9149/03
WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD000914903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego skarżącym w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził, że zasada kontradyktoryjności, będąca elementem prawa do rzetelnego procesu, wymaga, aby strony były informowane o wszelkich dokumentach i opiniach, w tym pochodzących od niezależnego urzędnika sądowego, takiego jak Prokurator Generalny, które mogą wpłynąć na decyzję sądu. Strony muszą mieć realną możliwość ustosunkowania się do tych dokumentów. W niniejszej sprawie, pomimo argumentów rządu, Trybunał nie znalazł dowodów na to, że skarżący zostali poinformowani o opinii Prokuratora Generalnego lub mieli realną możliwość jej skomentowania, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Nihat Özmen, Yasin Demir i Şefika Özmen, zostali aresztowani w 2000 roku i oskarżeni o członkostwo w organizacji Hizbullah. Sąd Bezpieczeństwa Państwowego w Erzurum skazał Nihat Özmena i Yasin Demira na karę śmierci (zamienioną na dożywocie), a Şefika Özmen na 12 lat i 6 miesięcy więzienia. Sąd Kasacyjny (Yargıtay) utrzymał wyroki w mocy. Skarżący zarzucili, że w postępowaniu odwoławczym nie doręczono im opinii Prokuratora Generalnego, co uniemożliwiło im ustosunkowanie się do niej.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; 3. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia stanowi samo w sobie wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe poniesione przez skarżących; 4. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÖZMEN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:9149/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (9149/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı olan Nihat Özmen, Yasin Demir ve ꢁefika Özmen’in (baꢀvuranlar) 6 ꢁubat 2003
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil
edilmektedirler.
OLAYLAR
DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1968, 1972 ve 1977 doğumludurlar. Baꢀvurunun yapıldığı dönemde
baꢀvuranlar Erzurum E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydılar.
Nihat Özmen, ꢁefika Özmen ve Yasin Demir sırasıyla 27 Mayıs, 28 Mayıs ve 27 Ekim 2000
tarihlerinde gözaltına alınmıꢀlardır. Baꢀvuranlar Hizbullah örgütüne üye olmak ve adıgeçen
örgüt bünyesinde yürütülen faaliyetlere katılmakla itham edilmiꢀlerdi.
Nihat ve ꢁefika Özmen 3 Haziran 2000 tarihinde, Yasin Demir ise 3 Kasım 2000 tarihinde
tutuklanmıꢀtır.
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı sırasıyla 22 Mart 1999, 7 Haziran ve 24 Kasım tarihli muhtelif iddianamelerle Nihat Özmen’i kasten adam öldürme, kasten yangın
çıkarma, adam kaçırma ve darp ve yaralama gibi suçları iꢀlemekle itham etmiꢀtir. Savcı
TCK’nın 146. maddesi uyarınca adıgeçenin mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı 27 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, Yasin Demir’i Hizbullah’a
üye olmak, bu örgütün sorumluluk mevkiinde olma, adam öldürme, yaralama, kundakçılık
gibi suçlarla itham ederek TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
DGM 12 ꢁubat 2002 tarihinde TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca Anayasal düzeni ꢀiddet ve
ve zorla değiꢀtirmek suçlarından Nihat Özmen ve Yasin Demir’i ölüm cezasına çarptırmıꢀtır.
Ceza Kanunu’nun 59. maddesi gereğince bu ceza ömür boyu hapse çevrilmiꢀtir. Mahkeme,
ꢁefika Özmen’i ise Hizbullah örgütüne mensup olmak suçundan on iki yıl altı ay hapse
mahkum etmiꢀtir.
Yargıtay temyiz baꢀvurusu üzerine, Nihat Özmen ve Yasin Demir’in durumlarını duruꢀmasız
olarak incelemiꢀtir. ꢁefika Özmen’in durumunu ise duruꢀmalı olarak incelemiꢀtir. Sözkonusu
duruꢀmada ꢁefika Özmen’in avukatı da hazır bulunmuꢀtur. Savcının baꢀvuranlara tebliğ
edilmeyen tebliğnamesine istinaden bir karara varan Yargıtay baꢀvuranlar hakkında verilen
mahkumiyet kararını onamıꢀtır.
Yargıtay’ın bu kararı 10 Temmuz 2002tarihinde baꢀvuranların ve baꢀvuranların avukatlarının
yokluğunda tefhim edilmiꢀtir.
Ağustos 2002 tarihinde bu karar ilk derece mahkemesi kaleminde bulunan dava dosyasına
aktarılmıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6§ 1 VE 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Yargıtay Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesini göz önünde
bulunduran baꢀvuranlar davalarının adil bir biçimde görülmediğinden yakınmaktadırlar.
Baꢀvuranlar bu hususta AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle
AĐHM’yi baꢀvuranların ꢀikayetini reddetmeye davet etmektedir. Hükümet bu hususta,
Yargıtay’ın 9 Temmuz 2002 tarihinde bir duruꢀma yaptığını ve bu duruꢀma esnasında
Yargıtay Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin okunduğunu belirtmektedir. Hükümet, baꢀvuranların
Baꢀsavcı’nın tebliğnamesinden haber oldukları 9 Temmuz 2002 tarihinden itibaren altı ay
içinde baꢀvuruda bulunmaları gerektiği sonucuna varmaktadır. Hükümet, buna karꢀın
baꢀvuranların 6 ꢁubat 2003 tarihinde baꢀvuruda bulunduklarına dikkat çekmektedir.
Baꢀvuranlar bu sava karꢀı çıkmaktadırlar.
AĐHM, bir baꢀvuranın, nihai içhukuk kararının bir kopyasının kendisine iletilmesi hakkına
sahip olması durumunda, altı ay süresinin, kararın bir kopyasının kendisine tebliğ edildiği
tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀlamasının AĐHS’nin 35 § 1 maddesinin konusu ve amacı
açısından daha uygun olacağı yönündeki içtihadını anımsatmaktadır (bkz. Worm – Avusturya, Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). ꢁayet içhukukta kararın tebliği öngörülmemiꢀ ise,
tarafların kararın içeriği konusunda gerçekten bilgi edinebilecekleri tarihin dikkate alınması
icab eder (bkz. Seher Karataꢀ – Türkiye, no: 33179/96, § 27, 9 Temmuz 2002).
Mevcut davada AĐHM, Yargıtay’ın Nihat Özmen ve Yasin Demir’e iliꢀkin olarak bir duruꢀma
yapmayıp, yalnızca ꢁefika Özmen ile igili olarak bir duruꢀma yaptığının dosya unsurlarından
anlaꢀıldığı hususuna öncelikle dikkat çekmektedir. AĐHM, altı ay süresinin baꢀlangıcı için
dikkate alınması gereken nihai içhukuk kararının Yargıtay’ın baꢀvuranlarla ilgili olarak
verdiği karar olduğunu hatırlatmaktadır. Mevcut davada, Yargıtay kararı baꢀvuranların ve
avukatlarının yokluğunda tefhim edildiğinden ve bu karar kendilerine tebliğ edilmediğinden
altı ay süresi, sözkonusu kararın ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına aktarıldığı Ağustos 2002 tarihinden itibaren baꢀlatılmalıdır. Ancak mevcut baꢀvuru altı ay kuralına
uygun olarak 6 ꢁubat 2003 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu itibarla Hükümet’in sözkonusu itirazının
reddedilmesi yerinde olacaktır.
AĐHM sözkonsu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca ꢀikayetin herhangi bir kabuledilemezlik
gerekçesiyle karꢀılaꢀmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle ꢀikayeti kabuledilebilir ilan etmek
yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
Hükümet, baꢀvuranların avukatlarının dava dosyasını duruꢀmadan önce incelemeleri
gerektiğini savunmaktadır. Hükümet, baꢀsavcının tebliğnamesinin dosyada bulunması
nedeniyle baꢀvuran avukatlarının sözkonusu tebliğnameye eriꢀmelerinin mümkün olduğunu
savunmaktadır. Hükümet ayrıca, Yargıtay’da yapılan duruꢀma esnasında baꢀvuranların ya da
baꢀvuran avukatlarının sözkonusu tebliğname konusunda bilgi almak suretiyle savunmalarını
sunmalarının mümkün olduğunu savunmaktadır. Bu hususta Hükümet, Nihat Özmen ve Yasin
Demir’in avukatlarının duruꢀmaya katılmamalarını baꢀsavcının tebliğnamesi hakkında bilgi
edinmemeleri konusunda bir mazeret olarak ileri süremeyeceklerini belirtmektedir.
Baꢀvuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler.
AĐHM, baꢀvuranlar tarafından sunulan ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve
yukarıda yapılan gözlemlerin niteliğini ve bir yargılanabilir için tebliğnameye yazıyla cevap
verilmesinin imkansızlığını göz önünde bulundurarak baꢀsavcının tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını
anımsatmaktadır (bkz. Göç, adıgeçen, § 58).
Hükümet’in, baꢀvuran avukatlarının dava dosyasını duruꢀmadan önce inceleyebilme
imkanlarının bulunduğu ve bu ꢀekilde savunmalarını hazırlayabilecekleri yönündeki
argümanına katılmamaktadır. Sonuç olarak AĐHM, çeliꢀmeli yargılama hakkı ilke olarak
‘tarafların medeni davalarda ya da ceza davalarında hakimin kararını etkileyebilmeleri ve bu
kararı tartıꢀabilmeleri amacıyla bağımsız bir adli görevli, mevcut davada baꢀsavcı tarafından
dahi sunulan her türlü belge ya da görüꢀten haberdar olma imkanını’ içermekteyse de
(Reinhardt ve Slimane-Kaïd – Fransa, 31 Mart 1998 tarihli karar, § 103), tarafların bunları
yorumlama noktasında ‘gerçek bir imkana’ (ibidem) sahip olmaları gerektiğini de
hatırlatmaktadır.
Mevcut dava koꢀullarında, Yargıtay’ın 9 Temmuz 2002 tarihinde bir duruꢀma yaptığı
gözükmekteyse de, baꢀvuranların AĐHM’nin konuyla ilgili içtihadına uygun bir biçimde
tebliğnameden haberdar olduklarını yahut tatmin edici koꢀularda sözkonusu tebliğnameyi
sözlü ya da yazılı olarak yorumlama imkanı bulduklarını gösteren herhangi bir dosya unsuru
mevcut değildir (bkz., aynı anlamda, Sağır - Türkiye, no: 37562/02, § 26, 19 Ekim 2006).
Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in bu davada daha önce benzer ꢀikayetler konusunda vardığı
sonuçtan farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını
tespit etmektedir (Göç, adıgeçen, § 55)
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bu yönden ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranların her biri maddi manevi tazminat olarak 20.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı göremeyen AĐHM
bu talebi reddetmektedir. AĐHM ayrıca, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zararın tazmini
için baꢀlı baꢀına adil bir tatmin teꢀkil ettiği kanaatindedir.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuranlar kendilerine tanınan süre içerisinde, ulusal mahkemeler ya da AĐHM organları
önünde yaptıkları masraf ve harcamaların iadesiyle ilgili olarak bir talepte bulunmamıꢀlardır.
Dolayısıyla böylesi bir sorun re’sen incelemeyi gerektirmemektedir (bkz. Colacioppo –
Đtalya, 19 ꢁubat 1991 tarihli karar, § 16)
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Đhlal tespitinin baꢀvuranların maruz kaldığı manevi zararın tazmini için baꢀlı baꢀına adil
bir tatmin teꢀkil ettiğine;
4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 14 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło