8534/02
WyrokETPCz2008-05-20ECLI:CE:ECHR:2008:0520JUD000853402
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy złe traktowanie skarżących przez siły bezpieczeństwa oraz brak skutecznego i terminowego dochodzenia w tej sprawie stanowiły naruszenie art. 3 Konwencji o ochronie praw człowieka i podstawowych wolności?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżących, potwierdzone raportami medycznymi i zeznaniami świadków, powstały w czasie, gdy znajdowali się pod kontrolą sił bezpieczeństwa, a rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia, co skutkowało naruszeniem art. 3 w aspekcie materialnym. W aspekcie proceduralnym Trybunał stwierdził, że choć dochodzenie zostało wszczęte, jego przewlekłość, opóźnienia w postawieniu zarzutów i ostateczne umorzenie sprawy z powodu przedawnienia uniemożliwiły ustalenie odpowiedzialności i ukaranie sprawców, co naruszyło obowiązek państwa do przeprowadzenia skutecznego dochodzenia.Stan faktyczny
Skarżący, Sıddık Tekin, Haşim Elmas i Tayyar Kılıç, obywatele Turcji, twierdzili, że 21 lipca 1999 r. zostali poddani złemu traktowaniu (biciu, groźbom, złamaniu zębów) przez siły bezpieczeństwa podczas operacji wojskowej w ich wiosce. Tego samego dnia zgłosili skargę do prokuratury, a badania lekarskie potwierdziły ich obrażenia. Krajowe postępowanie karne przeciwko żołnierzom trwało wiele lat i ostatecznie zostało umorzone z powodu przedawnienia, bez ustalenia odpowiedzialności za złe traktowanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym.
3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg dotyczących art. 6 i 13 Konwencji.
4. Zasądził na rzecz Sıddıka Tekina 9 000 EUR, Haşima Elmasa 14 000 EUR i Tayyara Kılıça 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększone o odsetki.
5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
TEKĐN vd. -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:8534/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mayıs 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8534/02) no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀları Sıddık Tekin, Haꢀim Elmas ve Tayyar Kılıç’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne 31 Ocak 2001 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini
güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca
yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Türk vatandaꢀı olan baꢀvuranlar, Tekin, Elmas ve Kılıç sırasıyla 1956, 1973, 1961 doğumlu
olup ꢁemdinli’de (Hakkari) ikamet etmektedirler. Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin öldüğü çatıꢀmaların ardından Altınsu
köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından ꢀüphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir
operasyon gerçekleꢀtirmiꢀlerdir.
Aynı gün, baꢀvuranlar, ꢁemdinli Cumhuriyet Savcılığına kötü muameleden dolayı
ꢀikayetlerini sunmuꢀlar, Savcılık da sözkonusu ꢀikayeti kabul etmiꢀtir.
Tayyar Kılıç, saat 6.30 sıralarında astsubay veya bir çavuꢀun dört, beꢀ askerle birlikte evinde
arama gerçekleꢀtirdiğini ifade etmiꢀtir. Tayyar Kılıç’ın gözlerini bağladıktan sonra, askerler
Kılıç’ı evinin yakınındaki bir köprüye doğru götürmüꢀler ve teröristlere yataklık etmekle
suçlamıꢀlardır. Giysilerini çıkarttıktan sonra, askerler, sopa ile Kılıç’ın alnına ve yüzüne
vurmuꢀlar, diꢀlerini kırmıꢀlar ve bir saat boyunca ayakta tutmuꢀlardır. Çetin Çelik ve Maria
Çelik, Kılıç’ın giysilerinin çıkarıldığını görmüꢀlerdir ancak kimse köprünün altında Kılıç’ın
dövüldüğünü görmemiꢀtir. Annesi Rihan Ertürk ve üvey kız kardeꢀi Sabiha Kılıç, Tayyar
Kılıç’ın çığlıklarını duymuꢀlardır. Gözleri bağlı olduğu için Kılıç, kendisine vuran askerleri
teꢀhis edememiꢀtir.
Sıddık Tekin, saat beꢀ veya altı sıralarında, Kayseri Komando Tugay’ın da görevli bir
astsubay ile beꢀ askerin evinde arama yaptığını ifade etmiꢀtir. Astsubay, Tekin’i evinin
yakınındaki bir elma ağacının altına götürmüꢀ ve köye gelen teröristler ile ilgili olarak
sorgulamıꢀlardır. Astsubay ve askerler, Tekin’in gözlerini bağlamıꢀ ve vücudunun farklı
yerlerine vurmuꢀlardır. Astsubay, küfür etmiꢀ ve kendisini teꢀhis etmeye çalıꢀıp çalıꢀmadığını
sormuꢀtur. Baꢀvuranın, ꢀikayette bulunacağını ifade etmesi üzerine askerler, baꢀvuranı ölümle
tehdit etmiꢀlerdir. Đçlerinden biri havaya iki el ateꢀ etmiꢀtir. Baꢀvuranın erkek kardeꢀi, Ferik
Tekin ile Bayram Demir ve Sürmi Demir olaya tanık olmuꢀlardır ve baꢀvuran sözkonusu
kiꢀilerin dinlenmesini talep etmiꢀtir.
Haꢀim Elmas, Kayseri Komando Tugay’ın da görevli iki subay ve sekiz askerin, saat beꢀ veya
altı sıralarında, çobanlık yaptığı Dereboyu mezrasına geldiklerini ifade etmiꢀtir. Köye doğru
yaklaꢀık bir buçuk kilometrelik bir yürüyüꢀün ardından, askerler, saldırıda bulunduklarından
ꢀüphelenilen teröristler ile ilgili olarak Elmas’ı sorgulamıꢀlar ve teröristlere yardım ve
yataklıkta bulunan köylüleri kendilerine söylemesini istemiꢀlerdir. Elmas’ın bu konuda bilgisi
bulunmadığı ꢀeklinde yanıt vermesi üzerine askerler, Elmas’a vurmuꢀlardır. Subay, Elmas’a
yumruk atarken içlerinden biri de Elmas’ı tutmuꢀtur. Elmas’ın diꢀleri kırılmıꢀtır. Ardından
askerler, tüfeklerini Elmas’a doğru doğrultmuꢀlar ve ölümle tehdit edip vücudunun farklı
bölgelerine dipçikle vurmuꢀlardır. Hamit Kılıç, Mumi Kılıç, ꢁefik Tekin ve Fatma Tekin
sözkonusu muamelelere ꢀahit olmuꢀlardır.
Yine 21 Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuranlar, sağlık muayenesinden geçirildikleri ꢁemdinli
Hastanesi’ne sevk edilmiꢀlerdir. Đlgili sağlık raporunun nüshası okunamaz durumdadır.
A. ꢁemdinli Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruꢀturma Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuranlar, farklı muayenelerden geçirilmiꢀtir. Bu konuda
düzenlenen raporlarda izleyen yaraların varlığı belirtilmiꢀtir:
-
-
-
Tayyar Kılıç: sağ gözde, periorbital hematom, ekimoz ve subkonjektival hemoroji ve
sol ayak bileğinde 4x4 cm cilt altı hematomu mevcuttur.
Sıddık Tekin: sağ kulağında, yüzeysel cilt sıyrıklarına bağlı kabuklar, alt dudakta
yırtılma ve üç diꢀte lüksasyon mevcuttur.
Haꢀim Elmas: Burnunda 1 cm’lik bir yırtık, alt dudakta, hematom ve kabuklar ve yine
alt dudakta yırtılma ve dört diꢀte derin alveol fraktürü mevcuttur.
Doktor, Kılıç’a on bir gün, Tekin’e on üç gün, Elmas’a yirmi gün iꢀgöremez raporu vermiꢀtir. Temmuz 1999 tarihinde, Savcı, baꢀvuranların tanık olarak gösterdikleri Ferik Tekin, Sürmi
Demir ve Fatma Tekin’in ifadelerini almıꢀtır. Sözkonusu tanıklar, askerlerin, baꢀvuranlar
Sıddık Tekin ve Haꢀim Elmas’a vurduklarını gördüklerini beyan etmiꢀlerdir. Temmuz 1999 tarihinde, ꢁemdinli Jandarma Asayiꢀ Komando Bölük Komutanlığı’nda
görevli Yüzbaꢀı Burhan Eskici, ꢁemdinli Jandarma Komutanlığı’na, operasyona katılan
askerlerin listesini iletmiꢀtir. Listede, doksan beꢀ askerden oluꢀan beꢀ komanda birliği ile
ꢀoförlerden oluꢀan bir birlik mevcuttur. Ayrıca, askerlerden bazılarının terhis edildiği
belirtilmiꢀtir. Temmuz 1999 tarihinde, ꢁemdinli Jandarma Komutanlığı, sözkonusu listeyi Savcıya
iletmiꢀtir.
Aynı gün Savcı, baꢀvuranların köyünde aramalara katılan tüm askerlerin hakim karꢀısına
çıkarılmasını ve terhis edilen askerlerin listesinin sunulmasını talep etmiꢀtir.
Görevlendirme belgesine göre, baꢀvuranların köyünde düzenlenen operasyon üç aꢀamada
gerçekleꢀmiꢀtir. Đlk aꢀama, sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunda görevli askerler
ve ꢁemdinli Jandarma Komutanlığı’na görevli askerler tarafından arama bölgesine giriꢀlerin
engellenmesini içermekteydi. Đkinci aꢀama sırasında, Komando Bölük Komutanlığı’nın beꢀ
birliği ve sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunun dört birliği aramaları
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Üçüncü aꢀama sırasında, birlikler, Kayseri Komando Tugayı operasyon
birlikleri ile eꢀgüdümlü olarak geri çekilmiꢀlerdir. Operasyonun komutası Albay tarafından
sağlanmıꢀtır. Ağustos 1999 tarihinde ꢁemdinli Jandarma Komutanlığı Cumhuriyet Savcısına terhis edilen
on dokuz askerin listesini sunmuꢀtur.
Cumhuriyet Savcısı aynı gün Sıddık Tekin ve Tayyar Kılıç’ın ve dokuz tanığın da katıldığı bir
kimlik tespiti yapmıꢀ, altı askerin kimliğini saptamıꢀtır.
Kimlik tespit tutanağında iꢀlemin ne ꢀekilde gerçekleꢀtirildiği belirtilmemiꢀtir.
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı tarafından kimlikleri saptanan askerler haklarında yapılan
suçlamaları reddetmiꢀtir.
Komutan Burhan Eskici hiçbir askere bir baꢀkasını dövmesi emrini vermediğini belirtmiꢀtir.
Komutan Eskici baꢀvuranların kimlik tespiti sırasında yalan söylediklerini, zira kendilerinin
bir terör olayına karıꢀmaları dolayısıyla Jandarma karakoluna götürüldüklerini dile getirmiꢀtir.
Adı geçen Jandarma Komutanı olması nedeniyle yöre halkının kendisini tanıdığını ve
sözkonusu bölgeye operasyonlar nedeniyle sık sık gittiğini sözlerine eklemiꢀtir.
Ferit Günerhan baꢀvuranların oturduğu bölgede aramalar yaptığını yalanlamıꢀ ve bu
söylediklerini doğrulamaları için askerler Fırat Alaca, Hasan Ertekin ve Aꢀkın Adıꢀen’in
isimlerini vermiꢀtir. F. Günerhan kimlik tespitine karꢀı çıkarak köylülerin kendisini bu
operasyon öncesinde de tanıdıklarını ifade etmiꢀtir.
Mustafa Yıldıran Ferit Günerhan ile aynı yönde ifade vermiꢀtir. M. Yıldıran operasyon
sırasında astlarını bile ayırmak imkânsızken kendisini teꢀhis eden ꢀahsın astı tarafından teꢀhis
edilmesinden dolayı ilgili kimlik tespitine karꢀı çıkmaktadır.
Erdem Onar, Recai Atıcı ve Đrfan Kurumer çavuꢀlar Murat Can ve Hakan Tekgül’ün
komutasında operasyona katıldıklarını, bu esnada baꢀvuranlarla hiçbir ꢀekilde
karꢀılaꢀmadıklarını beyan etmiꢀlerdir.
Cumhuriyet Savcısı 3 Ağustos 1999 tarihinde kimlikleri saptanan askerlere karꢀılık sekiz
görgü tanığını dinlemiꢀtir.
Bir tercüman aracılığıyla dinlenen görgü tanıkları Sabiha Kılıç ve Hamide Öztürk baꢀvuran
Tayyar Kılıç evdeyken askerlerin evi aradıklarını söylemiꢀlerdir. Askerler daha sonra T.
Kılıç’ı gözleri bağlı evden çıkarmıꢀlar, o civarda giysilerini soyup yumruk ve sopalarla
dövmüꢀler, daha sonra köprüden aꢀağı atmıꢀlar ve uzun bir süre burada tutmuꢀlardır.
Baꢀvuranın sesini evden duymuꢀlar fakat onu kurtarmaları engellenmiꢀtir. Adı geçenler
baꢀvuran Tayyar’ı kanlar içinde baꢀı ve yüzü ꢀiꢀ ve diꢀleri de kırık vaziyette bulduklarını dile
getirmiꢀlerdir.
Çetin Çelik ve tercüman vasıtasıyla ifadesi alınan Mumi Çelik ve Maria Çelik de aynı ꢀekilde
baꢀvuran Tayyar Kılıç’ın askerler tarafından köprüye kadar götürüldüğünü gördüklerini beyan
ederek olayları benzer biçimde tasvir etmiꢀlerdir.
Bayram Demir baꢀvuran Sıdık Tekin’in askerler tarafından bir ceviz ağacının altına
götürülerek sopayla dövüldüğünü, kadınların engel olmak istemesi üzerine de askerlerin
havaya ateꢀ ettiklerini gördüğünü beyan etmiꢀtir. Adıgeçen, kötü muamelelerden sorumlu
askerlerin kimliklerini yahut rütbelerini bilmediğini belirtmiꢀtir.
ꢁefik Tekin baꢀvuran Haꢀım Elmas’ı beꢀ altı asker tarafından yaklaꢀık elli metre kadar
uzaklıkta bir alanda dövülürken evinden gördüğünü, o mesafeden baꢀvuranı tanıyamadığını
ancak daha sonra o ꢀahsın baꢀvuran olduğunu öğrendiğini, bir subay iki çavuꢀ ve üç er olmak
üzere aynı askerlerin evine geldiklerini, daha sonra kardeꢀi baꢀvuran Sıddık Tekin’in evine
gittiklerini, iki askerin ise arama yapmak için evinde kaldığını, beꢀ dakika sonra kardeꢀinin
eꢀinin gelerek kocasının askerler tarafından götürüldüğünü söylediğini, arama bitene kadar
evden çıkmasına izin verilmediğinden kardeꢀinin köprüye götürülüꢀünü görmediğini beyan
etmiꢀtir.
Ertesi gün ifadesine baꢀvurulan tanık Hamit Kılıç ise askerlerin baꢀvuran Elmas’ı evinden
yaklaꢀık 200 metre mesafede bir yerde dövdüklerini gördüğünü beyan etmiꢀtir.
Savcı 11 Ağustos 1999 tarihinde tanık sıfatıyla üç askerin ifadesini almıꢀtır.
Murat Can, Đrfan Kurumer’in kendi komutasındaki birliğe bağlı olduğunu ve baꢀvuranların
mezrasında yapılan aramalara katılmadığını, telsizle bilgi verilmesi üzerine Ferit Günerhan’ın
komutasındaki birliğin ve kendi birliğinin Efkar Dağı zirvesine doğru hareket ettiğini
belirtmiꢀtir.
Hasan Ertekin ve Fırat Alaca Ferit Günerhan tarafından komuta edilen birliğe bağlı
olduklarını, Efkar Dağı yamaçlarında arama yaptıkları esnada telsizle kendilerine bilgi
verilmesi üzerine Murat Can tarafından komuta edilen birlikle beraber zirveye doğru hareket
ettiklerini, daha sonra aramalarını köyün etrafında sürdürdüklerini ve baꢀvuranların yaꢀadığı
köye asla girmediklerini beyan etmiꢀlerdir. Eylül 1999 tarihinde ifade veren Aꢀkın Adıꢀen de Hasan Ertekin ve Fırat Alaca’nın
ifadelerini teyit etmiꢀtir.
Savcı, 15 Kasım 1999 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı ꢁemdinli Đlçe Đdare
Kurulu’na havale etmiꢀtir. ꢁemdinli Đlçe Đdare Kurulu ise bir soruꢀturmacı tayin etmiꢀtir.
B. ꢁemdinli Đlçe Đdare Kurulu önündeki süreç
Soruꢀturmacı haklarında ithamda bulunulan askerlerin, baꢀvuranların ve tanıkların ifadelerini
almıꢀtır.
Soruꢀturmacı 25 Haziran 2001 tarihli raporunda, tanıkların, Kayseri Komando Tugayı’na
bağlı askerlerin baꢀvuranları dövdüğünü gördüklerini beyan etmelerine rağmen yüzleꢀtirme
sırasında ꢁemdinli Jandarma Komutanlığı Komando Bölüğü’ne bağlı askerleri teꢀhis
ettiklerine, çavuꢀ Ferit Günerhan’ı teꢀhis ettiklerini ancak Ferit Günerhan’ın arama yaptığı
bölgenin olay yerine yaklaꢀık dört kilometre mesafede olduğuna iꢀaret ederek baꢀvuranların
tanıkları tarafından verilen ifadelerin çeliꢀkili olduğunu belirtmiꢀtir.
Soruꢀturmacının vardığı neticeye istinaden ꢁemdinli Đlçe Đdare Kurulu 4 Temmuz 2001
tarihinde ithamda bulunulan güvenlik güçleri hakkında kovuꢀturmaya yer olmadığı kanaatine
varmıꢀtır.
Baꢀvuranların itirazını görüꢀen Van Bölge Đdare Mahkemesi ꢁemdinli Đlçe Đdare Kurulu’nun
kararını iptal etmiꢀtir. Mahkeme, ifade ve teꢀhis tutanakları ve tıbbi raporlara istinaden
baꢀvuranların kötü muameleye maruz kaldığının sabit olduğu hükmüne varmıꢀtır.
C. Askerler aleyhinde açılan ceza davası
Savcı 14 Kasım 2001 tarihinde altı asker hakkında kötü muamele iddiasıyla suçlamada
bulunmuꢀtur.
ꢁemdinli Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülen davada 30 Ocak 2002 ile 13 Temmuz 2005
tarihleri arasında otuzdan fazla duruꢀma yapılmıꢀtır. Bu duruꢀmalarda mahkeme muhtelif usul
iꢀlemi gerçekleꢀtirerek baꢀvuranların, sanık ve tanıkların ifadelerini almıꢀ, bunun için adres
tespitlerinin yapılması ve bazen de birçok defa istinabe talimatı verilmesi gerekmiꢀtir. Nisan 2002 tarihinde yapılan duruꢀmada baꢀvuranlar savcıya verdikleri ifadelerini
yinelemiꢀlerdir. Baꢀvuran Sıddık Tekin sanık Burhan Eskici’yi ihtilaf konusu kötü
muamelelerin sorumlusu olarak göstermiꢀtir. Sıddık Tekin sanıklar Burhan Eskici ve Recai
Atıcı’yı daha önceden tanıdığı için teꢀhis etmiꢀ, diğer sanıkları ise olayların üzerinden zaman
geçtiği için tanıyamadığını belirtmiꢀtir. Aynı duruꢀmada Asliye Ceza Mahkemesi aleyhte on
altı tanık dinlemiꢀtir.
Đstinabe yoluyla 8 Mayıs 2002 tarihinde ifadesine baꢀvurulan sanık Recai Atıcı daha önce
verdiği ifadeleri tekrar etmiꢀtir. Adı geçen sanık, baꢀvuranlar yüzleꢀtirme sırasında son grup
olarak gösterilen askerleri teꢀhis etmiꢀlerse de daha önce gösterilen askerlerden hiçbirini
tanıyamadıklarını belirtmiꢀtir.
Haziran ve Ekim 2002 tarihleri arasında görgü tanıkları Aꢀkın Adıꢀen, Murat Can, Murat
Bakal, Ahmet Çöne ve Hakan Tekgül istinabe tarafından dinlenmiꢀtir. Ahmet Çöne
baꢀvuranlar tarafından öne sürülen iddiaların dayanaksız olduğunu belirterek sanık askerlerin
komutan Burhan Eskici’nin komutanlığında olduklarını, kendisinin de ikinci komutanlıkta
bulunduğunu, iki komutanlığın sık sık telsizle, zaman zaman da yüz yüze haberleꢀtiklerini
ifade etmektedir. Ocak 2003 tarihinde sanık Ferit Günerhan daha önceki beyanlarını yinelemiꢀtir.
Asliye Ceza Mahkemesi 21 Mart 2003 tarihli duruꢀmada sanık Burhan Eskici’nin istinabe
yoluyla ifadesinin alındığını hatırlatmıꢀtır.
Baꢀvuran 23 Ocak 2003 tarihli yazılı savunmasında kimlik tespiti iꢀlemini eleꢀtirmiꢀtir.
Sanık Mustafa Yıldırım’ın ve tanık Fırat Alaca’nın istinabe yoluyla alınan beyanlarının kayda
geçmesi beklenirken 21 Mart 2003 ve 14 Ocak 2004 tarihleri arasındaki yedi duruꢀma
ertelenmiꢀtir. Asliye Ceza Mahkemesi 11 ꢁubat 2004 tarihli duruꢀma esnasında isimlerindeki
benzerlikten kaynaklanan bir hata nedeniyle sanık Mustafa Yıldıran’ın yerine dinlenen bir
kiꢀinin ifadesini dosyaya eklemiꢀtir. 10 Mart 2004 ve 28 Ocak 2005 tarihleri arasındaki on iki
duruꢀma görgü tanığı Fırat Alaca’nın ifadelerinin kaydı tamamlanıncaya dek baꢀka bir tarihe
ertelenmiꢀtir. Mahkeme 29 Aralık 2004 tarihli duruꢀmada sanıklar Erdem Onar ve Mustafa
Yıldıran’ın ifadelerine baꢀvurulmadığını hatırlatarak bunların istinabe yoluyla alınmasını
istemiꢀtir.
Asliye Ceza Mahkemesi 23 ꢁubat 2005 tarihli duruꢀmada, istinabe tarafından ifadesine
baꢀvurulan ve ayrıntıları artık hatırlamadığını belirten görgü tanığı Fırat Alaca’nın beyanını
dosyaya eklemiꢀtir.
Mahkeme 20 Nisan 2005’teki duruꢀmada sanık Erdem Onar’ın istinabe tarafından
dinlendiğini not etmiꢀtir. Adı geçenin beyanlarına göre köylülerin hepsi köydeki meydana
toplanmıꢀ, köy muhtarının ve ev sahiplerinin huzurunda aramalar yapılmıꢀ, bu esnada hiçbir
köylüye kötü muamelede bulunulmamıꢀtır. Mayıs 2005’te istinabe tarafından dinlenen Mustafa Yıldıran kimlik tespiti iꢀlemine karꢀı
çıkmıꢀ ve yeni bir kimlik tespiti talep etmiꢀtir. M. Yıldıran kendisinin kimlik tespiti öncesinde
beꢀli altılı gruplar halinde yüzlerce üniformalı askerin Cumhuriyet Savcısı’nın makamında
hazır bulunduklarını ve askerlerin kendilerini teꢀhis eden üç kiꢀiyi dakikalarca dövdüklerini
öne sürmektedir. Adı geçen, operasyona diğer birlik katıldığı halde yalnızca komando
bölüğünün kimlik tespitinde hazır bulunduğunu sözlerine eklemektedir.
Asliye Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 2005 tarihli duruꢀmada haklarında yapılan ithamların
yeterince tespit edilemediği gerekçesiyle sanıkların serbest bırakılmalarına karar vermiꢀtir.
Mahkeme suçlamaların yalnızca ꢀüphelere dayandığını, sanıklara dair ꢀüphenin oluꢀması
gerektiğini kaydetmiꢀtir.
Baꢀvuranlar 9 Mayıs 2006 tarihinde temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı 12 Mart 2007 tarihli mütalaasında ilk derece mahkemesince
verilen kararın bozulmasını ve zamanaꢀımından dolayı ceza davasının düꢀürülmesini tavsiye
etmiꢀtir.
Yargıtay 1 Mayıs 2007 tarihinde verdiği kararla baꢀsavcının mütalaasına uygun olarak
baꢀvuranların temyiz talebini reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar köylerinde düzenlenen operasyon sırasında güvenlik güçlerinin kötü
muamelelerine maruz kaldıklarından ve bu muamelelerle ilgili olarak ꢀikayetçi olabilmeleri
için baꢀvuru yolu bulunmamasından yakınmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu çerçevede AĐHS’nin
3., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.
AĐHM bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı
kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranların asliye ceza mahkemesi önündeki dava devam ettiği sırada AĐHM’ye
baꢀvuruda bulunduklarını ve davanın halen Yargıtay önünde sürdüğünü savunmaktadır. Bu
nedenle Hükümet AĐHM’yi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle baꢀvuruyu
reddetmeye davet etmektedir.
AĐHM baꢀvurunun yapılmasının ardından asliye ceza mahkemesi önünde bir ceza davası
açıldığını kaydetmektedir. Bu dava sonucunda sanıklar serbest bırakılmıꢀtır. Bilahare
Yargıtay bu kararı bozmuꢀ ve zamanaꢀımı dolayısıyla davanın düꢀürülmesine hükmetmiꢀtir.
Halihazırda bu dava sonuçlanmıꢀ olduğu cihetle Hükümetin ön itirazı kabul edilmeyecektir.
AĐHM mevcut ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını
tespit etmektedir. Bu itibarla ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. Kötü muamele iddiaları hakkında
Hükümet baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkmaktadır. Hükümet baꢀvuranların yaptığı suç
duyurusunun ardından bir ceza soruꢀturmasının açıldığını, bu soruꢀturma çerçevesinde,
sözkonusu iddialara ıꢀık tutması muhtemel kanıt unsurları derlendiğini, soruꢀturmanın
yürütülmesiyle ve güvenlik güçleri aleyhinde açılan davanın seyriyle ilgili olarak yetkili
mercilerin ataletle suçlanamayacağını, baꢀvuranların temyiz dilekçelerinin kabul
edilebileceğini ancak belirlenen süre içerisinde hazırlanmadığını savunmaktadır.
AĐHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini
anımsatır (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, prg. 30). AĐHM, elde ettiği verileri
değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul ꢀüpheden uzak’ delil kıstasına baꢀvurur, zira
böylesi bir delil itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, açık ve tutarlı bir takım emare ya
da karinelere dayanmalıdır. Tarafların bu delillerin aranması sırasındaki tutumları da bu
bağlamda hesaba katılır (Đrlanda – Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, prg. 161, ve
Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 88).
AĐHM, olaylara iliꢀkin kendi bakıꢀ açısını ulusal mahkemelerin bakıꢀ açısıyla değiꢀtirmek
gibi bir yetkisinin bulunmadığını, ulusal mahkemeler tarafından elde edilen verilerin
değerlendirilmesinin yine onlara düꢀtüğünü anımsatır (Klaas, adıgeçen, prg. 29). Bununla
birlikte AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlalinin iddia edildiği durumlarda son derece
dikkatli davranmalıdır (Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, prg. 32).
Ayrıca AĐHM, sözkonusu güvenlik güçlerinin serbest bırakılmasının, Savunmacı Devlet’in
AĐHS bakımından sorumluluğunu ortadan kaldırmadığına kanaat getirmektedir (Bkz, mutatis,
mutandis, Berktay-Türkiye, baꢀvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001). AĐHM, sahip olduğu
unsurların tamamı ıꢀığında olayları bizzat değerlendirmede özgürdür (Batı ve diğerleri-
Türkiye, baꢀvuru no: 33097/96 ve 57834/00).
Ayrıca gözaltına alındığı sırada sağlıklı olan bir kiꢀinin serbest bırakıldığı anda yaralandığı
tespit edildiğinde yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklamada bulunmak Hükümet’in
görevidir aksi takdirde, AĐHS’nin 3. maddesinin açıkça uygulanabileceği bir durum meydana
gelmektedir (Selmouni).
AĐHM, sağlık durumlarından Devlet’in sorumlu olduğu gözaltında tutulan kiꢀilerin durumları
ile Devlet makamlarının denetiminde olan bölgelerde yaralı veya ölü bulunan kiꢀilerin
durumları arasında bir paralellik kurmanın meꢀru olduğu kanaatindedir. Her iki durumda da
sözkonusu olayların tamamı veya büyük bir kısmı makamların inhisari bilgisi dahilindedir
(Akkum ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 21894/93). Dolayısıyla kanıt yükümlülüğü
makamlara düꢀmektedir (Salman-Türkiye, baꢀvuru no: 21986/93).
Mevcut davada, baꢀvuranlar, köylerinde gerçekleꢀtirilen operasyon sırasında askerler
tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler.
AĐHM, kimsenin, baꢀvuranların vücutlarında görülen yara izlerinin, sözkonusu operasyondan
önceki bir döneme ait olduklarını ileri sürmediğini gözlemlemektedir.
AĐHM ayrıca, baꢀvuranların köyünde, askerlerin bulunduğuna yetkililer tarafından itiraz
edilmediğini de kaydetmektedir. Zira 21 Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin
öldüğü çatıꢀmaların ardından Altınsu köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından
ꢀüphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir operasyon gerçekleꢀtirmiꢀlerdir. Operasyon
raporu dosyada bulunmamaktadır. Bununla birlikte görevlendirme belgesine göre, bölge,
güvenlik güçleri tarafından çevrelenmiꢀ ve giriꢀ noktaları kontrol altına alınmıꢀtır. Bölgede ve
evlerde aramalar yapılmıꢀtır. Aramalar sırasında, sözkonusu bölge, askeri yetkililerin etkin
kontrolü altında tutulmuꢀtur.
Olay günü, baꢀvuranlar, ꢁemdinli Cumhuriyet Savcılığı önünde iddialarını sunmuꢀlar ve
sağlık muayenesinden geçirilmiꢀlerdir. Bu bağlamda düzenlenen nihai sağlık raporları,
baꢀvuranlara iꢀgöremez raporu verilmesini gerektiren önemli yaraların olduğunu
göstermektedir. Ayrıca, çok sayıda tanık, askerlerin baꢀvuranlara vurduklarını gördüklerini
ifade etmiꢀlerdir.
AĐHM son olarak baꢀvuranların iddialarına iliꢀkin yargılamanın ulusal mahkemeler nezdinde
görüldüğünü, bunun sonucunun baꢀvuranların yaralanmaları ile meydana gelen olayları açığa
çıkarmaya imkan tanımadığını not etmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama
yapılan suçlamaların yeterince oluꢀmadığı gerekçesiyle güvenlik güçlerinin serbest
bırakılmaları ile tamamlanmıꢀtır. Mahkeme ifadelerde çeliꢀkiler olduğu, kimi reꢀit olmayan
tanıkların bulunduğu ve baꢀvuranlar ile görgü tanıkları arasındaki akrabalık iliꢀkisi dolayısıyla
ifadelerinin değerlendirilmediği sonucuna varmıꢀtır.
Yargıtay serbest bırakma kararını bozmuꢀ ve ceza davasının zamanaꢀımından sukut ettiğine
karar vermiꢀtir. Bu durum baꢀvuranların yaralanma nedeninin açığa çıkarılmasını tamamen
ortadan kaldırmıꢀtır.
Mahkemeye sunulan delil unsurlarının tamamı ve Hükümet tarafından makul bir açıklamanın
yapılmayıꢀı ıꢀığında AĐHM, Savunmacı Hükümetin baꢀvuranların vücutlarında gözlemlenen
yaralanmalarda sorumluluğu bulunduğuna itibar etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Yürütülen soruꢀturmaların etkililiği hakkında
AĐHM, güvenlik güçlerinin elinde bulunan bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak ciddi
muamelelere maruz kalmasının etkili resmi bir soruꢀturmayı gerekli kıldığını hatırlatır (Bkz.
Assenov vd.-Bulgaristan 28 Ekim 1998). Bu amaçla yürütülen soruꢀturma sorumluların
kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak yapıda olmalıdır. Bu
gerekliliğe cevaz vermemesi halinde genel olarak iꢀkencenin yasaklanması ve insanlık dıꢀı ve
aꢀağılayıcı muamelenin önlenmesindeki temel önemi haiz cezalar etkisiz kalır ve devletin
görevlileri kendi sorumluluklarındaki kimi hallerde neredeyse suçsuzluk olanağından
yararlanabilir ve bu kuralı çiğnemiꢀ olurlar (Bkz. Caloc-Fransa kararı ve sözü edilen Batı vd.-
Türkiye kararı).
AĐHM bu baꢀvuruda baꢀvuranların ꢀikayetinin ardından bir soruꢀturma baꢀlatıldığını
gözlemlemektedir. ꢁemdinli Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranları dinlemiꢀ, sağlık kontrolü ve
kimlik tespitinin yapılmasını istemiꢀ, sözkonusu askerleri ve çok sayıdaki görgü tanığını
dinlemiꢀtir. Askerler hakkında baꢀlatılan ceza soruꢀturması sanıkların serbest bırakılmaları ile
tamamlanmıꢀtır. Temyiz aꢀamasında serbest bırakılma kararı ceza davasının zaman aꢀıma
uğraması nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmuꢀtur.
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranların ꢀikayetlerini ciddiyetle değerlendirdiğini not
eder. Savcı hemen harekete geçmiꢀ ve baꢀvuranların iddialarına iliꢀkin soruꢀturma
baꢀlatmıꢀtır. Bununla birlikte, ceza süreci bütünü itibarıyla uzun bir süreye yayılmıꢀtır.
Bilhassa Đlçe Đdari Kurulu’nun ceza davası açılması yetkisini vermemesi doğrultusunda,
olayların meydana gelmesinin ardından iki yıl sonra güvenlik güçleri aleyhine dava
açılabilmiꢀtir. Öte yandan ise, Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama dört yıldan fazla
sürmüꢀtür. Baꢀvuranlar ve görgü tanıkları davanın baꢀında duruꢀmaya hemen katılmalarına
karꢀın bu durum bütün sanık ve tanıklar için geçerli olmamıꢀtır. AĐHM bu bağlamda, özelikle
on dokuz duruꢀmanın tanık Fırat Alaca’nın duruꢀmaya katılımı için ertelendiğini hatırlatır.
Üstelik 29 Aralık 2004 tarihli duruꢀmada Asliye Ceza Mahkemesi iki sanığın ifadelerinin
halen hazır olmadığını tespit etmiꢀtir. Bu kiꢀiler Nisan ve Mayıs 2005 tarihlerinde
dinlenmiꢀtir.
AĐHM iç hukuktaki mahkemelerin davayı büyük bir titizlikle incelemeleri gerektiğine itibar
etmektedir. Bununla birlikte yargılamanın genel olarak uzun sürmesi zamanaꢀımına
uğramasına yol açmıꢀtır. AĐHM nezdinde ulusal mahkemelerin kötü muamele ile suçlanan
devletin görevlilerinin bir an evvel yargılanmalarını gözetmemeleri üzücüdür (Bkz. sözü
edilen Batı vd., son olarak Mustafa Karabulut-Türkiye no: 40803/02, 20 Kasım 2007).
AĐHM, sözkonusu askerler hakkında açılan davanın genel süresi ve ceza davasının düꢀmesi ve
suçun faillerinin neredeyse cezasız kalmaları ölçüsünde Türk yetkililerin ivedilikle, yeterli ve
makul ꢀekilde hareket etmediklerini kaydetmektedir.
AĐHM bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢁKĐN
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Sözkonusu olayın meydana gelmesinin ardından uzun bir süre çalıꢀamadıklarını ileri süren
baꢀvuranların her biri 20.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir.
Baꢀvuranların her biri manevi tazminat olarak 40.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM maddi tazminat talebinin dayanağı olmadığından bu yönde ödeme yapılmasını gerekli
görmemektedir.
AĐHM bunun yanı sıra manevi tazminat olarak hakkaniyete uygun Sıdık Tekin’e 9.000 Euro,
Haꢀim Elmas’a 14.000 Euro ve Tayyar Kılıç’a 7.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıꢀ oldukları yargı giderleri için 87.000 Euro
talep etmektedir. Baꢀvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde ise savunma giderine iliꢀkin
dekontu sunmaktadırlar.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.
AĐHM mahkemenin yerleꢀik içtihadı ve dile getirilen kriterler ıꢀığında bu talebi
reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esastan ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin manevi tazminat olarak Sıddık
Tekin’e 9.000 (dokuz bin) Euro, Haꢀim Elmas’a 14.000 (on dört bin) Euro ve Tayyar Kılıç’a
7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło