863/04

WyrokETPCz2010-02-09ECLI:CE:ECHR:2010:0209JUD000086304

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję podczas pokojowej demonstracji i brak skutecznego śledztwa w sprawie obrażeń naruszyły prawo do wolności zgromadzeń (art. 11) oraz zakaz nieludzkiego traktowania (art. 3) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja policji w pokojowe zgromadzenie, mające na celu odczytanie oświadczenia prasowego, była nieuzasadniona i nie odpowiadała pilnej potrzebie społecznej, co stanowiło naruszenie art. 11. W odniesieniu do art. 3, Trybunał stwierdził, że obrażenia skarżącej, udokumentowane medycznie po zatrzymaniu, wymagały wyjaśnienia ze strony władz krajowych. Brak skutecznego śledztwa w sprawie użycia siły przez policję, która nie twierdziła, że skarżąca stawiała opór, doprowadził do naruszenia zakazu nieludzkiego traktowania.
Stan faktyczny
Skarżąca Emine Yaşar była jedną z około czterdziestu kobiet, które 7 października 2001 roku zebrały się w Stambule, aby odczytać oświadczenie prasowe przeciwko wojnie. Policja nakazała im rozejść się, powołując się na ustawę nr 2911, a po odmowie użyła siły, rozpraszając grupę i zatrzymując jej członkinie. Skarżąca twierdziła, że została pobita przez policję, co potwierdził raport medyczny wskazujący na uraz tkanek miękkich w okolicy żeber. Skarżąca otrzymała fizjoterapię do lutego 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdził naruszenie art. 11 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji; uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 13 w związku z art. 11 Konwencji; zasądził skarżącej 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   EMĐNE YAꢀAR -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 863/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   (Esas)   STRAZBURG   ꢀubat 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (863/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Emine Yaꢀar’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Kasım 2003 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀmenin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   F. Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1976 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Ekim 2001 günü, aralarında baꢀvuranın da yer aldığı yaklaꢀık kırk kadından oluꢀan bir   grup, Đstiklâl Caddesi yaya yolu üzerindeki Özgürlük ve Demokrasi Partisinin binasının   önünde toplanmıꢀtır. Grup, 11 Eylül 2001'deki olaylardan sonra Amerika Birleꢀik   Devletlerinin savaꢀ ilân edeceğine yönelik söylentiler üzerine bir basın açıklaması yapmayı   plânlamaktadır.   Ekim 2001 tarihinde yerel saatle 13.30’da düzenlenen tutanağa göre, grup, Emniyet   müdür muavini tarafından eylemlerinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğu konusunda   uyarılarak dağılmaları yönünde ihtarda bulunulmuꢀ, aksi takdirde polisin toplantıyı zor   kullanarak dağıtmak zorunda kalacağı bildirilmiꢀtir. Otuz yedi kadın bu ihtara uymayıp   hoparlörle "biz kadınlar savaꢀ istemiyoruz, barıꢀ istiyoruz hemen ꢀimdi" diye slogan atarak   "sesimizi dünyadaki savaꢀ karꢀıtı tüm seslerle birleꢀtirmek için buradayız" baꢀlıklı basın   açıklamalarını okumaya ve dağıtmaya teꢀebbüs etmiꢀlerdir. Grup zor kullanılarak   engellendikten sonra gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran, polislerin kimlik tespiti sırasında kendisini dövdüğünü iddia etmektedir.   Aynı gün düzenlenen sağlık raporunda, ꢀikâyetçinin solunum güçlüğü çektiği ve genel   cerrahî bölümünde muayene edilmesi gerektiği belirtilmektedir.   Yine 7 Ekim 2001 günü cerrahî servisinde de bir sağlık raporu düzenlenmiꢀtir. Raporda,   baꢀvuranda (kaburga seviyesinde) bir yumuꢀak doku travması tespit edilmekle birlikte cerrahî   müdahale bulunmadığı bildirilmektedir. Hastanın sekiz saat nezaret altında tutulması gerekli   görülmüꢀtür.   Baꢀvuran, 19 ꢁubat 2002 tarihine kadar farklı tarihlerde Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi   ve Rehabilitasyon Merkezinde tedavi görmüꢀtür.   1. Baꢀvuranın tutukluluk koꢀulları hakkındaki cezaî soruꢀturma   Baꢀvuran, 21 Mart 2002 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına müracaat ederek,   kendisine kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle, tutuklanmasından sorumlu olan polis   memurları aleyhinde suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Mayıs 2002 tarihinde Emniyet Müdürlüğünde müdür muavini tarafından ifadesi   alınmıꢀtır.   Baꢀvuran ifadesinde, basın açıklaması yapmak isteyen kadın grubuna katıldığını ve polis   memurlarının hiçbir ihtarda bulunmadan grubu çembere aldığını söylemiꢀtir.   Đstanbul Valisi, 30 Mayıs 2002 günü yaptığı açıklamada polis memurlarının 2911 sayılı   Kanun uyarınca ve ihtarda bulunduktan sonra güç kullandığını gerekçe göstererek, polis   memurları hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasına izin vermeyi reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran 17 Haziran 2002 günü bu idarî karara karꢀı Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesine   ("mahkeme") itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran itirazında, 2911 sayılı Kanun’un ihlâli söz konusu ise,   dava ihbar edilen polis memurlarının idarî değil, adlî bir iꢀlemde bulunduklarını ileri   sürmüꢀtür. Baꢀvuran, bu kiꢀiler hakkındaki cezaî takibatın idarî bir izne bağlı olmadığını   iddia etmektedir.   Mahkeme 19 Eylül 2002 tarihinde baꢀvuran lehine karar vererek itiraz edilen kararı iptal   etmiꢀtir.   Vali, 31 Ekim 2002 tarihinde Emniyet Müdür Muavinine ön soruꢀturma yapılması   talimatını vermiꢀtir.   Kasım 2002 günü bir kimlik tespit tutanağı düzenlenmiꢀtir. Baꢀvuran iki polis memurunu   fotoğraflarından teꢀhis etmiꢀtir.   Kasım 2002 günü, ön soruꢀturmayı yapmakla görevlendirilen müdür muavini tarafından   söz konusu iki polis memurunun ifadesine baꢀvurulmuꢀtur. Polis memurları, gruba   toplanmaya son vermeleri ihtarında bulunduklarını ve gösterinin yasa dıꢀı olduğunu   bildirdiklerini ifade etmiꢀlerdir. Göstericilere seslendiklerini ancak göstericilerin itaat etmeyi   reddettiklerini eklemiꢀledir. Baꢀvuranı tanımadıklarını da belirtmiꢀlerdir.   Vali soruꢀturma dosyasını inceledikten sonra 27 Kasım 2002 günü, iki polis memuru   aleyhinde adlî soruꢀturma açılmasına izin vermeme kararı vermiꢀtir.   Baꢀvuranın itirazı mahkeme tarafından19 Mart 2003 tarihinde reddedilmiꢀtir.   Mayıs 2003 günü Cumhuriyet Savcısı tarafından sorguya alınan Baꢀvuran, savcının   huzurunda 21 Mayıs 2002 tarihli ifadesini aynen tekrarlamıꢀtır.   Mayıs 2003 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından takipsizlik kararı alınmıꢀtır. Savcı   bu kararında 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesi hükümlerine atıfta bulunmuꢀtur.   Takipsizlik kararı, 9 Temmuz 2003 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   onaylanmıꢀtır.   2. Baꢀvuran aleyhine açılan ceza davası   Bu arada, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 7 Nisan 2001 tarihli   iddianame ile aralarında Baꢀvuranın da bulunduğu göstericiler hakkında 2911 sayılı Toplantı   ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanuna muhalefet suçlamasıyla kamu davası açılmıꢀtır.   Baꢀvuran Ceza Mahkemesine çıkarılmıꢀtır. Hâkim huzurunda ꢀu ifadeyi vermiꢀtir:   «HADEP Đstanbul Đl Baꢀkanlığı Genel Kurul üyesiyim (...) Bir basın açıklaması yapmak   üzereyken, ꢀiddete maruz bırakıldım. Đki kaburga kemiğim kırıldı. Bu konuyla ilgili bir sağlık   raporum var. ꢁikâyetçi olmak istiyorum.»   Hâkim tüm göstericileri dinledikten sonra salıverilmelerine karar vermiꢀtir.   Ceza Mahkemesi 22 Haziran 2004 tarihinde, eylemlerinin izin alınmasını gerektiren bir   gösteri değil sadece basın açıklaması yapmak amacına yönelik olduğu gerekçesiyle tüm   sanıkların beraatına karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca sanıkların yasadıꢀı herhangi bir gösteri   yapmamalarına rağmen zor kullanılarak dağıtıldığını da belirtmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 3., 10. VE 11.   MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, savaꢀ karꢀıtı bir basın açıklaması yapmak isteyen, aralarında kendisinin de yer   aldığı kadın grubunun dağıtılması sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz   bırakıldığından ꢀikâyet etmektedir. Baꢀvuran ayrıca mahkemelerin de ihbar edilen polis   memurlarını cezasız bıraktıklarını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran bu bağlamda, AĐHS’nin 13.   maddesiyle bağlantılı olarak 3., 10. ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, bu tür durumlarda ꢀikâyet konusu olayların temelinde yatan gerçeklerin bir bütün   olarak değerlendirilmesi gerektiği düꢀüncesindedir. ꢁikâyet konusu olayların AĐHS’nin 13.   maddesiyle bağlantılı olarak 3., 10. ve 11. maddeleri açısından irdelenmesinin yerinde olduğu   kanaatini taꢀımaktadır.   A. Kabul Edilebilirliğe Dair   Hükümet, ꢀikâyet konusu olayların bütünü itibarıyla iç hukuk yollarının tüketilmediğini   iddia etmektedir.   AĐHS’nin 3. maddesi ile ilgili olarak, baꢀvuranın zarar ziyan tazminatı için idarî ve medenî   hukuk yollarına baꢀvurmadığını vurgulamaktadır.   AĐHM bu itirazı daha önceki benzer davalarda birçok defa reddettiğini belirtir (diğer   birçoğunun yanı sıra Güzel ꢁahin ve Diğerleri - Türkiye arasındaki davaya bkz., Dosya No.:   68263 / 01, Paragraf 36, 21 Aralık 2006). Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmiꢀtir.   Hükümet, AĐHS’nin 11. maddesi ile ilgili olarak, baꢀvuranın iç hukuk yollarını   tüketmediğini, öyle ki, Baꢀvuranın mahkemeye götürdüğü cezaî takibatın hiçbir aꢀamasında   AĐHS’nin 11. maddesinde öngörülen barıꢀçıl toplanma özgürlüğüne atıfta bulunmadığını ileri   sürmektedir.   AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi koꢀulunun, AĐHS’yi imzalayan ülkelere   aleyhlerindeki ihlâl iddialarını mahkemeye götürülmeden önce önleme ve telâfi etme fırsatı   tanıma amacına yönelik olduğunu hatırlatır (Fressoz ve Roire - Fransa davası [GC], Dosya   No. 29183 / 95, Paragraf 37, CEDH 1999I)   AĐHM, bu davada öncelikle grubun dağıtılması ve katılımcılardan bazılarının zor   kullanılarak gözaltına alınması konusunda gösterilen yasal tepki itibarıyla, iç hukuk yollarının   tüketilmesi ile ilgili meselelerin AĐHS’nin 3. ve 11. maddelerinde teminat altına alınan   haklardan ayrı değerlendirilemeyeceğini not eder (Samüt Karabulut - Türkiye arasındaki   dava, Dosya No.16999 / 04, Paragraf 26, 27 Ocak 2009)   AĐHM ayrıca söz konusu toplantının dağıtılmasından ibaret olan 7 Ekim 2001 tarihli   müdahalenin, aciliyeti itibarıyla hiçbir baꢀvuru yoluyla önlenemeyeceğini de belirtir.   Aynı ꢀekilde, baꢀvuranın toplantıyı zor kullanarak dağıtan polis memurları aleyhinde   yapmıꢀ olduğu suç duyurusunun, ꢀikâyetini dile getirmek için uygun bir baꢀvuru yolu   olduğunu da vurgular. Baꢀvuran, AĐHS’nin 11. maddesinde teminat altına alınan hakkını   ꢀeklen kullanmamıꢀ olsa bile, dava konusu, bir basın açıklaması okumayı plânlayan bir grup   kiꢀinin zor kullanılarak dağıtılması suretiyle sübut bulmuꢀtur. Dolayısıyla iç yargı toplantının   dağıtılmasının ve bunun için zor kullanılmasının gerekli olup olmadığı konusunu araꢀtırma   fırsatına sahip olmuꢀtur. Aynı zamanda, polis memurları aleyhindeki cezaî takibat   kapsamında iddia edilen ihlâlleri telâfi etme imkânına da sahip olmuꢀtur. AĐHM ayrıca   göstericiler aleyhine açılan ve 22 Haziran 2004 tarihinde beraatla sonuçlanan ceza davasının   aynı zamanda AĐHS’nin 11. maddesinde belirtilen müdahalenin gerekliliği konusunun, iç   yargıda uygulama bulduğu ꢀekilde açıklığa kavuꢀturulmasına izin veren bir dava olduğunu   değerlendirmektedir.   AĐHM bu nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik itirazını   reddeder.   Bunun yanı sıra baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını not eder ve baꢀka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi   bulunmadığını vurgular. Dolayısıyla baꢀvurunun kabul edilebilir ilân edilmesi yerinde   olacaktır.   B. Esasa Dair   AĐHM ilk olarak polis müdahalesinin davacının barıꢀçıl toplanma özgürlüğünü AĐHS’nin   11. maddesi anlamında ihlâl edip etmediğini belirleyecektir. Daha sonra AĐHS’nin 3. maddesi   ıꢀığında baꢀvuranın tutukluluk koꢀullarını inceleyecektir.   1. Madde 11   Hükümet, müdahalenin yasa dıꢀı gösteriler hakkındaki 2911 sayılı Kanunda öngörülmüꢀ   olduğunu ileri sürerek, kamu düzenini korumak ve "karmaꢀayı önlemek" gibi meꢀru bir amacı   taꢀıdığını belirtmektedir. Hükümet bu müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiği   kanaatinde olduğunu belirtmekle birlikte mevcut davada bu tür bir ihtiyacın hangi koꢀullarda   ortaya çıktığını açıklamamaktadır.   AĐHM öncelikle 11. madde ile ilgili içtihatlarından doğan iki temel ilkeye atıfta bulunur   (Djavit An - Türkiye arasındaki dava, No. 20652/92; Paragraf 56 57, AĐHM 2003 III ve   Piermont - Fransa arasındaki dava, 27 Nisan 1995, Paragraf 76 77, Seri A No. 314 ve   Plattform "Ärzte für das Leben" Avusturya, 21 Haziran 1988, Paragraf 32, Seri A No. 139).   Ayrıca, müdahalenin gerekliliğinin aralarında baꢀvuranın da yer aldığı göstericiler   aleyhinde açılan ceza davası kapsamında iç hukuk tarafından AĐHS’nin 11. maddesi açısından   incelendiğini de not eder. Ceza Mahkemesi, tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermeden   önce göstericilerin toplantısının meꢀru olduğunu, mevcut davada 2911 sayılı Kanun’un   uygulanamayacağını ve polisin müdahalesinin gereksiz olduğunu vurgulamıꢀtır (yukarıda 27.   paragrafa bkz.). AĐHM, bu mahkemenin kararına katılmamak için herhangi bir neden   görmemektedir. Sonuç itibarıyla, Baꢀvuranın barıꢀçıl toplanma özgürlüğü hakkına müdahale   edilmesinin hiçbir acil sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve demokratik bir toplum için   gereklilik arz etmediği kanaatindedir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlâl edilmiꢀtir.   Tarafların yukarıdaki iddiaları dikkate alındığında, AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 11.   maddesi uyarınca ꢀikâyetini dile getirmek için AĐHS’nin 13. maddesi anlamında iç hukuk   yollarında daha etkili bir baꢀvuruda bulunup bulunamayacağı hususunun ayrıca incelenmesine   yer olmadığını düꢀünmektedir.   2. Madde 3   Baꢀvuran, tutuklanması sırasında kendisine zor kullanan polis memurlarının   kaburgalarındaki kırıklardan sorumlu olduklarını iddia etmektedir. Polisin göstericilerin ꢀiddet   içeren hiçbir tepkisine maruz kalmaması nedeniyle, kullanılan gücün yasal ve orantılı   olmadığını savunmaktadır. Ayrıca, polisin grubu kaba kuvvet kullanarak dağıtmadan önce   hiçbir uyarıda bulunmadığını da belirtmektedir.   Hükümet, AĐHM içtihatlarında AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması için gerekli görülen   "asgari ciddiyet düzeyinin" mevcut davada aꢀılmadığı kanaatindedir. 7 Ekim 2001 tarihli   sağlık raporunda baꢀvuranın vücudunda ne herhangi bir kırıktan, ne de ciddî bir ekimoz   oluꢀumundan bahsedildiğini ileri sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranın bir fizik tedavi kliniğinde   tedavi gördüğüne yönelik ifadesi ile ilgili olarak, ꢀikâyetçinin söz konusu tedavi ve 7 Ekim   tarihinde polis memurları tarafından gerçekleꢀtirilen sözde güç kullanımı arasındaki   nedensel bir bağlantının varlığını kanıtlayamadığını vurgulamaktadır.   Ayrıca, baꢀvuranın ꢀikâyetlerini dile getirebilmek için baꢀvuru yollarından etkili bir ꢀekilde   yararlandığını, ulusal makamların, baꢀvuranın ꢀikâyetinden hemen sonra harekete geçerek ön   soruꢀturma baꢀlatmasının bunun bir kanıtı olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuranın kendisine   karꢀı zor kullanmakla itham ettiği polis memurlarının teꢀhis edildiğini, fakat baꢀvuranın kötü   muamele iddialarının kanıtlanamadığını ve polisler hakkında takibat yapılmadığını   eklemektedir.   AĐHM, kötü muamelelerin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmeleri için asgarî bir   ciddiyet düzeyine sahip olması gerektiğini hatırlatır. Bu asgarî ciddiyet düzeyi göreceli olup,   kötü muamelenin süresi veya fiziksel ya da psikolojik etkileri ve bazı durumlarda kurbanın   yaꢀı ve sağlık durumu gibi davanın kendine özgü koꢀullarının birlikte değerlendirilmesine   bağlıdır. Bir bireyin özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, ya da daha genel olarak, tamamen   kendi davranıꢀı nedeniyle gerekli hâle gelmemesine rağmen kolluk kuvvetleri tarafından   kendisine karꢀı fiziksel güç kullanıldığını düꢀünmesi, insan haysiyetini zedeleyicidir ve esas   itibarıyla AĐHS’nin 3. maddesiyle teminat altına alınan hakkın ihlâli niteliğindedir (Labita -   Đtalya arasındaki dava [GC], No. 26772 / 95, Paragraf 120, AĐHM 2000 - IV).   AĐHM, bu davada, Hükümetin, polis memurlarının aralarında baꢀvuranın da yer aldığı   göstericilerin gözaltına alınması için zor kullandığı iddialarını reddettiğini not eder.   Bununla birlikte, ꢀikâyetçinin gözaltına alındıktan sonra bir sağlık muayenesinden   geçtiğini ve bu muayenede kaburga seviyesinde yumuꢀak doku travması tespit edildiğini   belirtir. Bu travma, baꢀvuranın tutuklanma koꢀulları ile ilgili ifadesiyle örtüꢀmektedir.   Baꢀvuranın hekim tarafından rapor edilen travmayı dava konusu olaylardan önce geçirmiꢀ   olabileceği ihtimalinin, ulusal makamlarca kanıtlanamadığı -hatta böyle bir varsayımın ima   dahi edilmemiꢀ olduğu- nazarı itibara alındığında, AĐHM’de hâsıl olan kanaate göre polis   memurları tarafından baꢀvurana uygulanan ꢀiddetten kaynaklanan bu travma konusundaki   açıklama yükümlülüğü de ulusal makamlara aittir.   Bu nedenle, bu davadaki güç kullanımının gerekli olup olmadığının incelenmesi   gerekmektedir. Bu bağlamda, AĐHM sebebiyet verilen yaralanmalara ve bunların meydana   geldiği koꢀullara özel önem vermektedir.   AĐHM, iç yargıda da ifade bulduğu üzere, Hükümet tarafından, baꢀvuranın ꢀiddet   uyguladığına hatta direndiğine yönelik bir iddiada bulunulmadığına iꢀaret eder. Bu nedenle,   kolluk kuvvetleri tarafından baꢀvurana uygulanan ve 7 Ekim 2001 tarihli sağlık raporunda   belirtilen travmaya sebebiyet veren ꢀiddetin, polis memurlarının meꢀru tepkisi olarak   onaylanamayacağı görüꢀündedir. Baꢀvuranın birçok kaburga kemiğinin kırılıp kırılmadığının   veya daha sonra görmüꢀ olduğu fizyoterapinin gerçekten de bu travma ile bağlantılı olup   olmadığının ayrıca araꢀtırılmasına gerek olmadığını değerlendirmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın ꢀikâyeti üzerine müdür muavini tarafından yürütülen cezaî takibat   konusunda ise söz konusu takibatın suç niteliği taꢀıyan unsurların bulunmadığını ve ilgili   kanun hükümleri gerekçe gösterilerek sınırlı tutulduğunu, buna rağmen göstericilere   kullanılan gücün gerekliliğinin araꢀtırılmadığını değerlendirmektedir (diğerlerinin yanı sıra   bkz., Karatepe ve Diğerleri - Türkiye arasındaki dava, No. 33112 / 04, 36110 / 04, 40190 /   04, 41469 / 04 ve 41471 / 04, Paragraf 32, 7 Nisan 2009)   Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi ihlâl edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran manevî zarar için 15.000 Euro ve maddî zarar için 5.000 Euro tazminat talep   etmektedir. Sağlık giderlerini gerekçe gösterdiği ikincisi için herhangi bir kanıt   sunmamaktadır.   Hükümet bu taleplerin haksız ve aꢀırı olduğunu ileri sürmektedir.   AĐHM tespit edilen ihlâl ile iddia edilen maddî zarar arasında herhangi bir illiyet bağı   kuramadığından bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀılık, baꢀvurana maddî tazminat olarak   12.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun ve makul olduğunu düꢀünmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, aynı zamanda iç hukuk sürecindeki ve AĐHM nezdindeki yargılamanın masraf   ve giderleri için 6.500 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu talebine Đstanbul Barosunun   Avukatlık Ücret Tarifesi ile kendisi ve avukatı tarafından imzalanmıꢀ olan 15 Eylül 2007   tarihli bir ücret protokolünü eklemiꢀtir; 9.500 Türk Lirası (yaklaꢀık 5 400 Euro) tutarındaki bu   protokolde, vekâlet ücretinin AĐHM’deki davanın sonuçlanmasından sonra ödenmesi   öngörülmektedir.   Hükümet, bir ödeme belgesiyle kanıtlanmadığını gerekçe göstererek talebin reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, bu dava ile ilgili olarak elindeki   mevcut belgeler ile yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, buradaki dava süreci için   baꢀvurana götürü olarak 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 11. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesine yönelik ꢀikayetin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana;   (i) 12. 000 (on iki bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   (ii) yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 9 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło