77365/01

WyrokETPCz2005-04-26ECLI:CE:ECHR:2005:0426JUD007736501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego gazety za artykuł dotyczący święta Nevruz, który nie podżegał do przemocy ani nienawiści, stanowi naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji, jeśli w późniejszym postępowaniu krajowym skarżący miał taką możliwość?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał uznał, że choć początkowo skarżący nie miał możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym, co stanowiło uchybienie, to późniejsze zmiany w prawie krajowym doprowadziły do ponownego rozpatrzenia sprawy, w którym skarżący został poinformowany o opinii prokuratora i miał możliwość odpowiedzi. W związku z tym, oceniając postępowanie jako całość, Trybunał uznał, że uchybienie zostało naprawione, a skarga w tym zakresie jest oczywiście bezzasadna. W kwestii art. 10, Trybunał stwierdził, że skazanie skarżącego za artykuł, który wyjaśniał święto Nevruz i jego rozwój, stanowiło ingerencję w jego wolność wyrażania opinii. Pomimo krytycznego tonu artykułu wobec władz tureckich, Trybunał uznał, że nie podżegał on do przemocy, zbrojnego oporu ani nienawiści. W konsekwencji, ingerencja ta nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Bülent Falakaoğlu, redaktor naczelny gazety „Yeni Evrensel” w Stambule, opublikował 17 marca 2000 r. artykuł pt. „Ateşten bir bayram Newroz”, opisujący święto Nevruz. 27 marca 2000 r. prokurator oskarżył go o propagandę przeciwko integralności państwa na podstawie ustawy antyterrorystycznej. 23 listopada 2000 r. sąd skazał go na karę pozbawienia wolności zamienioną na grzywnę i zawiesił publikację gazety. Sąd Kasacyjny zatwierdził wyrok 3 lipca 2001 r., nie informując skarżącego o opinii prokuratora. Po zmianie prawa, sąd krajowy ponownie rozpatrzył sprawę 3 października 2002 r., ponownie skazując skarżącego na grzywnę. W drugim postępowaniu odwoławczym, 31 stycznia 2003 r., skarżący został poinformowany o opinii prokuratora, a Sąd Kasacyjny zatwierdził wyrok 26 lutego 2003 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą naruszenia wolności wyrażania opinii za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, kwotę 1000 EUR tytułem szkody majątkowej, 3000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki. 4. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   FALAKAOĞLU - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:77365/01)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Nisan 2005   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (77365/01) başvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaşı Bülent Falakaoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AİHM) 22 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin   (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.   Haziran 2003 tarihinde AİHM başvuruyu kısmen kabuledilebilir bulmuştur.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   I. Davanın Koşulları   Başvuran 1974 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde başvuran, merkezi İstanbul’da bulunan Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürüdür.   Mart 2000 tarihinde Yeni Evrensel gazetesinin 541. sayısında “Ateşten bir bayram   Newroz” başlıklı bir yazı yayınlanmıştır. Nevruz bayramında meydana gelebilecek olayların   incelendiği sözkonusu yazıda, bu bayramın ortaya çıkışı ile 1990’lı yıllardan bu yana Türki-   ye’de Nevruz bayramının gelişimi de anlatılmıştır.   Mart 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı,   gazetenin yazı işleri müdürü olan başvuranı, sözkonusu yazının yayınlanmasıyla Devletin   bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlayarak, 3713 sayılı Terörle Mücadele   Kanunu’nun 8 §§ 1 ve 2. maddeleri uyarınca dava açmıştır.   Başvuran İstanbul DGM’de görülen davasında, dava konusu makalenin gazetecilik ürünü   olduğu ve Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak ya da ırk veya bölge ayrımcılığı   gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi bir amaç gütmediğini ileri sürmüş ve   özellikle AİHS’nin 6. ve 10. maddeleri ile sağlanan güvenceye atıfta bulunmuştur.   Kasım 2000 tarihinde, üç sivil hakimden oluşan İstanbul DGM heyeti, Türk Ceza Kanunu’nun   312§2 maddesi uyarınca başvuranı suçlu bularak, 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmış,   ardından hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 1.992.510.000 TL (yaklaşık 1760   Euro) ödemeye mahkum etmiştir. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 2§1 mad-   desi gereğince gazetenin geçici olarak yayınını durdurmasına karar vermiştir.   Temmuz 2001 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin gerekçeleri ile dosyanın   içeriğini, aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesini dikkate alarak temyize   gönderilen kararı onamıştır. Başvuran sözkonusu tebliğname hakkında bilgilendirilmemiştir.   Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin değiştirilmesinin ardından İstanbul DGM   davayı re’sen esastan incelemiş ve 3 Ekim 2002 tarihinde, dava konusu makalenin Türk Ceza   Kanunu’nun 312 § 2 maddesine uygun kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Sonuç olarak   DGM başvuranı, ilgili gazetenin yazı işleri müdürü sıfatıyla iki yıl hapis cezasına çarptırmış,   ardından hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 1.840.410.000 TL (yaklaşık 1.050   Euro) para cezası ödemeye mahkum etmiştir.   Başvuran 3 Ekim 2002 tarihli kararı temyize götürmüştür.   Ocak 2003 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesi başvuranın   avukatına tebliğ edilmiştir.   Şubat 2003 tarihinde 3 Ekim 2002 tarihli kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yapmış olduğu temyizin esası hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Yargıtay’a   sunduğu yazılı görüşe cevap verme olanağı bulamadığı için Yargıtay’daki yargılamanın adil   olmadığından şikayet etmektedir.   Hükümet başvuranın şikayetinin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir. İki yasa   değişikliğine gönderme yapan Hükümet, başvuranın davasının iç mahkemeler tarafından yen-   iden esastan görüldüğünü ve yargılama sürecinin bu ikinci aşamasında, Yargıtay Cumhuriyet   Başsavcısı’nın tebliğnamesinin ilgili kişiye iletildiğini belirtmektedir.   Yargılama sürecinin birinci aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnames-   inin kendisine bildirilmediğinden şikayet eden başvuran, Hükümet’in görüşü hakkında görüş   bildirmemiştir.   AİHM, başvurunun yapıldığı sırada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesi   kendisine iletilmeden mahkum edilen başvuranın, cezai yargılama sürecinden şikayetçi olmakta   tamamen haklı olduğunu kaydeder (Göç-Türkiye [GC], no: 36590/97, § 58, CEDH 2002-V).   Bununla birlikte AİHM, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesinin değiştirilmesinin   ardından başvuranın davasının yeniden esastan görüldüğünü ve yargılama sürecinin ikinci   aşamasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin başvurana iletildiğini, dolayısıyla   başvuranın dilediği takdirde buna cevap yazma olanağının bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu   durumda dava bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılama sürecinin birinci aşamasında Yar-   gıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin başvurana iletilmeyişinden ötürü davanın   adil olmadığı sonucuna varılamaz.   Sonuç olarak ilgili kişinin vicahi yargılanma hakkının ihlal edildiğine dayanan şikayet   açıkça dayanaktan yoksun olup, AİHS’nin 35§§3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.   II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürü sıfatıyla mahkum edilmesinden   şikayetçi olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun kabul   edilemeyeceğini saptamıştır. Bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile   karşılaşılmadığından Mahkeme, sözkonusu şikayeti kabuledilebilir bulmuştur.   B. Esas hakkında   Başvuran Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürü sıfatıyla mahkum edilmesinin   ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   Hükümet başvuranın bu savına karşı çıkmaktadır. Başvuranın ifade özgürlüğü   hakkında yönelik bir müdahalenin varlığını kabul etmekle birlikte Hükümet, bunun AİHS’nin   10. maddesinin 2. paragrafıyla haklı kılındığını savunmaktadır.   AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin   yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne   yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4   Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,   müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AİHM, dava konusu makalede, Türkiye’deki Nevruz bayramının açıklanıp 1990’lı   yıllardan bu yana Nevruz bayramının gelişiminin anlatıldığını ve yazarın kürt sorununa   eleştirel bir bakış getirerek, özellikle olaylar döneminde Türkiye’de hüküm süren durumun bir   tablosunu sunduğunu ortaya koyar.   AİHM, İstanbul DGM’nin iki kez, sözkonusu makalenin ırk ve bölge ayrımcılığı   gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden ifadeler içerdiği sonucuna vardığını belirtir.   AİHM iç mahkemeler tarafından belirtilen gerekçeleri dikkatle incelemiş ve bu   gerekçelerin tek başına, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı   kılmaya yeterli olamayacağı sonucuna varmıştır (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye   (no:4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8 temmuz 1999). AİHM, dava konusu makalenin özellikle   bazı paragraflarının 1990’lı yılların başındaki Nevruz kutlamaları sırasında Türk makamları   hakkında olumsuz bir tablo çizdiğini gözlemlemekteyse de, bu paragrafların şiddet   kullanmaya, silahlı direnişe veya ayaklanmaya teşvik etmediğini ve söylemin kin dolu   olmadığını görmüştür –ki bu son husus Mahkeme’nin gözönünde bulunduracağı en önemli   unsurdur (Bkz., a contario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV   ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   Diğer yandan AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka   davalar da incelediğini ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır   (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74,   İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye,   no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM mevcut   davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve terörle mücadeleye bağlı zorluklara karşın,   Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit   etmiştir. (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568,   § 58).   Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran öncelikle ödediği para cezasının kendisine geri ödenmesini talep etmektedir.   Başvuran sözkonusu tutarı 1.000 Euro olarak hesaplamıştır. Diğer yandan ise 5.000 Euro   değerinde manevi zarara uğradığını iddia ederek bunun tazmin edilmesini talep etmektedir.   Başvuran hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.   Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu ileri sürerek bu iddialara karşı   çıkmaktadır.   AİHM başvuranın para cezasını ödediğini kanıtlayan bir belge sunmadığını kaydeder.   Bununla birlikte Hükümet’in sözkonusu para cezasının ödenmediğini yönünde bir iddiasını   olmadığı ve cezanın, AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinin doğrudan sonucu olduğu gözönüne   alındığında bu paranın geri ödenmesi uygun görülmüştür. Sonuç olarak AİHM başvurana   talep ettiği tutarın tamamının, yani 1.000 Euro (bin) ödenmesine karar vermiştir.   Manevi tazminata ilişkin olarak ise AİHM, başvuranın, davanın koşulları nedeniyle bir   tür karmaşaya maruz kalmış olabileceğine kanaat getirerek, AİHS’nin adil tazmin öngören 41.   maddesi gereğince ve bu alandaki içtihatlarını dikkate alarak, başvurana 3.000 (üç bin) Euro   tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için   3.000 (üç bin) Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını   kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.   Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM tüm   masraflarla birlikte başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük   bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabuledilebilir,   geri kalanının ise kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana,   i.   maddi tazminat için 1.000 (bin) Euro ödenmesine,   ii.   iii.   iv.   manevi tazminat için 3.000 (üçbin) Euro ödenmesine,   masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;   KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara yansıtılabilmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit   oranda basit faizi uygulamasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 26 Nisan 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło