76991/01
WyrokETPCz2006-06-13ECLI:CE:ECHR:2006:0613JUD007699101
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania, trwającego łącznie ponad 8 lat i 9 miesięcy, była nadmierna, ponieważ sądy krajowe uzasadniały jego przedłużanie ogólnikowymi formułami, takimi jak 'rodzaj przestępstwa' czy 'stan dowodów', bez szczegółowej analizy konkretnych okoliczności i bez uwzględnienia argumentów rządu dotyczących ryzyka ucieczki czy porządku publicznego. W odniesieniu do długości postępowania, Trybunał stwierdził, że ponad 10 lat i 1 miesiąc trwania sprawy, która wciąż była w toku, jest okresem nadmiernym, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że skarżący przez większość tego czasu przebywał w areszcie, co wymagało od władz krajowych szczególnej staranności w prowadzeniu sprawy.Stan faktyczny
Skarżący, M. Hüseyin Karakaş, został aresztowany 10 kwietnia 1996 roku pod zarzutem członkostwa w PKK. Był tymczasowo aresztowany przez ponad 8 lat i 9 miesięcy. W trakcie postępowania krajowego, które trwało ponad 10 lat i 1 miesiąc, skarżący był dwukrotnie skazywany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (najpierw na 15 lat, potem na dożywotnie pozbawienie wolności), a wyroki te były dwukrotnie uchylane przez Sąd Kasacyjny. W momencie wydania wyroku ETPCz, sprawa skarżącego nadal była w toku przed sądem krajowym.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 8 000 euro tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KARAKAꢀ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no: 76991/01)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (76991/01) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀı olan M. Hüseyin Karakaꢀ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 11 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin (AĐHS) Temel Đnsan
Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1. Olayın koꢀulları
Baꢀvuran 1968 yılında doğmuꢀtur ve Bartın’da ikamet etmektedir. Nisan 1996 tarihinde, Türk Hukuku açısından yasadıꢀı bir örgüt PKK’ya (Kürdistan
Đꢀçi Partisi) karꢀı düzenlenen bir operasyon sırasında, baꢀvuran sahte bir kimlik belgesiyle
yakalanmıꢀ ve Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı polislerce
gözaltına alınmıꢀtır. Nisan 1996 tarihinde, polis baꢀvuranın evine ve içinde patlayıcıların ele geçirildiği
iꢀyerine baꢀvuranla birlikte gitmiꢀtir. Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuranın, içeriğinde PKK’nın üyesi olduğunu ve bu
örgütün eylemlerine katıldığını kabul ettiği ifade tutanağı hazırlanmıꢀtır. Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Baꢀsavcısı tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, söz konusu örgüte üye olduğunu kabul etmiꢀ
ama gözaltı sırasında polisin tehdidi ve baskısı altında verdiğini iddia ettiği ifadede belirtilen
olayları kabul etmemiꢀtir.
Yine aynı gün, baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yardımcı hakiminin
önüne çıkarılmıꢀ ve dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran PKK’ya üye olduğunu kabul etmiꢀ ama gözaltı
sırasında kayıtlara geçen ifadesinin içeriğini kabul etmemiꢀtir. Bu duruꢀmanın sonunda
yardımcı hakim, baꢀvuranın geçici olarak tutuklanmasına hükmetmiꢀtir. Mayıs 1996 tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuranı ve E.P. adındaki diğer bir
kiꢀiyi, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, PKK’ya üye olmaktan ve ayrılıkçı
eylemlere giriꢀmiꢀ olmaktan suçlamıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkisizlik kararı almıꢀ
ve dava dosyasını Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne göndermiꢀtir. Temmuz 1996 tarihinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkisizlik kararı
almıꢀ ve bunun yanı sıra baꢀvuranın serbest bırakılması talebini baꢀvurana yöneltilen
suçlamaların ağırlığı nedeniyle reddetmiꢀtir.
Dava dosyası, Yargıtay’ın, 21 Ağustos 1996 tarihinde davanın görülmesinde
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yetkisini onayan 10. dairesine gönderilmiꢀtir.
Eylül 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasının incelenmesine
baꢀlamıꢀ ve suçlamaların ve kanıtların ağırlığı nedeniyle baꢀvuranın serbest bırakılması
talebini reddetmiꢀtir. Aralık 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, gözaltı sırasında ve
Cumhuriyet Baꢀsavcısı önünde alınan ifadelerin içeriğini polislerin zorlaması ve baskısıyla
verdiği gerekçesiyle reddeden baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Bunun dıꢀında, baꢀvuran gözaltı
sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir. Bu duruꢀmanın sonunda,
AĐHM, baꢀvuranın geçici olarak tutuklu kalmasına ve hastaneden sağlık raporunun bir
kopyasını talep etmeye karar vermiꢀtir. ꢁubat 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yeniden toplanarak istenen
sağlık raporunun dosyaya eklenmediğini tespit etmiꢀ ve gözaltından sorumlu polis
memurlarının çağrılmasına karar vermiꢀtir. Nisan 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi sağlık raporunun dosyaya
eklendiğini ama çağrılan polislerin gelmediğini tespit etmiꢀtir. Haziran 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi hazır bulunan polis
memurlarını dinlemiꢀ ve Savcılığa bir sonraki duruꢀma davanın esasına iliꢀkin iddianameyi
hazırlamasını talep etmiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçlamaların ve kanıtların ağırlığı
nedeniyle baꢀvuranın serbest bırakılması talebini reddetmiꢀtir. Ağustos ve 10 Ekim 1997 tarihlerindeki diğer iki duruꢀma iddianamenin
okunmasına ve sanıkların dinlenmesine ayrılmıꢀtır. Sanıkların serbest bırakılma talepleri aynı
nedenden reddedilmiꢀtir. Kasım 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi adli soruꢀturmanın
geniꢀletilmesine karar vermiꢀtir ve Genel Kurmay Baꢀkanlığından iddianamede baꢀvurana
atfedilen suçlar hakkında ve de diğer sanık E.P. hakkında bilgi istemiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esası hakkında karar vermeden önce otuzdan
fazla duruꢀma düzenlemiꢀtir. Bu duruꢀmaların her biri sırasında baꢀvuran, suçlamaların ve
kanıtların ağırlığı nedeniyle her seferinde reddedilen serbest bırakılması talebini ileri
sürmüꢀtür. Đlgilinin kefalet ödeyerek serbest bırakılması talebi de reddedilmiꢀtir. Mayıs 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuran Türkiye’den toprak
parçası ayrılması yönünde eylemler yürüttüğü ve bu amaçla silahlı bir örgüte üye olduğu için
baꢀvuranın suçlu olduğuna karar vermiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı Türk Ceza
Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca on beꢀ yıl hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. Haziran 2001 tarihinde, baꢀvuran Yargıtay’a itirazda bulunmuꢀtur. Ocak 2002 tarihinde, Yargıtay davanın esasına iliꢀkin kararı bozmuꢀ, ve deliller
göz önünde bulundurulduğunda Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca baꢀvuranın
mahkum edilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Nisan 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi dosyanın tekrar
incelenmesine baꢀlamıꢀtır.
Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca baꢀvuranı ağır müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Haziran 2005 tarihinde, baꢀvuranın itirazı üzerine, Yargıtay, 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe giren ve ilgilinin hukuki durumu üzerinde etkili olacak Yeni Türk Ceza
Yasası’nı dikkate alarak, kararı bozmuꢀtur. ꢁubat 2006 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11. dairesinde bir duruꢀma
gerçekleꢀmiꢀtir. Dava mahkemede hâlâ askıdadır.
HUKUK AÇISINDAN
I.
AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, geçici tutuklanma süresinin uzunluğundan yakınmaktadır. Bu bağlamda
baꢀvuran, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmuꢀtur.
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca belirgin olarak kötü
temellendirilmiꢀ olmadığına ve derinlemesine incelenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Öte
yandan, AĐHM, bu ꢀikayetin diğer hiçbir kabuledilemezlik engeline takılmadığını tespit
etmiꢀtir.
Hükümet, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın geçici olarak tutuklu kalması kararlarına
yol açtığını ileri sürmektedir. Böylece, Devlet Güvenlik Mahkemesi, incelemelerin devam
etmesi, baꢀvuranın kaçması tehlikesi ve kamu düzenini koruma gerekliliği sebeplerinin
baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmek için yeterince önemli veriler olduğuna
karar vermiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın tutuklu kalmasının gerekli olduğu ve AĐHM’in
baꢀvuranın bu yönde oluꢀturulan taleplerini göz ardı etmek durumunda olduğu sonucuna
varmaktadır.
Baꢀvuran, Hükümetin delillerine itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesinde öngörülen sürenin sonunun davanın esası
hakkında ilk yargılamada karar verilen gün olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff-
Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli, A serisi 7 no’lu karar ve Labita-Đtalya 26772/95 no’lu
karar).
Davada, baꢀvuranın tutuklanmasının ilk dönemi 10 Nisan 1996 tarihinde baꢀlamıꢀ ve Mayıs 2001 tarihinde mahkum edilmesiyle sona ermiꢀtir. Böylece bu dönem beꢀ yıl bir ay
sürmüꢀtür. Bu tarihten sonra, baꢀvuran, yetkili bir mahkeme tarafından mahkum ediliꢀinin
ardından yetkili hukuki makamın önüne çıkarılması amacı olmaksızın tutuklanmıꢀtır (bkz.
I.A.-Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar).
Yargıtay’ın 30 Mayıs 2001 tarihli kararı onadığı ve davanın incelenmesine Devlet
Güvenlik Mahkemesi önünde tekrar baꢀlandığı 24 Ocak 2002 tarihinden itibaren, AĐHS’in 5 § c) maddesi uyarınca ikinci bir geçici tutuklama dönemi baꢀlamıꢀtır. Bu dönem, 25 Ekim tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi
uyarınca ağır müebbet hapis cezasına mahkum etmesiyle sona ermiꢀtir. Böylece bu dönem iki
yıl dokuz ay sürmüꢀtür. Bununla birlikte, AĐHM, 24 Ocak 2002 tarihi itibarı ile baꢀvuranın
beꢀ yıl dokuz aydır tutuklu bulunduğunu belirtmektedir.
Daha sonra, Yargıtayın 25 Ekim 2004 tarihli kararı onadığı ve Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde davanın incelenmesine tekrar baꢀlandığı 28 Haziran 2005 tarihinden
itibaren AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca üçüncü bir geçici tutuklama dönemi baꢀlamıꢀtır.
Bu dönem, yaklaꢀık on bir ay sonra hâlâ sona ermemiꢀtir. Baꢀvuran, toplam olarak sekiz yıl
dokuz ay geçici olarak tutuklu kalmıꢀtır.
AĐHM, böyle bir durumda, bir sanığın geçici olarak tutuklanma süresinin makul
sınırları geçmemesinin denetimini yapmanın ilk olarak ulusal hukuki makamların görevi
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla ulusal hukuki makamların, masumiyet karinesini göz
önünde bulundurarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralının ihlal edilmesini haklı çıkaracak gerçek
bir kamu yararının varlığını ortaya koyan veya ortadan kaldıran türden koꢀulları incelemeleri
ve serbest kalma taleplerini geri çeviren kararlarında bunları göz önünde bulundurmaları
gerekmektedir. AĐHM, esas olarak, adı geçen kararlarda bulunan veriler ve ilgilinin
baꢀvurularında belirttiği ihtilaf konusu olmayan olayların ıꢀığında, AĐHS’in 5 § 3 maddesinin
ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998
tarihli karar).
Bu bağlamda, yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinin iddia edilmesi için uygun
nedenlerin kalıcı olması tutukluluk halinin devam etmesinin vazgeçilmez ꢀartıdır ama bir
zaman sonra yeterli olmamaktadır. AĐHM, bu durumda adli makamlarca ele alınan diğer
sebeplerin özgürlükten mahrum bırakmayı meꢀrulaꢀtırmaya devam edip etmediklerini tespit
etmek zorundadır. Bu sebepler uygun ve yeterli olarak görülünce, AĐHM, ayrıca yetkili ulusal
makamların davanın devamı için özel bir özen gösterip göstermediklerini araꢀtırır (bkz.,
diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye, 61446/00 no’lu, 5 Nisan 2005 tarihli karar).
Dava dosyasından, Devlet Güvenlik Mahkemesinin baꢀvuranın tekrarlanan serbest
bırakılma taleplerini bertaraf ettiği ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin, “suçun türü veya
nitelenmesi”, “delillerin durumu”, veya “dosyanın içeriği” gibi neredeyse benzer hatta tek tip
formüllere dayanarak baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği ortaya
çıkmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, dört kez, sebep belirtmeden baꢀvuranın tutukluluk
halinin devam etmesi kararı almıꢀtır.
Halbuki, AĐHM’e göre, “delillerin durumu” suçluluğa iliꢀkin ciddi delillerin varlığının
ve kalıcılığının iꢀaret edilmesi gibi anlaꢀılabilirse de ve genelde bu koꢀullar uygun etkenler
oluꢀturabiliyorsa da, davada bunlar tek baꢀlarına baꢀvuranın bu kadar uzun süre tutuklu
kalmasını haklı gösteremezler (Ali Hıdır Polat).
Öte yandan, AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın esasını incelemeden
otuzdan fazla duruꢀma düzenlediğini tespit etmiꢀtir.
En sonunda AĐHM, görünüꢀe göre, Hükümetin kaçma riskine ve kamu düzenini
muhafaza etme gerekliliğine iliꢀkin argümanlarının ulusal adli makamlarca dikkate
alınmadığını tespit etmiꢀtir (bkz. Acunbay-Türkiye, 61442/00 ve 61445/00 no’lu, 31 Mayıs tarihli kararlar).
Bu ꢀartlarda, davada baꢀvuranın geçici tutukluluk halinin uzun sürmesi nedeniyle,
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
II.
AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, dava süresinin “makul süre” prensibine uymadığını ileri sürmektedir.
Baꢀvuran davada AĐHS’in 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
Hükümet, davanın koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda, davanın süresinin makul
olmadığının kabul edilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet, davanın karmaꢀıklığının ve
baꢀvuranın üstüne düꢀen görevlerin niteliğinin altını çizmiꢀtir. Ceza davası uzun ve uğraꢀtırıcı
incelemeler gerektirmiꢀtir. Bununla birlikte, ek iddianamenin ardından ek araꢀtırmalar
gerekmiꢀtir. Son olarak, ulusal makamlara hiçbir tepkisizlik veya ihmal dönemi isnat
edilemez.
Baꢀvuran bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM, ilk önce, ceza davasının süresine iliꢀkin yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3
maddesi uyarınca belirgin olarak kötü temellendirilmiꢀ olmadığını tespit etmektedir. Bunun
dıꢀında, dava hiçbir kabuledilemezlik engeline takılmamaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak sürenin baꢀvuranın 10 Nisan 1996 tarihinde yakalanmasıyla
baꢀladığını vurgulamaktadır. Dava hâlâ askıda olmakla birlikte, dava iki duruꢀma için 10 yıl
bir aydan fazla süredir devam etmiꢀ ve bugüne kadar sürmüꢀtür.
Bir davanın makul süresinin niteliği, davanın koꢀullarına göre ve AĐHM’in yerleꢀik
içtihatları uyarınca ele alınan kriterler, özellikle davadaki olayın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve
yetkili makamların davranıꢀları göz önünde bulundurularak değerlendirilir (bkz, diğerleri
arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa, 25444/94 no’lu karar).
AĐHM, dava boyunca baꢀvuranın tutuklu bulunduğunu –davayla ilgilenen
mahkemelerin en kısa sürede karar vermesini gerektiren durum- tespit etmiꢀtir (bkz.
Kalachnikov-Rusya, 47095/99 no’lu karar, ve daha yakın zamanda, Temel ve Taꢀkın-Türkiye,
40159/98 no’lu, 30 Haziran 2005 tarihli karar).
AĐHM, kendisine sunulan tüm verileri inceledikten ve konuyla ilgili kendi yerleꢀik
içtihadını dikkate aldıktan sonra, dava süresinin aꢀırı uzunlukta olduğuna ve “makul süre”
zorunluluğuna uymadığına karar vermiꢀtir.
Bu durumda, AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III.
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Zarar
Baꢀvuran, uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zarar için 20 000 Euro talep
etmiꢀtir.
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, hakkaniyetle karar vererek baꢀvurana maddi ve manevi tazminat olarak 8 000
Euro ödenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.
B. Harcama ve masraflar
Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu harcama ve masraflar
için 5 800 Euro talep etmektedir. Bu duruma delil olarak bir hesap özeti sunmuꢀtur.
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
AĐHM’in yerleꢀik içtihadına göre, bir baꢀvuran masraf ve harcamalarının tazminini
ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve meblağın makul nitelikte olduğu
ortaya konursa elde edebilir. Davada, AĐHM, elindeki verileri ve yukarıda belirtilen kriterleri
göz önünde bulundurarak baꢀvurana tüm masraflar için 1 000 Euro ödenmesinin makul
olduğuna karar vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Davanın kabul edilebilir olduğuna,
2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine,
3. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödemenin yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek
üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı
Hükümet tarafından baꢀvurana maddi ve manevi tazminat için 8 000 Euro (sekiz
bin) ve masraf ve harcamalar için 1 000 Euro (bin) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 13 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło