8095/02
WyrokETPCz2008-01-31ECLI:CE:ECHR:2008:0131JUD000809502
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego w Turcji naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długotrwały zakaz zabudowy działki sklasyfikowanej jako teren zielony naruszył prawo własności z art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji w związku z art. 14 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie administracyjne, które trwało około 14 lat i 6 miesięcy, było nadmiernie długie, naruszając tym samym wymóg "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że choć sprawa była złożona i wymagała wielu orzeczeń sądów krajowych, to państwo ma obowiązek zorganizować swój system sądowniczy w taki sposób, aby zapewnić rozstrzygnięcie spraw w rozsądnym czasie. W szczególności Trybunał zwrócił uwagę na długie okresy oczekiwania na decyzje w Radzie Stanu. Natomiast w odniesieniu do zarzutu naruszenia prawa własności (art. 1 Protokołu nr 1 w związku z art. 14), Trybunał stwierdził, że skarżący nie wyczerpali krajowych środków odwoławczych, ponieważ nie złożyli pozwu o odszkodowanie za szkody wynikające z zakazu zabudowy, mimo że takie postępowanie było dostępne i nie było z góry skazane na niepowodzenie w świetle prawa tureckiego i orzecznictwa ETPCz.Stan faktyczny
Skarżący byli właścicielami działki w Turcji, która w 1978 roku została sklasyfikowana jako teren zielony, co wiązało się z zakazem zabudowy. W 1990 roku gmina podjęła decyzję o budowie autostrady przez część działki. Skarżący bezskutecznie ubiegali się o pozwolenie na budowę, a następnie wnieśli skargę o unieważnienie decyzji administracyjnej, która przeszła przez wiele instancji sądowych, trwając ponad 14 lat. W międzyczasie turecki Sąd Konstytucyjny uznał przepis stanowiący podstawę zakazu zabudowy za niekonstytucyjny. Część skarżących złożyła również pozew o odszkodowanie na poziomie krajowym, który był w toku w momencie orzekania przez ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
- uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne;
- stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji;
- zasądził łącznie 18 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową (po 3 000 EUR dla każdego skarżącego lub ich spadkobierców);
- zasądził łącznie 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków;
- odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
RABĐA TAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 8095/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8905/02 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀları
Rabia Tan, Çiğdem Koyuncu, Ahmet Dizman, Mehmet Dizman, Ömer Tan ve Erdem Tan’ın
(“baꢀvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesinin
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 21 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur. Baꢀvuranlardan Rabia Tan 22 Nisan tarihinde vefat etmiꢀtir. Baꢀvuranlar Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu davayı
gerek müteveffa akrabalarının adına gerek kendi adlarına devam ettirmek niyetinde
olduklarını beyan etmiꢀlerdir. Öte yandan, baꢀvuran Ahmet Dizman 19 Temmuz 2007
tarihinde vefat etmiꢀtir. Varisleri Nejla Dizman, Neꢀe Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek),
Ebru Dizman ve Barıꢀ Dizman davayı müteveffa akrabaları adına devam ettirmek niyetinde
olduklarını beyan etmiꢀlerdir. Her ne kadar Rabia Tan ve Ahmet Dizman’ın varisleri baꢀvuran
sıfatı taꢀıyorsa da pratik gerekçelerden dolayı mevcut dava Rabia Tan ve diğerleri olarak
anılmaya devam edecektir.
Baꢀvuranlar, baꢀvuranlar arasında bulunan Çanakkale Barosu avukatlarından Erdem Tan
tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar Rabia Tan (1940 doğumlu olup 22 Nisan 2004 tarihinde vefat etmiꢀtir), Çiğdem
Koyuncu (1960 doğumlu), Ahmet Dizman (1947 doğumlu olup 24 Eylül 2007 tarihinde vefat
etmiꢀtir), Mehmet Dizman (1948 doğumlu), Ömer Tan (1962 doğumlu) ve Erdem Tan (1965
doğumlu) Çanakkale’de ikamet etmektedirler.
Baꢀvuranlar, Çanakkale’ye bağlı Biga Đlçesi’nde bulunan bir arsanın malikleridirler. 1978
yılında bir imar planı hazırlayan Biga Belediyesi sözkonusu arsayı ‘yeꢀil alan’ olarak
sınıflandırmıꢀtır. Bu nedenle sözkonusu arsaya iliꢀkin olarak inꢀaat yasağı getirilmiꢀtir. yılında 3914 sayılı Đmar Kanunu’nun 13. maddesinde (6785 sayılı kanun 3194 sayılı
kanunla değiꢀtirilmiꢀtir) yapılan bir değiꢀiklikle üzerinde inꢀaat yasağı bulunan gayrimenkul
maliklerine sözkonusu değiꢀikliğin yürürlüğe girmesini takip eden beꢀ yıl içerisinde bu
sınırlamalara itiraz edebilme imkânı tanınmıꢀtır.
Belediye 7 Haziran 1990 tarihinde imar planında değiꢀiklik yaparak sözkonusu arsanın bazı
bölümlerinden geçen bir otoyol inꢀa edilmesine karar vermiꢀtir.
Baꢀvuranlar 26 Kasım 1990 yılında Belediye’ye inꢀaat izni talebinde bulunmuꢀlardır.
Taleplerinin Belediye tarafından zımnen reddedilmesinin ardından baꢀvuranlar 11 Mart 1991
tarihinde Bursa Đdare Mahkemesi önünde iptal davası açmıꢀlardır. 3194 sayılı kanunun 13.
maddesine istinaden baꢀvuranlar, arsalarına iliꢀkin olarak getirilen sınırlamaya ve belediye
tarafından kendilerine inꢀaat izni verilmemesine itiraz etmiꢀlerdir.
Đdare Mahkemesi, sözkonusu imar planı değiꢀikliğinin arsanın sadece bir bölümünü
ilgilendirdiği ve yeꢀil alan vasfının halen devam ettiği gerekçesiyle baꢀvuranların taleplerini Temmuz 1993 tarihinde geri çevirmiꢀtir.
Danıꢀtay 6 Ekim 1994 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Danıꢀtay, ilk
derece mahkemesinin kısmi bir imar planı değiꢀikliği sözkonusu olduğu ve davacı tarafın
inꢀaat izni talebinin reddine iliꢀkin talebin iptali isteminde bulunduğu hususlarını dikkate
almadığını değerlendirmiꢀtir.
Đdare Mahkemesi 11 Temmuz 1995 tarihinde Danıꢀtay kararına uymamaya karar vererek 13
Temmuz 1993 tarihinde benimsediği kararda ısrar etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar 8 Eylül 1995 tarihinde Danıꢀtay Đdari Davalar Genel Kurulu’na temyiz
baꢀvurusunda bulunmuꢀlardır.
Danıꢀtay Đdari Davalar Genel Kurulu 27 Mart 1998 tarihinde baꢀvuranların temyiz talebini
kabul ederek 11 Temmuz 1995 tarihli kararı bozmuꢀtur.
Belediye tarafından yapılan karar düzeltme talebi 4 Kasım 1999 tarihinde Danıꢀtay Đdari
Davalar Genel Kurulu tarafından reddedilmiꢀtir.
Anayasa Mahkemesi 29 Haziran 2000 tarihinde 3194 sayılı kanunun 13. maddesini
Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiꢀtir. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç kararına (23 Eylül
1982) atıfta bulunan Anayasa Mahkemesi böylesi bir sınırlamanın mülkiyet hakkını
kullanılamaz hale getirdiğini ve bu durumun kamu yararı gerekleriyle haklı
çıkarılamayacağını değerlendirmiꢀtir.
Mahkemenin talebi üzerine 6 Haziran 2001 tarihinde bir bilirkiꢀi raporu hazırlanmıꢀtır. Bu
raporda sözkonusu arsanın yeꢀil alan vasfının ortadan kaldırılamayacağı neticesine varılmıꢀtır. Haziran 2001 tarihli raporda varılan sonuçlara istinaden mahkeme 18 Temmuz 2001
tarihinde baꢀvuranların taleplerini reddetmiꢀtir.
Danıꢀtay 18 Mart 2004 tarihli ilamıyla 18 Temmuz 2001 tarihli kararı onamıꢀtır.
Baꢀvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebi 15 Eylül 2005 tarihinde Danıꢀtay
tarafından reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer Tan ve Erdem Tan diğer dört ortak malikle
birlikte ihtilaf konusu sınırlamalardan kaynaklanan zararlarının tazmini için idare mahkemesi
önünde tam yargı davası açmıꢀlardır. Konuyla ilgili olarak adıgeçen Sporrong ve Lönnroth –
Đsveç kararına atıfta bulunan ilgililer yeꢀil olarak sınıflandırılan arsalarına iliꢀkin olarak
getirilen inꢀaat yasağının uzun süredir devam etmesinin mülkiyet haklarına yönelik haksız bir
ihlal olduğunu savunmuꢀlardır.
Tam yargı davası ilk derece mahkemesi önünde halen devam etmektedir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar medeni dava süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörüldüğü haliyle ‘makul
süre’ ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHM bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu ꢀikayetin baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin
bulunmadığını belirlemektedir. Dolayısıyla bu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde
olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Hükümet, mevcut dava koꢀullarında yargılama süresinin makul olduğu kanaatindedir.
Hükümet davanın karmaꢀıklığına ve konuyla ilgili olarak karar verilmesi için idare
mahkemelerine sekiz kez baꢀvuruda bulunulduğuna dikkat çekmektedir.
Baꢀvuranlar bu savlara itiraz etmektedirler.
AĐHM, Bursa Đdare Mahkemesi’ne baꢀvuruda bulunulduğu 11 Mart 1991 tarihinin dikkate
alınması gereken sürenin baꢀlangıcı olarak belirlenmesi hususunda tarafların hemfikir
olduğunu gözlemlemektedir. Aynı ꢀekilde, yargılamanın, Danıꢀtay tarafından baꢀvuranların
karar düzeltme taleplerinin reddedildiği 15 Eylül 2005 tarihinde sona erdiği hususunda da bir
ihtilaf mevcut değildir (karar düzeltme talepleriyle ilgili olarak, bkz., Rodoplu – Türkiye, no:
41665/02, prg. 27, 23 Ocak 2007). Böylelikle yargılama, yedi defa baꢀvuruda bulunulan üç
dereceden mahkeme önünde yaklaꢀık on dört yıl altı ay sürmüꢀtür.
AĐHM davanın karmaꢀıklığını ve mahkemelerin birçok kez bilirkiꢀi incelemesine baꢀvurarak
sekiz defa hüküm verdiklerini göz ardı etmemektedir. Bununla birlikte, adli sistemlerini
mahkemelerin makul bir süre içerisinde medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili nizalar
konusunda nihai bir karar verebileceği ꢀekilde düzenleme görevi Sözleꢀmeci Devletlere
düꢀmektedir (Comingersoll S.A. – Portekiz, no: 35382/97, prg. 24)
AĐHM, temyiz baꢀvurularının Danıꢀtay’da incelenme süresinin çok uzun olduğunu
kaydetmektedir. Danıꢀtay Đdari Davalar Genel Kurulu’nun karar vermesi için iki buçuk yıl (8
Eylül 1995’ten 27 Mart 1998 tarihine kadar) geçmesi gerekmiꢀtir. Danıꢀtay’ın son temyiz
baꢀvurusuna iliꢀkin olarak bir karar vermesi için ise iki yıl geçmesi gerekmiꢀtir, oysa ki
Danıꢀtay dosya incelemesine, herhangi bir usul iꢀlemi yapmaksızın doğrudan geçmiꢀtir.
Bu itibarla AĐHM ihtilaf konusu yargılama süresinin aꢀırı olduğu ve ‘makul süre’
gerekliliğine cevap vermediği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal
edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN
1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, arsalarının yeꢀil alan olarak sınıflandırılması sebebiyle uzun süredir devam eden
inꢀaat yasağının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen mülkiyet haklarına yönelik
bir ihlal teꢀkil ettiğini iddia etmektedirler.
Hükümet idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açılmadığı cihetle iç hukuk yollarının
tamamının tüketilmediğini savunmaktadır. Gülizar Öz – Türkiye (no: 40687/98, 1 Temmuz
2004) kararına atıfta bulunan Hükümet, 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununun 13.
maddesi çerçevesinde idare aleyhinde bu tür bir tazminat davası açılmasının etkili bir baꢀvuru
yolu olduğuna dikkat çekmektedir.
Baꢀvuranlar bu sava itiraz etmektedirler. Baꢀvuranlara göre, iptal baꢀvurusu yapmalarına
rağmen inꢀaat yasağı halen geçerlidir. Bu çerçevede baꢀvuranlar Ahmet Dizman ve Mehmet
Dizman, 29 yıldır devam eden durumlarına iliꢀkin bir çözüm sağlamayan iç hukuk yollarının
yetersizliği nedeniyle tam yargı davası açmayı dahi denememiꢀlerdir.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca kendisine ancak iç hukuk yollarının tamamı
tüketildikten sonra baꢀvuruda bulunulabileceğini anımsatır. Bu itibarla Hükümetin iç hukuk
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının mevcut davada haklı olup olmadığı meselesi
öncelikli olarak gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili olarak AĐHM her baꢀvuranın ulusal
mahkemelere AĐHS’nin sözleꢀmeci devletlere kendi aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri telafi
etme ya da bu ihlallerden kaçınma – ki bu sözkonusu AĐHS hükmünün sözleꢀmeci devletleri
teꢀvik etme amacında olduğu husustur- fırsatını vermesi gerektiğine dikkat çekmektedir (bkz.
sözgelimi, Cardot – Fransa, 19 Mart 1991, prg. 36). AĐHS’nin 13. maddesinin konusu olan
bu kural ulusal yargının ihlal iddiası karꢀısında etkili bir baꢀvuru imkânı sağladığı (bkz.,
Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 74) varsayımı üzerine kuruludur.
Bu nedenle AĐHM’ye yapılan bir ꢀikâyet en azından özü itibarıyla iç hukukta emredilen süre
ve biçimlere uygun olarak ilgili ulusal mahkemeler önünde gündeme getirilmiꢀ olmalıdır.
Bununla birlikte AĐHS’nin 35. maddesinden doğan yükümlülük olası etkili, yeterli ve
eriꢀilebilir baꢀvuru yollarının gereği gibi kullanılmasıyla sınırlıdır (Sofri ve diğerleri – Đtalya,
no: 37235/97). Esasen AĐHS yalnızca iddia edilen ihlalle ilgili olan müsait ve uygun baꢀvuru
yollarının tüketilmesini emreder. Yalnızca teoride değil uygulamada da yeterli derecede bir
kesinlik olmalıdır. Aksi halde bu baꢀvuru yolları istenen etkililikten ve eriꢀilebilirlikten
yoksun hale gelirler (Akdivar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, prg. 66).
Mevcut davada AĐHM, ilk olarak idare mahkemelerinde iptal davası açan baꢀvuranların inꢀaat
izni vermeyi reddeden Biga Belediyesi’nin kararına itiraz etmekle yetindiklerini tespit
etmektedir. Sözkonusu baꢀvuru yeꢀil alan yaratma iꢀlemine esas teꢀkil eden kamu yararı
gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.
AĐHM, iptal talebinin reddedilmesinin ardından baꢀvuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer
Tan ve Erdem Tan’ın AĐHM’ye mevcut baꢀvuruyu sunduktan sonra bir tazminat elde etmek
maksadıyla idare mahkemeleri önünde bir tam yargı davası açtıklarını gözlemlemektedir. Bu
itibarla, baꢀvuranların bazıları yeni bir iç hukuk yoluna baꢀvurmuꢀtur ve açılan dava halen
ulusal mahkemeler önünde devam etmektedir. AĐHM idare mahkemelerinin nasıl bir karar
verecekleri hususunda tahminde bulunamaz. Öte yandan Türk Hukuku bu türden zararların
tazminini tümden reddetmemektedir (karꢀılaꢀtırınız Sporrong ve Lönnroth, adıgeçen, prg. 71).
Ayrıca AĐHS organları, baꢀarısızlığa mahkûm olduğu tebarüz etmemiꢀ bir baꢀvurunun baꢀarı
ꢀansına iliꢀkin olarak ꢀüphe duyulmasının bu iç hukuk yolunun kullanılmaması için tek baꢀına
haklı bir gerekçe teꢀkil etmeyeceğine devamlı surette dikkat çekmiꢀlerdir (Akdivar ve
diğerleri, prg. 71 ; aynı ꢀekilde bkz. Brusco – Đtalya, no: 69789/01 ; Whiteside – Birleꢀik
Krallık, no: 20357/7 Mart 1994 tarihli Komisyon kararı).
Dolayısıyla AĐHM baꢀvurunun bu bölümünün baꢀvuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer Tan
ve Erdem Tan yönünden erken olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği cihetle AĐHS’nin
35. maddesinin 1. ve 4 fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Baꢀvuranlar Rabia Tan, Ahmet Dizman ve Mehmet Dizman’a iliꢀkin olarak ise AĐHM
adıgeçene baꢀvuranların diğer baꢀvuranlar tarafından açılan tam yargı davasına iꢀtirak
etmediklerini tespit etmektedir. Bu itibarla adıgeçenlerin ꢀikayetleri de iç hukuk yollarının
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar arsalarının yeꢀil alan olarak sınıflandırılması nedeniyle uzun süre devam eden
inꢀaat yasağından kaynaklanan maddi zararlarının tazmini için 1.780.754 ABD Doları
(yaklaꢀık 1.289.626 Euro) talep etmektedirler. Baꢀvuranlar ayrıca maruz kaldıklarını iddia
ettikleri manevi zararın tazmini için 600.000 ABD Doları (yaklaꢀık 432.477 Euro) talep
etmektedirler. Ayrıca AĐHM önünde açılan davanın tarafı olmayan diğer dört ortak malik de
maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuꢀlardır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet sözü edilen ortak maliklerin AĐHM önünde
görülen davanın tarafı olmadığına dikkat çekmektedir.
AĐHM bu dört kiꢀi tarafından dile getirilen talepleri derhal reddeder.
Maddi tazminata iliꢀkin olarak AĐHM baꢀvuranların arsaları üzerinde uzun süredir devam
eden inꢀaat yasağından kaynaklanan zararla ilgili olarak yapılan ꢀikayeti iç hukuk yollarının
tüketilmemesi sebebiyle daha evvel reddettiğini anımsatır. AĐHM ayrıca halen bir tam yargı
davasının ulusal mahkemeler önünde devam ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu
ꢀikayetin reddedilmesi yerinde olacaktır.
Manevi tazminata iliꢀkin olarak ise AĐHM adil tatmine hükmedilebilmesi için yalnızca
baꢀvuranların davasının AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında ulusal mahkemeler tarafından
makul bir süre içerisinde görülmemesinin temel alınabileceğini tespit etmektedir. Konuyla
ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, manevi tazminat olarak baꢀvuranlara ortaklaꢀa
18.000 Euro ödenmesine hükmeder. Bu meblağ aꢀağıdaki gibi pay edilecektir:
-
Varisleri Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu’ya ödenmek üzere Rabia
Tan’a 3.000 Euro ;
-
-
-
-
Ömer Tan’a 3.000 Euro ;
Erdem Tan’a 3.000 Euro ;
Çiğdem Koyuncu’ya 3.000 Euro ;
Varisleri Nejla Dizman, Neꢀe Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek), Ebru Dizman ve
Barıꢀ Dizman’a ödenmek üzere Ahmet Dizman’a 3.000 Euro ;
Mehmet Dizman’a 3.000 Euro.
-
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için 5824
ABD Doları (yaklaꢀık 4.194 Euro) talep etmektedirler. Baꢀvuranlar talepleriyle ilgili olarak
bazı belgeler sunmuꢀlardır.
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadı uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi anlamında yargılama masraf ve
giderlerinin iadesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda
olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür. Mevcut davada elinde bulunan unsurları ve
yukarıda anılan kıstasları dikkate alan AĐHM tüm masraf ve harcamaları için baꢀvuranlara
ortaklaꢀa 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağını değerlendirmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Yargılama süresi yönünden yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak baꢀvurunun kabuledilebilir,
geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna ;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından,
i. manevi tazminat olarak baꢀvuranlara ortaklaꢀa 18.000 Euro (on sekiz bin Euro)
ödenerek bu meblağın aꢀağıdaki ꢀekilde paylaꢀtırılmasına ;
-
varisleri Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu’ya ödenmek üzere Rabia
Tan’a 3.000 Euro ;
-
-
-
-
Ömer Tan’a 3.000 Euro ;
Erdem Tan’a 3.000 Euro ;
Çiğdem Koyuncu’ya 3.000 Euro ;
varisleri Nejla Dizman, Neꢀe Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek), Ebru Dizman ve
Barıꢀ Dizman’a ödenmek üzere Ahmet Dizman’a 3.000 Euro ;
Mehmet Dizman’a 3.000 Euro.
-
ii. masraf ve yargılama giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 1.500 Euro
(bin beꢀ yüz Euro) ödenmesine;
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
fıkralarına uygun olarak 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło