77092/01
WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD007709201
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez funkcjonariuszy policji podczas aresztowania, skutkujące postrzeleniem skarżącego, stanowiło naruszenie zakazu nieludzkiego lub poniżającego traktowania z art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że art. 3 Konwencji nie zakazuje użycia siły w ściśle określonych okolicznościach (np. podczas aresztowania), ale tylko wtedy, gdy jest to absolutnie konieczne i nie nadmierne. W niniejszej sprawie, skarżący, 16-letni, został postrzelony w nogę, co Trybunał uznał za wystarczająco poważne, aby podlegać art. 3. Mimo że policja interweniowała w nieprzewidzianej sytuacji i skarżący posiadał pistolet na ślepaki wyglądający jak prawdziwa broń, Trybunał zauważył, że policjanci przewyżali liczebnie podejrzanych i ścigali ich przez około godzinę, co dawało im czas na ocenę sytuacji. Rząd nie przedstawił przekonujących dowodów na to, że użyta siła nie była nadmierna. W szczególności, trajektoria pocisku wskazywała, że skarżący nie stał twarzą w twarz z policją w momencie postrzelenia, co podważało twierdzenie rządu, że strzelał do funkcjonariuszy. Trybunał uznał, że rząd nie udowodnił, iż stopień użytej siły był uzasadniony, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 3.Stan faktyczny
Skarżący, Necdet Bulut, urodzony w 1984 r., został postrzelony w lewą nogę podczas aresztowania w dniu 15 czerwca 2000 r., gdy miał 16 lat. Według policji, skarżący był częścią grupy, która pisała na ścianach i manipulowała samochodami, a podczas pościgu i próby aresztowania, grupa miała strzelać do policjantów z namiotu. Skarżący twierdził, że nie strzelał i został postrzelony po wyjściu z namiotu. Badania balistyczne wykazały, że znaleziony przy skarżącym pistolet był pistoletem na ślepaki, który mógł być zmodyfikowany do strzelania ostrą amunicją, ale na rękach skarżącego nie znaleziono śladów prochu. Prokurator krajowy umorzył postępowanie przeciwko policjantom, uznając, że skarżący został ranny w wyniku starcia.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, jednogłośnie, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza, sześcioma głosami do jednego, naruszenie art. 3 Konwencji w związku z obrażeniami skarżącego podczas aresztowania. Stwierdza, jednogłośnie, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania innych skarg skarżącego na podstawie art. 3 i 13 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
NECDET BULUT – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:77092/01)
KARAR
STRAZBURG Kasım 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 77092/01 no’lu davanın nedeni, T.C.
vatandaꢀı Necdet Bulut’un (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 9 Ağustos 2001
tarihinde Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) 34.
Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından G. Altay, Ü. Kuꢀ ve H. Karakuꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1984 doğumludur ve Freiburg’da (Đsviçre) ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, 15 Haziran 2000 tarihinde sabahın erken saatlerinde, yakalanma sırasında
silah ateꢀiyle yaralanmıꢀtır. Sol bacağının alt kısmına bir mermi isabet etmiꢀtir. Baꢀvuran bu
sırada on altı yaꢀındadır.
Aynı gün sabah 4.30’da olaya karıꢀan polis memurları tarafından bir olay raporu
hazırlanmıꢀ ve hastaneye götürülen baꢀvuran haricinde bütün ꢀüpheliler tarafından bu rapor
imzalanmıꢀtır. Rapora göre, polis memurları, gece 2.30 civarında Kartal ilçesi Tufan
Caddesi’nde maskeli bir grubun duvarlara yazı yazdığı ve arabaları kurcaladığı yönünde bilgi
almıꢀlardır. Polis memurları olay yerine geldiğinde, duvarlara yazı yazıldığını görmüꢀler ve o
sırada caddenin karꢀısındaki karanlık bir sokaktan birisi kendilerine doğru ateꢀ etmeye
baꢀlamıꢀtır. Polis memurları ile bu arada olay yerine gelen takviye polis ekipleri yaklaꢀık bir
saat boyunca ꢀüphelileri kovalamıꢀtır. Sonunda ꢀüpheliler Spor Caddesi 6 numaraya ait boꢀ
bir arsada köꢀeye sıkıꢀtırılmıꢀlardır. ꢁüpheliler “teslim ol” emrine rağmen, ateꢀ etmeye devam
etmiꢀ ve bir çadıra girmiꢀlerdir. Çatıꢀma sonucunda baꢀvuran yaralanmıꢀ ve tedavi edilmek
üzere hemen Kartal Hastanesi’ne götürülmüꢀtür. Diğer ꢀüpheliler yakalamaya karꢀı
koymuꢀtur. Olay raporunda, polis memurlarının çadırda maske, yasadıꢀı belgeler, bıçak ve
sprey boya buldukları belirtilmektedir. Raporda ayrıca, baꢀvuranın eꢀyaları arasında kurusıkı
bir tabanca bulunduğu da kaydedilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 15–17 Temmuz 2000 tarihleri arasında, Kartal Devlet Hastanesi’nde tıbbi
tedavi görmüꢀtür. 17 Temmuz 2000 tarihli tıbbi rapora göre, baꢀvuranın fibulasında bir kırığa
rastlanmıꢀtır. Merminin bacağın arkasından girip ön taraftan çıktığı saptanmıꢀtır. Temmuz 2000 tarihinde, baꢀvuran bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve mermi
yarası dıꢀında bu kiꢀinin kötü muamele gördüğüne dair hiçbir fiziksel bulguya rastlanmadığı
kaydedilmiꢀtir.
Bu arada, 16 Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı, kurusıkı
tabanca ile sekiz merminin balistik incelemesini yapmıꢀtır. Uzmanlar, diğer bulguların yanı
sıra, 99 mm.lik kurusıkı tabancanın ses ve gaz mermisi patlattığını ve incelenen mermilerin
kurusıkı tabancaya uyduğunu saptamıꢀlardır. Uzmanlar, ayrıca, kurusıkı tabancanın yapılacak
birkaç değiꢀiklikle gerçek mermi ateꢀleyebileceğini de ileri sürmüꢀtür. Sözkonusu kurusıkı
tabancanın büyüklüğü ve mekanik yapısı bakımından gerçek silahtan bir farkı olmadığını ve
silahlara aꢀina olan kiꢀiler için bile ilk bakıꢀta bu silahı gerçek bir silahtan ayırt etmenin
mümkün olmadığını belirtmiꢀlerdir. Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı’nda görevli adli tıp
uzmanları, baꢀvuran ile diğer ꢀüphelilerin ellerinden ve avuç içlerinden alınan örnekleri
incelemiꢀlerdir. Bu örneklerde barut izine rastlanmamıꢀtır. Ancak, uzmanlar, kullanılan silah
ve barutun tipine, silahın tutuluꢀ ꢀekline ve ꢀüphelilerin ellerinin önceden yıkanmıꢀ olup
olmadığına göre, el ve avuç içindeki barut izlerinin bazı durumlarda belirlenemeyebileceğini
kaydetmiꢀlerdir.
Aynı gün, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, diğer ꢀüphelileri
tanıdığını ve duvar yazılarını yazdığını inkar eden baꢀvuranın ifadesini dinlemiꢀtir. Baꢀvuran,
yanında silah atıldığını duyduktan sonra korkudan kaçmaya baꢀladığını ve yakalandıktan
sonra polis memurları tarafından dövüldüğünü iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, vurulduğu zaman,
polisin havaya mı yoksa yere doğru mu ateꢀ açtığını bilmediğini ifade etmiꢀtir.
Bu arada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranla aynı zamanda yakalanan
ꢀüphelilerin ifadelerini de dinlemiꢀtir. 15 ve 18 Temmuz 2000 tarihinde dinlenen sanıkların
hepsi (A.U, M.B ve D.ꢁ.A) duvarlara slogan yazdıklarını itiraf etmiꢀlerdir. Ancak, baꢀvuran
dahil olmak üzere hiçbirinin polise ateꢀ etmediğini iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca, baꢀvuranın
çadırdan çıktıktan ve yere yatmaları söylendikten sonra yaralandığını belirtmiꢀlerdir.
Sanıklardan bazıları, yakınlardaki bir düğünden silah atıꢀları duyduklarını ifade etmiꢀlerdir.
Belirsiz bir tarihte, Kartal Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı, 23 Mart 2001 tarihinde, ꢀüphelilerin yakalandıkları sırada kötü muamele
gördükleri yönündeki iddialarını destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle,
olayda yer alan sekiz polis memurunu kovuꢀturmama kararı almıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı,
ayrıca, polisin teslim ol emrine ꢀüphelilerin çadırdan ateꢀ açarak karꢀılık vermesinden sonra,
polisle ꢀüpheliler arasında yaꢀanan çatıꢀma sonucunda baꢀvuranın yaralandığını dikkate
almıꢀtır. Baꢀvuranın bu karara karꢀılık yapmıꢀ olduğu itiraz, 17 Mayıs 2001 tarihinde
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3, 5 ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, yakalanması sırasında polis tarafından uygulanan gücün orantısız olduğu ve
bu nedenle ciddi ꢀekilde yaralandığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca, olayın
gerçekleꢀtiği sırada mevcut ꢀartlarla ilgili yeterli veya etkili bir soruꢀturma yapılmadığı
konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve ꢀikayetini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıꢀtır.
Baꢀvuran, ayrıca, yakalanması sırasında yaralandığını ve dolayısıyla AĐHS’nin 5/1 (c)
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, bu ꢀikayetlerin yalnızca 3. madde bağlamında incelenmesi gerektiği
görüꢀündedir.
Baꢀvuran, ayrıca, etkili iç hukuk yolu hakkından mahrum bırakıldığı konusunda
ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 13. maddesine dayandırmıꢀtır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların ifadeleri
Hükümet, polisin ön hazırlık yapmaksızın karꢀı koymak zorunda kaldığı umulmadık
geliꢀmelere yol açan sıradan bir operasyon sırasında baꢀvuranın yakalandığını ileri sürmüꢀtür.
Hükümet, olay yerindeki polis memurlarının ꢀüphelilerden sayıca fazla olduğunu ifade
etmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın ilk bakıꢀta gerçek bir silahtan ayırt edilemeyecek nitelikte bir
kurusıkı tabancası olduğunu belirtmiꢀtir. Polis memurlarının ancak kesinlikle gerekli
olduğunda silahlarını kullandıklarını ve ateꢀ açan kiꢀiyi hedef aldıklarını ifade etmiꢀtir.
Hükümet, bu bağlamda, polis memurlarının baꢀvuranın hayati organlarını hedef almadığını
belirtmiꢀtir. Hükümet, sözkonusu davanın koꢀulları dahilinde, güç kullanımının izlenen
amaçla orantılı olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, iddialarında ısrar etmiꢀtir. Özellikle, ne kendisinin ne de diğer ꢀüphelilerin
yakalamaya karꢀı koymadıklarını ve kesinlikle ateꢀ açmadıklarını ifade etmiꢀtir. Polisle
kendileri arasında çatıꢀma yaꢀandığını inkar etmiꢀ ve çadırdan çıkarıldıktan sonra kendisine
ateꢀ edildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, polis memurlarının orantısız güç kullanımında
bulunduğunu ve keyfi ateꢀ açılması sonucu yaralandığını iddia etmiꢀtir.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, 3. maddenin bazı iyi belirtilmiꢀ koꢀullarda (örn, yakalama sırasında) güç
kullanımını yasaklamadığını hatırlatmaktadır. Ancak, yalnızca zaruri olması durumunda ve
aꢀırı olmaması ꢀartıyla böylesi bir güç kullanılabilir (bkz, Ivan Vasilev / Bulgaristan, no.
48130/99; Rehbock / Slovenya, no. 29462/95; Krastanov / Bulgaristan, no. 50222/99 ve
Günaydın / Türkiye, no. 27526/95).
Sözkonusu davada, baꢀvuran sol dizine isabet eden bir mermi ile yaralanmıꢀtır.
AĐHM, bu yaralanmanın 3. madde kapsamına girecek ciddiyette olduğu görüꢀündedir.
Baꢀvuranın bacağındaki yaranın polis memurlarının görevlerini yerine getirirken (baꢀvuranın
yakalanması sırasında) güç kullanmasından kaynaklandığı açıktır. Ancak, baꢀvuranın aslında
nasıl yaralandığı konusunda taraflarca farklı açıklamalar yapılmıꢀtır.
Đlk olarak, AĐHM, polisin baꢀlangıçta hazırlık yapmaksızın bir olaya müdahale etmek
üzere çağırıldığı gerçeğini göz ardı edemez (bkz, a contrario, Rehbock / Slovenya, no.
29462/95). AĐHM, ayrıca, olayın akꢀamın geç saatlerinde silah atıꢀlarının duyulduğu bir
yerleꢀim alanında gerçekleꢀtiğini kaydetmektedir. Ayrıca, resmi belgelerde, baꢀvuranın silah
taꢀıdığı izlenimine yol açabilecek bir kurusıkı tabanca taꢀıdığı kaydedilmiꢀtir. Ancak, AĐHM,
sayıca ꢀüphelilerden fazla olan polis memurlarının, baꢀvuran ile diğer ꢀüphelileri baꢀvuranın
vurulup yakalandığı çadırda köꢀeye sıkıꢀtırmadan önce yaklaꢀık bir saat boyunca kovaladığını
da göz ardı edemez. Dolayısıyla, bu süre içerisinde, güvenlik güçlerinin durumu doğru bir
ꢀekilde değerlendirme ve çabalarını bu yönde düzenleme olanakları vardı. AĐHM, arka
plandaki bu olayları ve özellikle güç kullanımının ꢀeklini (ateꢀli silah) göz önüne aldığında,
Hükümet’in baꢀvuranın yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aꢀırı olmadığını
doğrulamak üzere ikna edici deliller sunması gerektiğini düꢀünmektedir (bkz, mutatis
mutandis, Matko / Slovenya, no. 43393/98).
Ancak, Hükümet, sözkonusu davada, yalnızca polis memurlarının baꢀvuran
kendilerine ateꢀ ettikten sonra ateꢀ açtığını ifade etmiꢀ ve baꢀvuranın yakalanmasıyla ilgili
koꢀullara ıꢀık tutabilecek herhangi bir açıklamada bulunmamıꢀ veya kanıt sunmamıꢀtır. Bu
bakımdan, AĐHM, polis operasyonunun yürütülme ꢀekliyle ilgili dava dosyasında herhangi bir
bilgi bulunmadığını gözlemlemektedir. Örneğin, baꢀvuranın çapraz ateꢀ sırasında mı yoksa
bu yönde talimat alan bir polis memuru tarafından hedef alınarak mı vurulduğu konusu dava
dosyasında netleꢀtirilmemiꢀtir. Tarafların kaç defa ateꢀ ettikleriyle ilgili olarak herhangi bir
bilgi bulunmamakta ve resmi belgeler baꢀvuranın üzerinde bulunan kurusıkı tabancadan ateꢀ
edilip edilmediği veya bölgede boꢀ kovan bulunup bulunmadığı konusunda bilgi
vermemektedir. Son olarak, AĐHM, ayrıca, mermi yolunun baꢀvuran vurulduğunda polislerle
karꢀı karꢀıya olmadığını ve sonuç olarak Hükümet’in iddia ettiği gibi, en azından o sırada
polis memurlarına ateꢀ edemeyeceğini gösterdiğini dikkate değer bulmaktadır. Bu koꢀullar
altında, AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranı yakalamak için kullanılan gücün derecesini ispat
edebilecek ikna edici veya inandırıcı kanıtlar sunmadığını düꢀünmektedir.
Son olarak, baꢀvuranın yaralanmasının (hayati önem taꢀımayan bir organın tek mermi
sonucu yara alması) sağlığı için kalıcı sorunlara yol açmadığı görülse de, AĐHM, özellikle
olayların yaꢀandığı sırada baꢀvuranın genç yaꢀta olması dikkate alındığında bu yaralanmanın
ciddi acı ve sıkıntılara yol açmıꢀ olabileceği görüꢀündedir.
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, baꢀvuranın yakalanması sırasında aꢀırı güç
kullanımının sözkonusu olduğu ve bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, o tarihte
baꢀvuranın yaralanmasından Hükümet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. AĐHM,
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
AĐHM, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 3. maddenin ihlaline neden olarak
yukarıda gösterdiği gerekçeleri göz önünde bulundurduğunda, baꢀvuranın 3. ve 13. maddeler
uyarınca yapmıꢀ olduğu diğer ꢀikayetlerle ilgili olarak ayrı bir hüküm vermeye gerek
olmadığı kanısına varmıꢀtır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen
telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın
adil tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro, manevi tazminat olarak ise 60,000 Euro
talep etmiꢀtir.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın uğramıꢀ olduğu maddi zarar iddiasıyla ilgili olarak, bu iddiasını
gerektiği ꢀekilde desteklemediği kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM bu talebi reddeder.
Ancak, AĐHM, baꢀvuranın yalnızca bir ihlalin saptanmasıyla telafi edilemeyecek acı
ve sıkıntılara maruz kalmıꢀ olabileceğini kabul etmektedir. Adil temellere dayanarak
değerlendirmede bulunan AĐHM, baꢀvurana 5,000 Euro ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak 701 Euro alan baꢀvuran, ayrıca, AĐHM
huzurunda yapılan yargılama masraf ve giderleri için 4,287 Euro talep etmiꢀtir. Baꢀvuran,
talebini desteklemek üzere avukatı tarafından hazırlanan bir maliyet dökümü sunmuꢀtur.
Hükümet, bu miktara itiraz etmiꢀtir.
Baꢀvuran, AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesi gereğince yapmıꢀ olduğu talebi
desteklemek üzere herhangi bir makbuz veya fatura sunmadığı ve Avrupa Konseyi’nden adli
yardım olarak belli miktarda para almıꢀ olduğu için, AĐHM bu baꢀlık altında herhangi bir
ödeme yapılmasını öngörmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1. Oybirliği ile, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Bire altı oyla, baꢀvuranın yakalanması sırasında yaralanması nedeniyle AĐHS’nin 3.
maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliği ile, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yapmıꢀ olduğu diğer
ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. Bire altı oyla,
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beꢀ bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri
gereğince 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło