7989/05

WyrokETPCz2009-10-06ECLI:CE:ECHR:2009:1006JUD000798905

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy poddanie skarżącego torturom podczas zatrzymania oraz późniejsze przedawnienie postępowania karnego przeciwko sprawcom naruszyło art. 3 Konwencji (zakaz tortur i nieludzkiego traktowania) oraz art. 13 (prawo do skutecznego środka odwoławczego)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zarzucane skarżącemu traktowanie (m.in. wieszanie na tzw. wieszaku palestyńskim, elektrowstrząsy, zmuszanie do leżenia na lodzie, pozbawienie snu, ściskanie jąder), potwierdzone raportami medycznymi i ustaleniami tureckiego sądu karnego, stanowiło tortury w rozumieniu art. 3 Konwencji. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3, ponieważ pomimo skazania policjantów przez sąd pierwszej instancji, wyrok został uchylony z powodu przedawnienia, co doprowadziło do ich bezkarności. Trybunał podkreślił, że władze krajowe nie działały z należytą starannością i szybkością, aby zapobiec przedawnieniu, co naruszyło pozytywny obowiązek państwa do prowadzenia skutecznego śledztwa i ścigania sprawców tortur.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Hıdır Polat, został zatrzymany w Stambule 15 marca 1996 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji MLKP. Twierdził, że podczas zatrzymania był poddawany torturom, co potwierdziły raporty medyczne. Złożył skargę karną przeciwko policjantom, a Sąd Karny w Stambule skazał pięciu z nich za tortury. Jednakże, Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok w 2004 r. z powodu przedawnienia, co doprowadziło do bezkarności sprawców.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji zarówno w aspekcie materialnym, jak i proceduralnym. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 20 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 5 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ALĐ HIDIR POLAT - TÜRKĐYE DAVASI (NO:2)   (Baꢀvuru no: 7989/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7989/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   (baꢀvuran) Ali Hıdır Polat’ın Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 ꢁubat 2005 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   M.A. Kırdök, M. Kırdök ve M. Hanbayat tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1960 doğumlu olup Tunceli’de ikamet etmektedir.   Baꢀvuran 15 Mart 1996 tarihinde Đstanbul’da yakalanarak yasadıꢀı örgüt MLKP (Marksist   Leninist Komünist Partisi) üyesi olmakla ꢀüphesiyle gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran 29 Mart 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Savcısı karꢀısına çıkarılmıꢀ, gözaltı süresince kötü muameleye maruz kaldığını öne sürerek   sağlık durumunu belirten bir rapor düzenlenmesini talep etmiꢀtir.   Aynı gün, Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan sağlık raporunda baꢀvuranda « sağ   kalça hizasının iç kısmında 0,5 cm çapında sıyrık, sağ dirseğin iç kısmında ve sağ diz   hizasında 1 cm büyüklüğünde sıyrık» tespit edilmiꢀtir. Baꢀvuranın her iki kolundaki   uyuꢀukluk ꢀikayeti üzerine adli tıp hekimi adıgeçenin hastaneye nakledilerek nörolojik   muayeneden geçirilmesini uygun görmüꢀtür.   Nisan 1996 tarihinde adli bir hekim tarafından yeniden muayene edilen baꢀvurana üç günlük   iꢀ göremezlik raporu verilmiꢀtir.   Baꢀvuran 4 Nisan 1996 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısına giderek Đstanbul Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesinde görevli polislerin kendisine kötü muamele   uyguladıkları yönünde suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Kendisi ile aynı anda gözaltında   bulunan yedi kiꢀi de benzer gerekçelerle ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Mayıs 1997 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı yedi polisi iꢀkence ve kötü muamele   uygulamakla itham etmiꢀ ve TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep   etmiꢀtir.   Baꢀvuranın ve diğer yedi kiꢀinin ꢀikayetleri Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza   mahkemesi) tarafından birlikte incelenmiꢀtir.   Haziran 1997 tarihinde baꢀvuran Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmiꢀtir. Mahkeme   önünde kendisine uygulanan muameleleri ayrıntılarıyla dile getiren baꢀvuran özellikle   saatlerce ayakta kaldığını, buzlu zeminde yatmaya zorlandığını, filistin askısında asılı   tutulduğunu ve elektroꢀok verildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran kötü muamele uygulayan   polisleri teꢀhis edebileceğini belirterek bilhassa polislerden biri olan Bayram Kartal’ın   tehditkar tavırlar sergilediğini iddia etmiꢀtir.   Eylül 1997 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların yer aldığı duruꢀmada baꢀvuranı bir   kez daha dinlemiꢀ ve mahkemede hazır bulunan polislerle yüzleꢀtirmiꢀtir. Baꢀvuran bu   vesileyle polislerden biri hariç hepsinin sorgulamaya katıldıklarını beyan ederek, uygulanan   kötü muamelenin ekip halinde yapıldığını, polislerden birinin emri verip diğerlerinin yerine   getirdiğini öne sürmüꢀtür. Baꢀvuran, Bayram Kartal’ın emirleri verdiğini, yardımcısı olan   Selim Ay, Nafiz Aktaꢀ ve duruꢀmada bulunmayan baꢀka bir kiꢀinin verilen emirlere itaat   ederek iꢀkence yaptıklarını iddia etmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı 27 Mayıs 2002 tarihinde esas hakkındaki mütalaalarında polisler Selim   Ay ve Bayram Kartal’ın fiziki ve psikolojik açıdan iꢀkence uyguladıklarını ifade ederek   TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca adıgeçenlerin mahkumiyetlerini talep etmiꢀtir. Savcı,   haklarında yapılan iddiaların yeterli olmadığı gerekçesiyle diğer polislerin serbest   bırakılmalarını istemiꢀtir.   Haziran 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi sözü edilen suç unsurunun 25 Eylül 2002   tarihinde zaman aꢀıma uğrayabileceğinden hareketle sanıkların avukatından savunmalarını on   beꢀ gün içinde sunmasını talep etmiꢀtir. Bu karar hakimlerden birinin karꢀı oyuna rağmen   oyçokluğuyla alınmıꢀ; yargılamanın beꢀ yıldan bu yana devam ettiği, savunma tarafının   savunmasını hazırlaması için yeterince süre tanındığı, suç unsurunun beꢀ yıllık süre dahilinde   zamanaꢀımına uğrayabileceğinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıꢀtır. Bu duruꢀma   akabinde savunmasını hazırlaması için yeterince süre tanınmasının ardından sanıkların   avukatı davadan çekildiğini ifade etmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 8 Temmuz, 9, 11 ve 23 Eylül 2002 tarihlerinde sanıkların hazır   bulunmaları ve savunmalarını hazırlamaları için davayı ileri bir tarihe ertelemiꢀtir. Bu süre   zarfında aralarında baꢀvuranın da yer aldığı mağdur tarafın avukatı yakın bir tarihte davanın   zaman aꢀımına uğrayacağını yineleyerek mahkemeden sanıkların tutuklu yargılanmaları   yönünde bir karar almasını ya da en azından zamanaꢀımını askıya almasını talep etmiꢀtir.   Mahkeme 23 Eylül’de bir sonraki duruꢀma tarihini zamanaꢀımının dolacağı 25 Eylül 2002   olarak belirlemiꢀtir. Bu karar hakimlerden birinin itirazına karꢀın alınmıꢀ olup, hakim itiraz   gerekçesinde ağır ceza mahkemesinin sanıkların savunmalarını dinleyeceği aynı gün   içerisinde de zamanaꢀımı kararının verilebileceğini dile getirmiꢀtir. Ayrıca sanıkların   savunmalarını hazırlamaları için gerekli süreden yararlandıkları ve savunma haklarının   bilinçli bir ꢀekilde kötüye kullanıldığı, tanınacak yeni bir ek sürenin davanın zamanaꢀımına   uğramasına katkı sağlayacağı vurgulanmıꢀtır.   Eylül 2002 tarihinde Bayram Kartal’ın avukatı duruꢀmaya gelmemiꢀtir. Diğer sanıkların   avukatları davadan çekildiklerini yazılı olarak ifade etmiꢀlerdir. Mağdurların avukatları ise,   daha önce savunma sunacaklarını bildiren davalı avukatlarının sözkonusu duruꢀmaya   gelmemelerinin, savunma hakkının kötüye kullanılması olduğunu ve adıgeçenlerin   amaçlarının davanın adil bir ꢀekilde yürümesini olumsuz yönde etkileme ve mahkemelerin   iꢀlevini yerine getirmemesini sağlamak olduğunu beyanla,sanıkların mahkum edilmesi   taleplerini yinelemiꢀlerdir.   Bu duruꢀmada, Ağır Ceza Mahkemesi, esasa iliꢀkin kararını vermiꢀ ve yeterli delil unsurunun   yer almadığı gerekçesiyle iki polisin beraatına karar vermiꢀtir. Mahkeme polisler Bayram   Kartal, Selim Ay, Yusuf Öz, Nafiz Aktaꢀ ve Sönmez Alp’i haklarında yapılan ithamlardan   suçlu bulmuꢀ, TCK’nın 243/1 ve 2. maddesi uyarınca adı geçenleri bir yıl iki ay hapis   cezasına çarptırmıꢀ ve üç ay on beꢀ gün süreyle kamu hizmetinden men kararı vermiꢀtir.   Mahkeme bu bağlamda cumhuriyet savcısının mütalaaları ile aynı doğrultuda değil fakat   toplam bir cezaya hükmetmiꢀtir.   Mahkeme karar hükmünde davacıların gözaltına alındıkları esnada sağlık durumlarının   yerinde olduğunu vurgulayarak, sağlık raporları ile adı geçenlerin iddialarının uyuꢀtuğunu   dikkate almıꢀtır. Mahkeme ayrıca sözkonusu polislerin özellikle mağdurların gözlerini   bağlayıp, çıplak bıraktıklarını, üzerlerine tazyikli su sıktıklarını, elektroꢀok verdiklerini,   filistin askısına astıklarını, buzlu zeminde yatmaya zorladıklarını, uykusuz bırakıldıklarını ve   ayakta uzun süre beklettiklerini kaydetmiꢀtir. Mahkeme mağdurların testislerinin sıkıldığını,   insan vücudunun normal koꢀullarda katlanamayacağı uygulamalara tabi tutulduklarını ve   fiziksel ve ruhsal anlamda çeꢀitli kötü muamelelere maruz bırakılarak itirafa zorlandıklarını   kabul etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi sonuç itibarıyla görevleri ifade almak ve   sorgulamaları yerine getirmek olan sanıkların Anayasa’nın 17. maddesinde öngörülen   iꢀkencenin yasaklanması hükmüne riayet etmediklerine, CMUK’un 135 ve 135 a) fıkralarında   yer alan ifade ve sorgulama yöntem ve esaslarına uymadıklarına, iꢀkence, kötü muamele,   insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı muamelenin önlenmesini öngören Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’ni ihlal ettiklerine ve iꢀkence suçundan suçlu bulunduklarına kanaat getirmektedir.   Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihinde, TCK’nın 102/4 ve 104/2 maddeleri uyarınca sözü edilen suç   unsurunun beꢀ yıllık süre zarfında zamanaꢀımına uğradığını kaydederek mahkumiyet kararını   bozmuꢀtur. Bunun üzerine yargı süreci tamamlanmıꢀtır.   HUKUK   I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI HAKKINDA   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek baꢀvuranın ceza davasının sonucundan   bağımsız olarak hukuki ve idari mahkemelere baꢀvurarak tazminat talebinde bulunabileceğini   savunmaktadır.   Baꢀvuran Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM geçmiꢀte de birçok kez Hükümetin öne sürdüğü baꢀvuru yollarının dile getirildiğini, iç   hukukta etkili ve resmi baꢀvuru yolunun yokluğunda, bu baꢀvuru yollarının AĐHS’nin 3.   maddesinin gereklerini karꢀılamadığı sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında,   Đlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93). AĐHM bu sonuçtan ayrı tutulmasını gerektirecek   herhangi bir gerekçe görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran gözaltı süresi boyunca kötü muameleye maruz kaldığını ve iç hukuk sürecinde   eksikliklerin bulunduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran AĐHS’nin 3. maddesini ileri   sürmektedir.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM öncelikli olarak bu konudaki yerleꢀik içtihadından ileri gelen temel ilkeleri anımsatır   (Bkz. diğerleri arasında, Ivan Vassilev-Bulgaristan no: 48130/99, 12 Nisan 2007, sözü edilen   Đlhan kararı, Selmouni-Fransa no: 25803/94, Batı vd.-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00;   Okkalı-Türkiye no: 52067/99 ve sözü edilen Fazıl Ahmet Tamer vd). AĐHM, sözü edilen bu   ilkeler ıꢀığında mevcut davayı inceleyecektir.   Bu bağlamda, AĐHM baꢀvuranın iddialarının iki ayrı sağlık raporuna dayandığını, vücudun   farklı bölgelerinde çeꢀitli yara izi ve sıyrıkların tespit edildiğini ve raporlardan birine göre iꢀ   göremezlik nedeniyle üç günlük istirahat verildiğini gözlemlemektedir. Ağır Ceza   Mahkemesi’nin hükmüne göre polislerin uyguladıkları muameleler ciddi suç emarelerini   taꢀımakta ve bu muameleler TCK’nın 243. maddesi uyarınca iꢀkence olarak   nitelendirilmektedir; mahkemenin kararına göre baꢀvuranın gözaltında polislerin gözetiminde   bulunduğu esnada bu tür muamelelerin mağduru olduğu tespit edilmiꢀtir. AĐHM, yapısı ve   ciddiyet derecesi itibarıyla (filistin askısı, elektroꢀok, vs.) mezkur muamelelerde ulusal   yargının yapmıꢀ olduğu tespitin dıꢀına çıkılmasını gerektirecek bir durumun sözkonusu   olmadığına itibar etmekte ve bu uygulamaların AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca «iꢀkence»   kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. Hüseyin Esen-Türkiye   kararı, no: 49048/99, 8 Ağustos 2006).   AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 3. ve 13. Maddesi uyarınca üye devletlere getirilen, kamu   görevlilerinin karıꢀtıkları her türlü, kötü muamele ve iꢀkence eyleminin önlenmesi adına   disiplin bakımından olduğu kadar cezai anlamda da gerekli kovuꢀturmanın yapılmasını   zorunlu kılan pozitif yükümlülükleri hatırlatır. . Bu tür tedbirlerin aynı zamanda caydırıcı bir   yönünün de bulunması gerekir (Bkz. sözü edilen Fazıl Ahmet Tamer). AĐHM bu bağlamda, iç   hukuktaki mahkemeler tarafından elde edilen maddi delil unsurlarının bulunmasına karꢀın,   ceza yargılama sürecinin zamanaꢀımına uğramasından önce ve sorumlu polislerin mutlak bir   cezasızlıktan yararlanmalarının önlenmesi doğrultusunda, ulusal yetkililerin ivedilikle hareket   edip gerekli ihtimamı göstermemelerinin AĐHS’nin 3. maddesinden ileri gelen usulü   yükümlülüklerin ihlalini teꢀkil ettiğine daha önce hükmettiğini vurgular.(Bkz. diğerleri   arasında, Batı vd. ve Abdülsamet Yaman-Türkiye kararı no: 32446/96, 2 Kasım 2004).   Zira mevcut baꢀvuruda, baꢀvurana yapılan muameleler ve sözü edilen polislerin   sorumluluğunun tespit edilmesine rağmen, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı Yargıtay   tarafından bozulmuꢀ; polislerin zamanaꢀımı nedeniyle haklarında yapılan kovuꢀturmalardan   muaf olmaları mutlak bir cezasızlığa yol açmıꢀ, dosyada yer alan unsurlara göre disiplin   kovuꢀturmasına dahi uğramamıꢀlardır.   AĐHM yukarıda tüm sözü edilenler ıꢀığında, AĐHS’nin 3. maddesinin usulen olduğu kadar   esas bakımından da ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran etkili baꢀvuru hakkının ihlal edildiğini ileri   sürmektedir.   AĐHM aynı olaylara dayanan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde usul   bakımından incelendiğini gözlemlemektedir. AĐHM bu hüküm doğrultusunda varılan sonuç   ıꢀığında, sözkonusu ꢀikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağa karꢀı çıkmaktadır.   AĐHS’nin ciddi bir ꢀekilde ihlal edilmesi sonucunda baꢀvuranın mağdur olması çerçevesinde,   AĐHM baꢀvurana 20.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargı sürecinde yapmıꢀ olduğu temsil   giderlerinin karꢀılığında 5.000 Euro ödenmesini talep etmektedir. Baꢀvuran avukatı ile yapmıꢀ   olduğu 5.000 Euro’luk sözleꢀmeyi, çalıꢀma saat ve ücretlerini gösteren makbuzu sunmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı harcamalar için 700 TL (yaklaꢀık 325 Euro) talep   etmekte ve kanıtlayıcı belge niteliğindeki bir belgeyi sunmaktadır.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen   kıstaslar ıꢀığında AĐHM, tüm yargılama giderleri için baꢀvurana 5.000 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmaktadır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımdan olduğu kadar esas bakımından da ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana;   i. 20.000 (yirmi bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için 5.000 (beꢀ bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło