8610/02

WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD000861002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego około 11 lat, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że istnienie uzasadnionego podejrzenia popełnienia przestępstwa jest warunkiem wstępnym legalności aresztu, ale po pewnym czasie przestaje być wystarczające. Władze krajowe muszą wykazać istnienie innych, konkretnych i wystarczających powodów uzasadniających dalsze pozbawienie wolności, które przeważają nad zasadą poszanowania wolności osobistej. W niniejszej sprawie sądy krajowe uzasadniały przedłużanie aresztu skarżącego jedynie ogólnikowymi sformułowaniami, takimi jak „charakter przestępstwa” i „stan dowodów”, bez odniesienia do konkretnych okoliczności sprawy, które wskazywałyby na ryzyko ucieczki, matactwa czy popełnienia kolejnych przestępstw. Trybunał uznał, że takie uzasadnienie nie było „wystarczające” i „adekwatne” dla utrzymania aresztu przez około 11 lat.
Stan faktyczny
Skarżący, Özden Bilgin, został aresztowany 17 września 1993 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej. 1 października 1993 roku został formalnie aresztowany przez sędziego. Prokurator wniósł akt oskarżenia, zarzucając mu udział w bombardowaniach, kradzieżach i spowodowaniu obrażeń. Skarżący był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez około 11 lat, podczas gdy sądy krajowe konsekwentnie odmawiały jego zwolnienia, powołując się na „charakter przestępstwa” i „stan dowodów”. Został zwolniony z aresztu 21 grudnia 2005 roku, a jego proces nadal trwa.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznaje skargę dotyczącą długości aresztu tymczasowego za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; zasądza na rzecz skarżącego 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków; odrzuca pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 8610/02)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2007   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Özden Bilgin (“baꢀvuran”) adlı Türk vatandaꢀı   tarafından, 12 Kasım 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan   (no. 8610/02) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1959 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye   olduğu ꢀüphesiyle 17 Eylül 1993 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polisler   tarafından bir dükkanda dört baꢀka ꢀahısla birlikte yakalanıp gözaltına alınmıꢀtır. Polis olay   yerinde yasadıꢀı doküman, bir Kalaꢀnikof tüfek, iki otomatik tüfek ve beꢀ adet baꢀka silah ele   geçirmiꢀtir.   Baꢀvuran 1 Ekim 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde Hakim   önüne çıkarılmıꢀ, Hakim tutuklama emri vermiꢀtir.   Aralık 1993 tarihinde Đstanbul DGM Savcısı baꢀvuran hakkında bir iddianame   sunmuꢀ, TCK’nın 146 § 1 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca cezalandırılmasını   talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, dükkan ve araçların bombalanması, ağır hırsızlık ve yaralanmaya   sebebiyet vermek gibi birtakım eylemlerde yer almakla suçlanmıꢀtır.   Mart 1994 tarihinde Đstanbul DGM, 23 baꢀka sanıkla birlikte baꢀvuranın   kovuꢀturmasını baꢀlatmıꢀtır.   Bu sırada baꢀvuran hakkında Đstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılmıꢀ baꢀka bir   dava devam etmekteydi.   Yargılama devam ederken her duruꢀma sonunda Đstanbul DGM, re’sen veya baꢀvuranın   talebi ile yargılamaya tutuksuz devam edilmesini değerlendirmiꢀ, ancak suçun niteliği,   delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini göz önüne alarak baꢀvuranın tutukluluk halinin   devamına karar vermiꢀtir.   Kasım 2000 tarihinde baꢀvuranın avukatı, müvekkilinin devam eden tutukluluk   haline bölge mahkemesine itirazda bulunmuꢀtur. Müvekkilinin yedi yıl iki aydır tutuklu   olduğunu ve delilleri yok etmesi veya kaçması gibi bir tehlikenin bulunmadığını ifade   etmiꢀtir. Bölge Mahkemesi talebi 20 Kasım 2000 tarihinde yine aynı gerekçeyle; “suçun   niteliği, delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini dikkate alarak” reddetmiꢀtir.   Aralık 2003 tarihinde Đstanbul DGM baꢀvuranı atılı suçlardan mahkum etmiꢀ ve   ömür boyu hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuran kararı temyiz etmiꢀ, Yargıtay 1 Nisan 2005 tarihinde birinci derece   mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldıran 5190 sayılı Kanun’un 16 Haziran 2004   tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte davayı Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi devralmıꢀtır.   Dava halen anılan mahkemede devam etmektedir.   Temmuz 2005 tarihinde baꢀvuranın avukatı, müvekkilinin devam eden tutukluluk   haline Bölge Mahkemesine itirazda bulunmuꢀtur. Mahkeme, talebi 22 Temmuz 2005   tarihinde benzer bir gerekçeyle; “suçun niteliği, delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini   dikkate alarak” reddetmiꢀtir.   Aralık 2005 tarihinden itibaren baꢀvuranın yargılanmasına tutuksuz olarak devam   edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, polis nezareti ve sonrasındaki tutukluluk süresinin, aꢀağıda verilen AĐHS’nin   § 3 maddesinde öngörülen “makul süre” ꢀartını aꢀmıꢀ olmasından ꢀikâyetçi olmuꢀtur:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir görevli önüne çıkarılır;   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı   vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1 maddesi uyarınca baꢀvurunun ya iç hukuk yollarının   tüketilmemiꢀ olması ya da altı ay süresi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmuꢀtur.   Đtirazlarının ilk kısmına iliꢀkin olarak baꢀvuran hakkındaki kovuꢀturmanın devam etmekte   olduğuna iꢀaret etmiꢀlerdir. Đkinci kısım hakkında ise Hükümet öncelikle baꢀvuranın polis   nezareti süresine iliꢀkin ꢀikâyetini tutukluluk kararının verildiği tarihten (1 Ekim 1993)   itibaren altı ay içinde yapmıꢀ olması gerektiğini savunmuꢀtur. Đkinci olarak baꢀvuranın   yargılama sürecinde tutuklu bulundurulduğu süreye iliꢀkin ꢀikâyetini, baꢀvuranın tahliye   talebi üzerine Bölge Mahkemesinin karar verdiği 20 Kasım 2000 tarihinden itibaren altı ay   içinde yapmıꢀ olması gerektiğini savunmuꢀlardır.   Baꢀvuran Hükümetin görüꢀlerine itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuranın tutukluluk süresine iliꢀkin ꢀikâyeti ile ilgili olarak Mahkeme daha önce   benzer davalarda Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesiyle ilgili benzer itirazlarını   reddetmiꢀ olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Tutar – Türkiye, no. 11798/03). Somut davada   Mahkeme, yukarıda belirtilen davalardaki tespitlerinden sapmak için neden görmemektedir.   Hükümetin baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığını öne sürmesi itibariyle Mahkeme,   baꢀvuranın halen tutuklu haldeyken ꢀikâyetlerini Mahkemeye iletmesi durumunda davanın   zamanaꢀımı nedeniyle reddedilemeyeceğini anımsar (bkz. özellikle Ječius – Litvanya, no.   34578/97). Somut davada Mahkemeye baꢀvuru yaptığı sırada baꢀvuranın halen tutuklu olduğu   görülmektedir. Sonuç olarak Mahkeme Hükümetin bu baꢀlık altındaki itirazlarını reddeder.   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   Ayrıca mahkeme baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bağlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilmezliğe dair baꢀka gerekçe   bulunmamaktadır. O halde baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.   Baꢀvuranın polis nezaretinde geçirdiği süreye iliꢀkin olarak ise Mahkeme Sözleꢀme   kuruluꢀlarının yerleꢀmiꢀ içtihadına göre iç hukuk yollarının bulunmadığı durumlarda altı aylık   sürenin AĐHS’nin ihlaline neden olduğu iddia edilen olayın gerçekleꢀtiği tarihten baꢀladığını,   ancak olay devam eden bir durumla ilgiliyse bahse konu durumun bitimiyle baꢀladığını   hatırlatır (bkz. diğer içtihatlar yanında Ege – Türkiye, no. 47117/99).   Mahkeme baꢀvuranın polis nezaretinin tutukluluk kararının verildiği 1 Ekim 1993   tarihinde sona erdiğini, ancak bu ꢀikâyetin Mahkemeye 12 Kasım 2002 tarihinde, yani altı   aydan fazla bir süre sonra getirildiğini kaydeder. O halde Mahkeme, Hükümetin altı ay   kuralına uyulmadığı yönündeki itirazını kabul eder. Baꢀvurunun bu kısmı AĐHS’nin 35 §§ 1   ve 4. maddelerine göre reddedilmelidir.   B. Esas   Hükümet, yerel makamların baꢀvuranın tutuksuz yargılanma taleplerini değerlendirirken   özen gösterdiklerini savunmuꢀtur. Ayrıca suçun ciddiyeti ve davanın özel koꢀullarının   tutukluluk halini haklı çıkardığını iddia etmiꢀlerdir.   Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.   Mahkeme belli bir davada ꢀüphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir   süreyi aꢀmamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla   masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı   çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri   incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında ortaya   koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar tarafından   ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal   edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.   46262/99).   Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli   gözaltında tutma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli   olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin   özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir   (bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],   no. 26772/95).   Mahkeme, somut davada iki tutukluluk dönemi olduğunu dikkate alır. Đlk dönem   baꢀvuranın yakalandığı 17 Eylül 1993 tarihinde baꢀlayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin   Aralık 2003 tarihinde verdiği kararla sona ermiꢀtir. Bu tarihten itibaren Yargıtay’ın 1   Nisan 2005 tarihli kararına kadar geçen sürede baꢀvuran, AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesi   kapsamındaki “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine” tutuklu   bulundurulmuꢀtur. Đkinci dönem ise 1 Nisan 2005 tarihinden baꢀlayarak baꢀvuranın tutukluluk   halinin sona erdirildiği 21 Aralık 2005 tarihine kadar sürmüꢀtür. Bu nedenle toplam   tutukluluk süresi yaklaꢀık 11 yıldır (bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no. 27561/02). Süre   boyunca, her duruꢀmanın sonunda birinci derece mahkemesi kendi gerek görmesi veya   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   baꢀvuranın talebi üzerine baꢀvuranın devam eden tutukluluk halini değerlendirmiꢀtir. Ancak   dava dosyası içeriğinden mahkemenin baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına “suçun niteliği   ve delillerin durumu” gibi değiꢀmeyen, basmakalıp ifadelerle karar vermiꢀ olduğu   görülmektedir.   Mahkeme, baꢀvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve buna iliꢀkin cezanın ağırlığını   dikkate alır. Ancak bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığının teorik olarak   değerlendirilemeyeceğini hatırlatır. Sanığın tutuklu kalmasının makul olup olmadığı her   davanın özel niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Devam eden tutukluluk durumu ancak   davada masumiyet karinesine rağmen, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralından daha önemli olarak   ortaya çıkan gerçek bir kamu yararı gereğinin belirli göstergelerinin bulunması halinde haklı   çıkarılabilir (bkz. Kulda – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu bağlamda ayrıca Mahkeme AĐHS   içtihadının kefaletle tahliyenin reddi için kabuledilebilir dört temel gerekçeyi belirlemiꢀ   olduğunu hatırlatır: sanığın duruꢀmalara katılmama riski, tahliye edildiği takdirde adaletin   iꢀleyiꢀini bozmak için giriꢀimde bulunma riski, baꢀka suçlar iꢀleme veya toplum düzenini   bozma tehlikesi (bkz. özellikle Smirnova – Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99). Somut davada   Mahkeme, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın tutukluluk halinin devamı kararlarında böyle   gerekçelerin olmayıꢀını dikkate alır. Yetkili makamların geçmiꢀ süreyi baꢀvuranın lehinde bir   ölçüt olarak dikkate aldıklarına dair kanıt da yoktur.   Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesi, suça iꢀaret eden ciddi göstergelerin   varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu davada,   baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baꢀına haklı çıkaramamaktadır (bkz.   Letellier - Fransa, A Serisi no. 207, Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A ve Mansur –   Türkiye, A Serisi no. 319-B).   Yukarıdaki değerlendirmeler, baꢀvuranın tutukluluğu için sunulan gerekçelerin onu   yaklaꢀık 11 yıl tutuklu bulundurmak için “yeterli” ve “yerinde” olmadığına karar vermesi için   Mahkemece yeterlidir.   Buna göre AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’YE ĐLĐꢁKĐN DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI   Ocak 2006 tarihli görüꢀlerinde baꢀvuran, polis nezaretinde bulunduğu sürede   AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye tâbi tutulduğunu iddia etmiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki iddiasını ayrıntılı olarak ortaya koyamadığını   ve destekleyici belgeler sunmamıꢀ olduğunu dikkate alır. Bu nedenle baꢀvurunun bu kısmı   AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksundur ve 35 § 4 maddesi uyarınca   reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   A. Tazminat   Baꢀvuran, 65,000 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 40,236 Euro) maddi ve 40,000 YTL   (yaklaꢀık 24,760 Euro) manevi tazminat talep etmiꢀtir. Maddi tazminat talebine iliꢀkin olarak   baꢀvuran, yargılama süresinin aꢀırı oluꢀu ve çalıꢀamadığı tutukluluk süresine atıfta   bulunmuꢀtur.   Hükümet miktarlara itiraz etmiꢀtir.   Mahkeme, tespit edilen ihlaller ve talep edilen maddi tazminat arasında sebep-sonuç   iliꢀkisi kuramamaktadır. Bu nedenle talebi reddeder. Ancak baꢀvuranın sadece ihlalin   tespitiyle yeterli olarak tazmin edilemeyecek bir miktar manevi zarara uğramıꢀ olması   gerektiğini kabul eder. Dava koꢀulları ve içtihadını dikkate alarak Mahkeme, baꢀvurana 9,000   Euro manevi tazminat verilmesine hükmeder.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran ayrıca yerel mahkemeler ve AĐHM önündeki masraflara karꢀılık olarak   toplamda 45,500 YTL (yaklaꢀık 28,165 Euro) talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın ailesi ve yasal   temsilcilerinin seyahat masrafları da miktara dahildir. Baꢀvuran, talebine dayanak olarak   temsilcileri tarafından hazırlanan bir harcama cetveli ve Đstanbul Barosu’nun 2005 yılı için   tavsiye edilen ücret tarife listesini sunmuꢀtur. Ancak konuyla ilgili baꢀka belge sunmamıꢀtır.   Hükümet miktara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Mahkeme, sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde   bulundurarak yerel mahkemeler önündeki masraflara iliꢀkin talepleri reddeder ve AĐHM   önündeki masraflar için 1,000 Euro ödenmesini uygun bulur.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranın tutukluluk süresine iliꢀkin ꢀikâyetinin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan   kısmının ise kabuledilmez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde aꢀağıdaki miktarları ödeme gününde geçerli olan kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek:   ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI   (i) 9,000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat,   (ii) mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);   (iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 14   Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Santiago QUESADA   Kâtip   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło