7928/02

WyrokETPCz2007-09-25ECLI:CE:ECHR:2007:0925JUD000792802

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu podczas aresztowania i w areszcie policyjnym, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne śledztwo w sprawie tych zarzutów?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak natychmiastowego badania lekarskiego po aresztowaniu, w połączeniu z obecnością obrażeń odnotowanych w raporcie medycznym dziesięć dni później i brakiem wiarygodnego wyjaśnienia ze strony rządu, prowadzi do wniosku, że obrażenia te powstały w wyniku traktowania, za które odpowiedzialne jest państwo. Władze krajowe, przyznając, że policja użyła siły podczas aresztowania, powinny były zapewnić natychmiastowe badanie lekarskie. Ponadto, śledztwo krajowe było nieskuteczne, ponieważ nie przesłuchano wszystkich zaangażowanych funkcjonariuszy ani lekarza sporządzającego raport medyczny, a skarżącemu nie zapewniono możliwości konfrontacji z oskarżonymi policjantami, co uniemożliwiło identyfikację i ukaranie odpowiedzialnych.
Stan faktyczny
Skarżący, Muhammet Şahin, został aresztowany 2 sierpnia 1996 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji DHKP-C. Twierdził, że podczas aresztowania był bity i kopany przez policjantów, a następnie w areszcie policyjnym poddany torturom, w tym biciu, falace, elektrowstrząsom, "palestyńskiemu zawieszeniu", polewaniu zimną wodą, a także napaściom seksualnym. Badanie lekarskie z 12 sierpnia 1996 roku wykazało obecność otarć i zadrapań. Władze krajowe wszczęły śledztwo przeciwko czterem policjantom, które zakończyło się ich uniewinnieniem przez Sąd Karny w Stambule, który uznał, że skarżący nie zidentyfikował policjantów, a obrażenia mogły powstać podczas aresztowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące złego traktowania skarżącego podczas aresztowania oraz braku skutecznego śledztwa w sprawie jego zarzutów złego traktowania, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym z powodu złego traktowania skarżącego podczas aresztowania. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie zarzutów złego traktowania skarżącego przez policję. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MUHAMMET ꢀAHĐN – TÜRKĐYE   (Baꢁvuru no. 7928/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2007   Bu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin   (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca, Muhammet ꢁahin (baꢀvuran) isimli bir Türk vatandaꢀı   tarafından, 19 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine yapılan baꢀvurudan (no. 7928/02) kaynaklanmıꢀtır.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukat A. Tatlıpınar tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN UNSURLARI   Baꢀvuran 1975 doğumludur ve Türkiye’de ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, yasadıꢀı bir örgüt olan DHKP-C’ye (Devrimci Halk Kurtuluꢀ Partisi-   Cephesi) üye olduğu ꢀüphesi üzerine polis tarafından aranmaktaydı.   Baꢀvurana göre, kendisi, 2 Ağustos 1996 tarihinde, sivil polis memurları tarafından   gözaltına alınmıꢀtır. Yakalama sırasında polis memurları onu tekmelemiꢀ ve   yumruklamıꢀlardır. Daha sonra baꢀvuranı kelepçelemiꢀler, bir taksiye bindirmiꢀler ve Đstanbul   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nin Aksaray’daki merkezine götürmüꢀlerdir.   Baꢀvuran tarafından imzalanan 2 Ağustos 1996 tarihli yakalama raporunda, polisin,   baꢀvuranın Đstanbul’un Kadıköy ilçesine ait bir adreste baꢀka bir DHKP-C üyesi ile   buluꢀacağı yönünde bilgi aldığı, Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı dört polis memurunun, söz   konusu adreste onu beklediği, baꢀvuranı gördüklerinde kendilerini polis memurları olarak   tanıttıkları, baꢀvuranın kaçmaya çalıꢀtığı ve polis memurlarının onu yakalamak için kuvvete   baꢀvurmak zorunda kaldıkları ifade edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi merkezinde, kötü   muameleye tabi tutulduğunu, çıplak bırakıldığını, gözlerinin bağlandığını ve Filistin askısı ile   falakaya tabi tutulduğunu iddia etmiꢀtir. Cinsel organlarına ve ayak parmaklarına elektrik   kabloları bağlanmıꢀ ve elektrik ꢀoku uygulanmıꢀtır. Testisleri ezilmiꢀ ve anüs bölgesine silah   sokulmuꢀtur. Ayrıca baꢀvuranın üzerine hortumla soğuk su sıkılmıꢀtır.   Ağustos 1996 tarihinde, baꢀvuran bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve doktor   baꢀvuranın vücudunda ꢀu izleri kaydetmiꢀtir: Sol bilek tarafında tamamen iyileꢀmiꢀ 5 cm’lik   bir abrazyon, sağ bilekte 1 x 4 - 5 cm’lik üç sıyrık, sol omuzda tamamen iyileꢀmiꢀ 5 cm   uzunluğunda bir sıyrık, sağ diz altında 1 cm çapında iki abrazyon. Doktor, ayrıca, yaralar   nedeniyle baꢀvuranın iki gün çalıꢀmasının uygun olmadığı yönünde görüꢀ belirtmiꢀtir.   Ağustos 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıꢀtır. Tutukluluk döneminde kötü muameleye tabi   tutulduğunu ve ifadelerinin baskı altında alındığını iddia etmiꢀtir. Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı, sağlık muayenesi için Adli Tıp Kurumu’na   göndermiꢀtir. Baꢀvuran, bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiꢀ ve uzman, baꢀvuranı   Ağustos tarihinde muayene eden doktor gibi baꢀvuranın vücudunda aynı izleri   kaydetmiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha sonra, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasını   emretmiꢀtir.   Belirli olmayan bir tarihte, Fatih Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın kötü muamele   iddialarına yönelik bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.   ve 25 Kasım 1996, 9 Aralık 1996 ve 13 Ağustos 1998 tarihlerinde, Fatih Cumhuriyet   Savcısı, ilgili zamanda Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi merkezinde   görevli olan ve baꢀvuranın polis ifadesinin alınmasında yer alan dört polis memurunun   ifadelerini almıꢀtır.   Aralık 1998 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’na   bir rapor göndermiꢀ ve soruꢀturmaya iliꢀkin olayları ve ꢀikayetleri özetlemiꢀtir. Fatih   Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’ndan, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne,   Ceza Kanunu’nun 243/1 maddesi uyarınca dört polis memurunu iꢀkence uygulamakla   suçlayan bir iddianame sunmasını talep etmiꢀtir.   Ocak 1999 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı bu talebi yerine getirmiꢀtir.   Ocak 1999 ve 16 ꢁubat 2000 tarihleri arasında, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi yedi   duruꢀma düzenlemiꢀ ve üç polis memurunun ifadelerini dinlemiꢀtir. Diğer polis memuru ve   baꢀvuran, Aydın ve Sakarya Ağır Ceza Mahkemelerinde ifade vermiꢀlerdir. Bu ifadeler daha   sonra Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir. Baꢀvuran, mahkemede, polis   nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüꢀtür. Polis memurları haklarındaki   iddiaları yalanlamıꢀlardır.   ꢁubat 2000 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sanık polis memurlarını   beraat ettirmiꢀtir. Đlk derece mahkemesi, kararında, baꢀvuranın sanık polis memurlarını teꢀhis   edemediğini ve bu nedenle, onları mahkum etmek için yeterli delil olmadığını kaydetmiꢀtir.   Mahkeme, ayrıca, baꢀvuranın vücudundaki yaraların yakalama esnasında gerçekleꢀmiꢀ   olabileceğini değerlendirmiꢀtir.   Ağustos 2001 tarihinde, 16 ꢁubat 2000 tarihli karar, Kırklareli E Tipi Cezaevi’nde   tutuklu bulunan baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Ağustos 2001 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını   temyiz etmiꢀtir.   Ekim 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, baꢀvuranın cezai kovuꢀturmaya bir taraf   olarak müdahil olmadığı için temyiz edemeyeceği gerekçesiyle temyizini reddetmiꢀtir.   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar tarafından   temyiz edilmediği için kesinleꢀmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yakalanıꢀı esnasında ve polis nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğu   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. ꢁikayetlerini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıꢀtır. Söz   konusu madde ꢀöyledir:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmıꢀtır.   A. Hükümet’in ön itirazı   Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuruyu, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını   tüketme ꢀartına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın idare   mahkemesinde dava açarak, gördüğünü iddia ettiği zarar karꢀılığı tazminat talebinde   bulunabileceğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu   yinelemiꢀtir (bkz., özellikle, Karayiğit – Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). Bu davada,   yukarıda belirtilen baꢀvurudaki kararından sapmasını gerektirecek özel bir durum   görmemiꢀtir.   Dolayısıyla, Hükümet’in ön itirazını reddetmiꢀtir.   B. Baꢁvuranın kötü muamele gördüğü iddiası   1. Tutukluluk süresinde   Baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Binasında polis nezaretinde olduğu sürede   çeꢀitli ꢀekillerde kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu hususta, çıplak   bırakıldığını, yumruklandığını, falaka, elektrik ꢀoku ve Filistin askısına tabi tutulduğunu ve   üzerine tazyikli su sıkıldığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, anüs bölgesine silah sokulduğunu ve   testislerinin ezildiğini ifade etmiꢀtir.   Hükümet bu iddiaları yalanlamıꢀtır.   AĐHM, 3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içerdiğini   yinelemiꢀtir. Terör ve organize suçla mücadele gibi en zor koꢀullarda bile, AĐHS, iꢀkenceyi,   insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemleri kesin olarak yasaklar. AĐHS’nin ve 1 ve 4   numaralı Protokollerin esas maddelerinin çoğunluğunun aksine, 3. madde, istisnaya iliꢀkin bir   hüküm içermemektedir ve ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike halinde dahi 15/2   maddesi uyarınca 3. maddenin ihlaline müsaade edilmez (bkz., Selmouni – Fransa [BD], no.   25803/94; Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).   AĐHM, delilleri değerlendirirken, genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamıꢀtır (Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94; Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96,   Aralık 2004) Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya   çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita – Đtalya [BD], no.   26772/95).   AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın ꢀartlarınca   kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli   olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Bununla birlikte,   bu davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulmuꢀ olması halinde,   AĐHM özellikle çok dikkatli bir inceleme yürütmelidir (bkz., üzerinde gerekli değiꢀiklikler   yapıldıktan sonra, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar; yukarıda anılan Avꢀar).   AĐHM, baꢀvuranın iddia ettiği ꢀekilde uygulanan bir kötü muamelenin, özellikle falaka   ve elektrik ꢀokunun, baꢀvuranın vücudunda izler bırakmıꢀ olabileceğini kaydetmiꢀtir. Bu   izlerin, baꢀvuranı tutukluluğunun sonunda muayene etmiꢀ olan doktor tarafından   gözlemlenmiꢀ olacağını belirtmiꢀtir (bkz., Yüksektepe – Türkiye, no. 62227/00, 24 Ekim   2006). AĐHM, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporunun, abrazyon ve sıyrıkların varlığını   gösterdiğini gözlemlemiꢀtir. Ancak bu tespitler, baꢀvuran tarafından tutukluluğu süresinde   gerçekleꢀtiği iddia edilen ꢀiddetli kötü muameleyi doğrulamak için yeterli değildir. Ayrıca,   dava dosyasında, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporundaki tespitler hakkında ꢀüphe   uyandıracak veya baꢀvuranın iddialarını destekleyecek bir belge veya delil mevcut değildir.   Dava dosyasında, bilhassa, baꢀvuranın tutukluluğunun sonunda baꢀka bir doktor tarafından   muayene edilme talebinde bulunduğuna veya bu talebinin reddedildiğine dair bir gösterge   mevcut değildir.   Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, elindeki delillerin, her türlü makul ꢀüphenin   ötesinde, baꢀvuranın tutukluluk sırasında iddia edildiği gibi kötü muameleye tabi tutulduğu   kararını vermesi için yeterli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına   uygun olarak, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   2. Yakalanıꢀı esnasında   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS uyarınca, sonucunun esasların incelenmesine   bağlı olan ciddi hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğunu değerlendirmiꢀtir. AĐHS’nin   35/3 maddesi çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca,   baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.   AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini   yinelemiꢀtir. Bu delilleri değerlendirmek için “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını   uygulamıꢀ; ancak, böyle bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya   çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabileceğini eklemiꢀtir (yukarıda anılan   Labita). AĐHM, birçok durumda, bir kiꢀinin tutukluluk veya polis kontrolü esnasında   yaralanması halinde, bu durumun kiꢀinin kötü muamele gördüğüne dair güçlü bir karineye yol   açacağı kararını vermiꢀtir (Matko – Slovenya, no. 43393/98, 2 Kasım 2006; Bakbak – Türkiye,   no. 39812/98, 1 Temmuz 2004). Yaraların nasıl gerçekleꢀtiğine iliꢀkin makul bir açıklama   getirmek Devlet’in yükümlülüğüdür ve Devlet’in bu yükümlülüğü yerine getirmemesi   durumunda AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca kesin bir sorun ortaya çıkar (yukarıda anılan   Selmouni; yukarıda anılan Ribitsch).   AĐHM, söz konusu davada, baꢀvuranın tutukluluğunun baꢀlangıcında muayene   edilmediğini kaydetmiꢀtir. Ancak, tutukluluğunun onuncu gününde düzenlenen 12 Ağustos   tarihli sağlık raporu, sol bilek tarafında tamamen iyileꢀmiꢀ 5 cm’lik bir abrazyon, sağ   bilekte 1 x 4 - 5 cm’lik üç sıyrık, sol omuzda tamamen iyileꢀmiꢀ 5 cm uzunluğunda bir sıyrık,   sağ diz altında 1 cm çapında iki abrazyon olduğunu belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın iki gün   çalıꢀmasının uygun olmadığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvuran imzalı 2 Ağustos 1996 tarihli yakalama   raporu, yakalama esnasında baꢀvuranın kaçmaya çalıꢀtığını ve polis memurlarının onu   yakalamak için kuvvete baꢀvurduklarını ifade etmiꢀtir. Ayrıca, 16 ꢁubat 2000 tarihli Đstanbul   Ağır Ceza Mahkemesi kararında, baꢀvuranın vücudundaki yaraların yakalama esnasında   gerçekleꢀmiꢀ olabileceği ifade edilmiꢀtir. Hükümet, ne 12 Ağustos 1996 tarihli rapordaki tıbbi   bulgulara itiraz etmiꢀ ne yaraların nedenlerine iliꢀkin farklı bir ifade sunmuꢀtur.   AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın, baꢀvuru formunda, yakalanma koꢀullarına iliꢀkin ayrıntılı   bir açıklama yaptığını kaydetmiꢀtir. AĐHM’ye göre, baꢀvuranın vücudundaki yaralar,   yakalanması sırasında dört polis memuru tarafından dövüldüğü yönündeki iddiası ile tutarlı   görünmektedir. Bu aꢀamada, AĐHM, benzer durumlarda, yaraların yakalama sırasında   gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini ve görevlilerin gereğinden fazla kuvvet kullanıp   kullanmadıklarını tespit etmenin çok önemli olduğunu vurgulamıꢀtır. Ancak, bu davada,   baꢀvuranın yakalanmasının hemen ertesinde sağlık muayenesinden geçmediğini kaydetmiꢀtir.   Bu muayene görevlilerin atması gereken uygun bir adım olurdu, zira görüꢀlerinde ve yerel   kovuꢀturmada, yakalama sırasında polis memurlarının kuvvete baꢀvurduklarını kabul   etmiꢀlerdir. Bir rapor, söz konusu dönemde mevcut olan yaraların nedeni ve derecesini açığa   çıkarabilirdi. Ayrıca, polis memurlarının, baꢀvuranın söz konusu adreste olacağı yönünde   istihbarat aldıkları, olay raporundan anlaꢀılmaktadır. Sonuç olarak, polis memurları,   baꢀvuranın yakalanmasını garanti etmek için bölgeyi güvenlik içine alma imkanına sahiplerdi   ve onların bir ön hazırlık olmadan harekete geçtikleri söylenemez (bkz. Rehbock – Slovenya,   no. 29462/95).   AĐHM, davanın unsurlarını bütün olarak göz önünde tutarak ve özellikle baꢀvuranın   yakalanıꢀının ilk gününde sağlık muayenesi yapılmadığını dikkate alarak, baꢀvuranın   vücudunda yer alan ve sağlık raporu ile desteklenen yaraların, Devlet’in sorumlu olduğu bir   muamele sonucu gerçekleꢀtiği kararına varmıꢀtır.   Bu hususta, AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği kararını vermiꢀtir.   C. Etkili bir soruꢁturma yürütülmediği iddiası   Baꢀvuran, 3. madde uyarınca ayrıca, yetkililerin, kötü muamele ꢀikayetlerine yönelik   yeterli bir soruꢀturma yürütmediklerini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet iddiaları yalanlamıꢀtır. Yerel yetkililerin baꢀvuranın ꢀikayetlerine yönelik   ciddi bir soruꢀturma yürüttüklerini ifade etmiꢀtir.   Bir kiꢀinin, 3. maddeye aykırı olarak, polis tarafından ciddi ꢀekilde kötü muamele   gördüğü yönünde geçerli bir iddia sunması halinde, söz konusu hüküm, Devlet’in AĐHS’nin   1. maddesi uyarınca “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme’de . . .   açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte ele alındığında, zımnen   etkili bir resmi soruꢀturma gerektirir. Bu soruꢀturma, sorumluların teꢀhisine ve   cezalandırılmasına yol açabilmelidir (bkz. yukarıda anılan Assenov ve Diğerleri; yukarıda   anılan Labita). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe iliꢀkin asgari standartlar, aynı   zamanda, soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu incelemesine açık olması ve yetkili   makamların örnek titizlik ve çabuklukla hareket etmeleri ꢀartlarını kapsamaktadır (bkz.,   örneğin, Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98, 26 Ekim 2004).   Bu davada, AĐHM, baꢀvuranın, kötü muamele iddiasını ulusal makamlara sunduğunu   kaydetmiꢀtir. Sonrasında, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Müdürlüğü’nde baꢀvuranın   ifadesinin alınmasında yer alan dört polis memuru hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatmıꢀtır.   Ancak, AĐHM, bu soruꢀturmanın titizlikle yürütüldüğü, diğer bir deyiꢀle “etkili” olduğu   konusunda ikna olmamıꢀtır.   AĐHM, yerel kovuꢀturma süresinde, baꢀvuranın ifadesinin Sakarya Ağır Ceza   Mahkemesi tarafından alındığını ve dolayısıyla, kendisine, teꢀhis etmesi amacıyla, sanık polis   memurlarıyla yüzleꢀme imkanı tanınmadığını gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, söz konusu cezai   kovuꢀturmanın, sadece, Emniyet Müdürlüğü Binasında baꢀvuranın ifadesinin alınmasında yer   alan polis memurları hakkında baꢀlatıldığını kaydetmiꢀtir. AĐHM’ye göre, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nin baꢀvuranın vücudundaki yaraların yakalama sırasında gerçekleꢀmiꢀ   olabileceği kararına rağmen, yerel kovuꢀturmanın hiçbir aꢀamasında, baꢀvuranın iddiasına   göre kuvvete baꢀvurarak yakalayan dört polis memurunun ifadelerinin alınmamıꢀ olması   dikkat çekicidir. Ayrıca, baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen yaraların kaynağına iliꢀkin bilgi   sağlamak amacıyla 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporunu düzenleyen doktorun ifadesi de   alınmamıꢀtır.   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın kötü muamele gördüğü yönündeki   iddiasına yönelik olarak, yerel makamlar tarafından, AĐHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi   etkili bir soruꢀturma yürütülmediği kararına varmıꢀtır.   Dolayısıyla, bu hususta, 3. madde usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Hükümet’in görüꢀlerine yanıtında, ek ꢀikayetler sunmuꢀtur. Tutukluluk   süresinin 5/3 maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüꢀtür. Ayıca, 5/4 maddesi uyarınca,   tutukluluğunun yasaya uygunluğu hakkında bir mahkemeye baꢀvuramaması konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun olarak, bir konuya ancak “nihai kararın   alındığı tarihten itibaren altı aylık bir süre içinde” bakabileceğini hatırlatmıꢀtır. Altı ay   süresinin iꢀlemesine, genel bir kural olarak, baꢀvuranın baꢀvuruda bulunma niyetini ve   yapılan ꢀikayetlerin içeriklerini gösteren ilk mektubu tarafından ara verilir. Đlk baꢀvuruda yer   almayan ꢀikayetler hususunda, altı ay süresinin iꢀlemesine, ꢀikayetin Sözleꢀme kurumuna ilk   sunulma tarihine kadar ara verilmez (bkz., Allan – Đngiltere, no. 48539/99, 28 Ağustos 2001).   Bu davada, baꢀvuranın 5. madde uyarınca olan ꢀikayetlerine iliꢀkin altı ay süresi 15   Ağustos 1996 tarihinde, tutukluluk süresi sona erdiğinde iꢀlemeye baꢀlamıꢀtır. AĐHM, bu   ꢀikayetlerin 25 Ağustos 2006 tarihi öncesinde bildirilmediğini kaydetmiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca,   baꢀvurunun bu kısmının gerekli süre içinde yapılmadığı nedeniyle reddedilmesi gerektiği   kararına varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 20.000 Amerikan Doları (yaklaꢀık 14.800 Euro) manevi tazminat talebinde   bulunmuꢀtur.   Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, hakkaniyet temelinde karar vererek baꢀvurana 5.000 Euro manevi tazminat   ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan mahkeme masraflarına karꢀılık 6.000 Amerikan   Doları (yaklaꢀık 4.400 Euro) talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın, Đstanbul Barosu’nun ücret listesine dayanan bir avukatlık ücret   sözleꢀmesi sunduğunu kaydetmiꢀtir. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre,   baꢀvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının   makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu   davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde tutan AĐHM, tüm baꢀlıkları   kapsamak üzere 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Yakalanması sırasında baꢀvuranın kötü muamele gördüğü iddiasına ve baꢀvuranın kötü   muamele iddiasına yönelik olarak yetkililerin etkili bir soruꢀturma yürütmediğine iliꢀkin   ꢀikayetlerin kabuledilebilir; baꢀvurunun kalanının kabuledilmez olduğuna;   2. Baꢀvuranın yakalanması sırasında tabi tutulduğu kötü muamele nedeniyle AĐHS’nin 3.   maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuranın polis tarafından kötü muamele gördüğü iddiasına yönelik olarak yetkililerin   etkili bir soruꢀturma yürütmemeleri nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal   edildiğine;   4. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek   üzere ve her türlü vergi ve masraftan muaf tutularak aꢀağıda belirtilen miktarları ödemesine;   (i) 5.000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) yargılama masraf ve gideri;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için   Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulamasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 25 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   F. ELENS-PASSOS   Katip Yardımcısı   F. TULKENS   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło