77097/01
WyrokETPCz2007-01-30ECLI:CE:ECHR:2007:0130JUD007709701
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy uniemożliwienie osadzonym komunikacji z adwokatem i przechwytywanie ich korespondencji, zwłaszcza w kontekście zgłaszanych zarzutów złego traktowania, stanowi naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego i korespondencji (art. 8 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że przechwytywanie korespondencji skarżących, w szczególności tej dotyczącej zarzutów złego traktowania i komunikacji z adwokatem, stanowiło ingerencję w ich prawo do poszanowania korespondencji. Chociaż ingerencja ta miała podstawę prawną (art. 147 tureckiego rozporządzenia), Trybunał uznał, że nie była ona „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. Podkreślono uprzywilejowany status komunikacji adwokat-klient, zwłaszcza w kontekście zgłaszania zarzutów złego traktowania, oraz fakt, że wcześniejsze orzecznictwo Trybunału uznawało za nieproporcjonalne zatrzymywanie listów zawierających „oskarżenia wobec administracji więziennej” lub „obraźliwe uwagi pod adresem funkcjonariuszy więziennych”. Brak było uzasadnienia dla odstąpienia od tej zasady.Stan faktyczny
Skarżący, E. Ekinci i F. Akalın, urodzeni odpowiednio w 1957 i 1968 roku, odbywali kary więzienia za przynależność do organizacji terrorystycznej. W 2000 roku, podczas operacji „Powrót do życia” w więzieniach, skarżący twierdzili, że byli źle traktowani. Ich adwokat, K. Bayraktar, napotkał trudności w komunikacji z nimi, w tym odmowę spotkań i przechwytywanie listów przez prokuratora, co uniemożliwiło im przygotowanie obrony i zgłoszenie zarzutów złego traktowania.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie:
1. Stwierdza dopuszczalność skarg z art. 8 i 13 Konwencji, a pozostałych skarg za niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji.
3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi z art. 13 Konwencji.
4. Zasądza każdemu ze skarżących 1 000 (tysiąc) Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 1 500 (tysiąc pięćset) Euro tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 (siedemset piętnaście) Euro otrzymanej pomocy prawnej.
5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı
EKĐNCĐ VE AKALIN/Türkiye Davası
Başvuru No: 77097/01
Strazburg Ocak 2007
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1957 ve 1968 doğumludur. Başvurunun yapıldığı sırada başvuranlar
Niğde cezaevinde bulunmaktaydı.
Belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar açlık grevine başlamıştır.
Adı geçenler terörist bir örgüte üye olmaktan mahkum edildikleri cezalarını çekmekteyken 6
Kasım 1998 tarihinde cezaevi yönetimine karşı ayaklanma suçu ile itham edilmiş ve Ankara
Asliye Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. Aralık 2000 tarihinde iç hukuk yetkilileri tarafından cezaevlerine yönelik olarak düzenlenen
«Hayata dönüş operasyonu» sırasında güvenlik güçleri ile hükümlüler arasında çatışma mey-
dana gelmiş, başvuranlar bu operasyon sırasında kötü muamele gördüklerini ileri sürmüştür.
Başvuranların yasal temsilcisi K. Bayraktar 10 Ocak 2001’de müvekkilleri ile görüşme
talebinde bulunmuş, bu talep aynı gün reddedilmiştir.
K. Bayraktar 19 Haziran 2001 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı’na giderek Ankara Devlet
hastanesinde tedavi gören E. Ekinci ile görüş me talebinde bulunmuş , Savcı baş vuranın
mahkum olduğu gerekçesiyle bu talebi geri çevirmiştir.
K. Bayraktar 24 Ocak 2001 tarihinde başvuranların her birine birer mektup göndererek aileleri
tarafından kendisinin Niğde cezaevinde meydana gelen olaylar üzerine avukatları olarak tayin
edildiğini bildirmiş ve savunma hazırlayabilmesi için cezaevinde meydana gelen olayları
ayrıntılarıyla kendisine aktarmalarını istemiştir.
Başvuranlar 16 Şubat 2001tarihli bir faks ile avukatlarına Cumhuriyet Savcısı’nın
denetimi sırasında bu yazışmalara el koyduğunu ve yanıt veremedikleri bilgisini vermiştir.
Hükümetin yazılı görüşlerinde 19 Şubat 2001 tarihinde Niğde cezaevi mektup okuma komisy-
onu’nun başvuranların polis operasyonu sırasında jandarmalar hakkında suçlamalarda bulunan
mektuplarının incelenmesinin ardından Savcılığa iletildiği belirtilmiştir.
K. Bayraktar 5 Temmuz 2001 tarihinde AĐHM’ye F. Akalın’ın Gebze cezaevine nakledildiğini
ve o tarihten bu yana ziyaretinin engellendiğini, aynı şekilde E. Ekinci ile görüşmelerinde de
güçlükler yaşadığını bildirmiştir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đşler Genel
Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
K. Bayraktar 6 Ağustos 2001 tarihinde AĐHM’ye Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalanan
başvuranların cezalarının altı ay süreyle ertelendiğini ve serbest bırakıldıkları bilgisini
iletmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 15 Ekim 2001 tarihinde başvuranların avukatının
yapmış olduğu şikayete değin takipsizlik kararı vermiştir.
Başvuranların avukatı AĐHM’ye gönderdiği 19 Eylül 2003 tarihli bir yazı ile müvekkilleri
hakkında Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 4416 sayılı Kanun uyarınca
muhakemenin men-i kararı ile beş yıl süreyle ertelendiğini ve Ağır ceza mahkemesindeki
yargı sürecinin halen sürdüğünü bildirmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuranlar avukatları ile görüşmelerinin olanaksız olduğunu, bu durumun adil yargılanma ve
haberleşme özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir. Başvuranlar ayrıca
bu engellemelerin maruz kaldıkları kötü muameleye karşı bir başvuruda bulunmayı imkansız
kıldığını iddia etmekte, bu bağlamda AĐHS’nin 6 § 3 c) maddesine göndermede
bulunmaktadır.
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
Hükümet iç hukuk yolları tüketilmediğinden AĐHM’den başvuruyu reddetmesini talep
etmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranların avukatının Savcılığın kararına itiraz
etmediğini belirtmektedir. Ayrıca, 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yer alan esaslara göre
tutukluların dışarıya olan bağlantıları infaz hakiminin yetkisi alanındadır.
Hükümet mahkum statüsündeki kişilerin hukuki ehliyetlerinin kısıtlı olduğunu ve vesayet
altında bulunduklarını belirtmektedir. Vasileri yalnızca temsil edilmeleri amacıyla bir avukata
vekâlet vermekle yetkili kılınmıştır. Bununla birlikte K. Bayraktar adına düzenlenen
vekâletler başvuranların mahkumiyetlerinden önce düzenlenmiş olup bu tarihten sonra geçerli
sayılmamaktadır. Başvuranların avukatı sıfatından yoksun olan K.Bayraktar üçüncü şahıs
olarak Ceza evi kurumları ve cezaların infazı yönetmeliğinin 152 § 2. maddesi gereğince izne
tabidir.
A. AĐHS’nin 8. maddesi hakkındaki şikayet
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği şikayeti ile ilgili AĐHM, olayların meydana
geldiği dönemde Ceza Đnfaz Kanunu’nun yürürlükte olmadığını ve başvuranların bu
doğrultuda yapabilecekleri bir başvuru olanaklarının bulunmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. Ali
Koç-Türkiye kararı, no: 39862/02, 1 Şubat 2005). Yapılan şikayet bu nedenle kabul
edilmemektedir.
AĐHM, bu şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı
tespitinde bulunmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer
almamaktadır, başvuru kabuledilmelidir.
B. AĐHS’nin 6 § 3 c) maddesi hakkındaki şikayet
Hakkaniyete uygun bir yargıdan yoksun kalındığı şikayetine ilişkin AĐHM, dava dosyasında
yer alan belgeler ışığında ve taraflardan edinilen bilgilere göre Ankara Asliye Ceza
Mahkemesi’nde devam eden yargının başvuranlar hakkında hiçbir mahkumiyet cezasına yer
olmadığı şeklinde ileri bir tarihe ertelendiğini ifade etmektedir. AĐHM sözkonusu ertelemenin
geri alınıp alınmadığı sonucu hakkında yorum yapmayı gerekli görmemekle birlikte, ilgililerin
-avukatları ile görüşme hakkı- da dahil olmak üzere adil yargılanmaya ilişkin şikayetlerini
dile getirme olanağını bulmaları gerekmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Veysel Turhan-
Türkiye kararı, no: 53648/00, 17 Haziran 2004 ve Öktem-Türkiye kararı, no: 74306/01, 1
Eylül 2005).
Yapılan şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AĐHS’nin 35 §§ 3.
ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.
Ankara Ağır ceza mahkemesi önündeki yargı sürecine gelince, taraflarca sunulan bilgilerin
okunmasıyla yargılamanın halen sürdüğünü söylemek gerekir. Bu nedenle başvuranların bu
noktadaki şikayetleri erken yapılmış görünmektedir. Şikayetin bu bölümü AĐHS’nin 35 §§ 1.
ve 4. maddelerine uygun olarak iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle
reddedilmektedir.
C. AĐHS’nin 13. maddesi hakkındaki şikayet
AĐHM bu şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamakta, dolayısıyla
şikayet kabuledilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Bir müdahalenin varlığı
AĐHM, başvuranların mektuplarının yerine ulaştırılmamasının AĐHS’nin 8 § 2. maddesi
uyarınca başvuranların haberleşme hakkına yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunun
taraflar arasında ihtilafa yol açmadığını not etmektedir.
AĐHM bu hususu değerlendirecektir.
B. Müdahalenin doğrulanması
Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragraf bakımından bir veya
birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik»
oluşturmuyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-Đtalya
kararı, 15 Kasım 1996).
1. «Meşru bir amacı» izleyen «yasa ile öngörülen» bir müdahale
AĐHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün
yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza Đnfaz Kurumları ile
Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesine dayandığını
not etmektedir. Bu maddenin hükümleri uyarınca disiplin kurulunun kararının ardından bir
hükümlüye gelen veya ondan giden, «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir,
mektup kısmen sansürlenebilir veya imha edilebilir.
Müdahalenin bu açıdan iç hukukta yasal dayanağı vardı.
Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve meşruluğuna gelince, gerekliliği konusunda vardığı
sonuç ışığında AĐHM bu sorular üzerinde durmayı yersiz görmektedir (10. madde ile ilgili
Çetin vd.-Türkiye kararı, no: 40153/98 ve 40160/98, 11. madde açısından Çetinkaya-Türkiye
kararı, no: 75569/01, 27 Haziran 2006).
2. «Demokratik bir toplum için gereklilik»
Hükümet başvuranların yazmış oldukları mektuplarında güvenlik görevlililerinin
cezaevlerinde sürdürdükleri operasyonları hakkında bilgi vermeleri ölçüsünde sözkonusu
müdahalenin gerekli olduğunu savunmaktadır. Bu müdahale hali hazırda hassas bir konuyu
teşkil eden cezaevlerinde yeni bir ayaklanmanın ortaya çıkmasını engelleme amacını taşıdığı
kadar sözkonusu tahkiklerin sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesine de imkân tanımaktadır.
AĐHM, gereklilik kavramının sosyal bir ihtiyacı karşılamayı ve özellikle izlenen meşru
amacın orantılılığını kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AĐHM hükümlülerin
mektuplarının bazı kontrollerden geçirilmesinin olağan zorunluluklar ve makul gerekçeli
mahkumiyetlerde AĐHS ile çakışmadığını kabul etmektedir. Genel olarak, benzer bir denetimi
hoş görülebilir bir önlem olarak kabul etmek için bir hükümlü açısından bu mektupların kimi
kez dış dünya ile tek bağlantıları olduğunu unutmamak gerekir (Bkz. Campbell-Birleşik
Krallık kararı, 25 Mart 1992).
Mevcut başvuruda AĐHM, başvuranların mektuplarının içeriği ve neden engellendiği
hakkında adı geçenler tarafından bilgi verilmediğini ifade etmektedir. Aynı şekilde, iç hukuk
mercilerinin sözkonusu engelleme kararı da yer almamaktadır. Hükümetin yazılı görüşlerinin
okunmasından ve başvuranlar tarafından sunulan bilgilerden AĐHM, güvenlik güçlerinin
cezaevlerinde sürdürdükleri operasyonların ve adı geçenlerin bu esnada maruz kaldıkları kötü
muamelelerin ortaya konduğuna dikkat çekmektedir.
Ayrıca, dava dosyasında yer alan delillerin okunmasından, Bayan Bayraktar’ın başvuranların
avukatı sıfatıyla haklarında yürütülen ceza yargı sürecinde yer aldığı ve ilgililerin mahkum
edilmelerinin ardından bile yardımını ve hukuki desteğini sürdürdüğü açıkça görülmektedir.
AĐHM, bir avukat ile görüşmenin neticesi ne şekilde olursa olsun AĐHS’nin 8. maddesi
uyarınca ayrıcalıklı bir statüden yararlanmak olduğunu hatırlatarak bu iletişimin ayrıca bir
hükümlünün maruz kaldığı muameleleri dile getirmesi bakımından bir ön başvuru hakkını
sağladığını belirtmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Campbell ve Golder-Birleşik Krallık
kararı, 21 Şubat 1975). AĐHM ayrıca daha önce «cezaevi yönetimini karalama» veya «cezaevi
yetkilileri hakkında hakaretler» içeren şahsi mektuplarının akışının durdurulmasının
«demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmadığı sonucuna vardığının altını çizmektedir
(Bkz. Silver vd. kararı, §§ 64 ve 99 c)). Aynı şekilde cezaevi personeli hakkındaki iddialara
karşı kısıtlamalarda da benzer sonuca varmıştır. Bu sonuçtan ayrı tutulmayı gerektirecek
hiçbir gerekçe bulunmamaktadır.
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHM dava dosyasında yer alan delil unsurlarının okunmasından başvuranların kötü muamele
iddialarından bilgilendiğini, bu bağlamda Bayan Bayraktar’ın müvekkillerini ziyaret etmeye
ve onlarla görüşmeye getirilen engelleme nedeniyle mevcut yasal başvuru yollarına müracaat
etmekten vazgeçtiğini kaydetmektedir.
AĐHM bu şikayetin AĐHS’nin 6 § 3 c) ve 8. maddeleri çerçevesinde dile getirilen olaylarla
aynı olduğunun altını çizmekte, bu sonuçla ve 8. maddeye dair alınan karar doğrultusunda
sözkonusu bu şikayeti ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuranların her biri 15.000 Euro maddi, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AĐHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı görememekte ve bu
talebi reddetmektedir. Buna karşın, AĐHM başvuranların her birine 1.000 Euro manevi
tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar AĐHM nezdinde yapmış oldukları yargı giderleri için 3.000, avukatlık ücreti
olarak da 3.237 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı göz önünde bulundurulduğunda AĐHM, tüm yargı
giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 715 Euro
düşülmek kaydıyla başvuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 8. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışındakilerin
kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına; a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvuranların her birine 1.000 (bin) Euro manevi
tazminat ve yargı giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen (yedi yüz on beş) Euro düşülmek kaydıyla 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 30 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło