8147/02
WyrokETPCz2007-01-16ECLI:CE:ECHR:2007:0116JUD000814702
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego trwającego ponad 13 lat, wciąż w toku, naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania karnego, które trwało około 13 lat i 12 miesięcy dla dwóch instancji i nadal było w toku, była nadmierna i nie spełniała wymogu 'rozsądnego terminu' z art. 6 ust. 1 Konwencji. ETPCz zastosował swoje ugruntowane kryteria oceny rozsądnego terminu, takie jak złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych oraz znaczenie sprawy dla skarżącego. Stwierdził, że rząd nie przedstawił żadnych nowych faktów ani argumentów, które mogłyby prowadzić do odmiennego wniosku, i powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo w podobnych sprawach przeciwko Turcji, w których stwierdzano naruszenia art. 6 ust. 1.Stan faktyczny
Skarżący, Orhan Sakçı, urodzony w 1970 roku, mieszkaniec Diyarbakır, został aresztowany 6 stycznia 1994 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji PKK. W 1994 roku sporządzono protokół zeznań, w którym skarżący przyznał się do członkostwa w organizacji, ale wyraził skruchę. 20 stycznia 1994 roku został aresztowany. 31 stycznia 1994 roku prokuratura oskarżyła go o działalność separatystyczną i przynależność do PKK na podstawie art. 125 Tureckiego Kodeksu Karnego. 16 kwietnia 2004 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır skazał go na dożywotnie ciężkie więzienie. Po apelacji, 6 czerwca 2005 roku Sąd Kasacyjny uchylił wyrok i przekazał sprawę do ponownego rozpoznania Sądowi Karnemu w Diyarbakır. Postępowanie nadal było w toku w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby zasądzania żadnej kwoty tytułem słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SAKÇI - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:8147/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG OCAK 2007
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 8147/02 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Orhan Sakçı’nın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 3 Ocak tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından F. Gümüꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, 6 Ocak 1994 tarihinde yasadıꢀı örgüt PKK’ya mensup olduğu gerekçesiyle
yakalanarak, Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltına alınmıꢀtır. Ocak 1994 tarihinde baꢀvuranın ifade tutanağı düzenlenmiꢀtir. Sözkonusu tutanağa
göre, baꢀvuran suç örgütü üyesi olduğunu ve örgüt bünyesinde faaliyetler yürüttüğünü kabul
etmiꢀtir. Ancak baꢀvuran örgütten ayrıldığını ve faaliyetlerinden piꢀman olduğunu
belirtmiꢀtir. Ocak 1994 tarihinde baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 31 Ocak tarihinde, baꢀvuran ve diğer iki kiꢀiyi, ülkeyi bölücü faaliyetlerde bulunmak ve PKK’ya
mensup olmakla suçlamıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.
maddesi uyarınca baꢀvuranın mahkum edilmesini istemiꢀtir.
DGM 30 Eylül 2003 tarihinde duruꢀma yapmıꢀ ve baꢀvurana verilecek cezanın en az
yedi yıldan fazla olacağını belirterek, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.
DGM, AĐHM önünde ileri sürmek amacıyla, sanıkların bile bile yargılama süresini uzatmaya
çalıꢀtıklarını vurgulayarak, sanıkların tutuklu bulunduğu cezaevlerinin müdürlerinden,
sanıkların duruꢀmalara katılmaları için gerekli bütün özeni göstermelerini istemiꢀtir.
DGM 16 Nisan 2004 tarihinde, baꢀvuranı kendisine atılı olaylardan suçlu bulmuꢀ ve
TCK’nın 125. maddesi uyarınca müebbet ağır hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuran temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
Yargıtay 6 Haziran 2005 tarihind,e ilk derece mahkemesi kararını bozmuꢀ ve davayı
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri göndermiꢀtir.
Dava hala devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinde, AĐHS’nin 6§1 maddesinde öngörüldüğü gibi “makul
süre” ilkesinin tanınmadığını iddia etmektedir.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.
Değerlendirilemeye alınacak dönem 6 Ocak 1994 tarihinde baꢀlamıꢀ ve hala sona
ermemiꢀtir. Dolayısıyla bu dönem iki mahkeme için ꢀimdiden yaklaꢀık on üç yıl on iki ay
sürmüꢀtür.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet AĐHM’yi, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle baꢀvuruyu
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet baꢀvuranın ꢀikayetini ulusal mahkemeler önünde dile
getirmediğini savunmaktadır.
Bu bakımdan AĐHM, Türk hukuk düzenin, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca
yargılananların yargılama süresinden ꢀikayetçi olmalarını sağlayacak etkili baꢀvuru yolunu
sunmadığını daha önce tespit etme olanağını bulduğunu vurgulamaktadır (Tendik ve diğerleri-
Türkiye, no: 23188/02). Ancak baꢀvuranın ꢀikayetine cevap verecek nitelikte bir baꢀvuru
yoluna sahip olduğu ortaya konulmamıꢀtır. Buradan Hükümet’in itirazının bu noktada dikkate
alınamayacağı ortaya çıkmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığını
tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, bu ꢀikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile
çeliꢀmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla ꢀikayeti kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa Dair
AĐHM, yargılama süresinin makul yönünün, dava koꢀullarına göre ve özellikle
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu ile baꢀvuranlar için davanın
önemi gibi içtihadının yer verdiği kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Frydlender-Fransa, no: 30979/96).
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiꢀ ve
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (sözüedilen Frydlender).
AĐHM, mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir
sonuca ulaꢀtırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu gözlemlemektedir. AĐHM,
konuya iliꢀkin içtihadını gözönüne alarak bu davada yargılama süresinin uzun olduğuna ve
“makul süre” zorunluluğuna cevap vermediğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran Đçtüzüğün 60. maddesi uyarınca hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıꢀtır.
Dolayısıyla AĐHM, bu bakımdan baꢀvurana herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli
olmadığına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 16 Ocak 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło