8126/02

WyrokETPCz2009-07-21ECLI:CE:ECHR:2009:0721JUD000812602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak niezależności i bezstronności sądu (ze względu na obecność sędziego wojskowego) naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające ponad siedem lat i jedenaście miesięcy, było nadmiernie długie, co wynikało z braku koordynacji między organami sądowymi i administracyjnymi, a także opóźnień w uzyskiwaniu informacji i wyznaczeniu adwokata z urzędu. Podkreślono, że państwo ma obowiązek zapewnić system, w którym organy aktywnie i stale ułatwiają pracę organów sądowych. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa narusza wymóg niezależności i bezstronności sądu, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Nurettin Giç, obywatel Turcji, został aresztowany 30 grudnia 1992 r. w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji PKK, podczas której w jego domu znaleziono broń. Został oskarżony o przynależność do organizacji terrorystycznej. Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) skazał go na dożywocie 20 października 1999 r., a Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok 28 listopada 2000 r. Postępowanie karne trwało blisko osiem lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania innych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 4200 (cztery tysiące dwieście) euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki proste równe stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego plus trzy punkty procentowe, jeśli płatność nastąpi po upływie tego terminu. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GĐÇ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 8126/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup, ꢀekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Nurettin Giç (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 4 Haziran   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 8126/02 numaralı   baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından   M. Đriz ve Đ. Güler tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1960 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Aralık 1992 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri   yasadıꢀı örgüt PKK’ya düzenlenen operasyon kapsamında baꢀvuranın evinde arama   düzenlemiꢀ ve iki el bombası ile Kalaꢀnikof mermileri bulmuꢀlardır. Baꢀvuran gözaltına   alınmıꢀ, 12 Ocak 1993’te Cumhuriyet Savcısı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi   karꢀısına çıkarılmıꢀ ve tutuklanmasına karar verilmiꢀtir.   Ocak 1993 tarihinde cumhuriyet savcısı TCK’nın 168. ve 169. ve 3713 sayılı Terörle   Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak aralarında baꢀvuranın da yer aldığı on yedi   sanığı PKK mensubu olmakla itham etmiꢀtir.   DGM 18 ꢁubat 1993 tarihinde ilk duruꢀmasını yapmıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde gerçekleꢀtirilen yasal değiꢀiklik ile Anayasanın 143. maddesi   değiꢀtirilmiꢀ ve sonuç itibarıyla askeri hakimin yerini sivil hakim almıꢀtır.   DGM 20 Ekim 1999 tarihinde baꢀvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve   TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Yargıtay 28 Kasım 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Bu karar 6   Aralık 2000 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   ꢁubat 1993 ve 28 Kasım 2000 tarihleri arasında görülen ceza davası sürecinde DGM   düzenli olarak her iki ayda bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. 19 Mart 1993 tarihli tutanaklara   göre DGM, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutuklu suç ortağı sanıklarından A.I.’nın   ifadesinin istinabe yoluyla alınmasını istemiꢀtir. Bu mahkemeden herhangi bir yanıt   alınamadığından DGM 9 Haziran, 21 Temmuz, 8 Eylül, 1 Kasım ve 24 Aralık 1993   tarihlerinde talebini yinelemiꢀtir. DGM, 26 Nisan 1993 tarihinde ilgili ispat edici belgelerle   birlikte polis memurlarının dinlenmesini istemiꢀtir. 6 Haziran, 21 Temmuz, 1 Kasım ve 24   Aralık 1993, 25 ꢁubat, 18 Nisan, 13 Haziran, 22 Temmuz, 26 Ağustos, 19 Ekim ve 25 Kasım   1994, 23 Ocak, 13 Mart, 24 Nisan, 12 Haziran, 24 Temmuz ve 6 Eylül 1995 tarihli   duruꢀmalarda sözkonusu polis memurlarının ifadelerine baꢀvurulması amacıyla savcılığın   emniyetteki ilgili birimleri harekete geçirmesi talebini yinelemiꢀtir. 14 ꢁubat 1996 ve 14   Kasım 1997 tarihleri arasında DGM, her duruꢀmada emniyet müdürlüğünden gelecek yanıtın   beklendiğini ifade etmiꢀtir. 29 Kasım 1996 ve 23 Mayıs 1997 tarihleri arasında DGM Đstanbul   Barosuna baꢀvuran adına resen bir avukat tayin edilmesi için birçok kez çağrıda bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran ise altı duruꢀmaya kendi isteğiyle katılmamıꢀtır.   HUKUK   Baꢀvuran AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle kendisini yargılayıp mahkum   eden mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.   Baꢀvuran ön soruꢀturma kapsamında, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay önündeki süreçte   hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir.   Baꢀvuran son olarak yargılama sürecinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet yapılan baꢀvurunun altı ay kuralına (AĐHS’nin 35/1 maddesi) uygun yapılmadığını   ve dayanaktan yoksun olduğu itirazında bulunmaktadır.   AĐHM Hükümetin ön itirazı ile ilgili olarak bu yöndeki yerleꢀik içtihadına atıfta   bulunmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Okul-Türkiye kararı no: 45358/99, 4 Eylül 2003).   AĐHM bu baꢀvuruda yerleꢀik içtihadının dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir özel   durumun yer almadığını hatırlatmakta ve AĐHS’nin 35. maddesine uygun olarak baꢀvurunun   hiçbir kabuledilemezlik unsurunun bulunmadığına itibar etmektedir. Baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   AĐHM yargılama sürecinin uzunluğu hususunda dikkate alınması gereken dönemin   baꢀvuranın yakalandığı 30 Aralık 1992 tarihinde baꢀlayıp, Yargıtay’ın 28 Kasım 2000 tarihli   kararı ile sona erdiğini ifade etmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaꢀık   yedi yıl on bir aydır.   AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği   önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır   (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94). AĐHM, ayrıca,   yalnızca kamu otoritesinin tutumu nedeniyle meydana gelen uzamalar nedeniyle «makul   sürenin» aꢀıldığı sonucuna varabilir.   AĐHM mevcut baꢀvuruda, aralarında baꢀvuranın da bulunduğu çok sanıklı ve sanıkların ağır   suçlarla itham edildikleri bu davanın belli bir karmaꢀık yapısı olduğunun hakkını vermektedir.   AĐHM baꢀvuranın altı duruꢀmaya katılmadığını tespit etmekte, fakat bu durumun yargılama   süresinin uzamasını açıklamaya yetmediğini dikkate almaktadır.   Yetkili mercilerin tutumuna gelince AĐHM, duruꢀmaların gerçekleꢀtirilmesinde etkisiz   kalınan herhangi bir dönemin bulunmadığını belirlemekte, ancak adli makamlar arasındaki   koordinasyon kopukluğunun hatırı sayılır bu gecikmeye yol açtığını gözlemlemektedir.   AĐHM bu bağlamda, yaklaꢀık iki buçuk yıldan fazla bir süre boyunca Devlet Güvenlik   Mahkemesi tarafından savcılığa polislerin duruꢀmalara katılmaları yönünde çağrı yapıldığını   ve DGM’nin emniyet müdürlüğünden istenen bir bilgi notunu yaklaꢀık bir yıl dokuz ay   beklediğini gözlemektedir. Bunlara ilave olarak, Đstanbul Barosu’nun resen bir avukat ataması   için yaklaꢀık altı ay beklenmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin prensip olarak adaletin en iyi ꢀekilde tecelli etmesini   sağlamaya yöneliktir (Bkz. 12 Ekim 1992 tarihli Boddaert-Belçika kararı). Bununla birlikte,   bir mahkeme bilhassa diğer adli ve idari mercilerden müteaddit kez birtakım bilgiler talep   ediyor ve bunlar uzun yıllar yanıtsız kalıyor ise sözü edilen bu ilkenin özü ortadan   kalkmaktadır.. AĐHM ilgili makamların yanıtlarının beklenmesinden kaynaklı bu gecikmenin   dosyaların incelenme süresini uzatan yargı sisteminden ileri geldiğini not eder. Bu durumda   Devlete düꢀen yükümlülük bir davanın iyi yürütülebilmesi ve adaletin iyi iꢀleyiꢀi bakımından,   ilgili birimlerin adli organların iꢀlerini aktif ve daimi surette kolaylaꢀtırmalarını sağlayacak ve   bunu güvence altına alacak bir sistemi oluꢀturmaktır.   Bu baꢀvuruda AĐHM, mahkemeye sunulan bütün unsurları incelemesinin ardından, yerleꢀik   içtihadını da dikkate alarak yargılama süresinin uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «makul süre»   koꢀuluna uymadığına itibar etmektedir.   AĐHM bu noktada AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle   bu mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki ꢀikayet ile ilgili olarak, benzer   sorunları ortaya koyan birçok ꢀikayetin daha önce incelendiğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin   bu bağlamda ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatır (Bkz. Aslan ve ꢁancı-Türkiye kararı,   no: 58055/00, 5 Aralık 2006; Ceylan-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).   AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca   ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir. AĐHM,   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   Baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlalinin tespiti ıꢀığında   AĐHM, bu ꢀikayetin incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-   Türkiye, 28 Ekim 1998).   Baꢀvuran AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ve maruz kaldığı manevi zararın   karꢀılığında manevi tazminatın ödenmesi konusunda takdiri AĐHM’ye bırakmaktadır.   Baꢀvuran yargılama masraf ve giderleri ile ilgili herhangi bir talepte bulunmamaktadır.   Sözleꢀme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koꢀullarını yerine getirmeyen bir   mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında, baꢀvuranın talebi doğrultusunda yeni bir   yargılamanın baꢀlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir   yöntemi oluꢀturur (Bkz. sözü edilen Gençel kararı). Sonuç olarak AĐHM, baꢀvurana   hakkaniyete uygun 4.200 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taꢀımaması   nedeniyle AĐHS’nin 6.maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak   üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 4.200 (dört bin iki   yüz) Euro ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara   Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit   faizin uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło