77845/01

WyrokETPCz2005-05-24ECLI:CE:ECHR:2005:0524JUD007784501

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1) Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał uznał, że krajowe sądy, uzasadniając przedłużanie tymczasowego aresztowania skarżącego przez ponad siedem lat i trzy miesiące, posługiwały się stereotypowymi sformułowaniami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i zawartość akt sprawy”. Trybunał podkreślił, że choć uzasadnione podejrzenie jest warunkiem koniecznym aresztowania, to po pewnym czasie nie jest już wystarczające do jego utrzymania, a sądy krajowe nie wykazały konkretnych ryzyk uzasadniających tak długie pozbawienie wolności. Co do art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne trwające prawie jedenaście lat i trzy miesiące, wciąż toczące się w pierwszej instancji, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu”, a rząd nie przedstawił żadnych argumentów uzasadniających taką przewlekłość.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdullah Dereci, został aresztowany 10 lutego 1994 roku w Stambule pod zarzutem udziału w nielegalnej organizacji zbrojnej TKEP/L. 24 lutego 1994 roku sąd nakazał jego tymczasowe aresztowanie. Akt oskarżenia z 17 maja 1994 roku zarzucał mu członkostwo w organizacji zbrojnej i działania przeciwko porządkowi konstytucyjnemu, z żądaniem kary śmierci. Skarżący był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez ponad siedem lat i trzy miesiące, do 4 lipca 2001 roku, mimo wielokrotnych wniosków o zwolnienie. Postępowanie karne, które rozpoczęło się 10 lutego 1994 roku, nadal toczyło się w pierwszej instancji w grudniu 2004 roku, trwając prawie jedenaście lat i trzy miesiące.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w związku z nadmierną długością tymczasowego aresztowania skarżącego. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z nadmierną długością postępowania. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 9 000 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 3 200 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki. 5. Oddala pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   DERECİ/TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 77845/01)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2005   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   Dereci/Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   J.-P. COSTA, Başkan,   A.B. BAKA,   R. TÜRMEN,   V. BUTKEVYCH,   E. FURA-SANDSTRÖM,   D. JOČIENĖ,   D. POPOVIĆ, yargıçlar   ile Bölüm Sekreteri S. DOLLÉ’nin katılımı ile Daire olarak toplanmış,   Mayıs 2005 tarihinde yapılan bir kapalı oturum sonucunda,   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:   USUL   1. Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin   (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı Abdullah Dereci (“başvuran”) tarafından,   Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde, AİHM’ye (“Komisyon”), 22 Kasım 2001 tarihinde yapılan   başvurudan (no. 77845/01) kaynaklanmaktadır.   2. Başvuran, İstanbul’da çalışan avukatlar E. Kanar ve Y. Başara tarafından temsil   edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM önündeki işlemler için bir ajan tayin   etmemiştir.   3. 29 Nisan 2004’te AİHM başvuruyu kısmen kabuledilemez bularak geri kalan   şikayetleri Hükümet’e iletmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3. maddesi hükümleri   uyarınca başvurunun esasları ile kabuledilebilirliğini aynı anda incelemeye karar vermiştir.   4. Başvuran kabuledilebilirlik ve esaslar üzerine görüşlerini bildirmiştir (İçtüzük’ün 59   § 1. maddesi). Hükümet, görüşlerini verilen sürenin ardından bildirmiştir. Dolayısıyla bu   görüşler dava dosyasına alınmamıştır.   5. AİHM, 1 Kasım 2004’te Bölümlerinin yapısını değiştirmiştir (İçtüzük’ün 25 § 1.   maddesi). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Bölüm’e verilmiştir (İçtüzük’ün 52 § 1. maddesi).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   6. Başvuran 1950 yılında doğmuştur ve Hatay’da yaşamaktadır.   7. Başvuran, 10 Şubat 1994’te, yasadışı bir silahlı örgüt olan TKEP/L’nin (Türkiye   Komunist İşçi Partisi/Leninist) etkinliklerine karıştığı şüphesi ile İstanbul Emniyet   Müdürlüğü’nün terörle mücadele şubesi tarafından yakalanmış ve gözetim altına alınmıştır.   8. 24 Şubat 1994’te başvuran Cumhuriyet Savcısı’nın ve daha sonra da İstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi’ndeki soruşturma hakiminin karşısına çıkartılmıştır. Aynı gün   soruşturma hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.   9. Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (“mahkeme”)   sunduğu 17 Mayıs 1994 tarihli bir iddianame ile başvuran ve on bir diğer davalıyı, inter alia   yasadışı bir silahlı örgüte üye olmak ve Devlet’in anayasal düzenini bozmaya yönelik   etkinliklere karışmakla suçlayarak haklarında cezai işlem başlatmıştır. İddia makamı Ceza   Kanunu’nun 146 § 1. maddesi uyarınca idam cezası istemiştir.   10. Bazı davalılar benzer suçlardan yargılanmakta olduğundan mahkeme, 24 Şubat   tarihli bir yazı ile Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Birinci ve İkinci Daireleri’nde   bekleyen iki davanın inceleme için kendisine gönderilmesini talep etmiştir.   11. Mahkeme, 22 Mayıs 1995 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde   bekleyen cezai işlemlerin de sözkonusu dava ile birleştirilmesine karar vermiştir, zira   başvuran benzer suçlardan o mahkemede de yargılanmaktadır.   12. 27 Temmuz 1995, 8 Mart, 20 Mayıs, 19 Temmuz, 23 Eylül ve 20 Kasım 1996   tarihlerindeki duruşmalarda, mahkeme başvuranın eylemlerinden zarar gördüğünü ve olaylara   tanık olduğunu iddia eden şikayetçilerin ifadelerini dinlemiştir.   13. Mahkeme, 27 Ocak 1997’de sözkonusu dava ile İstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde beklemekte olan davayı birleştirmiştir. Diğer davada da başvuran aynı örgüte   üye olmakla suçlanmaktadır ve karıştığı iddia edilen faaliyetler arasında benzerlikler vardır.   14. 11 Nisan 1997’de Yargıtay iki cezai işlemi birleştirme kararını bozmuştur.   15. Mahkeme, 10 Eylül 1997 tarihli bir yazı ile, olayların sözkonusu davadakilerle   aynı olduğu iddia edildiğinden, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci ve İkinci   Daireleri’nde beklemekte olan dava dosyalarının kendisine gönderilmesini talep etmiştir.   16. 19 Kasım 1997 ve 26 Ocak 1998 tarihlerindeki duruşmalarda Ağaoğlu ve Aslantaş   Ticaret Merkezleri’nde meydana gelen bir soygunun davacıları dinlenmiştir. Mahkeme bazı   tanıkların Aslantaş Ticaret Merkezi vakasına ilişkin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin   Yedinci Dairesi’nde daha önce ifade verdiklerini not etmiştir. Dolayısıyla Ağır Ceza   Mahkemesi’nin Yedinci Dairesi’ne bir yazı yazarak dava dosyasının kendisine iletilmesini   istemiştir.   17. 17 Haziran ve 5 Ağustos 1998’deki duruşmalarda mahkeme, Ağır Ceza   Mahkemesi’nden istenen bilgilerin henüz ulaşmadığını not etmiştir. Dolayısıyla önceki talebi   yinelemiştir.   18. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Ekim 1998’de Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bu   bilgileri vermesinin mümkün olmadığını çünkü talep yazısında davalının adının   belirtilmediğini bildirmiştir.   19. 22 Şubat 1999’da Cumhuriyet Savcısı dava hakkındaki görüşlerini bildirerek   başvuranın, Ceza Kanunu’nun 146 § 1. maddesi uyarınca suçlu bulunmasını ve   cezalandırılmasını talep etmiştir.   20. 25 Ekim 1999’da başvuran kırk sayfalık yazılı görüşlerini okumuş ve bunları   mahkemeye sunmuştur. Aynı duruşmada başvuranın avukatı savunmayı hazırlayabilmek için   ek süre talep temiştir.   21. 29 Mayıs 2000 tarihindeki duruşmada, mahkeme, İstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi’ne, polis hakkında diğer bir davacı tarafından kötü   muamele iddiasıyla açılan cezai işlemlerin sonucunu sormaya karar vermiştir. Ağır Ceza   Mahkemesi, 19 Temmuz 2000 tarihli bir yazı ile davanın halen Yargıtay önünde beklemekte   olduğunu belirtmiştir.   22. Cezai işlemler boyunca başvuran birçok defa tutuksuz yargılanma talebinde   bulunmuştur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Ağustos 1994 ile 16 Ağustos 2000 tarihleri   arasındaki yirmi iki duruşmada bu talepleri reddetmiştir. Başvuranın tutukluluk halinin   devamına karar verirken her seferinde “sözkonusu suçların doğası, kanıtların durumu ve dava   dosyasının içeriği” göz önüne alınmıştır.   23. Özellikle, 20 Kasım 2000 tarihindeki duruşmada, başvuranın avukatı, iç hukukun   ve AİHM içtihatlarının getirdiği hükümlerin aksine, müvekillinin altı yıl on aydan beri tutuklu   bulunduğunu hatırlatmıştır. Aynı gün, iddia makamının heyetindeki değişiklik nedeniyle dava   dosyası görüşlerini sunması için yeni savcıya teslim edilmiştir.   24. 27 Kasım 2000’de başvuranın avukatı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci   Dairesi’ne başvurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin kararı iptal etmesini   talep etmiştir. Dilekçesinde, tamamı dava dosyasında toplanmış olan delilleri ortadan   kaldırması ya da kaçması tehlikesinin bulunmamasına rağmen müvekkilinin uzun bir süredir   tutuklu bulunduğunu belirtmiştir. Beşinci Daire, benzer nedenlerle (yukarıdaki 22. paragraf in   fine), yani “dava dosyasının içeriğine ve kanıtların durumuna dayanarak,” bu talebi   reddetmiştir.   25. 28 Şubat 2001’de mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Birinci Dairesi’nden gelen   ilişkisiz bir yazıyı not etmiş, polis memurları hakkındaki kovuşturmaya ilişkin son yazının   yanlışlıkla Ağır Ceza Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi yerine Birinci Dairesi’ne   gönderildiğini farketmiştir.   26. 4 Temmuz 2001’de başvuran tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.   27. 22 Ekim 2001 ile 5 Mayıs 2003 tarihleri arasındaki sekiz duruşmanın beşi   savunma makamının talebi üzerine ertelenmiştir.   28. 3 Ekim 2003 tarihinde mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi’nin   talep edilen kararı değil yanlış bir kararı gönderdiğini not etmiştir.   29. 23 Şubat 2004’te, iddia makamındaki başka bir değişiklik nedeniyle işlemler 3   Mayıs 2004’e ertelenmiştir. Daha sonra dava dosyası, davaya ilişkin görüşlerini sunması için   yeni Cumhuriyet Savcısı’na teslim edilmiştir.   30. Mahkeme, 8 Aralık 2004’te, karar hakkındaki görüşmelerini yeni Ceza   Kanunu’nun yürürlüğe gireceği 1 Nisan 2005 tarihinden sonraya ertelemeye karar vermiştir,   zira bu kanunun hükümlerinin suçun doğasını ve başvurana verilecek cezayı etkilemesi   mümkündür.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   31. İç hukuka ilişkin ayrıntılı bir tanım Demirel/Türkiye kararında (no. 39324/98, §§   47-49, 28 Nisan 2003) bulunabilir.   HUKUK   32. Başvuran tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki cezai işlemlerin AİHS’nin   aşağıda yer alan 5 § 3 ve 6 § 1. maddelerinin “makul süre” şartını aştığından şikayet   etmektedir:   § 3. Madde   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda   bulunan herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında   serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir   teminata bağlanabilir.”   § 1. Madde   Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda … bir mahkeme tarafından   davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.   I. KABULEDİLEBİLİRLİK   33. AİHM, bu şikayetlerin AİHS bağlamında hukukla ve olaylarla ilgili karmaşık   konuları gündeme getirdiği ve ancak başvurunun esaslarının incelenmesinden sonra karara   varılabileceği kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesinin   anlamı dahilinde asılsız olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilemez kararına varmayı   gerektiren başka bir neden bulunmamıştır.   II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   34. AİHM, başvuranın tutuklu yargılanmasına 10 Şubat 1994’te başlandığını ve   yargılamanın 4 Temmuz 2001’de tamamlandığını not eder. Böylece, yargılama yedi yıl, üç   aydan uzun sürmüş olmaktadır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tutusuz   yargılanmaya yönelik taleplerini reddederken “suçun doğası, kanıtların durumu ve dava   dosyasının içeriği” göz önüne alınmıştır.   35. AİHM, herhangi bir davada sanığın tutuklu yargılanmasının makul bir süreyi   aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal adli makamlara düştüğünü yineler. Bu nedenle,   yetkili makamlar, suç ispatlanana kadar herkesin masum olduğu ilkesini de göz önüne alarak,   bireysel özgürlüğe saygı kuralından ayrılmaya gerekçe oluşturacak gerçek bir kamu yararının   mevcudiyetinin lehi ve aleyhindeki tüm olayları incelemeli ve serbest bırakma   uygulamalarına ilişkin kararlarında bunları dile getirmelidir. AİHM, AİHS’nin 5 § 3.   maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlerken öncelikle bu kararlarda gösterilen gerekçelere   ve başvuranın AİHM başvurusunda belirtilen kanıtlanmış olaylara dayanmaktadır (bkz.   Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and   Decisions 1998-VIII, § 154).   36. Yakalanan kişinin bir suçu işlediğine dair makul bir şüphenin sürmesi,   tutukluluğun devamının geçerliliği için sine qua non bir şarttır, ancak belirli bir süreden sonra   tek başına yeterli değildir; bu durumda AİHM adli makamlar tarafından belirtilen diğer   gerekçelerin özgürlüğün kısıtlanması için yeterli bir gerekçe olup olmadığını belirlemelidir   (diğerlerinin yanı sıra bkz. Ilijkov/Bulgaristan, no 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve   Labita/İtalya [BD], sayı 26772/95, §§ 152-53, AİHM 2000-IV).   37. Sözkonusu davada Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın tutukluluk halinin   devamını, kendi kendine ya da başvuranın talebi üzerine otuz beş kere incelemiştir. Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci Dairesi’ne verilen bu konudaki son dilekçede başvuran   uzun bir süredir tutuklu bulunduğunu, hepsi dava dosyasında toplanmış bulunan kanıtları yok   etmesi ya da kaçması gibi bir tehlikenin bulunmadığını belirtmiştir.   38. AİHM, dava dosyasındaki materyale dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verirken “suçun doğası, kanıtların durumu ve   dava dosyasının içeriğini göz önüne alarak” gibi birbirine benzer, basmakalıp terimler   kullandığını not eder. “Kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin mevcut ve   sürekli olduğuna işaret eden önemli bir etken olmasına rağmen, sözkonusu davada,   başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu tek başına maruz   gösterememektedir (bkz. Letellier/Fransa 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A no 207;   Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no 241-A; Mansur/Türkiye, 8 Haziran   tarihli karar, Seri A no 319-B, § 55, ve yukarıda anılan Demirel, § 59).   39. Bu bağlamda, AİHM Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci Dairesi başvuranın   tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında, o dönemde altı yılın oldukça üzerindeki   tutukluluk halinden sonra başvuranın serbest bırakılmasının nasıl bir risk oluşturacağını   belirtmemiştir (bkz. yukarıd anılan Demirel, § 60).   40. Bu hususların ışığı altında, AİHM başvuranın tutuklu yargılanma süresinin   AİHS’nin 5 § 3. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir.   41. Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   42. Başvuran, daha sonra aleyhindeki cezai işlemlerin makul bir süre içerisinde   tamamlanmadığından şikayet etmiştir.   43. AİHM, bu işlemlerin 10 Şubat 1994’te, başvuranın yakalanması ile başladığını ve   halen ilk derece mahkemesinde beklemekte olduğuna dikkat çeker. Böylece işlemler   neredeyse on bir yıl üç ay sürmüş olmaktadır.   44. AİHM, ortaya sözkonusu başvuruya benzer hususlar atan davalarda sık sık   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıştır (örneğin bkz. Pélissier ve   Sassi/Fransa [BD], sayı 25444/94, § 67, AİHM 1999-II, ve Ertürk/Türkiye, sayı 15259/02, 12   Nisan 2005).   45. Kendisine sunulan tüm materyalleri inceleyen AİHM, Hükümet’in, sözkonusu   davada farklı bir karar vermesine neden olacak herhangi bir olgu ya da sav ortaya atmadığı   kanısındadır. AİHM, bu konudaki içtihatlarını da göz önüne alarak sözkonusu davada   işlemlerin süresinin aşırı olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı kararına varmıştır.   Dolayısıyla 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   46. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zararlar   47. Başvuran maddi tazminat olarak sözkonusu dönemde 23.933 euroya (EUR)   tekabül eden 32.292.000.000 Türk Lirası (TRL), manevi tazminat olarak da 30.000.000.000   TRL (22.235 EUR) talep etmiştir.   48. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   49. Dava şartlarını dikkate alarak yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, AİHM,   başvurana maddi ve manevi tazminat olarak toplam 9.000 EUR ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme masrafları   50. AİHM karşısında temsiline ilişkin mahkeme masrafları olarak başvuran, iletişim   ve ulaşım masrafları olarak 225.000.000 TRL (166 EUR) ve yasal masraflar için de   10.000.000.000 TRL (7.411 EUR) talep etmiştir. Bu meblağın, avukatının ziyaret ve ulaşım   masraflarının yanı sıra AİHM önündeki işlemlere ilişkin olarak, başvurunun ve   kabuledilebilirlik ile esaslar hakkındaki görüşlerin hazırlanması için harcanan 40 iş saatini   kapsadığını bildirmiştir. Temsilcisinin İstanbul Barosu tarafından AİHM başvuruları için   önerilen ölçeği kullandığını iddia etmiştir.   51. Hükümet, başvuranın bu konudaki taleplerine itiraz etmiştir.   52. Dava şartlarını dikkate alarak yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, AİHM,   başvurana maddi ve manevi tazminat olarak toplam 3.200 EUR ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   53. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar vermiştir.   BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,   2. Başvuranın haddinden fazla süre tutuklu kalmasına ilişkin olarak AİHS’nin 5 § 3.   maddesinin ihlal edildiğine;   3. İşlemlerin haddinden fazla uzun sürmesi nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin   ihlal edildiğine;   4. (a) Savunmacı Devlet’in, kararın kesinleştiği tarihten sonraki üç ay içerisinde,   ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na (TL) çevrilmek suretiyle aşağıdaki meblağları   başvurana ödemesine:   (i) maddi ve manevi tazminat olarak 9.000 EUR (dokuz bin euro);   (ii) mahkeme masrafları için 3.200 EUR (üç bin iki yüz euro);   (iii) yukarıdaki meblağlara eklenebilecek her türlü vergi;   b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Başvuranın kalan adil tazmin taleplerinin reddine karar vermiştir.   İngilizce olarak hazırlanmış ve 24 Mayıs 2005 tarihinde İç Tüzük’ün 77 §§ 2 ve 3.   maddeleri uyarınca tefhim edilmiştir.   S. DOLLÉ   J.-P. COSTA   Bölüm Sekreteri   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło