8062/04
WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD000806204
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy ponowne osadzenie w więzieniu osoby cierpiącej na zespół Wernickego-Korsakowa, której kara została wcześniej zawieszona ze względów zdrowotnych, stanowi nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć Konwencja nie nakłada ogólnego obowiązku zwalniania więźniów ze względów zdrowotnych, to cierpienie wynikające z naturalnej choroby może wpaść w zakres art. 3, jeśli jest pogarszane przez warunki detencji przypisywalne władzom. W niniejszej sprawie, po przeprowadzeniu własnego, niezależnego badania przez komisję ekspertów, Trybunał ustalił, że stan neurologiczny i neuropsychologiczny skarżącego nie był na tyle poważny, aby uniemożliwić mu odbywanie kary w warunkach więziennych. Wobec braku dowodów na to, że ponowne osadzenie w więzieniu stanowiłoby traktowanie niezgodne z art. 3, Trybunał nie znalazł naruszenia tego artykułu.Stan faktyczny
Skarżący, Sinan Eren, obywatel turecki urodzony w 1972 roku, został skazany w 2000 roku na 15 lat i 4 miesiące więzienia za przynależność do organizacji terrorystycznej. W latach 1996-2001 prowadził strajk głodowy, protestując przeciwko warunkom w więzieniach typu F, co doprowadziło do rozwoju zespołu Wernickego-Korsakowa. Na podstawie opinii medycznych jego kara została zawieszona w 2002 roku. Jednakże, po kolejnych badaniach, w 2004 roku wydano opinię, że jego stan zdrowia nie wymaga dalszego zawieszenia kary, co doprowadziło do wydania nakazu aresztowania i ucieczki skarżącego. Skarżący złożył skargę do ETPCz, twierdząc, że ponowne osadzenie w więzieniu naruszyłoby jego prawa.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. Trybunał stwierdza, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 5 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SĐNAN EREN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:8062/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG KASIM 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8062/04 baꢀvuru no’lu davanın nedeni,
Türk vatandaꢀı Sinan Eren’in (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 28
ꢁubat 2004 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, avukat yardımından
faydalanarak, Ankara Barosu avukatlarından ꢁ. Sarıhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Türk vatandaꢀı baꢀvuran 1972 doğumludur. Baꢀvurunun yapıldığı sırada baꢀvuran
firariydi.
A. Baꢀvurunun yapılmasına neden olaylar
Silahlı sol örgüt THKP/C-DEVSOL’a mensup olduğundan ꢀüphelenilen baꢀvuran
hakkında, 15 Haziran 1993 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi
tarafından yargılanmak üzere tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran Buca (Đzmir)
Cezaevine hapsedilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 6 Mart 2000 tarihinde, DGM tarafından on beꢀ yıl dört ay hapis cezasına
çarptırılmıꢀtır.
Baꢀvuran, daha sonra Aydın “E tipi” cezaevine ve 26 Aralık 2000 tarihinde de Ankara
“F tipi” cezaevine nakledilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 1996-2001 yılları arasında yatakhane yerine bir veya üç kiꢀilik hücreleri
bulunan “F tipi” hapishanelerinin kurulmasını protesto etmek için uzun süreli açlık grevi
yapmıꢀtır.
Bu süre zarfında birçok defa hastaneye veya bulunduğu cezaevinin revirine sevk
edilmiꢀtir. Mart 2001 tarihinde baꢀvuran Ankara Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıꢀ ve burada 43
gün kalmıꢀtır.
Baꢀvuran 14 Haziran 2001 tarihinde Kırꢀehir Cezaevi’ne nakledilmiꢀ. Baꢀvuran
burada tekrar açlık grevi yapmıꢀtır. Sağlık durumunun kötüye gitmesi üzerine Kırꢀehir daha
sonra da Ankara Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiꢀtir.
Son olarak Kırꢀehir Savcılığı, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMUK) 399.
maddesi gereğince cezasının infazının ertelenmesinin gerekli olduğuna iliꢀkin rapor almak
amacıyla baꢀvuranın Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesini talep etmiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu’nun 3 numaralı Đhtisas Kurulu, Ankara Devlet Hastanesi’nin 28
Ağustos 2002 tarihli raporuna atıfta bulunarak, 9 Ekim 2002 tarihli raporla baꢀvuranda
Wernicke-Korsakoff Sendromu (WK-S) teꢀhisi koymuꢀ ve baꢀvuranın cezasının infazının
iyileꢀene kadar ertelenmesi gerektiğini salık vermiꢀtir.
Kırꢀehir Savcısı, bu raporu gözönünde bulundurarak 15 Ekim 2002 tarihinde
CMUK’un 399. maddesi gereğince yenilenmek üzere altı ay süre için baꢀvuranın cezasının
infazının ertelenmesine karar vermiꢀtir.
Savcılık, erteleme süresinin bitiminden iki hafta önce, yani 26 Mart 2003 tarihinde
baꢀvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından tekrar muayene edilmesine karar vermiꢀtir.
Đhtisas Kurulu, daha önce Ankara Devlet Hastanesi’nde yapılan test ve radyoskopilere
atıfta bulunarak, 30 Nisan 2003 tarihli raporla, baꢀvuranın hala WK-S hastalığını taꢀıdığını ve
cezasının infazının ertelenmesini salık vermiꢀlerdir. Hastalığın sürekli hale gelmesi nedeniyle
ertelenme süresinin belirlenemeyeceğini ve baꢀvuranın tekrar muayene edilmesine gerek
olmadığını belirtmiꢀlerdir.
Kırꢀehir Savcısı bu rapora dayanarak 8 Mayıs 2003 tarihinde, daha önce verilen
cezanın infazının ertelenme süresinin yeni bir karara kadar uzatılmasına karar vermiꢀtir.
Bu arada baꢀvuran, Adli Tıp Kurumu’nun 30 Nisan 2003 tarihli raporuna dayanarak
Anayasa’nın 104. maddesinin öngördüğü Cumhurbaꢀkanı affından yaralanmak amacıyla
talepte bulunmuꢀtur.
Kırꢀehir Savcısı, 30 Temmuz 2003 tarihinde Đstanbul Üniversitesi Hastanesi nöroloji
servisi tarafından baꢀvuranın muayene edilmesini istemiꢀtir. Düzenlenen 12 Ağustos 2003
tarihli raporda, baꢀvuranda “birçok semptom ve ikinci derecede hafıza kaybı” olduğu ortaya
konulmuꢀtur.
Baꢀvuran 13 Ağustos 2003 ve 21 Ocak 2004 tarihlerinde Adli Tıp Kurumu tarafından
yeniden muayene edilmiꢀtir.
Đhtisas Kurulu, 28 Ocak 2004 tarihli raporunda baꢀvuranın sağlık durumunun ne
cezasının infazının ertelenmesini ne de Cumhurbaꢀkanı affını gerektirdiği sonucuna varmıꢀtır.
Doktorlar bu sonuca varmadan önce yukarıda sıralanan sağlık raporlarının tümüne atıfta
bulunmuꢀlardır.
Kırꢀehir Savcısı 23 ꢁubat 2004 tarihinde, baꢀvuran aleyhinde mahkumlara mahsus
yakalama müzekkeresi verilmesine karar vermiꢀtir. Baꢀvuran da firar etmiꢀtir. Mart 2004 tarihinde, baꢀvuranın avukatının yakalama müzekkeresine karꢀı yaptığı
itirazı Kırꢀehir ceza infaz hakimi tarafından “raporlar arasında uyuꢀmazlık ancak raporlar aynı
tarihte düzenlendiğinde sözkonusu olabileceğini, oysa Adli Tıp Kurumu’nun birinci ve ikinci
raporları arasında uzun bir süre geçmiꢀ ve cezanın tecilinin amacının baꢀvuranın iyileꢀmesi
olduğu ve bu da son Adli Tıp Kurumu raporunda ortaya konulduğundan, yakalama
müzekkeresinin yasaya ve muhakeme usulüne uygun olduğu” gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 15 Mart 2004 tarihinde AĐHM’ye Đstanbul Tabip Odası’nın
yukarıda sözü edilen Adli Tıp Kurumu’nun iki raporu arasındaki bilimsel uyuꢀmazlığını
ortaya koyan görüꢀünü sunmuꢀtur.
AĐHM, 19 Mart 2004 tarihinde Türk Hükümeti’nden ihtiyati tedbir altında 29 Nisan tarihine kadar baꢀvuranın cezasının infazının ertelenmesini istemiꢀtir. Mart 2004 tarihinde baꢀvuranın avukatının Kırꢀehir ceza infaz hakiminin verdiği
karara karꢀı yaptığı itiraz Kırꢀehir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.
Kırꢀehir Savcısı 14 Nisan 2004 tarihinde, AĐHM’nin belirttiği ihtiyati tedbire atıfta
bulunarak baꢀvuranın cezasının infazının 30 Nisan 2004 tarihine kadar ertelenmesine karar
vermiꢀtir.
AĐHM, 29 Nisan 2004 tarihinde daha önce belirtilen ihtiyati tedbirin yeni bir karara
kadar uzatılması kararı vermiꢀtir.
Kırꢀehir Savcısı 30 Nisan 2004 tarihinde yeni bir karara kadar yakalama
müzekkeresinin kaldırılmasına karar vermiꢀtir.
B. AĐHM’nin soruꢀturma yapma görevi
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren
fiziksel koꢀullar hakkında fikir edinmek maksadı ile baꢀvuranların avukatlarının ve Hükümet
temsilcilerinin eꢀliğinde iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini
(Tekirdağ ve Đstanbul), Đstanbul Bayrampaꢀa H tipi Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık hizmet
birimini ziyaret etmiꢀlerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu
kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görüꢀmüꢀlerdir.
Heyetin Bayrampaꢀa Cezaevi ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında
kendisine Bilirkiꢀi Kurulu da eꢀlik etmiꢀtir.
2. Bilirkiꢀi kurulu tarafından yürütülen tıbbi muayeneler
AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu’nu, baꢀvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup
bulunmadığını, ꢀayet bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaꢀamına uyum
sağlayabileceğini belirlemekle görevlendirmiꢀtir. Bilirkiꢀi Kurulu ayrıca gerekirse Türk Adli
Tıp Kurumu’nun hazırlamıꢀ olduğu baꢀvuranın sağlık dosyasını incelemekle
görevlendirilmiꢀtir.
Bu bağlamda Bilirkiꢀi Kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin iddia
ettikleri nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp
Kurumu’nun tanısına uygun olarak bunların WK-S görülenlerle aynı olduğunu belirttiklerini
ortaya koymaktadır.
Buradan hareketle Bilirkiꢀi Kurulu, mahkumlarda sık rastlanan olası aꢀırı yükleme ya
da temaruz öğelerini açığa çıkarmak ve hem nörolojik hem de nöropsikolojik alanda ileri
sürülen WK-S’nin gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık
muayenelerine baꢀvurmaya karar vermiꢀtir.
Sağlık muayeneleri Hükümet’in bu amaçla belirlediği Đstanbul Çapa Üniversitesi
Hastanesi’nde 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıꢀtır.
Baꢀvuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiꢀtir.
AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu’nun sağlık raporunda varılan sonuçlar genel olarak sözüedilen
Tekin Yıldız kararında dile getirilmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, hiçbir bilimsel değeri bulunmayan ve daha önceki sağlık raporlarıyla
belirgin bir ꢀekilde çeliꢀkili olan sağlık raporuna dayanarak kaldırılan cezasının infazının
ertelenmesi kararını ileri sürerek, WK-S hastası olduğunu iddia etmekte ve yeniden cezaevine
konulmasının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edeceğini savunmaktadır.
A. Tarafların Savları
1. Hükümet
Hükümet ceza infaz kurumlarındaki koꢀulların uygun olduğunu belirterek, tutuklu ve
hükümlülerin öncelikle sözkonusu infaz kurumunda, yoksa bir hastanede sağlık
hizmetlerinden yararlandıklarını belirtmektedir.
Hükümet’e göre baꢀvuran aynı zamanda etkili bir adli tıp ve hukuk sisteminden de
yararlanmıꢀ, iyileꢀinceye kadar serbest bırakılmıꢀtır. Baꢀvuran iyileꢀtiğinden dolayı, tekrar
cezaevine konulmalıdır.
Hükümet 1996 ve 2000 yıllarında cezaevlerinde toplu olarak baꢀlatılan açlık
grevlerinden bahsederek, 2185 tutuklu ve hükümlünün muayene edildiğini, 691’inin Adli Tıp
Kurumu’na sevk edildiğini, aralarından 140’ının Cumhurbaꢀkanı affından, 87’sinin ise
cezanın infazının ertelenmesinden yararlandığını belirtmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun baskı
altında olduğu ve 2003 yılındaki raporlarında kökten değiꢀikliğe gittiği yönündeki iddia da
dayanaktan yoksundur, çünkü 2003 yılının Ocak ayından sonra 245 kiꢀi, 2004 yılında ise 10
kiꢀi Adli Tıp Kurumu’nun raporlarına göre ertelemeden yararlanmıꢀtır.
Hükümet özellikle Pretty-Birleꢀik Krallık (no: 2346/02, CEDH 2002-III) kararına
gönderme yaparak, baꢀvuranın yeniden hapsedilmesinin, her ne olursa olsun, AĐHS’nin 3.
maddesi kapsamına girecek kadar ciddi seviyede bir muamele teꢀkil etmeyeceğini, zira ilgili
kiꢀinin durumunun, ne kadar üzücü olsa da, yetkili mercilere atfedilebilecek bir fiil veya
ihmalkarlıktan kaynaklanmadığını savunmaktadır.
Sonuç olarak Hükümet, baꢀvuranın yeniden muayene olmak üzere Adli Tıp
Kurumu’na gelmemesinden ötürü, ne baꢀvuranın o anki sağlık durumunun öğrenmenin ne de
Bilirkiꢀi Kurulu’nun hazırladığı rapor hakkında yorum yapmanın mümkün olmadığını ileri
sürmektedir.
2. Baꢀvuran
Baꢀvuran Hükümet’in savına karꢀı çıkmakta ve ꢀikayetlerini sürdürmektedir.
B. AĐHM’nin Takdiri
AĐHS’de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmıꢀ ne de hasta kiꢀilerin durumuna iliꢀkin
özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması
yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düꢀen
yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir
hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koꢀulları
nedeniyle daha da ꢀiddetlenir veya ꢀiddetlenme riski taꢀırsa, tek baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve
Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aꢀacak ꢀiddette bir sıkıntı veya
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ꢀekilde, insan onuruyla bağdaꢀır tutukluluk
koꢀullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya iliꢀkin
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de
yeterli bir ꢀekilde sağlanmalıdır (Kudla-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına iliꢀkin herhangi bir
“genel yükümlülük” belirtilmemiꢀse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elveriꢀlilik
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teꢀkil etmektedir (Bkz., Mouisel, ibidem, ve
Price-Birleꢀik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII). Bu unsur, gözönünde
bulundurulması gereken özgürlüğü kısıtlayıcı ceza infaz koꢀularının bir parçasıdır.
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaꢀamına uygun olmayan ya da
hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutulu
bulundurulması, AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde sorunlara neden olabilir.
AĐHM, davayı incelemeye baꢀlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin
cezalarının infazı konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını dikkate almıꢀtır. AĐHM, Türk
mevzuatının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler,
Cumhurbaꢀkanı’na mahsus olan sağlık gerekçesiyle af yoluna baꢀvurmanın yerini
almaktadırlar.
AĐHM bu iꢀlemlerin, ilk bakıꢀta Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meꢀru
gereklilikleriyle bağdaꢀtırmaları gereken, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin
korunması için uygun güvenceleri oluꢀturduğuna kanaat getirmektedir.
Mevcut davaların özel bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında F
tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla baꢀlattıkları açlık grevleri karꢀısında,
bazı vakaların WK-S olduğu düꢀünülen beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel
rahatsızlıkları olan kiꢀilerin tutulu bulundurulmaları sorunuyla karꢀı karꢀıya kaldığını
hatırlatmak uygun olacaktır. Hasta olan tutukludan birçoğu sağlık gerekçesiyle serbest
bırakılmıꢀtır. Hiç kuꢀkusuz yetkili merciler, bu ꢀekilde tutulu bulundurmanın, toplumun
korunması gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmiꢀlerdir.
Bu durumda, yukarıda belirtilen açlık grevlerine katıldığı anlaꢀılan baꢀvuran, Türk
hukukunun tanımıꢀ olduğu olanaklara ulaꢀabilmiꢀ ve özgürlüğü kısıtlayıcı cezasını çekmeye
tıbben elveriꢀli olduğu belirtilene kadar ve aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar
bu olanaklardan faydalanmıꢀtır.
AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde bu hastalık hakkındaki bilgilerin çok az
olması gözönüne alındığında, baꢀvuranın serbest bırakılmasının temelini oluꢀturan adli tıp
raporlarında varılan sonuçlarıyla beraber, benzeri tedbirlerin alınması konusundaki adli
mercilerin takdirini tartıꢀmaya açacak hiçbir unsur görmemektedir (22 Eylül 1993 tarihli
Klaas-Almanya kararı, A serisi no: 269, s. 17, § 29-30).
AĐHM, izleyen nedenlerden ötürü, verilen yakalama müzekkeresinin dayandığı rapor
gibi, dava konusu adli tıp raporlarında varılan sonuçları tartıꢀma konusu yapacak hiçbir
geliꢀmenin daha sonra meydana gelmediğine inanmaktadır.
AĐHM, delil ikamesi konusunda, ne AĐHS’nin ne de uluslararası mahkemelerde
uygulanan genel ilkelerin kendisine katı kurallar dayatmadığını hatırlatmaktadır. Böylece
kendi düꢀüncelerini oluꢀturmak için uygun olduğunu düꢀündüğü her türlü verilere dayanabilir.
Ayrıca, AĐHM, kabul edilebilirlik ve uygunluğun yanısıra, dosyadaki her unsurun ispat
derecesini özgür bir ꢀekilde değerlendirmektedir (18 Ocak 1978 tarihli Đrlanda-Birleꢀik
Krallık kararı, A serisi no: 25, s. 79, 80, § 209 ve 210).
Bir Savunmacı Devlet’in, AĐHS’den doğan sorumluluklarını yerine getirmediğine
inandıracak ya da ortaya çıkaracak ciddi gerekçelerin bulunup bulunmadığını saptamak
amacıyla AĐHM, ortaya çıkan sorunları sanıkların kendisine sunduğu ve gerekirse re’sen elde
ettiği unsurlar ıꢀığında ele almalıdır (2 Eylül 1998 tarihli Yaꢀa-Türkiye kararı, 1998-VI, s.
2437, § 94).
AĐHM’yi yukarıda belirtilen soruꢀturma görevini düzenlemeye iten neden, inceleme
yapması için gerekli unsurları re’sen elde etme ihtiyacından baꢀkası değildir. Sonuç olarak,
sözkonusu elli üç dava çerçevesinde, bu baꢀvuran gibi bazı baꢀvuranlar, Tabipler Odası’nın
dava konusu raporların bilimsel olarak inandırıcılığını ciddi olarak tartıꢀma konusu yapan
görüꢀlerini sunmuꢀlardır.
Değerlendirmeye alınacak unsurların azlığı karꢀısında, ne baꢀvuranların mektuplarının
ne de Hükümet’in görüꢀlerinin kendisine yeterince ulaꢀmayan AĐHM, bu davaların esası
hakkında karar vermeden önce gerçek koꢀulları ortaya koyacak durumda değildi. Zaten
AĐHM, 7 Temmuz 2003 tarihinde Đçtüzüğe konulan Ek’in kendisine sağladığı görevlerinin
ifası gereğince ve yukarıda sözüedilen içtihadına uygun olarak soruꢀturma yürütmeye ve
sözkonusu değerlendirilmeye alınacak unsurları re’sen elde etmeye karar vermiꢀtir.
Sonuç olarak baꢀvuranlar, 8 ve 13 Eylül 2004 tarihleri arasında AĐHM Bilirkiꢀi Kurulu
tarafından muayene edilmiꢀlerdir. Eylül 2004 tarihinde muayene edilen Eren hakkında, Bilirkiꢀi Kurulu oybirliğiyle,
cezaevi koꢀullarında yaꢀamasını elveriꢀsiz kılan nörolojik ve nöropsikolojik rahatsızlıkların
yeterli olmayacağı sonucuna varmıꢀtır.
Bu koꢀullarda AĐHM, bilirkiꢀi görüꢀlerinin aksine bir karara varamaz. Dolayısıyla
AĐHM, baꢀvuranın yeniden cezaevine konulmasının kendi içinde AĐHS’nin 3. maddesinin
ihlalini oluꢀturduğunu söyleyemez.
AĐHM buradan yola çıkarak sözkonusu maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
II.AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Tarafların Savları
Baꢀvuran, iddiasını desteklememekte, ancak 3. madde için ileri sürülen aynı
nedenlerden ötürü 5. maddeyi ileri sürmekle yetinmiꢀtir.
Hükümet, uygulanmamıꢀ olan hukuki bir kararın AĐHS’nin ihlalini oluꢀturmadığı ve
baꢀvuranın “hükümlü” olarak yeniden cezaevine konulmasının AĐHS’nin 5. maddesine aykırı
olacağının düꢀünülemeyeceği kanaatindedir.
B. AĐHM’nin Takdiri
AĐHM, yaptığı değerlendirmenin ardından, 5. maddeyi ileri sürmekle sınırlı olan
baꢀvuranın ꢀikayetlerinin, 3. madde açısından daha önce görülen sorunlara benzer unsurları
yeniden dile getirdiğini gözlemlemektedir.
AĐHM, sözkonusu hükmün ihlal edilmediği sonucuna varmasını sağlayan tespitlere
atıfta bulunarak, bu davada sözkonusu ꢀikayeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına karar
vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,
1. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Davanın AĐHS’nin 5. maddesi açısından incelemeye gerek olmadığına;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 10 Kasım 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło