8747/02;34509/03
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD000874702
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania (art. 5 ust. 3 Konwencji) oraz postępowania karnego (art. 6 ust. 1 Konwencji), a także brak dostępu do adwokata w trakcie zatrzymania przez policję (art. 6 ust. 3 lit. c w związku z art. 6 ust. 1 Konwencji) naruszyły prawa skarżących?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do pierwszego skarżącego, ponieważ jego tymczasowe aresztowanie trwało pięć lat i jedenaście miesięcy, a sądy krajowe przedłużały je, używając stereotypowych sformułowań bez podania wystarczających powodów. W odniesieniu do przewlekłości postępowania karnego (art. 6 ust. 1 Konwencji) dla obu skarżących, Trybunał uznał, że sześć lat i cztery miesiące postępowania dwuinstancyjnego było nadmierne, biorąc pod uwagę kryteria złożoności sprawy i zachowania władz. Co do braku dostępu do adwokata w trakcie zatrzymania przez policję, Trybunał, odwołując się do precedensu Salduz/Turcja, uznał, że brak ten naruszył prawo do rzetelnego procesu, ponieważ zeznania uzyskane bez obecności obrońcy zostały wykorzystane do skazania.Stan faktyczny
Skarżący, Halis Geçgel i Recep Çelik, obywatele tureccy, zostali zatrzymani pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. W trakcie zatrzymania przez policję nie mieli dostępu do pomocy prawnej. Ich zeznania, uzyskane w tych warunkach, zostały wykorzystane przez sądy pierwszej instancji do ich skazania. W przypadku pierwszego skarżącego, tymczasowe aresztowanie trwało prawie sześć lat, a sądy przedłużały je, używając ogólnikowych sformułowań. Całe postępowanie karne dla obu skarżących trwało ponad sześć lat.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Postanowił połączyć skargi.
2. Uznał pozostałe części skarg za dopuszczalne.
3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do pierwszego skarżącego.
4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania dla obu skarżących.
5. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji w odniesieniu do braku pomocy prawnej dla obu skarżących.
6. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi drugiego skarżącego na podstawie art. 6 ust. 3 lit. d Konwencji.
7. Zasądził na rzecz Halisa Geçgela 7 000 EUR oraz na rzecz Recepa Çelika 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, wraz z odsetkami.
8. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
GEÇGEL ve ÇELĐK/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 8747/02 ve 34509/03)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8747/02 ve 34509/03 no’lu davaların
nedeni T.C. vatandaꢀları Halis Geçgel ve Recep Çelik’in (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 27 Kasım 2001 ve 22 Temmuz 2003 tarihlerinde Avrupa
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
oldukları baꢀvurulardır.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beꢀtaꢀ tarafından
temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar, sırasıyla 1977 ve 1965 doğumludur ve hapis cezalarını çekmektedirler.
Sözkonusu davalara iliꢀkin ortak olaylar, baꢀvuranların yasadıꢀı bir örgüte mensup oldukları
ꢀüphesiyle yakalanarak gözaltına alınmaları ve polis tarafından gözaltında tutuldukları süre
boyunca avukat yardımı alma haklarının bulunmamasıdır. Đlk derece mahkemeleri,
baꢀvuranların sözkonusu süreçte alınan ifadelerine dayanarak onları suçlu bulmuꢀtur.
Baꢀvuranlara iliꢀkin detaylar, aꢀağıda kaydedilen çizelgede gösterilmektedir.
Baꢀvuru
numarası
dava adı
Polis tarafından Polis tarafından Cumhuriyet
ve gözaltına alınma sorgulanma Savcısı ve sorgu mahkemesi
Đlk
derece
ve
tarihi
tarihi
hakimi
Yargıtay
kararlarının
tarihi
tarafından
sorgulanma
tarihi
8747/02
Geçgel/Türkiye
34509/03
Çelik/Türkiye
26.10.1996
29.10.1996
12.11.1996
13.11.1996
15.11.1996
24.10.2002
11.03.2003
24.10.2002
11.03.2003
ve
ve
15.11.1996
Geçgel davasında (no. 8747/02), ulusal mahkemeler mükerrer olarak “suçun niteliği ve
delillerin durumu göz önüne alınarak” gibi benzer, basmakalıp ifadeler kullanarak baꢀvuranın
tutukluluk süresini uzatmıꢀtır.
HUKUK
AĐHM, baꢀvuruların benzerliğini göz önüne alarak, onları birleꢀtirmeyi uygun
görmüꢀtür.
AĐHS’nin 5/3 maddesini dayanak olarak gösteren birinci baꢀvuran, tutuklu yargılanma
süresinin, makul süreyi aꢀtığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuranların her ikisi de AĐHS’nin
6/1 maddesi bağlamında aleyhlerinde baꢀlatılan cezai yargılama süresinin aꢀırı olduğunu iddia
etmiꢀlerdir. Ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendine dayanarak polis
tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde avukat yardımı alamadıklarından ve
sözkonusu süre içerisinde alınan ifadelerinin, kendilerinin suçlu bulunması yönünde
kullanıldığından ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Son olarak, ikinci baꢀvuran AĐHS’nin 6. maddesinin 3.
paragrafının (d) bendine dayanarak savcının gösterdiği tanığın ilk derece mahkemesi
tarafından dinlenmediğini ileri sürmüꢀtür.
Hükümet, 8747/02 no’lu baꢀvuru hususunda, baꢀvuru yapıldığı sırada yargılamanın,
ulusal mahkemeler önünde derdest olması ve baꢀvuranın, cezai yargılamanın uzunluğuna
iliꢀkin ꢀikayetini hiçbir zaman ulusal mahkemeler önünde sunmamıꢀ olması nedeniyle
baꢀvurunun, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk yollarının
tüketilmemiꢀ olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir. AĐHM, mevcut
baꢀvuruya benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu yineler
(bkz., ilk baꢀvuru hususunda E.K./Türkiye (karar), no. 28496/95, 28 Kasım 2000, ve ikinci
baꢀvuru hususunda Mahmut Aslan/Türkiye, no. 74507/01, 15. paragraf, 2 Ekim 2007). AĐHM,
sözkonusu içtihadından farklı bir yol izlemesini gerektiren özel koꢀulların bulunmadığı
sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder.
Hükümet, 34509/03 no’lu baꢀvuru hususunda, baꢀvuranın 6. maddenin 3. paragrafının
(c) bendi bağlamındaki ꢀikayetinin, polis gözetiminde tutulma süresinin 15 Kasım 1996’da
sona ermesi nedeniyle, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafınca öngörülen altı aylık süre
dolduktan sonra yapıldığını ileri sürmüꢀtür. AĐHM, yargılamanın adil olup olmadığını
değerlendirirken, yargılamanın bütününün göz önüne alınması gerektiğini hatırlatır (bkz. John
Murray/Đngiltere, 8 ꢁubat 1996, 63. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I). Mevcut
davada baꢀvuran, baꢀvurusunu AĐHM’ye, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği tarihten itibaren
altı ay içinde sunmuꢀtur. - Böylece, baꢀvurusunu AĐHM’ye 35/1 maddenin öngördüğü altı
aylık süre içerisinde sunmuꢀtur. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı kabul edilemez.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvuruların kalan kısmının
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, 8747/02 no’lu baꢀvuruda AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamında ortaya konan
ꢀikayete iliꢀkin olarak, birinci baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının, yakalandığı tarih olan 26
Ekim 1996’da baꢀladığını ve DGM tarafından suçlu bulunduğu 24 Ekim 2002 tarihinde sona
erdiğini gözlemler. Bu nedenle göz önüne alınması gereken süre, beꢀ yıl on bir aydır. Bu süre
boyunca ulusal mahkemeler mükerrer olarak “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne
alınarak” gibi benzer, basmakalıp ifadeler kullanarak baꢀvuranın tutukluluk süresini
uzatmıꢀtır. AĐHM sıklıkla mevcut baꢀvurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz., örneğin, Atıcı/Türkiye, no.
19735/02, 10 Mayıs 2007; Dereci/Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005). Sunulan delilleri
inceleyen AĐHM, Hükümet’in kendisini mevcut davada farklı bir sonuca varmaya ikna
edebilecek deliller ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. AĐHM, yukarıda kaydedilenler
ıꢀığında, birinci baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin, AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı
olduğu sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, sözkonusu madde birinci baꢀvuran bakımından ihlal
edilmiꢀtir.
AĐHM, her iki baꢀvuranın da dahil olduğu yargılamanın aꢀırı uzun sürmesine iliꢀkin
ꢀikayet hususunda göz önüne alınması gereken sürenin, sırasıyla baꢀvuranların yakalandıkları ve 29 Ekim 1996 tarihlerinde baꢀladığını ve 11 Mart 2003’de sona erdiğini gözlemler. Bu
nedenle, iki aꢀamalı yargılama altı yıl dört ay sürmüꢀtür. AĐHM yargılama süresinin
makullüğünün, dava koꢀulları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranlar ile ilgili
makamların tutumları gibi kriterler göz önüne alınarak incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.,
Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, 67. paragraf, AĐHM 1999-II).
AĐHM sıklıkla mevcut baꢀvurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Pélissier ve Sassi). Sunulan
delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in kendisini mevcut davada farklı bir sonuca varmaya
ikna edebilecek deliller ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. Bu nedenle AĐHM,
mevcut davada yargılama süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” gereğini karꢀılamadığı
kanısındadır. Dolayısıyla, her iki baꢀvuran hususunda da AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal
edilmiꢀtir.
Polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte baꢀvuranlara avukat yardımı
sağlanmamasına iliꢀkin ꢀikayet hususunda AĐHM, Salduz/Türkiye davasında benzer sıkıntıları
incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin
ihlal edildiğini tespit etmiꢀ olduğunu gözlemler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27
Kasım 2008). Mevcut davalarda AĐHM’nin yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı
sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel koꢀullar bulunmamaktadır. Bu
nedenle, her iki baꢀvuran hususunda AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3.
paragrafının (c) bendi ihlal edilmiꢀtir.
Son olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c)
bendinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi hususunda AĐHM, ikinci baꢀvuranın AĐHS’nin 6.
maddesinin 3. paragrafının (d) bendi bağlamındaki ꢀikayetini ayrıca incelemenin gerekli
olmadığı kanaatindedir (Tezcan Uzunhasanoğlu/Türkiye, no. 35070/97, 23. paragraf, 20 Nisan
2004).
Adil tatmin hususunda birinci baꢀvuran Halis Geçgel, manevi tazminat olarak 20,000
Türk Lirası (yaklaꢀık 9,200 Euro) talep etmiꢀtir. Ayrıca Diyarbakır Barosu’nun ücret
çizelgesini dayanak olarak göstererek yargılama masraf ve giderleri için 9,900 Türk Lirası
(yaklaꢀık 4,500 Euro) talep etmiꢀtir. Đkinci baꢀvuran Recep Çelik maddi tazminat olarak
30,500 Türk Lirası (yaklaꢀık 14,000 Euro) ve manevi tazminat olarak 40,000 Türk Lirası
(yaklaꢀık 18,500 Euro) talep etmiꢀtir. Diyarbakır Barosu’nun ücret çizelgesini dayanak olarak
göstererek yargılama masraf ve giderleri için 12,650 Türk Lirası (yaklaꢀık 5,800 Euro) talep
etmiꢀtir.
Tespit edilen ihlaller ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını
tespit eden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, manevi zarar hususunda, hakkaniyet
temelinde, birinci baꢀvuran Halis Geçgel’e 7,000 Euro ve ikinci baꢀvuran Recep Çelik’e
4,500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir. Ayrıca, en uygun tatmin yolunun baꢀvuranların, talep
etmeleri halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması
olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf).
AĐHM içtihadına göre, baꢀvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını
ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak
kazanır. Mevcut davada baꢀvuranlar, iddia ettikleri masrafları gerçekten yaptıklarını ispat
etmemiꢀlerdir. Dolayısıyla, bu baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiꢀtir.
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvuruları birleꢀtirmeye;
2. Baꢀvuruların kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
3. Birinci baꢀvuran bakımından AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine (no.8747/02);
4. Her iki baꢀvuran aleyhinde yapılan yargılamanın süresi açısından AĐHS’nin 6/1 maddesinin
ihlal edildiğine;
5. Polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde baꢀvuranlara avukat yardımı
verilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c)
bendinin ihlal edildiğine;
6. Đkinci baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (d) bendi bağlamındaki
ꢀikayetini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına (no. 34509/03);
7. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu
Devlet tarafından manevi tazminat olarak Halis Geçgel’e 7,000 Euro (yedi bin Euro), Recep
Çelik’e 4,500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro) ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło