75834/01

WyrokETPCz2008-05-20ECLI:CE:ECHR:2008:0520JUD007583401

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego dotyczącego cofnięcia licencji transportowej naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że postępowanie administracyjne trwało ponad sześć lat i trzy miesiące, w trakcie których wydano trzy orzeczenia. Zauważył znaczące opóźnienia, w tym dwuletni okres oczekiwania na decyzję Wysokiego Sądu Administracyjnego w sprawie odwołania oraz ponad dwuletni i ośmiomiesięczny okres oczekiwania na rozpatrzenie wniosku o sprostowanie przez ten sam sąd. Trybunał przypomniał, że rozsądny termin postępowania ocenia się w świetle okoliczności sprawy, uwzględniając jej złożoność, zachowanie stron i organów oraz znaczenie sprawy dla skarżącego. Wobec braku uzasadnienia dla tych opóźnień ze strony Rządu, Trybunał uznał, że wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji nie został spełniony.
Stan faktyczny
Skarżąca spółka, Şenol Uluslararası Nakliyat, İhracat ve Ticaret Limited Şirketi, zajmująca się międzynarodowym transportem drogowym, miała cofniętą licencję przez Ministerstwo Transportu w 1994 roku. Decyzja ta była następstwem znalezienia 30 kg heroiny w wynajętej przez spółkę ciężarówce w 1992 roku we Włoszech. Spółka wszczęła postępowanie administracyjne w celu zakwestionowania tej decyzji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie przewlekłości postępowania na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji, a pozostałą część skargi uznaje za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącej spółki 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w Nowych Lirach Tureckich według kursu z dnia płatności, wolne od wszelkich podatków i potrąceń. 4. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   ŞENOL ULUSLARARASI NAKLİYAT, İHRACAT VE TİCARET LİMİTED   ŞİRKETİ – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:75834/01)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 75834/01 no’lu davanın nedeni, Şenol   Uluslararası Nakliyat, İhracat ve Ticaret Limited Şirketi’nin (başvuran şirket), Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi’ne, 11 Haziran 2001 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini   güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran şirket, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından Berrin Ergen tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran şirket, uluslararası karayolu taşımacılığı alanında faaliyet gösteren bir Türk   şirketidir.   Haziran 1992 tarihinde, İtalyan polisi Trieste limanında başvuran şirket tarafından   Türkiye’den İtalya’ya ceviz kütüğü taşımak amacıyla kiralanan bir kamyona saklanan otuz   kg. ağırlığında eroin bulmuştur. Aracın sürücüsü kaçmıştır. Başvuran şirket, olayı duyar   duymaz İstanbul Emniyet Amirliği’ni haberdar etmiş ve nakliyatla ilgili olarak elinde bulunan   bütün belgeleri teslim etmiştir.   Aralık 1992 tarihinde, başvuran şirketin uluslararası karayolu taşımacılığı ruhsatı   Aralık 1994 tarihine kadar uzatılmıştır.   Haziran 1994 tarihinde, Ulaştırma Bakanlığı (“Bakanlık”), İtalya’da yaşanan olay   nedeniyle Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Yönetmeliği’nin 53 (g) maddesi uyarınca   başvuran şirketin ruhsatını iptal etmiştir.   Başvuran şirket, 12 Temmuz 1994 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi’ne dava açmış   ve Bakanlığın 23 Haziran 1994 tarihli kararının iptalini talep etmiştir. Başvuran şirket, idare   mahkemesinden, ayrıca, Bakanlık kararına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı çıkarmasını   talep etmiştir.   Bakanlık, 12 Ağustos 1994 tarihinde, destekleyici belgelerle birlikte yazılı   savunmasını İdare Mahkemesi’ne sunmuştur. İdare Mahkemesi, Bakanlığın yazılı   savunmasını başvuran şirkete göndermiştir. Ancak, Bakanlığın yazılı savunmasına eklenen   belgeler başvuran şirkete gönderilmemiş, İdare Mahkemesi’nin dava dosyasına konmuştur.   Ağustos 1994 tarihinde, başvuran şirket Bakanlığın savunmasına cevaben görüş   bildirmiştir. Başvuran şirketin avukatları, görüşlerinde 12 Ağustos 1994 tarihinde Bakanlığın   yazılı savunmasına eklenen ancak kendilerine iletilmeyen çok sayıda belgeye atıfta   bulunmuştur.   Eylül 1994 tarihinde, başvuran şirketin yürütmeyi durdurma başvurusu İdare   Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.   Nisan 1995 tarihinde, İdari Mahkeme davayı reddetmiştir. Başvuran şirket,   yargılama sırasında, kiralanan aracın şoförü tarafından uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığını, bu   nedenle sürücünün eylemlerinden şirketin sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüştür. İdare   Mahkemesi vermiş olduğu kararda, diğer hususlar meyanında, itirazda bulunulan nakliyenin   başvuran şirket tarafından şirket ruhsatı ile yapıldığını, şirketin nakliyeden sorumlu olduğunu,   bu nedenle de ruhsatı iptal ederek Bakanlığın kanuna uygun davrandığını belirtmiştir.   Ekim 1995 tarihinde başvuran şirket tarafından açılan temyiz davası, 8 Ekim 1997   tarihinde Danıştay tarafından reddedilmiştir.   Ekim 2000 tarihinde, Yüksek İdare Mahkemesi, başvuran şirketin 6 Şubat 1998   tarihinde yapmış olduğu karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu karar 11 Aralık 2000   tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6., 7., 13., 17. ve 18. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran şirket, Bakanlık tarafından İdare Mahkemesi’ne sunulan belgelerin   kendisine iletilmediği konusunda şikayetçi olmuştur. Şirket, ayrıca, idari kovuşturmanın   makul bir süre içerisinde tamamlanmadığını iddia etmiştir.   Başvuran şirket, ayrıca, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde   yargılanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran şirket, bu bağlamda, yerel   mahkemelerin iç hukuku yanlış yorumladığını iddia etmiştir. Başvuran şirkete göre, yerel   mahkemeler kanıtları gözönünde bulundurmamış ve devletin tarafını tutmuştur. Ayrıca,   makamların sınırsız bir takdir yetkileri bulunmaktadır ve idare mahkemeleri etkin bir iç   hukuk yolu sağlamamıştır. Son olarak, başvuran şirket, Uluslararası Karayolu Taşımacılığı   Yönetmeliğinin kanuna aykırı olarak uygulanması sonucu çalışma hakkının kısıtlandığını   iddia etmiştir. Başvuran şirket, bu şikayetlerini AİHS’nin 6., 7., 13., 17. ve 18. maddelerine   dayandırmıştır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHS’nin 6. maddesi uyarınca, İdare Mahkemesi tarafından bazı belgelerin başvuran   şirkete iletilmediği yönündeki şikayetle ilgili olarak, Hükümet, ilgili usule göre yerel   mahkemenin böyle bir zorunluluğu olmadığı için belgelerin başvuran şirkete gönderilmediğini   ileri sürmüştür. Ayrıca, bu belgeler başvuran şirketin avukatlarının erişebileceği dava   dosyasına konmuştur.   AİHM, başvuran şirketin, iddiasının aksine, aslında sözkonusu belgelerin farkında   olduğunu kaydetmektedir. Başvuran şirketi temsil eden avukatlar, belgelerin içeriklerini   kavramış ve 31 Ağustos 1994 tarihli görüşlerinde bu belgelere atıfta bulunmuşlardır.   AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca, belgelerin başvuran şirkete iletilmediği yönündeki   şikayetin dayanaktan yolsun olduğunu kaydeden AİHM, AİHS’nin 35/4 maddesi uyarınca bu   şikayetin kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.   İdari yargılamanın uzun sürmesine ilişkin AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca yapılan   şikayetle ilgili olarak, AİHM, bu şikayetin AİHS bağlamında karmaşık hukuki ve olgusal   konular ortaya koyduğu ve esastan incelenmesi gerektiği kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, bu   şikayetin, AİHS’nin 35/3 maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna   varmıştır. Şikayetin kabuledilemez olması için başka hiçbir gerekçe bulunmamaktadır.   Dolayısıyla, şikayet kabuledilebilir niteliktedir.   Başvuran şirketin AİHS’nin 6., 7., 13., 17. ve 18. maddeleri uyarınca yapmış olduğu   diğer şikayetlerle ilgili olarak, AİHM, elindeki verilere dayanarak, bu şikayetlerin AİHS veya   Protokolleri tarafından teminat altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal etmediğine karar   vermiştir. AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca başvurunun bu   kısmının reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.   B. Esas   Başvuran şirket, AİHS’nin 6/1 maddesine aykırı olarak idari yargılama sürecinin   makul bir süre içerisinde tamamlanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.   AİHM, yargılama sürecinin başvuran şirketin Ankara İdare Mahkemesi’ne dava açtığı   Temmuz 1994 tarihinde başlayıp Yüksek İdare Mahkemesi’nin başvuran şirketin karar   düzeltme talebini reddettiği 19 Ekim 2000 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir.   Dolayısıyla, yargılama altı yıl üç aydan biraz fazla sürmüş ve bu süre içerisinde üç karar   verilmiştir. AİHM, bu bağlamda, Yüksek İdare Mahkemesi’nin 8 Ekim 1997 tarihli kararını   vermesinin iki yıl sürdüğünü belirtmek ister. Ayrıca, Yüksek İdare Mahkemesi, iki yıl sekiz   ayı aşkın bir süre boyunca karar düzeltme talebine ilişkin kararını vermemiştir. Bu   gecikmeler, yargılama süresinin uzamasına neden olmuştur.   AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve   şu kriterler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır: davanın karmaşıklığı,   başvuran ile ilgili makamların tutumu ve başvuran için davada neyin tehlikede olduğu (bkz,   Frydlender / Fransa, no. 30979/96).   AİHM, bu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AİHS’nin 6/1   maddesinin ihlalini saptamıştır.   AİHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in, AİHM’nin   bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak hiçbir kanıt veya iddia ortaya koymadığı   sonucuna varmıştır. AİHM, konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın   gereğinden fazla sürdüğü ve “makul süre” şartını yerine getirmediği kanaatine varmıştır.   Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın   adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran şirket, maddi tazminat olarak 7,054,290 Euro, manevi tazminat olarak ise   25,567 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.   AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı   bulunmadığını kaydederek maddi tazminat talebini reddeder. Öte yandan, manevi tazminat   olarak 1,000 Euro ödenmesine hükmeder.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ile AİHM önünde yapmış olduğu yargılama   masraf ve giderleri için 28,120 Euro talep etmiştir.   Hükümet, bu miktarın aşırı olduğunu ileri sürmüştür.   AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, AİHM, elindeki bilgiye ve   yukarıdaki kriterlere dayanarak, bütün başlıklar altındaki masraflar için 1,000 Euro   ödenmesine hükmeder.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE   1. AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca yargılamanın uzun sürmesine ilişkin yapılan şikayetin   kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana:   (i) manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro),   (ii) yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło