77388/01

WyrokETPCz2006-10-03ECLI:CE:ECHR:2006:1003JUD007738801

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość zatrzymania przed postawieniem przed sędzią, brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o zatrzymaniu oraz brak możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżących na 9 i 10 dni przed postawieniem ich przed sędzią było niezgodne z wymogiem „niezwłocznego” doprowadzenia przed sędziego, określonym w art. 5 ust. 3 Konwencji, powołując się na precedens Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu, gdzie nawet 4 dni i 6 godzin uznano za zbyt długi okres. Trybunał stwierdził również, że krajowe środki odwoławcze, w tym możliwość zaskarżenia decyzji o przedłużeniu zatrzymania, nie spełniały wymogów art. 5 ust. 4, ponieważ sędzia rozpatrywał sprawę wyłącznie na podstawie akt, bez przesłuchania zatrzymanego, a także nie miał realnej możliwości nakazania zwolnienia, nawet w przypadku stwierdzenia nieprawidłowości. W konsekwencji, brak skutecznego środka odwoławczego uniemożliwił skarżącym dochodzenie odszkodowania za naruszenie art. 5, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący Bülent Keklik, Zülfikar Özalp, Salih Özalp i Dilaver Özalp, obywatele Turcji, zostali zatrzymani w kwietniu/maju 2001 roku w ramach śledztwa dotyczącego PKK, na podstawie zeznań innej osoby. Salih Özalp, Zülfikar Özalp i Dilaver Özalp byli zatrzymani przez 10 dni, a Bülent Keklik przez 9 dni, zanim zostali postawieni przed sędzią. Salih Özalp i Zülfikar Özalp zostali następnie aresztowani i zwolnieni 18 września 2001 r., a wszyscy skarżący zostali uniewinnieni 6 czerwca 2002 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzucił wstępny zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych; stwierdził brak naruszenia art. 5 ust. 1 lit. c) i 2 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji; zasądził na rzecz Salih Özalp, Zülfikar Özalp i Dilaver Özalp po 3.500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądził na rzecz Bülent Keklik 3.000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądził łącznie 1.500 Euro na rzecz skarżących tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KEKLİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:77388/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 77388/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Bülent Keklik, Zülfikar Özalp, Salih Özalp ve Dilaver Özalp   (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 30 Ekim 2001 tarihinde Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca   yapmış oldukları başvurudur.   Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Korkmaz tarafından temsil   edilmektedirler.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1975, 1970, 1942 ve 1962 doğulu olup Muş’ta ikamet   etmektedirler.   Nisan 2001 tarihinde saat 18:15’te polis tarafından düzenlenen zaptetme   tutanağında, PKK aleyhinde yürütülen bir soruşturma çerçevesinde M.İ. adında bir kişinin   İstanbul’da yakalandığı belirtilmiştir. Bu kişinin ifadelerine dayanılarak Salih Özalp, Zülfikar   Özalp ve Dilaver Özalp yakalanmıştır. M.İ.’nin ifadesine göre, 0 436 511 20 45 numaralı   telefon abonesi olan Salih Özalp, PKK’nın Dersim alanında bölge sorumlusu olarak faaliyette   bulunan Rebun kod adlı, Zinnar Özalp talimatıyla Zülfikar Özalp’e örgütsel mesaj   götürmüştür. Salih Özalp’in beş adet cep telefonu kartı satın aldığını ve yurtdışı ile   bağlantıların sağlanabilmesi amacıyla bu kartları oğluna göndermiştir. Yakalama tutanağında,   Salih Özalp’in Zinnar Özalp’in babası olduğu ifade edilmiştir. Yakalama tutanağı, Salih   Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp tarafından imzalanmıştır.   Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp hakkında, 30 Nisan 2001 tarihinde ve   saat 19’da polis tarafından düzenlenen üst arama tutanağında, kartvizitler ve not kağıtlarının   bulunduğu belirtilmiştir. Zülfkar Özalp’e ait olan araçta yapılan arama sonrasında, aralarında   M.İ. isimli şahsın telefon numarasının da bulunduğu çok sayıda telefon numarası yazılı olan   HADEP’in gençlik kollarına ait olan bir ajanda bulunmuştur. Zülfikar Özen’in üst aramasında   bulunan iki hazır karta el konulmuştur.   Nisan 2001 tarihinde düzenlenen muvafakatlı ev arama tutanağında, yapılan   aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı belirtilmiştir.   Mayıs 2001 tarihinde saat 15’te düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan   zaptetme tutanağında, PKK aleyhinde yürütülen bir soruşturma çerçevesinde Bülent Keklik’in   yakalandığı belirtilmiştir. M.İ. isimli şahıs, başvuranın PKK’ya üye olduğunu belirtmiştir.   Başvuranlar 2 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi’nde   gözaltına alınmışlardır.   Mayıs 2001 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı, başvuranların gözaltı süresinin iki gün   uzatılmasına karar vermiştir.   Zülfikar Özalp ve Salih Özalp 4 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Valiliği’nin   talimatıyla Bingöl İl Jandarma Komutanlığı’na sevkedilmişlerdir. Zülfikar Özalp ve Salih   Özalp 10 Mayıs 2001 tarihinde tekrar Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne sevkedilmişlerdir.   DGM Hakimi, Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüşünü aldıktan sonra, 5 Mayıs 2001   tarihli bir kararla başvuranların gözaltı süresinin altı gün süre ile uzatılmasına karar vermiştir.   Mayıs 2001 tarihinde, polis Zülfikar Özalp ve Salih Özalp’in ifadelerini almıştır.   Aynı gün, Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Bülent Keklik’in avukatlarının talebi   üzerine, DGM Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden, bu kişilerin   gözaltına alınıp alınmadığı, şayet gözaltına alınmışlarsa tutuklu bulundukları yerin   bildirilmesini istemiştir.   Mayıs 2001 tarihinde, polis Bülent Keklik ve Dilaver Özalp’in ifadelerini almıştır.   Aynı gün Bülent Keklik’in Savcılıkta ifadesi alınmıştır.   Mayıs 2001 tarihinde Zülfikar Özalp ve Salih Özalp’in ifadeleri alınmıştır.   Savcılı aynı gün, aleyhlerindeki deliller dikkate alınarak Bülent Keklik ve Dilaver   Özalp’in serbest bırakılmasına karar vermiştir.   Yine aynı tarihte, DGM yedek hakimi Salih Özalp ve Zülfikar Taraf’ın ifadelerini   alarak tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir.   Van DGM Savcılığı 14 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, PKK’ya yardım ve yataklık   etmek suçlarından başvuranlar hakkında ceza davası açmıştır. Savcılık başvuranların, 1 Mayıs   tarihinde gözaltına alındıklarını ve 9 Mayıs 2001 tarihinde tutuklu yargılanmalarına   karar verildiğini belirtmiştir.   Salih Özalp ve Zülfikar Özalp, 18 Eylül 2001 tarihinde serbest bırakılmışlardır.   Haziran 2002 tarihli bir kararla Van DGM, başvuranların beraat etmesine karar   vermiştir. DGM, Salih Özalp ve Zülfikar’ın 9 Mayıs 2001 tarihinde tutuklandıklarını ve 18   Eylül 2001 tarihinde serbest bırakıldıklarını belirtmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’un (CMUK) 297-304. maddesi ve 2845   sayılı Kanun’un 13 § 2. maddesi uyarınca başvuranların, gözaltı sürelerinin uzatılması   kararına itiraz edebileceklerini ifade etmektedir. Örnek teşkil etmesi amacıyla Hükümet, iç   hukukta buna uygun olarak verilen bir kararı sunmaktadır.   AİHM, bu itirazın AİHS’nin 5 § 4. maddesine ilişkin olarak dile getirilen itirazla ilgili   sorunlar gündeme getirdiğine ve esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.   AİHM, beraat eden başvuranların, 466 sayılı Kanun’un 1 § 6 ve 2. maddesi uyarınca   tazminat davası açma hakkına sahip olduklarını açıklamaktadır.   AİHM, başvuranların gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçi olduklarını tespit   etmektedir.   sayılı Kanun uyarınca tazminat talep etme hakkı ile ilgili olarak AİHM,   başvuranların AİHS’nin 5 § 3. maddesi bakımından dile getirdikleri şikayetlerinin, tazminat   elde etme hakkına sahip olmadıkları hususunda yapılmadığını tespit etmektedir. Başvuranlar,   AİHS’nin 5 § 3. maddesinin gerektirdiği şekilde bir adli denetimi sağlayabilecek yargılama   usulünün bulunmadığını iddia etmişlerdir. Bu noktada, hızlı ve otomatik bir adli denetim   olmaksızın gözaltında bulunan başvuranlardan tazminat davası açmalarını beklemenin,   özellikle de AİHS’nin 5 § 5. maddesi ile öngörülen güvenceden farklı olan 5 §§ 3. ve 4.   madde ile tanınan güvencenin şeklini değiştirmek anlamına geleceği kanaatindedir (Bkz.   mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar).   AİHM, Hükümet’in dile getirdiği 466 sayılı Kanun’la tanınan başvuru yolunun,   Kanunlara ya da Anayasa’ya aykırı bir şekilde gerçekleştirilen özgürlükten yoksun bırakma   durumu sözkonusu olduğunda tazminat ödenmesini öngördüğünü; oysa ki mevcut durumda,   dava konusu gözaltı süreleri olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuata   uygun olduğundan böyle bir durumun sözkonusu olmadığını tespit etmektedir.   Bu nedenle Hükümet’in itirazı kabuledilemez bulunmuştur.   B. Esas Hakkında   1. AİHS’nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet   Başvuranlar, kendilerinden şüphe duyulmasını gerektirecek makul bir neden   bulunmadan yasadışı bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını iddia etmekte ve   AİHS’nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Başvuranların PKK terör örgütü üyesi olmak   suçundan arandıklarını belirtmiştir. Hükümet’e göre, zaptetme tutanaklarından yakalanma   nedenleri hakkında başvuranların bilgilendirildikleri anlaşılmaktadır.   AİHM, 5 §§ 1 ve 2. maddenin, temel bir güvenceyi içerdiğini hatırlatmaktadır:   yakalanan her kişiye yakalama nedenleri hakkında bilgi verilir. 5. maddenin sunduğu koruma   sistemi içinde yer alan sözkonusu güvence, 4. paragraf uyarınca bir mahkeme önünde   özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğunun tartışılabilmesi amacıyla sözkonusu   özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuki ve olgusal nedenleri yakalanan her kişiye anladığı   bir dille ifade edilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi bu bilgilerden “mümkün olan en kısa   sürede” faydalanabilmelidir fakat kendisini yakalayan polis memuru bütün bu bilgileri o anda   veremeyebilir. Bu bilgilerin yeterli bir şekilde ve mümkün olan en kısa sürede kişiye iletilip   iletilmediğinin tespit edilebilmesi için, mevcut davanın koşulları dikkate alınmalıdır (Bkz.   Fox, Campbell ve Hartley-Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990).   AİHM, mevcut davada polislerin başvuranların imzasının da bulunduğu ve   aleyhlerindeki suçlamaların yer aldığı bir tutanak düzenlediklerini gözlemlemektedir. AİHM,   bu şekilde başvuranların yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirildiklerini tespit etmektedir.   Sonuç olarak, AİHS’nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesi ihlal edilmemiştir.   2. AİHS’nin 5 § 3. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet   Başvuranlar, gözaltı süresinin uzun olduğundan şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 5 § 3.   maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet, Anayasa’yı, CMUK’u ve DGM’lerin kuruluş ve işleyişini düzenleyen 3   Ekim 2001 tarihli Kanun’la kaydedilen gelişmeleri hatırlatmaktadır. Bu Kanun uyarınca,   gözaltı süresi dört ile sınırlandırılmıştır ve gözaltı süresinin uzatılması yalnızca hakim iznine   bağlanmıştır.   AİHM, Türk mevzuatının AİHS’nin gerekliliklerine cevap verebilmek amacıyla   yeniden düzenlendiğine ilişkin Hükümet tarafından iletilen bilgileri kayda geçmektedir.   Bununla birlikte görevinin, davaya özgü koşulların değerlendirilmesi olduğunu da   belirtmektedir. Bu nedenle, ilgili dönemden beri gelişmelerin gerçekleştirildiği gerekçesiyle   bir başvuran için ilgili davanın artık geçerli bir hukuki değerinin kalmadığı yönünde karar   vermesi mümkün değildir (Bkz., mutatis mutandis, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül   2003, Sadak ve diğerleri-Türkiye (no:1), no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96,   mutatis mutandis, Lutz-Fransa (no:1), no: 48215/99, 26 Mart 2002, ve Kulda-Polonya, no:   30210/96).   AİHM mevcut davada, gözaltı süresinin Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp   için 30 Nisan 2001 tarihinde, Bülent Keklik için de 1 Mayıs 2001 tarihinde başladığını,   Bülent Keklik ve Dilaver Özalp’in 10 Mayıs 2001 tarihinde serbest bırakılmasıyla ve Salih   Özalp ile Zülfikar Özalp’in tutuklu yargılanmasına karar verilmesiyle de son bulduğunu tespit   etmektedir. ilk üç başvuranın gözaltı süresi on gün, Bülent Keklik’in gözaltı süresi ise dokuz   gün sürmüştür.   Oysa ki Brogan ve diğerleri- Birleşik Krallık (29 Kasım 1988 tarihli karar) davasında,   hakim karşısına çıkarılmadan geçen dört gün altı saatlik gözaltı süresinin, toplumun bütününü   terörizmden korumayı amaç edinse bile, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde belirlenen zaman   sınırlarını aştığı yönünde hüküm getirdiğini hatırlatır (Bkz. Maçin).   Dolayısıyla AİHM başvuranların hakim önüne çıkarılmadan önce on gün ve dokuz   gün boyunca gözaltında tutulmalarının gerekli olduğunun kabul edilemeyeceğine kanaat   getirmiştir.   Sonuç olarak AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.   3. AİHS’nin 5 § 4. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet   Başvuranlar, gözaltı sürelerine itiraz edebilecekleri etkili bir başvuru yolunun   bulunmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 5 § 4. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, Öcalan kararında Hükümet tarafından sunulan adli kararları inceledikten   sonra, CMUK’un 128 § 4. maddesi uyarınca tutukluluğun yasallığı hakkında ulusal hakim   tarafından yapılan denetimin, iki nedenden dolayı 5 § 4. maddenin gerekliliklerini yerine   getirmediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Bir taraftan, kararlarının hiçbirisinde, yasal   sürenin dolmuş olduğunu ve gözaltının devamını öngören Savcılık emrinin bulunmadığını   tespit etmesine rağmen ulusal hakim ilgili kişilerin serbest bırakılmasını emretmemiştir.   Ulusal hakim yalnızca, ilgilileri tutuklamadan sorumlu olan hakime sevk etmekle yetinmiştir.   Diğer taraftan ise, Hükümet tarafından dile getirilen adli kararla sonuçlanan davaların   hiçbirinde, gözaltında bulunan sanık hakim karşısına çıkarılmamış, hakim yalnızca dosya   üzerinden işlem yapmıştır.   AİHM, mevcut davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir neden   görmemektedir. Hiç kuşkusuz Hükümet, bu başvuru yolunun etkili olduğunu gösterebilmek   amacıyla bir takım adli karar örnekleri sunmuştur. Bununla birlikte, AİHM, kararı   incelemesinden sonra ulusal hakimin, yapılan başvuru hakkında yalnızca dosya üzerinden   karar verdiğini ve gözaltında bulunan sanığın dinlenmediğini tespit etmiştir (Bkz. Nikolava-   Bulgaristan, no: 31195/96).   Ayrıca, başvuranlara yöneltilen suçlamalar ciddiyet taşımakta ve gözaltı süreleri ulusal   mevzuata uygunluk arzetmekteydi. İşte bu noktada, mevcut davada, DGM hakimi karşısında   bu konuyla ilgili olarak yapılacak olan bir itirazın, serbest bırakılmayla sonuçlanma şansı   bulunmamaktaydı (Bkz. Öcalan, Bazancir ve diğerleri-Türkiye, no: 56002/00 ve 7059/02, 11   Ekim 2005 tarihli karar, Mehmet Mübarek Küçük-Türkiye, no: 7035/02, 20 Ekim 2005 ve   Maçin).   Bu nedenle AİHM, Hükümet’in itirazını reddetmekte ve AİHS’nin 5 § 4. maddesinin   ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.   4. AİHS’nin 5 § 5. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet   Başvuranlar, gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle tazminat talep etme haklarının   bulunmadığını iddia etmektedirler.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta ve 466 sayılı Kanun’a dayanan ve   kabuledilebilirliğe ilişkin olarak sunduğu argümana göndermede bulunmaktadır.   AİHM, Hükümet tarafından belirtildiği şekilde 466 sayılı Kanun’a dayanarak, 5 § 5.   maddede belirtildiği gibi bir tazminatı elde edebildiği herhangi bir örneğin dava dosyasında   yer almadığını ortaya koymaktadır. Bu noktada, dava koşulları dikkate alındığında, 5 § 5.   madde tarafından güvence altına alınan hakkın, etkili bir şekilde kullanılması yeterli bir   ölçüde sağlanamamıştır (Bkz. Sakık ve diğerleri, ve Mehmet Mübarek Küçük).   Sonuç olarak, AİHS’nin 5 § 5. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Zülfikar Özalp ve Salih Özalp isimli başvuranlardan her biri maddi ve manevi   tazminat olarak 30.000 Euro, Bülent Keklik ve Dilaver Özalp isimli başvuranlardan her biri   ise 20.000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, dosyadan maddi bir zararın var olduğunun açıkça anlaşılmadığını düşünmekte   ve bu ad altında herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmiştir.   AİHM, manevi tazminat konusunda hakkaniyete uygun olarak Salih Özalp, Zülfikar   Özalp ve Dilaver Özalp adındaki başvuranların her birine 3.500 Euro, Bülent Keklik adındaki   başvurana ise 3.000 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   AİHM önünde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için Zülfikar Özalp ve Salih   Özalp adındaki başvuranlardan her biri 7.000 Euro, Bülent Keklik ve Dilaver Özalp adındaki   başvuranlar 5.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, yeterince desteklenmediklerinden dolayı bu iddiaları reddetmektedir.   AİHM içtihatlarına göre, ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki masraf ve   harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne alındığında   AİHM masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul   olduğuna karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Hükümet’in ilk itirazının esasla birleştirilmesine ve reddedilmesine;   2. Hükümet’in ikinci itirazının reddedilmesine;   3. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   4. AİHS’nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesinin ihlal edilmediğine;   5. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   6. AİHS’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine;   7. AİHS’nin 5 § 5. maddesinin ihlal edildiğine;   8. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvuranlara:   i. manevi tazminat için Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp adındaki   başvuranların her birine 3.500 Euro (üç bin beş yüz) ödenmesine;   ii. manevi tazminat için Bülent Keklik adındaki başvurana 3.000 Euro (üç bin)   ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz   oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   9. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 3 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło