77650/01
WyrokETPCz2006-12-19ECLI:CE:ECHR:2006:1219JUD007765001
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego za artykuł dotyczący kwestii kurdyjskiej, który nie nawoływał do przemocy, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy brak doręczenia opinii prokuratora generalnego Sądu Kasacyjnego naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za artykuł dotyczący kwestii kurdyjskiej, który nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu, buntu ani nienawistnej retoryki, było nieproporcjonalne do realizowanych celów i nie było "konieczne w społeczeństwie demokratycznym", naruszając art. 10 Konwencji. Uzasadnienie sądów krajowych, które jedynie stwierdziły, że artykuł zawierał wyrażenia proseparatystyczne, zostało uznane za niewystarczające do uzasadnienia ingerencji w wolność wyrażania opinii. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżący nie został powiadomiony o opinii prokuratora generalnego Sądu Kasacyjnego, co uniemożliwiło mu ustosunkowanie się do niej i naruszyło zasadę równości broni.Stan faktyczny
Skarżący, Erdal Taş, redaktor naczelny gazety „2000'de Yeni Gündem”, został skazany przez turecki Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule za opublikowanie artykułu „Kürtlerin Devrimi”. Artykuł ten został uznany za propagandę separatystyczną, co skutkowało karą grzywny i miesięcznym zakazem publikacji gazety. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok, a skarżący nie został powiadomiony o opinii prokuratora generalnego. Skarżący wyjechał do Szwajcarii, a orzeczone kary nie zostały wykonane.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej i 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĠ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ERDAL TAŞ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 77650/01 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Aralık 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (77650/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaşı Erdal Taş’ın (başvuran) 22 Ekim 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu
avukatlarından Ö. Kılıç ve A. Üstün tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran Frauenfeld’de (İsviçre) ikamet etmektedir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 31 Ağustos 2000 tarihinde «Kürtlerin Devrimi»
başlıklı bir makale yayımlayan 2000’de Yeni Gündem adlı gazetesinin toplatılmasına karar
vermiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 1 Eylül 2000 tarihinde 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. ve 6. maddelerine dayalı olarak başvuranı sözkonusu
gazetenin yazı işleri sorumlusu olarak terörist bir örgütün beyanını yayımlaması nedeniyle
Devletin bölünmez bütünlüğüne kastetmek suçu ile itham etmiştir.
DGM’deki yargı sürecinde başvuran basın özgürlüğünün korunmasını öne sürmüştür.
Üç sivil hakimden oluşan DGM heyeti 10 Nisan 2001 tarihinde 2000’de Yeni Gündem adlı
gazetesinin yazı işleri sorumlusu sıfatıyla başvuranı beş ay hapis cezasına ve 498.825.000 TL.
[yaklaşık 435 Euro] ağır para cezasına mahkum etmiştir. Sözü edilen makalenin yazarı belli
olduğundan başvuranın cezası 456.000.000 TL. [yaklaşık 400 Euro] ağır para cezasına
çevrilmiş, DGM başvuranı tüm cezalarından 955.125.000 TL. [yaklaşık 835 Euro] para
cezasına çarptırmıştır.
DGM bu görüşlerin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 2. maddesi uyarınca
Devletin toprak bütünlüğüne ve ulusun bölünmez bütünlüğüne karşı bölücülük
propagandasını oluşturduğuna itibar etmiştir.
DGM, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 2 § 1. ek maddesinde yer alan hükümler uyarınca
2000’de Yeni Gündem’in bir ay süreyle yayımının yasaklanmasına karar vermiştir. Haziran 2001’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün başvurana tebliğ
edilmemesi ışığında, Yargıtay temyizine gidilen kararı onamıştır.
Başvuran İsviçre’ye gittiğinden hükmedilen cezaların infazı gerçekleşmemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĠLEBĠLĠRLĠK ÜZERĠNE
Hükümet üç bakımdan kabuledilemezlik itirazda bulunmaktadır.
1. Başvuranın mağdur sıfatının bulunmayışı
Hükümet, başvuranın iç hukuka göre sözkonusu gazetenin yazı işleri sorumluluğunu
üstlenecek nitelikleri haiz olmadığından AİHS ile güvence altına alınan hakların ihlaliyle
mağdur olduğunu öne süremeyeceğini belirtmektedir.
AİHM bu konudaki yerleşik içtihadını hatırlatarak AİHS’nin 34. maddesiyle «mağdurun»
tazmin edilmese dahi AİHS gerekliliklerinden birinin yokluğu ile fiilden ya da sözü edilen
ihmalden doğrudan etkilenen bir kimsenin olduğu tespitinde bulunmaktadır (Bkz.
Brumarescu-Romanya kararı, no: 28342/95). AİHS’nin 34. maddesine göre bir başvuran
sözkonusu fiile veya ihmale maruz kalıp bundan doğrudan etkilenmemiş ise «mağdur»
olduğunu öne süremez (Bkz. Otto-Preminger-Institut-Avusturya kararı, 20 Eylül 1994).
Bu başvuruda AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin iç hukukta yer alan hükümlerine
uygun olarak sözkonusu görevin gerektirdiği nitelikleri yerine getirip getirmediğini
doğrulamaksızın başvuranı gazetenin yazı işleri sorumlusu sıfatıyla mahkum ettiği
saptamasını yapmaktadır. Kaldı ki başvuranın bu mahkumiyet kararından doğrudan
etkilendiğine itiraz edilmemektedir. Bu durumda Hükümetin bu yöndeki itirazının
reddedilmesi gerekir.
2. İç hukuk yollarının tüketilmesi ve altı ay kuralı
Hükümet başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği ve iç hukuktaki nihai kararın ardından altı
ay içinde başvuruda bulunmadığı itirazında bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın 22 Ekim 2001 tarihinde yani Yargıtay’ın iç hukukta nihai hale gelen 26
Haziran 2001 tarihli kararının ardından başvuruda bulunduğunu not etmektedir. O halde
Hükümetin kalan itirazı reddedilmektedir.
AİHM, başvurunun bu bölümünün AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun
olmadığı tespitini yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer
almamaktadır. Bu durumda başvuru kabuledilmelidir.
II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA
Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının AİHS’nin 10. maddesi gereğince ifade
özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Başvuran gazetenin yazı işleri sorumlusu olarak suç unsurunu oluşturan makaleyi güncel
olaylar hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yayımladığını, halkın yalnızca Devletin
resmi yetkililerinin onayıyla aktarılan bilgilerle ve/veya Devletin kamuoyu için uygun ve
yeterli addettiği haberlerle sınırlı kalmaması gerektiğini öne sürmektedir. Burada demokratik
bir toplumun temel ilkesi sözkonusudur. Yasal olarak yayımlanan bir gazetenin yazı işleri
sorumlusu bu makaleden sorumlu tutulmamalıdır.
Hükümet ulusal mahkemelerin başvuranı bölücülük yanlısı olması nedeniyle mahkum ettiğini
ifade etmektedir. Bu mahkumiyet AİHS’nin 10. maddesinin ikinci paragrafında yer alan ve
ulusal güvenliğin ve kamu emniyetinin sağlanması, toprak bütünlüğünün korunması gibi
tedbirlere uygundur.
Hükümet AİHM’nin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunarak sözü edilen
yazının bazı bölümlerinin bölgenin en olumsuz yönlerini ortaya koyduğunu ve provokasyona
çağrıda bulunduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet açısından müdahalenin amacı AİHS ile
güvence altına alınan ilkelere karşı sergilenen tehlikeli yaklaşımın önünü kesmektir.
Başvurana öngörülen ceza ile ilgili olarak Hükümet bunların gerekli ve izlenen amaç ile
orantılı olduğunu savunmaktadır.
AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının AİHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına alınan
başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında
bir ihtilaf bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2. maddesi
uyarınca toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı izlediğine itiraz
edilmemektedir. AİHM bu hususu dikkate almaktadır. Bununla birlikte müdahalenin
«demokratik bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi
gerekmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 4 Haziran 2002).
AİHM, daha önce de bu başvurudaki sorunları ele alan kararların incelendiğini ve bunların
AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-
Türkiye kararı, no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93, §
74, AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy kararı § 80, Karkın-Türkiye kararı, no: 43928/98, § 39, Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye kararı, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
AİHM, mevcut başvuruyu mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümetin
davanın farklı sonuçlandırılmasına neden olacak hiçbir tespiti ve delili sunmadığına itibar
etmiştir. AİHM, makalede yer alan ifadelere ve konuşmanın yapıldığı ortama özellikle dikkat
etmiş, bu doğrultuda terörle mücadeleye bağlı özel zorlukları dikkate almıştır. (Bkz. özellikle
sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, § 60 ve Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s.
1568, § 58).
Başvuranın 2000’de Yeni Gündem gazetesinin yazı işleri sorumlusu olarak mahkum
edilmesine yol açan makale Kürt sorununun bir analizine dayanmaktadır.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin dile getirmiş olduğu hükümle sözkonusu makaleyi
suç unsurunu oluşturan bölücülük yanlısı ifadeleri içerdiğine kanaat getirmekle yetindiğini
hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, AİHM iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararlardaki
gerekçelerin başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahaleyi meşru kılmaya
yetmediğine itibar etmiştir. (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no:
24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Kürt sorunu hakkında eleştiriler içeren makale ne şiddet
kullanımını, silahlı direnişi, ne de ayaklanmayı ne de kin dolu bir söylemi teşvik etmektedir.
AİHM nezdinde dikkate alınacak temel unsur budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı
(no:1), no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, § 50, 8
Temmuz 1999).
Yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından verilen cezanın niteliğinin ve ağırlığının da
dikkate alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
başvuranı yaklaşık 835 Euro para cezasına çarptırdığını ve gazetenin yayımının bir ay süreyle
durdurulmasına karar verdiğini vurgulamaktadır.
Sonuç itibariyle, AİHM başvuranın mahkumiyetinin öngörülen amaçlarla orantısız olduğu ve
«demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmadığı sonucuna varmaktadır. AİHS’nin 10.
maddesi bu nedenle ihlal edilmiştir.
III. AĠHS’NĠN 6 § 1. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA
Başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünü elde edemediğinden şikayetçi
olmakta, bu bağlamda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM, başvuranınkine benzer bir şikayetin daha önce incelendiğini ve Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ edilmemesi ve bunlara yazılı olarak yanıt verilmesinin
olanaksız olmasını doğrular görüşlerin bulunmaması dikkate aldığında AİHS’nin 6 § 1.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını kaydetmektedir (Bkz. Göç kararı, § 55, ve
Abdullah Aydın-Türkiye kararı, (no2), no: 63739/00, § 30, 10 Kasım 2005).
AİHM, mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin davanın seyrini farklı sonuçlandıracak
hiçbir tespiti ve delili sunmadığına itibar etmiştir.
Bu nedenle, AİHS’nin 6 § 1. maddesi bu açıdan ihlal edilmiştir.
IV. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 2.000 Euro maddi, maruz kaldığı manevi zarar için 5.000 Euro tazminat talep
etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
Maddi tazminat ile ilgili olarak AİHM, mahkemeye sunulan delillerin AİHS’nin 10.
maddesinin ihlali sonucunda bir zararın oluştuğunu kanıtlamaya yetmediğine itibar etmekte,
bu nedenle bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHM başvurana 2.000 Euro manevi
tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukuktaki mahkemeler ve AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri için
2.160 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı göz önünde bulundurulduğunda AİHM başvurana
yargı gideri için 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
başvurana:
i.
manevi zarar için 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;
ii.
iii.
yargı giderleri için 1.000 (bin) Euro ödemesine;
belirtilen miktarların yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĠġTĠR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 19 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło