceli
bölgesinde yolcu taꢀımacılığı yapmaktaydı.
Baꢀvuranlara göre, Süleyman Ekrem, 29 Kasım 1999 günü akꢀamı aracını almak
isteyen PKK mensupları tarafından silah zoruyla evinden alınmıꢀtır.
Aynı akꢀam, Pertek (Tunceli) ilçesi Pirinçli köyü yakınlarında Bölge Jandarma
Karakolu’na bağlı güvenlik güçleri, sözkonusu örgüt üyelerini yakalamak istemiꢀlerdir.
Süleyman Ekrem, aracında bulunan üç PKK üyesiyle birlikte silahlı çatıꢀma sırasında
öldürülmüꢀtür.
Olay yeri tespit tutanağında, 29 Kasım 1999 tarihinde saat 18:30 sularında ayrılıkçı
terör örgütü üyelerinin Pertek ilçesinde bulunan Pirinçli köyüne geleceği bilgisini alan ve
köyün giriꢀinde bulunan güvenlik güçlerinin, aralarında Süleyman Ekrem’le birlikte dört
kiꢀinin bulunduğu minibüse durması yönünde emir verdiği belirtilmiꢀtir. Emre uyulmamıꢀ ve
karꢀılıklı olarak ateꢀ açılmıꢀtır. Minibüsün içerisinde bulunan dört kiꢀi ölmüꢀtür. Aracın
içerisinde çeꢀitli markalarda silah ve ꢀarjör bulunmuꢀtur.
Minibüse ateꢀ açılan noktayı belirten kroki olay yeri tespit tutanağına etkilenmiꢀtir. Bu
krokiye göre, civar binalarda yapılan incelemelerden de anlaꢀıldığı üzere, aracın içerisinde
bulunan yolcular tarafından ateꢀ açılmıꢀtır. Jandarmalar tarafından açılan ateꢀte, tekerleklerin
üstüne ve aracın üst kısmına doğru isabet alınmıꢀtır. Kasım 1999 tarihinde, Jandarma Karakolu’na getirilen maktulün cesedine otopsi
yapılmıꢀtır. Ceset üzerinde kurꢀunların girip çıkmasıyla oluꢀan çok sayıda yara tespit edilmiꢀ
ve aynı ꢀekilde kurꢀunların iki ayak kemiğini zedelediği belirtilmiꢀtir.
Maktulün eꢀi baꢀvuran Güllü Ekrem, 10 Aralık 1999 tarihinde eꢀinin ölüm
koꢀullarının aydınlatılması amacıyla adli soruꢀturma açılması yönünde talepte bulunarak
Pertek Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran aynı zamanda silahlı çatıꢀmaya
katılan güvenlik güçleri mensuplarının tespit edilmesini ve aleyhlerinde kamu davasının
açılmasını istemiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran, tanıkların dinlenmesini, minibüsün incelenmesini ve
eꢀinin ꢀahsi eꢀyalarının teslim edilmesini istemiꢀtir.
Savcılık, 10 Aralık 1999 tarihinde Evrensel gazetesi yazarlarından H.Y. isimli ꢀahsın
ifadesini almıꢀtır. H.Y. doğrudan bir tanık olmadığını beyan etmiꢀtir. H.Y. çok sayıda
kurꢀunun isabet ettiği minibüsü, yolun ortasında el freni çekilmiꢀ olarak gördüğünü
belirtmiꢀtir. Kendisinin durakta olduğu sırada minibüse ateꢀ açıldığını ifade etmiꢀtir.
Aynı gün Savcılık, maktulün babası Mehmet Ekrem’in ifadesine baꢀvurmuꢀtur.
Mehmet Ekrem, olayın meydana geldiği gün oğlunda olduğunu belirtmiꢀtir. Süleyman
Ekrem’in evine aralarında Hakkı isimli bir PKK üyesinin de bulunduğu dört kiꢀi girmiꢀtir.
Hakkı Süleyman Ekrem’i, kendilerini aracına götürmemesi halinde ölümle tehdit etmiꢀtir.
Evden ayrılıꢀlarından kısa bir süre sonra silah sesi duymuꢀlardır.
Yine aynı tarihte Savcılık, Emeğin Partisi üyesi olan S.G. isimli bir ꢀahsın ifadesini
almıꢀtır. S. G. 1 Aralık 1999 tarihinde olay yerine gitmiꢀtir. Süleyman Ekrem’in de Emeğin
Partisi üyesi olduğunu belirtmiꢀ ve minibüsün kurꢀunlarla delik deꢀik olduğunu, tekerlerinin
patlak ve el freninin çekik olduğunu ifade etmiꢀtir. Kendisinin durakta olduğu sırada minibüse
ateꢀ açıldığını belirtmiꢀtir. Aralık 1999 tarihli tutanakta ayrıca dava konusu olayda ölen H.K., E.Y. ve N.D.
isimli ꢀahısların üzerinde bulunan özel eꢀyaların bir listesi çıkarılmıꢀtır, çeꢀitli markalarda
silah, tabanca, el bombası ve ꢀarjör bulunmuꢀtur.
Van Kriminal Laboratuarı tarafından yapılan incelemeler sonucunda hazırlanan 27
Aralık 1999 tarihli balistik inceleme raporunda, olay yerinde bulunan mermi kovanlarının
daha önceki cinayetlerde kullanılan silahlardan çıkmadığı ve bu nedenle silahı kullanan
kiꢀilerin bilinmediği belirtilmiꢀtir.
Pertek Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 4483 sayılı Kanun’a uygun olarak 4 Nisan 2000
tarihinde, operasyona katılan görevlilerin kovuꢀturulması iznini almak amacıyla dosyayı
Tunceli Valiliği’ne sevk etmiꢀtir.
Operasyona katılan Jandarma erlerinden birinin ifadesi, 8 Mayıs 2000 tarihinde
Jandarma üstçavuꢀu tarafından kaydedilmiꢀtir. Jandarma eri, 29 Kasım 1999 günü sabahı,
operasyonun baꢀladığını belirtmiꢀtir. Saat 16:30’a doğru, teröristler Pirinçli köyüne
gelmiꢀlerdir. Saat 18:30-19:00 sularında güvenlik güçleri sözkonusu köye doğru gelen bir
minibüs görmüꢀlerdir. Sözkonusu araç, gece görüꢀü teçhizatı bulunan görevliler tarafından
takibe alınmıꢀtır. Daha sonra minibüs durmuꢀ ve içinden silahlı üç kiꢀi inerek, farklı yönlere
dağılmıꢀlardır. Aynı zamanda, güvenlik güçleri minibüsün etrafında sigara içerek dolaꢀan
silahlı dördüncü bir kiꢀi fark etmiꢀlerdir. Bu kiꢀilerin ꢀüpheli hareketlerinden dolayı, köye
giden yolun barikatla kapatılması ve ꢀüpheli bu kiꢀilerin kimliklerinin kontrol edilmesi emri
verilmiꢀtir. Jandarmaların uyarılarına rağmen minibüs durmamıꢀ bu nedenle uyarı atıꢀları
yapılmıꢀtır. Bu kiꢀiler uyarılara ateꢀle karꢀılık vermiꢀlerdir. Görevliler, aracın lastiklerine ateꢀ
açmıꢀtır. Sözkonusu kiꢀiler ateꢀ etmeye devam etmiꢀlerdir.
Tunceli Valisi, 17 Mayıs 2000 tarihinde nefsi müdafaa yaptıkları kanısında olduğu
dava konusu güvenlik güçleri mensupları aleyhinde soruꢀturma açılması için istenen izni
reddetme kararı vermiꢀtir. Bu kararı alırken Vali, aracın içinde dört tüfek ve iki revolver
bulunduğunu gözönüne almıꢀtır. Bu durum da, maktul de dahil olmak üzere araç içinde
bulunan kiꢀilerin hepsinin silahlı olduğu düꢀüncesini kuvvetlendirmektedir.
Bunun yanı sıra Vali, bu durumda silah kullanımının, güvenlik güçleri tarafından silah
kullanılmasını öngören 2935 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Kanunu’nun 23. maddesine uygun
olduğu sonucuna varmıꢀtır.
Valilik kararı, 18 Mayıs 2000 tarihinde Güllü Ekrem’e tebliğ edilmiꢀtir.
Güllü Ekrem, 24 Mayıs 2000 tarihinde, Malatya Bölge Đdare Mahkemesi’ne bu kararın
iptali için dava açmıꢀtır.
Đdare Mahkemesi, 2 Haziran 2000 tarihinde bu talebi reddetmiꢀ ve Tunceli Valisi’nin
verdiği kararı onamıꢀtır.
Daha sonra, Pertek Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 24 Ağustos 2000 tarihinde, Tunceli
Valisi ve Malatya Bölge Đdare Mahkemesi’nin kararlarına dayanarak, görevleri çerçevesinde
hareket etmiꢀ olan güvenlik güçleri mensupları aleyhinde kovuꢀturma baꢀlatılmasına gerek
olmadığına kanaat getirmiꢀtir.
Güllü Ekrem, 7 Eylül 2000 tarihinde, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi önünde, Pertek
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın sözkonusu kararına itiraz etmiꢀtir. Güllü Ekrem, bu vesileyle,
silahlı çatıꢀmaya katılan güvenlik güçleri mensupları aleyhinde kasten adam öldürme
gerekçesiyle kamu davasının açılmasını istemiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ekim 2000 tarihinde maktulün hiçbir ꢀekilde yasadıꢀı örgüt
üyeleriyle iliꢀkisinin olmadığına ve dosyada, maktulün güvenlik güçlerine karꢀı silah
kullandığını ortaya koyacak unsurun bulunmadığına kanaat getirerek, baꢀvuranın talebini
kabul etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçelerinde, özellikle Jandarma Kuvvetlerine bağlı
bir kiꢀinin her hatalı tutumunun, Cumhuriyet Baꢀsavcılığı yetkisi alanına girdiğini
hatırlatmaktadır. Sonuç olarak Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın
takipsizlik kararının 4483 sayılı Devlet Memurlarının Yargılanması Hakkındaki Kanun
hükümleriyle bağdaꢀmadığına kanaat getirmektedir.
Böylece Ağır Ceza Mahkemesi, dava konusu takipsizlik kararının kaldırılmasına karar
vermiꢀ ve dava dosyasını soruꢀturma yapılması amacıyla Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na geri
göndermiꢀtir. ꢁubat 2001 tarihinde, U.D isimli jandarmanın ifadesi Savcılık tarafından alınmıꢀ ve
H.D. 8 Mayıs 2000 tarihli ifadesini yinelemiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın 10 Mayıs 2001 tarihinde baꢀvurduğu Yargıtay, 2 Ekim tarihli Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozmuꢀtur.
Aynı zamanda Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Ekim 2000 tarihli bir kararla,
kendi isteğiyle suç örgütüne yardım ettiğinin ortaya konulmadığı kanaatine vararak, Süleyman
Ekrem’in minibüsünün ailesine teslim edilmesi kararını vermiꢀtir. Ayrıca Güllü Ekrem’in
baꢀvurusu üzerine Pertek Sulh Mahkemesi, 26 Nisan 2001 tarihinde minibüse verilen hasarın
tutarını 10.179.000.000 TL (yaklaꢀık 9.430 Euro) olarak belirlemiꢀtir.
Ayrıca, Güllü Ekrem, Malatya Đdare Mahkemesi önünde, eꢀinin ölümü ve olay
sırasında araca verilen zarar nedeniyle tazminat davası açmıꢀtır. Đdare Mahkemesi, 4 Ekim tarihli kararla, hazırlık soruꢀturmasından, daha önceden birçok kez terör örgütüne
yardım ve yataklık yapan maktulün, 29 Kasım 1999 tarihli olayda silahlı olduğunun ortaya
çıktığına kanaat getirerek bu talebi reddetmiꢀtir.
Baꢀvurunun yapıldığı 3 Temmuz 2006 tarihinde dava halen Danıꢀtay önünde
görülmekteydi.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, Süleyman Ekrem’in öldürülmesinin, kasten adam öldürme yoluyla
gerçekleꢀtiğini iddia etmekte ve makamlar tarafından yürütülen soruꢀturmanın derinlemesine
yapılmadığından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu itibarla AĐHS’nin 2. maddesine
atıfta bulunmaktadırlar.
A. Tarafların iddiaları
Baꢀvuranlar yakınlarının, evine gelen PKK üyeleri tarafından ölümle tehdit edildiğini
belirtmektedirler. Süleyman Ekrem, evinden ayrıldıktan kısa bir sonra hayatını kaybetmiꢀ ve
bu nedenle jandarmaya haber verilmesi mümkün olmamıꢀtır. Baꢀvuranlara göre, güvenlik
güçleri kendilerine karꢀı bir saldırı olmaması nedeniyle meꢀru müdafaa durumunda
bulunmamaktaydı. Ayrıca güvenlik güçleri safında ne ölen ne de yaralanan olmuꢀtur. H.Y. ve
S.G. isimli tanıkların ifadelerinden yola çıkan baꢀvuranlar, bunun yargısız bir infaz olduğunu
ve güvenlik güçleri ile araçta bulunan yolcular arasında herhangi bir çatıꢀmanın meydana
gelmediğinden emin olduklarını ifade etmektedirler. Baꢀvuranlar hiçbir uyarı ateꢀinin
açılmadığını ve minibüsün rampada el freni çekilmiꢀ olarak durduğunu ileri sürmektedirler.
Ulusal mahkemeler tarafından verilen kararlardan yola çıkan baꢀvuranlar, Süleyman
Ekrem’in PKK üyesi olmadığını ve dava konusu olayların meydana geldiği dönemde silahsız
olduğunu yinelemektedirler. Güvenlik güçleri, arabada bulunmasına rağmen Süleyman
Ekrem’i yakalamak için herhangi bir giriꢀimde bulunmamıꢀtır. Araçta yüzlerce kurꢀun izi
tespit edilmiꢀ ve Süleyman Demirel’e yedi ya da sekiz kurꢀun isabet etmiꢀtir. Güvenlik
güçleri aracın içerisinde bulunan yolcuları öldürmek amacıyla ateꢀ açmıꢀtır. Baꢀvuranlara
göre, aracın içerisinde ateꢀli silah bulunmuꢀ olması, araçta bulunan kiꢀilerin silahlı olduğu
anlamına gelmemektedir.
Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet, Süleyman Ekrem’in
babasının verdiği ifadede, evlerine gelen ve zorla oğlunu götüren Hakkı isimli ꢀahsın terörist
olarak bilindiğini ifade ettiğini açıklamaktadır. Hükümet, maktulün ailesinin Süleyman
Ekrem’in kendi aracı ile teröristler tarafından götürüldüğünü güvenlik güçlerine bildirme
giriꢀiminde bulunmadıklarının altını çizmektedir.
Hükümet, olay günü görev baꢀında olan memurun ifadesini yinelemektedir. Hükümet,
güvenlik güçlerinin meꢀru müdafaa halinde olduklarını, güç kullanımının kaçınılmaz
olduğunu ve araç içerisinde bulunan yolcuların istem dıꢀı olarak vurulduklarını belirtmektedir.
Hükümet, teröristlerin köy içerisinde bulundukları anda yakalanmasının mümkün
olmadığını zira bu durumda köylülerin hayatlarının tehlikeye atılacağını belirtmektedir. Buna
karꢀın, teröristler evlerin etrafında tur attıkları sırada maktulün kaçma imkanı bulunmaktaydı.
Hükümet güvenlik güçlerinin kimlik kontrol etmek ve gerekirse silahlı kiꢀileri yakalamak
amacıyla hareket ettiğini belirtmektedir. Güvenlik güçleri, kanunla kendilerine tanınan güç
çerçevesinde hareket etmiꢀlerdir. Jandarmalar, kendileri gibi silahlı olan ve uyarı ateꢀine
rağmen ateꢀ açmaya devam eden kiꢀilere karꢀı silahlı güç kullanmıꢀtır. Hükümet, kullanılan
gücün, AĐHS’nin 2 § 2. maddesinde ifade edilen amaçlarla orantılı olduğunu belirtmektedir.
B. Süleyman Ekrem’in ölümü ile ilgili olarak
1. Genel ilkeler
AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme
sebebiyet vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuk düzeninde kendi yargısına tabi
kiꢀilerin yaꢀam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır
(Bkz. Kılıç-Türkiye kararı, no: 22492/93). Bu doğrultuda Devletin yükümlülüğü esas olarak,
yaꢀama hakkını güvence altına almak için bireye karꢀı iꢀlenecek suçları caydırıcı, hukuki ve
idari bir çerçeve içine yerleꢀtirmek, bu mekanizmanın iꢀleyiꢀi bakımından yaptırımlar
uygulamak ve ihlalleri ortadan kaldırmaktır (Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, ve Perk ve
diğerleri). Kiꢀileri koruma aracı olan AĐHS’nin amaç ve hedefi, aynı zamanda 2. maddeyi
etkili ve somut gereklilikler ortaya çıkaracak ꢀekilde yorumlamaya ve uygulamaya
çağırmaktadır (McCann ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar).
AĐHS’nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik güçlerinin öldürücü güce
baꢀvurmaları belli hallerde meꢀru sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının kurallarla çizilmemiꢀ olması ve
bu konuda keyfiliğe izin verilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile bağdaꢀmamaktadır. Bu
husus, gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karꢀı, yerinde ve etkili bir sistem içinde, polis
operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden baꢀka, bu hakkın yeterince
sınırlandırılması gerektiğinin göstergesidir (Bkz. Makaratzis-Yunanistan, no: 50385/99).
Bu bağlamda, bütün olarak ele alındığında bu hükmün 2. paragrafının öncelikli olarak
kasten ölüme sebebiyet verilen durumları tanımlamadığını, güce baꢀvurularak istem dıꢀı
ölüme yol açmanın da üzerinde durduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte ölüme
sebebiyet veren güç kullanımının kasti ya da bilinçli niteliği, bu tedbirin gerekli olup
olmadığının belirlenmesinde dikkate alınması gereken bir unsurdur. Her türlü güce baꢀvurma,
a), b) ve c) fıkralarında öngörülen amaçlara ulaꢀılması için “mutlak surette gereklilik arz
etmelidir”. “Mutlak gereklilik” terimlerinin kullanımından normal ꢀartlarda AĐHS’nin 8’den
11’e kadar olan maddelerinin 2. paragrafı uyarınca Devletin müdahalesinin «demokratik bir
toplum için gereklilik» koꢀulu ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığının tanımlanması açısından kesin ve
zorunluluk ilkesinin uygulanması kastedilmektedir. Özellikle, güce baꢀvurma 2. maddenin 2
a), b) ve c) fıkralarında öngörülen amaçlarla mutlak surette orantılı olmalıdır (Oğur-Türkiye,
no: 21594/93, ve Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve
Hükümler). Bu hükmün demokratik bir toplumdaki önemini vurgulayan AĐHM, bu düꢀünceyi
ꢀekillendirmek için, ölüme sebebiyet veren halleri büyük bir titizlikle incelemek, özellikle
ölüme sebebiyet veren güce baꢀvurulduğunda yalnızca bu gücü kullanan Devlet görevlilerinin
fiillerini değil, aynı zamanda olayların bütününü, bu eylemlerin oluꢀturulmasını ve denetimini
de dikkate almak durumundadır (Bkz. McCann ve diğerleri- Birleꢀik Krallık).
2. Davaya uygulanması
Mevcut davada AĐHM, davaya iliꢀkin olayların, Süleyman Ekrem’in yaꢀamının
korunması ve AĐHS’nin 2. maddesinde öngörüldüğü ꢀekilde etkili ve uygun soruꢀturma
yürütme yükümlülüğü hususunda Savunmacı Devlet makamlarının herhangi bir eksikliğini
ortaya koyup koymadığını tespit etmeye çağrılmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranlarla Hükümet’in Süleyman Ekrem’in ölümüne sebebiyet veren
olayları farklı ꢀekillerde dile getirdiğini tespit etmektedir. AĐHM ortaya çıkan soruları, dava
dosyasına eklenen belgelerden ve taraflarca sunulan görüꢀlerden yola çıkarak inceleyecektir
(Bkz. Halit Çelebi kararı).
AĐHM bu değerlendirmesinde “her türlü makul ꢀüpheciliğin ötesinde” ilkesini dikkate
almaktadır. Bu türden bir delil yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden
ya da çürütülemeyecek karinelerden oluꢀabilir; ayrıca delillerin araꢀtırılması sırasında
tarafların tutumu da dikkate alınabilir (mutatis mutandis, Đrlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak tarihli karar).
a) Süleyman Ekrem’in ölümü ile ilgili olarak
Mevcut davada Hükümet, aralarında Süleyman Ekrem’in de bulunduğu minibüs
yolcularının jandarmalar tarafından tutulan kontrol noktasında durmadıklarını belirtmektedir.
Jandarmalar havaya ateꢀ açmak suretiyle aracı durdurmak istemiꢀtir. Daha sonra ise minibüse
ateꢀ ederek yolcuların ölümüne sebebiyet vermiꢀlerdir. Baꢀvuranlar ise bunun aksine
jandarmaların minibüsü durdurup kasıtlı olarak yolcuların üzerine ateꢀ açtıklarını ileri
sürmektedirler.
Dosyada yer alan unsurlardan hareketle AĐHM, minibüsün kurꢀunlara maruz kaldığı
noktada çizilen krokiden, minibüsün içinde bulunan yolcular tarafından da ateꢀ açıldığını
tespit etmektedir. AĐHM bu hususunun, varılacak sonuç için önemli bir delil unsuru teꢀkil
ettiği kanaatindedir. AĐHM, H.Y. ve S. G. isimli tanık ifadelerinin, olayın doğrudan görgü
ꢀahidi olmamaları nedeniyle ꢀüpheli ifadeler olabileceği kanısındadır. Bu nedenle AĐHM bu
ifadelerin nazari nitelikte olduğunu belirtmektedir. Oysa ki çatıꢀmaya katılan ve olayın tek
görgü tanığı yetkili makamlar ve jandarmalar tarafından ifadesi alınan U.D. isimli ꢀahıstır. U.
D. Đfadesinde jandarmaların, uyarı ateꢀine rağmen durmayan minibüse ateꢀ açmak zorunda
kaldıklarını belirtmiꢀtir.
Bu koꢀullarda AĐHM, baꢀvuranların iddialarının yeteri kadar somut, nesnel ve
denetlenebilir olaylara dayanmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle Süleyman Ekrem’in
yargısız infaz sonucunda öldüğü yönünde bir karar alınması, güvenilir emarelerden çok
varsayım ve spekülasyondan öteye geçmeyecektir. Sonuç olarak, dava konusu operasyonun
“her kiꢀinin ꢀiddete karꢀı korunmasının sağlanmasını” ve özellikle de AĐHS’nin 2 § 2 a) ve b)
maddeleri uyarınca “yasal bir tutuklamanın gerçekleꢀtirilmesini” amaçladığı kanaatine
varılması mümkündür.
AĐHM, Süleyman Ekrem’in jandarma ile giriꢀilen silahlı bir çatıꢀma sonucunda
öldüğünü tespit etmektedir. Bu noktada AĐHM, jandarmaların karꢀı karꢀıya kaldıkları durum
göz önüne alındığında mevcut olayda kullanılan gücün, mutlak olarak gerekli olup olmadığını
ve dolayısıyla 2. maddenin 2. paragrafı ile öngörülen amaçlarla orantılı olup olmadığını
incelemek durumundadır.
Bu durumda güvenlik güçlerinin güç kullanması bazı koꢀullarda haklı gösterilebilir.
Bununla birlikte bütün güç kullanımları “mutlak gereklilik arz etmelidir” yani koꢀullarla
doğrudan orantılı olmalıdır. Yaꢀam hakkı hayati bir önem taꢀıdığından, hangi koꢀullarda
ölüme sebebiyet vermenin yasal olabileceği konusu, kati bir değerlendirme gerektirmektedir.
(Andronicou ve Constantinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar, ve McKerr-Birleꢀik Krallık,
no: 28883/95).
Operasyonun gerçekleꢀtiği bağlam ile ilgili olarak, jandarmaların yasadıꢀı bir terör
örgütü üyesi olduklarından ꢀüphe edilen, silahlı olan ve tehlikeli kiꢀilerle karꢀı karꢀıya
oldukları tartıꢀma götürmez bir gerçektir. Jandarmalara teröristlerin geldiği haberi verilmiꢀ ve
jandarmalar bölgeye giriꢀ çıkıꢀ yapan kiꢀilerin kimliklerinin tespit edilmesi amacıyla bir
kontrol noktası oluꢀturmuꢀlardır.
AĐHM, jandarmaların silahlı kiꢀilerin karꢀısında bir kontrol noktasında bulunduklarını
tespit etmektedir. Jandarmalar, minibüsü durdurmak ve yolcuları yakalamak amacıyla silaha
baꢀvurmuꢀtur. Burada, 2. maddenin ikinci paragrafında belirtilen ve ölüme sebebiyet veren ya
da verebilecek olan güç kullanımının yasal olarak değerlendirilebileceği durumlardan bir
tanesi sözkonusudur. Ayrıca AĐHM’nin, elindeki mevcut unsurlardan hareketle, baꢀvuranların
jandarmaların minibüsü durdurduktan sonra Süleyman Ekrem’i öldürdüklerine dair iddialarını
yeterince destekledikleri yönünde bir karar alması mümkün değildir. Minibüsün içerisinde
bulunan yolcuların silahlı oldukları düꢀünüldüğünde, jandarmaların bu kiꢀilerin tutumlarını
öngörmesi güçleꢀmiꢀtir. AĐHM’ye sunulan delillerden kazanın öğlenin sonlarında
gerçekleꢀtiği anlaꢀılmaktadır, o saatte hava nispeten karanlık olup kötü bir görüꢀ açısı
mevcuttur (Bkz. Oğur). Bu nedenle durum aciliyet taꢀımakta ve jandarmaların ivedilikle
hareket etmesi gerekmekteydi (Bkz. mutatis mutandis, Perk ve diğerleri).
Bu nedenle AĐHM, üzücü de olsa bu koꢀullarda kuvvet kullanımının, “herkesin ꢀiddete
karꢀı korunmasını sağlamak” ve “yasalara uygun ꢀekilde yakalamayı gerçekleꢀtirmek” için
“mutlak surette gerekli” olma koꢀulunu aꢀmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. Perk ve
diğerleri) Buna ek olarak her türlü makul ꢀüphenin ötesinde gereksiz ꢀekilde aꢀırı olan bir
kuvvetin bu durumda kullanıldığı ortaya konulmamıꢀtır.
Dolayısıyla bu bakımdan AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
b) Soruꢀturmanın yeterli olmadığı iddiası hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi herkese
Sözleꢀme’de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak” genel yükümlülüğü ile birlikte 2.
maddede öngörülen yaꢀam hakkını koruma zorunluluğunun, kuvvete baꢀvurmanın bir
kimsenin ölümüne sebebiyet verdiği durumda etkili resmi soruꢀturma yürütmeyi gerekli ve
zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. McCann ve diğerleri ve Kaya-Türkiye, 19 ꢁubat 1998
tarihli karar).
Bu türden bir soruꢀturma aracılığıyla, Devlet görevlilerinin ya da Devlet kuruluꢀlarının
dahil olduğu davalarda, yaꢀam hakkını koruyan kanunların etkili bir ꢀekilde uygulanmasının
ve olaya müdahil olan kiꢀilerin kendi sorumlulukları altında gerçekleꢀen ölümlerle ilgili
olarak açıklama yapmalarının sağlanması esastır (Anguelova-Bulgaristan, no: 38361/97).
Yürütülen soruꢀturma, dava koꢀulları dikkate alındığında güç kullanımının yerinde
olup olmadığının tespit edilmesi ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak
ꢀekilde etkili olmalıdır (Oğur kararı). Yetkililerin, sözkonusu olaylara iliꢀkin delillerin
toplanmasının, görgü tanıklarının ifadesinin alınmasının ve adli tıp incelemelerinin
yapılmasının sağlanması yolunda alabilecekleri tedbirleri almıꢀ olması gerekmektedir.
Soruꢀturma sonuçları, ilgili unsurların derinlemesine, nesnel ve tarafsız bir ꢀekilde
incelenmesi hususuna dayanmalı ve AĐHS’nin 2 § 2. maddesinde ifade edilen “mutlak
gereklilik” ilkesiyle kıyaslanabilecek bir kriter içermelidir. Dava koꢀullarının ya da
sorumluların bulunmasına yönelik soruꢀturma ehliyetine zarar verici her türlü hata,
soruꢀturmanın etkisiz olmasıyla sonuçlanabilir (Kelly ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, no:
30054/96, 4 Mayıs 2001, Anguelova, ve Natchova ve diğerleri-Bulgaristan, no: 43577/98 ve
43579/98).
Makul düzeyde özen ve ivedilik gerekliliği bu bağlamda net değildir. Soruꢀturmanın
belirli bir durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ve engellerin bulunabileceğini kabul etmek
gerekmektedir. Ancak, ölüme sebebiyet veren güç kullanımı nedeniyle soruꢀturma
yürütülmesi sözkonusu olduğunda, eꢀitlik ilkesine saygı çerçevesinde kamuoyunun güvenini
korumak ve yasadıꢀı eylemlere göre her türlü hoꢀgörü ya da suç ortaklığı izleniminden
kaçınmak amacıyla yetkililerin ivedi cevabı temel unsur olarak değerlendirilebilir (McKerr-
Birleꢀik Krallık, no: 28883/95 ve Tahsin Acar kararı).
AĐHM, soruꢀturmanın kaza tespit tutanağının tutulması, olay yeri ile ilgili krokinin
çizilmesi, klasik bir otopsinin yapılması ve olayın ertesi günü olay yerine giden görgü
tanıklarının ifadesinin alınması ile birlikte baꢀladığını tespit etmektedir. Süleyman Ekrem’in
babasının ve aynı zamanda dava konusu operasyona katılan jandarmalardan bir tanesinin
ifadelerine baꢀvurulmuꢀtur. Jandarmanın ifadesi olayların meydana geldiği tarihten yaklaꢀık
beꢀ ay sonra bir çavuꢀ tarafından alınmıꢀtır. AĐHM, balistik inceleme raporunun olay yerinde
bulunan mermi kovanlarının hangi yönden geldiği konusunda, özellikle de aracın içerisinde
bulunan kiꢀilerden gelip gelmediği konusunda herhangi bir bilgi vermediğini
gözlemlemektedir.
Ayrıca Savcılık, çatıꢀmaya katılan yalnızca bir jandarmanın ifadesini değerlendiren
Tunceli Valiliği’nin kararına dayanarak jandarmalar hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasını
reddetmiꢀtir. Olayın aydınlığa kavuꢀturulabilmesi için çatıꢀmaya katılan jandarmaların
tamamının ve aynı zamanda görgü tanıklarının ifadelerine baꢀvurulması gereklilik arz
etmekteydi. Yalnızca bir jandarmanın ifadesine dayanılarak takipsizlik kararının verilmesi,
hazırlık soruꢀturmasının etkili ve özenli olmadığını göstermektedir.
Son olarak Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararı, Süleyman Ekrem’in silah
kullandığı hiçbir ꢀekilde kanıtlanmadığı gerekçesiyle Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından bozulmuꢀtur. Bununla birlikte daha sonrasında, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı,
eski Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 343. maddesi uyarınca Adalet Bakanı’nın emri ile
Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiꢀtir. AĐHM yalnızca Adalet
Bakanı tarafından kullanılabilecek olağanüstü bir baꢀvuru yolunun kullanıldığını tespit
etmektedir. Bu baꢀvuru, davada takipsizlik kararının alınması ile sonuçlanmıꢀtır. AĐHM bu
ꢀekilde dava konusu olay sonrasında açılan kamu davasının sonlandığını tespit etmektedir.
Bütün bu eksikliler ıꢀığında AĐHM, Süleyman Ekrem’in ölümü ile ilgili olarak etkili
bir soruꢀturma yürütülmesi hususunu içeren ve AĐHS’nin 2. maddesinde ifade edilen
gerekliliklerin yerine getirilmediğine kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar, yetkililer tarafından derinlemesine
bir soruꢀturma yürütülmemiꢀ olmasından dolayı ꢀikayetçi olmaktadır.
Bununla birlikte AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 13. maddesinin Sözleꢀmeci Taraflara
yüklediği genel zorunluluk ile bağlantılı olarak incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Aynı zamanda AĐHS’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği yönünde bir karar
almasını gerektiren gerekçe dikkate alındığında AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi bakımından
farklı herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı kanaatindedir.
III. AĐHS2NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, çatıꢀma sırasında zarar gören ve yakınlarına ait olan minibüs için 26.338
Yeni Türk Lirası (yaklaꢀık 14.000 Euro) talep etmektedirler. Baꢀvuranlar, Süleyman Ekrem’in
maddi desteğinden yoksun kaldıklarını belirterek ve bilirkiꢀi raporuna dayanarak 204.441
Y.T.L. (yaklaꢀık 108.600 Euro) talep etmektedirler. Baꢀvuranlar 70.000 Y.T.L. (yaklaꢀık
31.200 Euro) tutarında manevi zarara uğradıklarını iddia etmektedirler.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, etkili soruꢀturma yürütülmemesi nedeniyle AĐHS’nin ihlal edildiği yönünde
karar almasını gerektiren olaylarla, baꢀvuranlar tarafından talep edilen maddi tazminat
arasında bir nedensellik bağı görememektedir. Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranlar tarafından bu
ad altında dile getirilen talebi reddetmektedir (Halit Çelebi kararı).
Buna karꢀın, AĐHM hakkaniyete uygun olarak maktulün eꢀi Güllü Ekrem’e ve
maktulün çocuklarına 15.000 Euro, maktulün babası olan Mehmet Ekrem’e ise 1.000 Euro
tutarında manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 4.950 Y.T.L. (yaklaꢀık
2.600 Euro) talep etmekte ve bununla ilgili olarak bir dekont sunmaktadırlar. Baꢀvuranlar
ayrıca bilirkiꢀi, tercüme ve yazıꢀma masrafları için 1.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Nikolava-Bulgaristan, no:
31195/96). AĐHM, elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda ve bu konudaki içtihadı uyarınca,
talep edilen miktarın tamamının, yani 3.600 Euro’dan 701 Euro tutarındaki adli yardım
düꢀürülerek kalan miktarın baꢀvuranlara ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Bire karꢀı altı oyla, Süleyman Ekrem’in ölümü ile ilgili olarak AĐHS’nin 2.
maddesinin esastan ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle, Süleyman Ekrem’in ölümü ile ilgili olarak Savunmacı Devlet
tarafından etkili soruꢀturma yürütülmesi zorunluluğunun yerine getirilmemesi hususunda
AĐHS’nin 2. maddesinin usulen ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 13. maddesine iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayetin ayrıca
incelenmesinin gerekli olmadığına;
4. Oybirliğiyle,
a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara:
i. maktulün eꢀi Güllü Ekrem’e ve maktulün çocuklarına toplu olarak 15.000
Euro (on beꢀ bin Euro) ödenmesine;
ii. maktulün babası Mehmet Ekrem’e 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
iii.masraf ve harcamalar için 3.600 Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından
sağlanan 701 Euro tutarındaki adli yardım düꢀürülerek kalan miktarın altı
baꢀvurana toplu olarak ödenmesine;
iv. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
6. Bire karꢀı altı oyla adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 12 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
11
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło