8932/03
WyrokETPCz2008-07-08ECLI:CE:ECHR:2008:0708JUD000893203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa przedłużenia paszportu i wynikający z niej zakaz podróżowania, oparte na nieudowodnionych zarzutach, stanowiły naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odmowa przedłużenia paszportu i wynikające z niej ograniczenia podróżowania stanowiły ingerencję w prawo skarżącego do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego. Mimo że ingerencja ta miała podstawę prawną i dążyła do uzasadnionego celu ochrony bezpieczeństwa narodowego, Trybunał stwierdził jej nieproporcjonalność. Ograniczenia opierały się na niejawnej „nocie restrykcyjnej” i powiązaniach rodzinnych, bez żadnego wyroku skazującego ani udowodnionych zarzutów. Długotrwałość środka (ponad cztery lata) bez formalnych oskarżeń sprawiła, że nie był on „konieczny w społeczeństwie demokratycznym”.Stan faktyczny
Skarżący, Turan Paşaoğlu, obywatel turecki mieszkający w Salonikach z grecką żoną i dzieckiem, w 1999 roku złożył wniosek o przedłużenie paszportu. Wniosek został odrzucony na podstawie „noty restrykcyjnej” wydanej przez Ministerstwo Spraw Wewnętrznych, powołującej się na względy bezpieczeństwa narodowego (rzekoma propaganda „Pontus” związana z jego teściem). Skarżący bezskutecznie odwoływał się do sądów administracyjnych, które podtrzymały decyzję, mimo braku dowodów i wyroku skazującego. W 2002 roku wydano nakaz aresztowania skarżącego za propagandę przeciwko integralności państwa.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji. 3. Zasądza skarżącemu 5 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 267 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
PAꢀAOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 8932/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı
ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8932/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)
Turan Paꢀaoğlu’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 17 Ocak 2003
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Saraçoğlu ve D. Sanlı tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu olan baꢀvuran Selanik’te ikamet etmektedir.
Yunan vatandaꢀı bir kadınla evli olan baꢀvuran bir çocuk babasıdır.
Baꢀvuran pasaport süresinin uzatılması talebiyle 18 Ekim 1999 tarihinde Türkiye’nin Selanik
Baꢀkonsolosluğu’na baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Đçiꢀleri Bakanlığı’nın talimatı üzerine
baꢀvuranın bu talebi reddedilmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuran Baꢀkonsolos’a müracaat ederek hangi gerekçelerle baꢀvurusunun
reddedildiği hakkında bilgi talebinde bulunmuꢀtur.
Baꢀvuranın avukatı, hangi gerekçelerle baꢀvurana yönelik tahdit fiꢀi tanzim edildiği
konusunda bilgi edinmek maksadıyla 27 Ekim 1999 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne
baꢀvurmuꢀtur.
Emniyet Genel Müdürlüğü 9 Kasım 1999 tarihinde Đstanbul Valiliği’ne, baꢀvuranın
yurtdıꢀında kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun sayılı Kanunla değiꢀik 22. maddesi uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı
olduğunu bu nedenle de baꢀvuranla ilgili olarak bir tahdit fiꢀi tanzim edildiği bilgi vermiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 10 Kasım 1999 tarihinde baꢀvuranın konu edildiği sınırlama tedbirine
iliꢀkin bilgi talebiyle Emniyet Müdürlüğü’ne baꢀvurmuꢀtur.
Đçiꢀleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Valiliği’ne baꢀvuranın yurtdıꢀında
kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanunun 22. maddesi
uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu bu nedenle de baꢀvuranla ilgili olarak
bir tahdit fiꢀi tanzim edildiği bilgisini vermiꢀtir. Emniyet Genel Müdürlüğü bu çerçevede
genel güvenlik gerekçeleriyle baꢀvuranla ilgili olarak bir tahdit fiꢀi tanzim edildiğine dikkat
çekmiꢀtir.
Aynı gün Dıꢀiꢀleri Bakanlığı’ndan dıꢀ temsilciliğine baꢀvuranın pasaportuna el konularak
Đstanbul Valiliği’ne gönderilmesi talimatı vermesi talebinde bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran 13 Aralık 1999 tarihinde yurtdıꢀına çıkıꢀ yasağının iptali ve yürütmesinin
durdurulmasına yönelik olarak Ankara Đdare Mahkemesi önünde bir dava açmıꢀtır.
Savunma Bakanlığı savunma layihasında, baꢀvuranın, ‘Pontus’ propagandası yaptığı
gerekçesiyle hakkında Türkiye’ye giriꢀ yasağı bulunan Yunan yazar Georgios Andreadis’in
damadı olduğunu, bir turizm ꢀirketi iꢀlettiğini ve Yunanistan’dan Türkiye’ye turlar
düzenlediğini belirterek bu turlarda ‘Pontus’ propagandası yapabileceğini savunmuꢀtur.
Bakanlık ayrıca 16 Temmuz 1999 tarihli bir bakanlık kararıyla baꢀvuranın yurtdıꢀında
kalmasının ve pasaport talebinin yerine getirilmesinin 5682 sayılı Kanun’un 22. maddesi
bakımından ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu belirtmiꢀtir.
Đdare Mahkemesi 10 ꢁubat 2000 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmiꢀtir.
Davaya bakan hakimlerden biri, hakkında herhangi bir ceza mahkumiyeti bulunmayan
baꢀvurana isnat edilen olayların hiçbir kanıt unsuruyla ortaya konulamadığı gerekçesiyle bu
karara muhalefet etmiꢀtir. Sözkonusu hakim Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut
yakınlaꢀmanın göz önünde bulundurularak ihtilaf konusu tedbirin yürütmesinin durdurulması
gerektiğini savunmuꢀtur.
Baꢀvuran yürütmenin durdurulması yönündeki talebinin reddi kararına 2 Mart 2000 tarihinde
itiraz etmiꢀtir.
Đdare Mahkemesi bu itirazı 8 Mart 2000 tarihinde reddetmiꢀtir.
Đdare Mahkemesi 5 Ekim 2000 tarihinde baꢀvuranın iptal baꢀvurusunu reddetmiꢀtir. Bu
doğrultuda ihtilaf konusu kısıtlama tedbirinin yasal temeline dikkat çeken mahkeme,
baꢀvuranın kayınpederi tarafından eğitilen turist gruplarıyla Türkiye’ye seyahat düzenlemek
suretiyle Helenizm propagandası yaptığının dosya unsurlarıyla sabit olduğu kanaatine varmıꢀ
ve bu durumun ülke güvenliği açısından bir tehdit arz edebileceğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, ilke derece mahkemesi kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle 1
Aralık 2000 tarihinde Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, cezaların kiꢀiselliği ilkesinin
çiğnendiğini ve Türkiye’ye dönmesinin engellenmesine yönelik tedbirlerin kanundıꢀı
olduğunu iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca sözkonusu turizm ꢀirketinin artık hissedarı
olmadığını belirtmiꢀtir.
Danıꢀtay 7 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuranın yürütmenin durdurulması talebini reddetmiꢀtir. Ekim 2001 tarihinde Danıꢀtay ilk derece mahkemesinin kararının yasaya ve usul
kaidelerine uygun olduğu ve itiraz gerekçelerinin bu kararın bozulmasını haklı çıkaracak
nitelikte olmadığı hükmüne vararak iptal baꢀvurusunu reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran 19 Aralık 2001 tarihinde bu karara itiraz etmiꢀtir.
Danıꢀtay 15 Mayıs 2002 tarihinde verdiği bir kararla sözkonusu itirazı reddetmiꢀtir. Bu karar
baꢀvurana 9 Ağustos 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir. Ağustos 2002 tarihinde Đstanbul DGM Baꢀsavcısı, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde
propaganda yaptığı gerekçesiyle baꢀvuran hakkında bir arama müzekkeresi çıkarmıꢀtır.
Baꢀvuran 26 ꢁubat 2004 tarihinde Türkiye’nin Madrid’deki temsilciliği nezdinde yeniden bir
pasaport talebinde bulunmuꢀtur.
Đstanbul Valiliği 15 Nisan 2004 tarihinde, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde
propaganda yaptığı gerekçesiyle Đstanbul DGM Baꢀsavcılığı tarafından baꢀvuran hakkında bir
arama müzekkeresi çıkarıldığı konusunda Đçiꢀleri Bakanlığı ve Türkiye’nin Madrid’deki
temsilciliğine bilgi vermiꢀtir.
Đçiꢀleri Bakanlığı 28 Nisan 2004 tarihinde Türkiye’nin Madrid’deki temsilciliğini baꢀvuranın
pasaport talebini reddetmeye ancak kendisine kısa süreli ‘seyahat belgesi’ verilmek suretiyle
Türkiye’ye dönmesini teꢀvik etmeye davet etmiꢀtir.
Baꢀvuran 13 Ekim 2004 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’na hakkındaki tahdit fiꢀinin iptal edilerek
bir pasaport verilmesi için bir dilekçe yazmıꢀtır.
Đçiꢀleri Bakanlığı 7 Mart 2005’te, genel güvenlik bakımından ve daha evvel idare
mahkemelerince alınan kararlara istinaden sözkonusu iptal talebinin yerine getirilmesinin
uygun olmayacağı kanaatine varmıꢀtır.
Baꢀvuranın avukatı 11 Mart 2005’te, müvekkili hakkındaki pasaport yasağının hala devam
edip etmediği ve ꢀayet bu yasak devam ediyorsa pasaport yasaklarının kaldırılmasını öngören
genelgenin kabulü halinde kaldırılıp kaldırılamayacağı konularında Đçiꢀleri Bakanlığı Emniyet
Genel Müdürlüğü’nden bilgi istemiꢀtir. Mart 2005 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü, baꢀvuranın avukatına tebliğ edilmek üzere
Ankara Valiliği’ne idare mahkemelerince alınan konuyla ilgili kararlara istinaden baꢀvuran
hakkındaki tahdit fiꢀinin iptal edilmesine yer olmadığı kanaatine varmıꢀtır. Mayıs 2005’te TBMM Dilekçe Komisyonu pasaport yasağıyla ilgili bir dilekçeye cevap
verilmemesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran pasaport verilmesi konusunda konulan idari tahditten, ulusal makamların pasaport
süresini uzatmayı reddetmesinden ve buna bağlı olarak özgürlüğünün, özel hayatının ve aile
hayatının ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 8.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
AĐHM AĐHS’nin 3573 maddesi bakımından bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca bu ꢀikayetin baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde
olacaktır.
B. Esasa iliꢁkin
Hükümet kiꢀiler arasında ‘yakın kiꢀisel bağlar’ olmasının AĐHS’nin 8. maddesi anlamında bir
aile hayatının mevcut olmasının olmazsa olmaz koꢀulu olduğunu hatırlatarak mevcut davada,
baꢀvuranın eꢀi ve çocuğuyla birlikte Türkiye’de yaꢀamasının engellenmediği gibi baꢀvuranın
Türkiye’deki aile fertleriyle ‘sıkı bağları’ olduğunu kesinlikle kanıtlayamadığını
belirtmektedir.
Hükümet ayrıca, baꢀvuranın 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesi bakımından mağduriyet
iddiasında bulunabileceği kabul edilse dahi sözkonusu protokolün Türkiye tarafından
onaylanmadığını anımsatmaktadır. Hükümet, AĐHM’nin mevcut davada bir müdahale olduğu
kanaatine varması gerekse bile, bu müdahalenin Pasaport Kanunu ile öngörülmüꢀ olduğunu
ve ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meꢀru bir amaç taꢀıdığını
belirtmektedir. Hükümet Pasaport Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca her Türk vatandaꢀına
Türkiye’ye girme hakkı verildiğini bu cihetle baꢀvuranın ikametgahını Türkiye’ye nakledip
ailesiyle birlikte yerleꢀebileceğini belirtmektedir.
Baꢀvuran kendisine iliꢀkin kısıtlamanın hiçbir gerçek olaya dayanmadığını ve Hükümetin
hangi davranıꢀının ulusal güvenliğe ve kamu düzenine zarar verdiği konusunda herhangi bir
izahat vermediğini iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, Pasaport Kanunu’nun 3. maddesi
uyarınca kendisine sunulan Türkiye’ye dönme imkanının Türk topraklarını terk etme imkanı
tanınmadığı sürece etkili olmayacağını belirtmektedir. Đlgili bu çerçevede bölücü propaganda
yaptığı gerekçesiyle hakkında bir suçlamada bulunulduğunu öğrendiğine dikkat çekmektedir.
Đlgili, annesi, erkek ve kız kardeꢀlerinin ayrıca amca ve halalarının Türkiye’de yaꢀadığını
belirterek kendisine iliꢀkin kısıtlamanın aile hayatına, ticari faaliyetlerine ve mal ve
mülklerine eriꢀimine zarar verdiğini iddia etmektedir.
AĐHM, alınan bir tedbir sonucu bir kimsenin sözgelimi pasaport gibi bir seyahat belgesinden
yoksun bırakılmasının hiç kuꢀkusuz 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesinde güvence altına
alındığı haliyle serbest dolaꢀım özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak
değerlendirileceğini anımsatır (Baumann – Fransa, no: 33592/96, prg. 62, daha yakın tarihli,
Sissanis – Romanya, no: 23468/02, prg. 63, 25 Ocak 2007). Ancak bu protokol Türkiye
tarafından imzalanmıꢀ fakat onaylanmamıꢀtır. Bu nedenle sözkonusu protokol hükümleri
mevcut davada uygulanamaz.
Bununla birlikte AĐHM, 8. madde hükümlerinin 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin
hükümleriyle tebdil edilemeyeceğine dikkat çekmekle birlikte sözkonusu protokol maddesi
hükmüyle 8. madde arasında sıkı bir bağ olduğunu da kabul eder. Bu vesileyle AĐHM, serbest
dolaꢀımın ve bilhassa da sınır ötesi serbest dolaꢀımın özel hayatın geliꢀmesi açısından esas
olarak değerlendirildiği bir çağda birçok ülkeye yayılan aile bağları olan kiꢀiler sözkonusu
olduğunda kendi yargısına tabi bir kiꢀiye herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu özgürlüğü
vermeyi reddetmesinin o Devlet için yükümlülüklerinin ciddi ihlalini teꢀkil ettiğini ifade eder
(bkz. Đletmiꢀ – Türkiye, no: 29871/96, prg. 50).
Halihazırda AĐHM baꢀvuranın eꢀi ve çocuğuyla birlikte Yunanistan’da ikamet ettiğini,
baꢀvuranın annesinin ve erkek ve kız kardeꢀlerinin ise Türkiye’de yaꢀadığını
gözlemlemektedir. Baꢀvurana, gerektiğinde Türkiye’ye gidebilmesine imkan tanıyan bir
‘seyahat belgesi’ hakkı verilmiꢀse de baꢀvuran bu ülkeye gittikten sonra pasaportu olmadan
eꢀinin ve kızının ikamet ettiği Yunanistan’a dönemezdi. Bu itibarla AĐHM, pasaport
verilmesine yönelik idari kısıtlamaların ve yetkili makamların baꢀvuranın pasaport süresinin
uzatılmasını reddetmelerinin baꢀvuranın özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına yönelik
bir müdahale teꢀkil ettiği kanısına varmaktadır. AĐHM esasen yeterince sağlam kiꢀisel bağlar
bulunduğunu ancak sözkonusu tedbirin uygulanması nedeniyle bu bağların ciddi biçimde
etkilendiğini değerlendirmektedir.
Bu müdahale 5682 sayılı Pasaport Kanunu ile öngörülmüꢀ olup AĐHS’nin 8. maddesinin
ikinci paragrafı anlamında ulusal güvenliğin muhafazası gibi meꢀru bir amaç taꢀımaktaydı.
Bundan sonra sözkonusu müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığının
yani acil bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediğinin ve gözetilen amaçla orantılı olup
olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede AĐHM, ihtilaf konusu tedbirin bir cezai takibattan ya da baꢀvuran aleyhinde
verilen bir hapsen tazyik cezasının infaz edilmesinden kaynaklanmayıp Đçiꢀleri Bakanlığı
tarafından tanzim edilmiꢀ bir ‘tahdit fiꢀine’ istinaden idari kolluk tarafından alınan önleyici
nitelikte bir tedbir teꢀkil ettiğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranın sözkonusu tedbire bu konulara
bakan idare mahkemeleri önünde itiraz edebildiği doğrudur. Ancak sözkonusu mahkemeler,
baꢀvuranın evlenme yoluyla akrabalık tesis ettiği Georgios Andreadis ile arasındaki bağa ve
bakanlık tarafından tanzim edilmiꢀ bulunan, baꢀvuranın eriꢀiminin mümkün olmadığı bir
‘tahdit fiꢀine’ istinaden bu tedbiri haklı bularak ilgilinin Devletin bölünmez bütünlüğü
aleyhinde propaganda yaptığı hükmüne varmıꢀlardır.
Bu çerçevede AĐHM idare mahkemelerinin baꢀvuran hakkında herhangi bir ceza
mahkumiyeti ya da cezai takibat bulunmamasına rağmen bu karara vardıklarını tespit
etmektedir. Önleyici tedbirlerin meꢀru amacına bağlı yarar, mevcut davadaki gibi durumlarda,
zamanla ağırlığını yitirir (Đletmiꢀ, adıgeçen, prg. 46-47). AĐHM ihtilaf konusu tedbirin tüm
idari süreç boyunca yani yaklaꢀık dört yılı aꢀkın bir süre devam ettiği halde baꢀvurana isnat
edilen, iç hukuk gereğince suç teꢀkil eden olaylarla ilgili olarak herhangi bir ithamda
bulunulmamıꢀ olmasını görmezden gelemez. Sonuç olarak bu idari sürecin sona ermesiyle
birlikte baꢀvuran hakkında cezai takibat baꢀlatılmıꢀtır.
Bu itibarla AĐHM gizli bakanlık verilerine dayanan belirginlikten yoksun ihtilaf konusu
tedbirin devam ettirilmesinin baꢀvuranın hayatında yol açtığı belirsizlik ve sarsıntıyı hesaba
katmalıdır. Baꢀvuranın olayların meydana geldiği dönemdeki ꢀahsi ve ailevi durumunu göz
önünde bulunduran AĐHM hiçbir cezai ithamda bulunulmamıꢀ olmasına rağmen sözkonusu
tedbirin bu denli uzun bir süre boyunca devam ettirilmesinin orantısız olduğu ve ‘demokratik
bir toplumda zorunlu’ olarak addedilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran yaꢀadığı gelir kaybı nedeniyle 150.000 Euro maddi tazminat, maruz kaldığını iddia
ettiği manevi zarar için ise 200.000 Euro tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Gelir kaybı iddiasına iliꢀkin olarak AĐHM baꢀvuran tarafından sunulan belgelerin uğradığını
iddia ettiği zararlarını kanıtlaması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Buna karꢀın
AĐHM maruz kaldığı manevi zarar için baꢀvurana 5.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına
hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 215,93 YTL (yaklaꢀık Euro) talep etmektedir. Baꢀvuran, baꢀvuruyu yaptığı sırada avukatına ödediği 300 YTL
tutarındaki avukatlık ücretinin iadesini talep etmektedir. Baꢀvuran bu talebini desteklemek
üzere Ankara Barosu tarafından belirlenen asgari avukatlık ücret tarifesini ve ulusal
mahkemeler önünde yaptığı masrafları gösterir makbuzları ve baꢀvurunun AĐHM’ye
sunulmasıyla ilgili faturayı sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvurana yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu
masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu
müddetçe mümkündür. Elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları dikkate alan AĐHM
tüm masraf ve giderleri için baꢀvurana 267 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun geriye kalanının kabuledilebilir ilan edilmesine ;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine ;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 5.000 Euro
(beꢀ bin Euro) ödenmesine;
ii. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için Euro (iki yüz altmıꢀ yedi Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 8 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło