78027/01

WyrokETPCz2005-11-08ECLI:CE:ECHR:2005:1108JUD007802701

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przedłużone przekazywanie osoby aresztowanej z więzienia do żandarmerii na przesłuchania, na podstawie specjalnego dekretu ograniczającego kontrolę sądową, narusza prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności pozbawienia wolności (art. 5 ust. 4) Konwencji? Czy brak dowodów medycznych i innych na złe traktowanie wyklucza naruszenie art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że praktyka przekazywania osoby już aresztowanej i osadzonej w więzieniu do żandarmerii na przedłużone przesłuchania, nawet jeśli formalnie oparta na krajowym dekrecie (KHK nr 430), stanowiła arbitralne pozbawienie wolności i obchodzenie podstawowych gwarancji Konwencji. Brak skutecznej kontroli sądowej nad tymi przedłużonymi okresami zatrzymania przez żandarmerię, w tym odmowa sędziego co do drugiego przekazania, która została uchylona przez DGM, naruszył art. 5 ust. 1. Ponadto, art. 8 KHK nr 430, eliminujący wszelką skuteczną kontrolę sądową nad decyzjami podjętymi na jego podstawie, naruszył prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 5 ust. 4. W odniesieniu do art. 3, Trybunał stwierdził, że brak jest dowodów na złe traktowanie, ponieważ raporty medyczne konsekwentnie nie wykazywały obrażeń, a skarżący nie przedstawił żadnych innych elementów dowodowych.
Stan faktyczny
Skarżący, Emrullah Karagöz, został zatrzymany 28 października 2001 r. przez żandarmerię w Diyarbakır pod zarzutem wspierania PKK. Po aresztowaniu 1 listopada 2001 r. i osadzeniu w więzieniu, był wielokrotnie wyciągany z więzienia i przekazywany żandarmerii na przesłuchania, co trwało ponad 40 dni, na podstawie dekretu KHK nr 430. Mimo że sędzia początkowo odmówił drugiego przekazania, decyzja ta została uchylona. Skarżący twierdził, że był źle traktowany w celu wymuszenia zeznań, jednak badania lekarskie po każdym powrocie do więzienia nie wykazały żadnych obrażeń. Ostatecznie został uniewinniony z zarzutów karnych, a jego skargi na złe traktowanie zostały odrzucone na poziomie krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał: 1. Odrzuca zastrzeżenie rządu. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 5 ust. 3 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 5. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do zarzutów złego traktowania. 6. Zasądza skarżącemu 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR (pomniejszone o 685 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. 7. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KARAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:78027/01)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   KASIM 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 78027/01 başvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaşı Emrullah Karagöz’ün (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 13 Kasım 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, avukat   yardımından faydalanarak Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil   edilmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran, 28 Ekim 2001   tarihinde jandarmalar tarafından yakalanmış ve Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanlığı’nca   gözaltına alınmıştır.   Ekim 2001 tarihinde başvuranın ifadesi jandarmalar tarafından alınmıştır.   Başvuranın Türk hukukunun yasakladığı PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığından   şüphelenilmiştir. Başvuran ifadesini gözleri kapalı olarak imzalamıştır. Başvuran gözaltının   sonunda adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Yapılan muayenede vücudunda hiçbir kötü   muamele izine rastlanılmamıştır.   Başvuran 1 Kasım 2001 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlendikten   sonra hakkında tutuklanma kararı veren Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiştir. Başvuran   daha sonra Diyarbakır Cezaevi’ne gönderilmiştir.   1. Başvuranın Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda Tutulması   DGM hakimi 1 Kasım 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin (OHAL) ve   Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, olağanüstü hal çerçevesinde alınacak ek tedbirler   hakkındaki 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 3-c maddesine dayanarak   sorgulama için başvuranın Jandarma Komutanlığı’na on günü geçmeyecek süreliğine   göndermek üzere cezaevinden çıkarılmasına izin vermiştir. Başvuran cezaevinden aynı gün   saat 22:45’te çıkarılarak jandarmaya teslim edilmiştir.   DGM 6 Kasım 2001 tarihinde, başvuranın ailesinin itirazını, başvuranın jandarmada   tutulu bulundurulma süresinin ulusal mevzuatın belirlediği sınırları aşmadığı gerekçesiyle   reddetmiştir.   DGM hakimi 10 Kasım 2001 tarihinde yine 430 sayılı KHK’ya dayanarak başvuranın   jandarma tarafından alıkonulma süresini on gün daha uzatmıştır.   Kasım 2001 tarihinde başvuranın avukatının yaptığı itiraz DGM tarafından   reddedilmiştir.   Başvuran 20 Kasım 2001 tarihinde cezaevine geri gönderilmiştir.   ve 21 Kasım 2001 tarihlerinde, OHAL Bölge Valisi ve Cumhuriyet Başsavcısı,   yine sözüedilen KHK’ya dayanarak, DGM hakiminden başvuranın jandarmaya teslim   edilmek üzere cezaevinden çıkarılması için yeniden on günlük süre verilmesini talep   etmişlerdir.   Kasım 2001 tarihinde hakim, başvuranın cezaevinden çıkarılıp jandarmaya   götürülmesi için ikinci kez izin vermeyi reddetmiştir. Hakim verdiği kararda, benzeri bir   talebi haklı kılacak hiçbir kanıt unsurunun dosyada bulunmadığını ve bu ihmalkarlığın   yetkililere sorumluluk yüklediğini belirtmiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı bu karara itiraz etmiştir.   DGM 22 Kasım 2001 tarihinde, yapılan itirazı kabul etmiş ve başvuran hakkında üç   soruşturmanın bulunduğunu tespit etmiştir. DGM yeniden on günlük süre vermiş ve   başvuranın sorgulama için cezaevinden çıkarılmasına izin vermiştir.   Başvuran aynı gün jandarmalara teslim edilmiştir.   DGM hakimi 1 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın jandarmada kalış süresinin yeniden   uzatılmasına karar vermiştir.   Başvuran 12 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi’ne geri götürülmüştür.   Başvuran, Cezaevi’ne her giriş çıkışında doktor tarafından muayene edilmiştir.   Düzenlenen raporlarda başvuranın vücudunda hiçbir darp ya da yara izine rastlanılmadığı   belirtilmiştir.   2. Başvuran aleyhinde başlatılan yargılama   Cumhuriyet Başsavcısı 6 Nisan 2001 tarihinde sunduğu iddianameyle, silahlı çete   üyesi olma suçunun öngörüldüğü TCK’nın 168. maddesine dayanarak başvuran aleyhinde   ceza davası açmıştır.   DGM 26 Haziran 2001 tarihli duruşma sırasında, başvuranın tutuksuz yargılanmak   üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.   Ağustos 2001 tarihinde başvuran, jandarmaların aldığı ilk ifadesi dışında delil   yetersizliğinden beraat etmiştir.   Eylül 2001 tarihinde karar nihaileşmiştir.   3. Başvuranın şikayeti hakkındaki soruşturma   Başvuranın avukatı 9 Kasım 2001 tarihinde, itirafta bulunmasını sağlamak amacıyla   başvurana kötü muamelede bulunduğu ileri sürülen Jandarma Alay Komutanlığı aleyhinde   DGM Cumhuriyet Başsavcısı’na şikayette bulunmuştur. Ayrıca başvuranın avukatı,   başvuranın Jandarma Komutanlığı’na verilmesinin, asgari gözaltı süresini belirleyen Anayasa   hükmünün yanısıra AİHS’nin 5. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.   DGM Cumhuriyet Başsavcısı 13 Kasım 2001 tarihinde, görevsizlik kararı vermiş ve   dosyayı Diyarbakır Savcılığı’na göndermiştir.   Başvuran 13 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı tarafından   dinlenmiştir. Başvuran kendisine kötü muamele yapıldığını iddia etmiş ve sorgulamasına   katılan jandarma erleri aleyhinde şikayette bulunmuştur. Ayrıca başvuran, tıbbi muayene ve   gerekli tedavilerin sağlanmasını istemiştir.   Başvuranın avukatı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı’na gönderdiği yazıda, işkence   iddialarını yinelemiş ve müvekkilinin özel bir sağlık merkezinde muayene edilmesini   istemiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı 14 Şubat 2002 tarihinde, her türlü kötü muamele izlerini tespit   etmek amacıyla Dicle Üniversitesi üroloji ve nükleer tıp servisinde ayrıntılı sağlık muayenesi   yapılması kararı vermiştir.   Diyarbakır Bölge Valisi’ne gönderilen 27 Mart 2002 tarihli iddianameyle, Cumhuriyet   Başsavcısı, başvuranın gözaltından sorumlu kişiler aleyhinde kovuşturma başlatılması izni   istemiştir.   Nisan 2002 ve 13 Mayıs 2002 tarihli raporlarda hiçbir anomali tespit edilmemiştir.   Jandarma Alay Komutanı aleyhinde Diyarbakır Valiliği İdari Komitesi tarafından ön   soruşturma başlatılmıştır.   İdari Komite 1 Mayıs 2002 tarihinde, yeterli kanıt bulunamadığından suçlanan   memurun kovuşturulması için soruşturma açılmamasına karar vermiştir.   Başvuran 22 Mayıs 2002 tarihinde, Diyarbakır İdare Mahkemesi’nde sözkonusu   karara itiraz etmiştir.   Diyarbakır İdare Mahkemesi, 31 Aralık 2002 tarihinde bu kararı onamıştır. Bu kararın   akabinde Diyarbakır Savcılığı tarafından muhakemenin men-i kararı verilmiştir.   Başvuran 7 Şubat 2003 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde muhakemenin   men-i kararına itiraz etmiştir.   Mart 2003 tarihinde itiraz, Diyarbakır Valiliği’nin verdiği karar gözönüne alınarak   reddedilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI HAKKINDA   Hükümet, 430 sayılı KHK’nın 3-c maddesinin klasik “gözaltı durumu”’yla ilgili   olmadığına dair ön itirazını ortaya koyuştur. Zira bu hükme dayandırılarak cezaevlerinden   çıkan kişiler, daha önce tutuklu veya hükümlü olan kişilerdir. Bu maddenin amacı, terör   eylemlerine ilişkin devam etmekte olan diğer soruşturmalar çerçevesinde sözkonusu kişilerin   bilgilerine başvurmaktır. Hükümet, sözkonusu kişilerin cezaevlerinden çıkmalarının hakim   tarafından alınan kararlarla gerçekleştirildiğini belirtmiştir.   Başvuran Hükümetin savına itiraz etmektedir.   AİHM, 6 şubat 2003 tarihli kabul edilebilirlik kararında, bu itirazın yol açtığı   sorunların, başvuranın şikayetlerinde ortaya çıkan sorunlara yakından bağlı olduğunu   belirttiğini hatırlatmaktadır. Ancak AİHM sözkonusu itirazı esasla birleştirme kararı almıştır.   II. AİHS’NİN 5§§ 1-c, 3 ve 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran 1 Kasım ve 12 Kasım 2001 tarihleri arasında jandarmalara teslim   edilmesinin, AİHS’nin 5. maddesinin 1-c ve 3. paragraflarının ihlaline sebep olduğunu iddia   etmektedir.   A. AİHS’nin 5§ 1-c Maddesi   Başvuran, Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklandıktan sonra, 430 sayılı KHK gereğince   sorgulama için cezaevinden çıkarılıp jandarmalara teslim edildiğini ileri sürmektedir.   Başvuran incommunicado Jandarma Komutanlığı’nda, tamamen sorgulama yapan jandarma   erlerinin insafına bırakılarak tutulu bulundurulduğunu ileri sürmektedir.   Hükümet, başvuranın jandarmada bulundurulmasının, yürürlükte olan mevzuata uygun   olduğunu ve klasik gözaltı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.   AİHM, “yasal yollara” uyma da dahil olmak üzere, tutukluluk halinin “meşruluğu”   konusunda, AİHS’nin, her türlü özgürlük kısıtlamasının, 5. maddenin keyfiyete karşı kişiyi   koruma amacına uygun olarak yapılmasını gerekli kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-   Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A serisi no: 185, s. 11, § 24). AİHM, terör nitelikli   suçlar konusunda kuşkusuz yapılan soruşturmaların yetkilileri özel sorunlarla karşı karşıya   getirdiğini birçok kez kabul etmiştir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık, 29 Eylül 1988   tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33, § 61, Murray-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, A serisi   no: 300, s. 27, § 58, Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2282, § 78, Sakik   ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s. 2623, § 44 ve Demir ve   diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2653, § 41). Bu, yetkililere, terör   suçunun bulunduğunu düşündükleri her durumda, 5. madde bakımından ulusal mahkemelerin   ve son olarak AİHS’nin denetim organlarının her türlü denetiminden uzak olarak şüphelileri   yakalama ve gözaltına alma yetkisi verdiği anlamına gelmez (Bkz. diğerleri arasında,   sözüedilen Demir ve diğerleri, ibidem).   AİHM, başvuranın ilk olarak 28 Ekim 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 1 Kasım   tarihine kadar Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nda gözaltında kaldığını tespit   etmektedir. Bu tarihte, savcı huzuruna ve hakkında tutuklanma kararı alan hakim huzuruna   çıkarılmıştır. Ardından cezaevine konulmuş ve birkaç saat sonra cezaevine kabulünün   ardından, 430 sayılı KHK gereğince hakim tarafından verilen izinle Jandarma Komutanlığı’na   götürülmek üzere cezaevinden çıkarılarak jandarmalara teslim edilmiştir.   Böylece 1 Kasım-12 Aralık 2001 tarihleri arasında devam eden, yani kırk günden fazla   süren gözaltı durumuna benzer bir durumda tutulmuştur. Bu koşullarda AİHM Hükümet’in   itirazını reddetmektedir.   Hükümet, görüşlerinde, başvuranın diğer adli soruşturmalar çerçevesinde yeniden   sorgulandığını savunmaktadır. Ancak, dosya unsurlarından hakimin, başvuranın yeniden   cezaevinden çıkarılıp jandarmalara verilmesi için 21 Kasım 2001 tarihinde yapılan ikinci   talebi, başka bir soruşturmayla ilgili kanıt unsurunun bulunmadığını vurgulayarak reddettiği   ortaya çıkmaktadır. Bu ret kararı, 430 sayılı KHK’ye dayanarak DGM tarafından iptal   edilmiştir.   Her halükarda AİHM, başvuranın tutuklanmasının ardından Jandarma Komutanlığı’na   götürülmesinin etkili adli denetimin dışında kalan bir durum oluşturduğunu tespit etmektedir.   Ayrıca AİHM, cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için jandarmaya teslim   edilmesinin, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuattan kaçmak anlamına geldiğine   kanaat getirmektedir. Tutuklanma kararının açıklanmasından birkaç saat sonra yeni   sorgulamalara maruz kalan başvuranın durumu da aynı yöndedir. Buna ek olarak, ihtilaflı olan   bu durum, 12 Aralık 2001 tarihine kadar belirgin bir gerekçe olmaksızın uzatılmıştır. Bu   durumun kendisi, özellikle adli yardım gibi sorguya çekilen kişiler için gerekli bütün   güvenceleri ortadan kaldırarak, 5§1-c maddesi gereğince meşruluk gerekliliğine aykırı bir   eksiklik olarak ele alınmalıdır.   Dolayısıyla AİHS’nin 5§1 maddesi ihlal edilmiştir.   B. AİHS’nin 5§3 maddesi   Başvuran, , tutuklanmasının ardından jandarmalara 1 Kasım ile 12 Aralık 2001   tarihleri arasında teslim edilme süresini ortaya koymuştur.   Hükümet, başvuranın Jandarma Komutanlığı’nda alıkoyma süresinin uzatılmasının   hukuki merciler tarafından denetlendiğini ve yürürlükte olan mevzuata uygun olduğunu   savunmaktadır.   AİHS’nin 5§1-c maddesinin ihlal edilmesine ilişkin varılan sonuçları gözönünde   bulundurarak AİHM, AİHS’nin 5§3 maddesine ilişkin şikayetin ayrı olarak incelemeye gerek   olmadığına kanaat getirmektedir.   C. AİHS’nin 5§4 maddesi   Başvuran, 430 sayılı KHK gereğince tutuklanmasının ardından jandarmaya teslim   edilmesine itiraz etmek amacıyla etkili başvurunun bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran   13. maddeyi ileri sürmektedir.   AİHM, davaya ilişkin olayların hukuki değerlendirmesini yapmakta özgür olduğunu   hatırlatmaktadır. Jura novit curia ilkesi gereğince, örneğin AİHM, bir şikayeti başvuranların   ileri sürmediği madde veya paragraf açısından re’sen incelemiştir (Guerra ve diğerleri-İtalya,   Şubat 1998 tarihli karar, § 44, 1998-I). Tutukluluk konusunda AİHM, AİHS’nin 5§4   maddesi hükümlerinin 13. maddenin hükümlerine göre lex specialis olarak değerlendirilmesi   gerektiğini not etmektedir. Dolayısıyla AİHM şikayeti 5§4 maddesi açısından inceleyecektir.   Hükümet, başvuranın jandarmaya teslim edilmesine ve süre uzatımlarına hakim   tarafından izin verildiğini savunmaktadır. Hükümet, başvuranın süre uzatım kararlarına itiraz   edebileceğini bildirmektedir.   AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, mahkemeyi, 5. maddeye dayanan şikayetin   içeriğini görmeye ve uygun telafiyi sunmaya yetkili kılan iç başvuru yolunun bulunmasını   güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu hukuki açıdan olduğu kadar   uygulamada da “etkili” olmalıdır.   5§1 maddesine ilişkin yukarıda belirtilen değerlendirmeler gözönüne alarak AİHM,   sayılı KHK’nın 8. maddesinin, sözkonusu KHK gereğince alınan kararların her türlü   etkili adli denetimini ortadan kaldırdığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin   5§4 maddesinin de ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, jandarmaya teslim edildiğinde itirafta bulunması için AİHS’nin 3.   maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır.   Hükümet, başvuranın cezaevinden Jandarma Komutanlığı’na her götürülüşünde ve   cezaevine geri dönüşünde sağlık raporunun düzenlendiğine dikkati çekmektedir.   Hükümet, sözkonusu sağlık raporlarında başvuranın vücudunda hiçbir darp yada yara   izine rastlanılmadığının belirtildiğini ileri sürerek, işkence ve kötü muamele iddialarının   asılsız olduğu sonucuna varmaktadır.   Başvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir.   AİHM, yerleşik içtihadı ışığında olayları inceleyecektir (Bkz, diğerleri arasında,   Assenov ve diğerleri. Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VIII, s. 3288, § 93,   Selmouni-Fransa , no 25803/94, § 95, AİHM 1999-V, Raninen-Finlandiya, 16 Aralık 1997,   1997-VIII, s. 2821-2822, § 55, V.-Birleşik Krallık, no 24888/94, § 71, AİHM 1999-IX, Chahal   –Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1855, § 79, Klaas- Almanya, 22 Eylül 1993   tarihli karar, A serisi no 269, s. 17-18, § 30, ve Labita- Italya, no 26772/95, § 120, AİHM   1999-IV).   AİHM, sözkonusu raporların başvuranın vücudunda hiçbir kötü muamele izine   rastlanılmadığının yer aldığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvuranın kendisinin,   muayene sırasında maruz kaldığı kötü muamele hakkında doktorları bilgilendirmediğini de   tespit etmektedir. AİHM, başvuranın Savcılığa yaptığı şikayetin ardından olası kötü muamele   izlerinin tespiti amacıyla ekografi ve sintigrafi gibi özel tıbbi muayenelerden geçtiğini not   etmektedir. Bu muayenelerin sonucunda hiçbir anomali tespit edilmemiştir. Ayrıca başvuran   AİHS’nin 3. maddesine aykırı muamele iddialarına dayanak olarak en ufak bir unsur yada   delil başlangıcı sunmamaktadır.   Dolayısıyla AİHM, sözkonusu davada AİHS’nin 3. maddesinin ihlalinin bulunmadığı   sonucuna varmaktadır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, bir öğretim yılı boyunca eğitimine devam edemediği için maddi tazminat   olarak 20.000 Euro ve manevi tazminat olarak 120.000 Euro istemektedir.   Hükümet aşırı ve tutarsız bulduğu bu miktarlara itiraz etmekte ve olası adli tazminin   hiçbir şekilde makul sınırları aşmaması yada sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması   gerektiğine kanaat getirmektedir.   Tespit edilen ihlaller ve başvuranın şikayetçi olduğu maddi tazminat arasında neden-   sonuç ilişkisi olmadığında, AİHM, bu amaçla dile getirilen talebi kabul edemez. Ancak   AİHM, manevi tazminat için hakkaniyete uygun olarak 8.000 Euro’nun verilmesinin uygun   olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, 11.950 Euro avukat ücreti ve 464 Euro masraf ve harcamalar olmak üzere   toplam 12.414 Euro istemektedir.   Hükümet, AİHM’yi dayanaktan yoksun ve aşırı olduğu gerekçesiyle bu talebi   reddetmeye davet etmektedir.   AİHM elinde bulunan unsurları gözönüne alarak, başvuranın bütün taleplerini kabul   edemez. Ancak başvuran, bu davanın hazırlanması için, adli yardım adı altında Avrupa   Konseyi’nin ödediği 685 Euro’yla karşılayamadığı bazı masraflar yapmış olabilir.   Dolayısıyla AİHM, masraf ve harcamalar için başvurana 1.000 Euro’dan adli yardım   adı altında alınan 685 Euro düşürülerek, kalan miktarın ödenmesinin makul olduğuna karar   vermektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,   1. Hükümet’in itirazını reddetmeye;   2. AİHS’nin 5§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 5§3 maddesine göre yapılan şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;   4. AİHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;   5. Kötü muamele iddiası konusunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   6. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in   başvurana:   i. manevi tazminat için 8.000 (sekiz bin) Euro,   ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin )Euro’dan adli yardım adı altında alınan 685   (altı yüz seksen beş ) Euro düşürülerek kalan miktarın,   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   7. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 8 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin   ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło