9244/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD000924402

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmiernie długi areszt śledczy, bezprawne pozbawienie wolności po nakazie zwolnienia oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu z art. 5 ust. 1, 5 ust. 3 i 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że areszt śledczy trwający 6 lat i 10 miesięcy, bez podania przez władze krajowe wystarczających i konkretnych powodów uzasadniających jego przedłużanie, przekroczył „rozsądny termin” wymagany przez art. 5 ust. 3 Konwencji. Ponadto, 28-godzinne opóźnienie w zwolnieniu skarżącego po wydaniu prawomocnego nakazu zwolnienia, bez szczegółowego uzasadnienia przez rząd, stanowiło bezprawne pozbawienie wolności w rozumieniu art. 5 ust. 1. Wreszcie, postępowanie karne trwające od 1994 roku i nadal nierozstrzygnięte przed Sądem Kasacyjnym, bez przedstawienia przez rząd przekonujących argumentów uzasadniających taką przewlekłość, naruszyło prawo do rozpoznania sprawy w „rozsądnym terminie” z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Kenan Tandoğan, urodzony w 1973 r., został aresztowany 31 marca 1994 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji Dev-Sol. Był przetrzymywany w areszcie śledczym przez 6 lat i 10 miesięcy. W grudniu 2000 r., po zamieszkach w więzieniu Ümraniye, wydano wobec niego drugi nakaz aresztowania, o którym został poinformowany z opóźnieniem. Mimo nakazu zwolnienia z aresztu z 9 lutego 2001 r. w związku z pierwszym zarzutem, pozostał w areszcie z powodu drugiego nakazu. Został zwolniony 7 lipca 2001 r., 28 godzin po wydaniu nakazu zwolnienia. Postępowanie karne przeciwko niemu, rozpoczęte w 1994 r., nadal toczy się przed Sądem Kasacyjnym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące art. 5 ust. 3 i 5 ust. 1 oraz art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 5. Orzeka, że państwo pozwane ma zapłacić skarżącemu w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku: a. 13 500 EUR (trzynaście tysięcy pięćset euro) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. b. 1 000 EUR (tysiąc euro) tytułem kosztów i wydatków. c. Odsetki za zwłokę, równe stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe, w przypadku niezapłacenia w wyznaczonym terminie. 6. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O U N C I L O F   E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   TANDOĞAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 9244/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı olan Kenan Tandoğan’ın (“baꢀvuran”), Đnsan Hakları   ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) 34. Maddesi uyarınca, 31   Temmuz 2001 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no: 9244/02).   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1973 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, yasadıꢀı bir örgüt olan Dev-Sol’a (Devrimci Sol) üye olduğu ꢀüphesiyle,   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinde görevli polis memurları tarafından   Mart 1994’te gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran, 9 Nisan 1994’te, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzuruna çıkartılmıꢀ   ve tutuklu kalmaya devam etmiꢀtir. Baꢀvuran, Ümraniye Cezaevi’ne yerleꢀtirilmiꢀtir.   Mayıs 1994’te, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuran   ve diğer dokuz kiꢀi aleyhinde verdiği iddianamesinde, Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi   uyarınca, baꢀvuranı anayasal düzeni bozmakla suçlamıꢀtır.   Daha sonra, baꢀvurana karꢀı açılan dava, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde   beklemede olan bir baꢀka davayla birleꢀtirilmiꢀtir.   F tipi cezaevlerini protesto için Aralık 2000’de Ümraniye Cezaevi’nde çıkan   isyanların ardından, baꢀvuran Kandıra F tipi cezaevine gönderilmiꢀtir.   Aralık 2000’de, Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olaylarla ilgili olarak, Üsküdar Ağır   Ceza Mahkemesi savcısı, baꢀvuranın gıyabında tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Tutuklama emrinde, baꢀvuranın cinayetle, cezaevi yönetimine karꢀı silahlı ayaklanmayla ve   cezaevi mallarına zarar vermekle suçlandığı belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 12 Ocak 2001’de Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmıꢀ ve 25   Aralık 2000 tarihli tutuklama emri kendisine okunmuꢀtur. Baꢀvurana, Üsküdar Ağır Ceza   Mahkemesi huzurunda bu karara itiraz edebileceği hatırlatılmıꢀtır.   Mart 2001’de, Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, Üsküdar Cezaevi’nde çıkan olaylar   nedeniyle, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’ne baꢀvuran ve diğer 398 kiꢀi aleyhinde bir   ithamname vermiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, mahkemeden, sanıkların Ceza Kanunu’nun 264,   304, 450, 456 ve 457. Maddeleri uyarınca cinayetten, cezaevinde ayaklanma çıkarmaktan ve   kamu malına zarar vermekten hüküm giymesini istemiꢀtir.   Bu arada, 9 ꢁubat 2001’de, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun   146. Maddesi’nde yer alan suçla ilgili olarak aleyhinde baꢀlatılan takibat bağlamında,   baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. Ancak,   Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olaylarla ilgili olarak 25 Aralık 2000’de verilen tutuklu   yargılama emri nedeniyle, baꢀvuran serbest bırakılmamıꢀtır.   Baꢀvuran, 14 ꢁubat 2001’de, Üsküdar Sulh Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunmuꢀtur.   Baꢀvuran, dilekçesinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce serbest bırakılmasına karar verildiği   halde serbest bırakılmadığını ve tutukluluğunun devam etmesinin nedeninin Üsküdar Sulh   Ceza Mahkemesi’nin verdiği tutuklama emri olduğunu düꢀündüğünü ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, bu tutuklama emrinin sebeplerini bilmediğini belirtmiꢀ ve mahkeme huzuruna   çıkarılıp serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. 6 Temmuz 2001’de, Üsküdar Ağır Ceza   Mahkemesi, ilk oturumunu düzenlemiꢀ ve -diğer on iki sanıkla birlikte- baꢀvuranın tutuksuz   yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Temmuz 2001’de 20.30 sularında baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   yılında, anayasal bir değiꢀikliğin ardından Devlet Güvenlik Mahkemeleri   kaldırılmıꢀ ve baꢀvuranın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki davası, Đstanbul   Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir.   Ekim 2004’te, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu suç iꢀlendiği zaman   baꢀvuranın yaꢀı küçük olduğundan dolayı, davanın Đstanbul Çocuk Mahkemesi’nde   incelenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Dolayısıyla, mahkeme yetkisizlik kararı vermiꢀtir.   Kasım 2006’da, Đstanbul Çocuk Mahkemesi ilk oturumunu düzenlemiꢀ ve davayı   incelemek için tam yetkisinin olmadığına karar vermiꢀtir. Bunun üzerine, davayı incelemek   için hangi mahkemenin yetkili olduğuna karar vermesi için, dava Yargıtay’a gönderilmiꢀtir.   Tarafların en son verdiği ifadelere dayanan dava dosyasındaki bilgiye göre, dava hala   Yargıtay’da beklemededir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranın ilk tutuklu yargılanması bakımından   Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinin AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nde yer alan “makul   süre” limitini aꢀmasından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın AĐHM’ye baꢀvurmadan önce yerel mahkemelerde devam   etmekte olan takibatın sonucunu beklemediği için, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri   sürmüꢀtür. Hükümete göre, eğer baꢀvuran süren takibat sonucunda beraat etseydi, 466 sayılı   Kanun Dıꢀı Yakalanan veya Tutuklanan Kiꢀilere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun   uyarınca tazminat talebinde bulunabilirdi.   Sözkonusu davada, baꢀvuran, AĐHS’nin 5/3. Maddesi uyarınca tutuklu yargılanma   süresinin çok fazla olmasından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, sonradan beraat eden bir kiꢀiye, tutukluluğuyla ilgili olarak Devlet’e karꢀı   tazminat davası açma olanağı sağlayan 466 sayılı Kanun’un, yalnızca 5/5. Maddesi ile ilgili   olduğunu daha önce belirtmiꢀtir (bkz, diğerleri arasında, Yağcı ve Sargın / Türkiye, 8 Haziran   tarihli karar, A Serisi no. 319-A, § 44). Bu nedenle, eğer takibat sonucunda baꢀvuran   beraat etmiꢀ olsaydı, bu durumda kendisine ödenecek tazminatın, baꢀvuranın ileri sürdüğü   ihlali (yani tutuklu yargılanma süresinin çok uzun olmasını) onayladığı veya düzelttiği   düꢀünülemez (bkz, Duyum / Türkiye, no. 57963/00, § 58, 27 Mart 2007).   Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 35/3. Maddesi uyarınca baꢀvurunun asılsız olmadığını   belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe   bulunmadığı görüꢀündedir. Bu nedenle, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar   verilmelidir.   B. Esaslar   AĐHM, sözkonusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin baꢀvuranın   yakalandığı 31 Mart 1994 tarihinde baꢀlayıp Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   baꢀvuranın beraatına karar verdiği 9 ꢁubat 2001 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir.   Dolayısıyla, 6 yıl 10 aylık bir süre sözkonusudur. Bu süre içerisinde, yerel mahkemeler   “suçun niteliği, delil durumu ve gözaltı süresi gözönüne alınarak” gibi benzer ve kliꢀeleꢀmiꢀ   terimler kullanarak baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmıꢀtır.   AĐHM, sözkonusu baꢀvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda, genellikle   AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nin ihlalini saptamıꢀtır (bkz, örneğin, Atıcı / Türkiye, no. 19735/02,   Mayıs 2007; Solmaz, yukarıda kaydedilen; Dereci / Türkiye, no. 77845/01, 4 Mayıs 2005;   Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02, 2 ꢁubat 2006).   AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in, kendisini   sözkonusu davada farklı bir sonuca varmaya ikna edebilecek herhangi bir delil veya iddia ileri   sürmediğini belirtmektedir. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, sözkonusu   davada baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin çok fazla olduğu ve AĐHS’nin 5/3.   Maddesi’ni ihlal ettiği sonucuna varmıꢀtır.   Bu nedenle, bu hükmün ihlali sözkonusudur.   Baꢀvuranın ikinci kez tutuklu yargılanması bakımından   A. Baꢀvuranın AĐHS’nin 5/2. Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu ꢀikayete iliꢀkin   Baꢀvuran, ikinci kez tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebepleri   konusunda bilgilendirilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebepleri   konusunda bilgilendirilmediği yönündeki ꢀikayetinin asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi hakiminin 25 Aralık 2000 tarihli tutuklama emrinin   içeriğini kendisine yüksek sesle okuduğu 12 Ocak 2001 tarihinde, baꢀvuranın tutuklu   yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebeplerini öğrendiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, 5/2. Maddesi’ne göre, yakalanan her kiꢀinin, 4. paragrafa uygun olarak   özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında karar vermesi için mahkemeye   baꢀvurabilmesi için, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama, anladığı   bir dille kendisine bildirilir. Bu bilginin “en kısa zamanda” bildirilmesi gerektiği için,   yakalama anında, tutuklamayı gerçekleꢀtiren memurun nedenleri bütünüyle söylemesine   gerek yoktur. Verilen bilginin içeriğinin yeterli olup olmaması ve zamanında söylenmiꢀ olup   olmaması, her davanın özelliğine göre değerlendirilmelidir (bkz, örneğin, H.B. / Đsviçre, no.   26899/95, § 44, 5 Nisan 2001).   Sözkonusu davda, Aralık 2000’de Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olayların ardından,   baꢀvuran cinayetle, ayaklanmaya katılmakla ve cezaevi mallarına zarar vermekle suçlanmıꢀtır.   Aralık 2000’de, Üsküdar Sulh Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın gıyabında tutuklu   yargılanması kararını vermiꢀtir. Bu sırada, baꢀvuran, Ümraniye Cezaevi’nden Kandıra   Cezaevi’ne gönderilmiꢀtir. Baꢀvuranın Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarıldığı 12   Ocak 2001 tarihinde, 25 Aralık 2000 tarihli tutuklama emri, sesli olarak kendisine   okunmuꢀtur. Bu tutuklama emrinde, baꢀvuranın cinayetle, cezaevi yönetimine karꢀı silahlı   ayaklanma çıkarmakla ve cezaevi mallarına zarar vermekle suçlandığı belirtilmiꢀtir.   AĐHM, Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 25 Aralık 2000’de tutuklama emrini   çıkardığı sırada, baꢀvuranın zaten Ümraniye Cezaevi’nde tutuklu olarak yargılanmakta   olduğunu belirtmektedir. AĐHM’ye göre, yetkililerin tutuklama emri verilirken baꢀvuranı   yerel mahkeme huzuruna getirme olanakları vardı. Ancak, bu dava bağlamında, AĐHM,   tutuklama emrinin 12 Ocak 2001 tarihinde baꢀvurana sesli olarak okunduğunu ve baꢀvuranın   tutukluluğunun temel sebebinin orada açıklandığını belirtmektedir. Sonuç olarak, Kandıra   Cezaevi tarafından baꢀvurana verilen bilgi, 5/2. Maddesi’nin ꢀartlarını yerine getirmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının asılsız olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır.   B. 6 Temmuz 2001 tarihli tahliye emri sonucunda baꢀvuranın serbest   bırakılmasına iliꢀkin   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/1. Maddesi uyarınca, 6 Temmuz 2001 tarihinde 16:00 sularında   duruꢀmanın sona ermesiyle 7 Temmuz 2001’de 20:30 sularında serbest bırakılması arasında   yirmi sekiz saat boyunca kanuna aykırı olarak ve keyfi bir ꢀekilde tutuklu kalmaktan ꢀikayetçi   olmuꢀtur. 5/1. maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “1. Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve yasada   belirlenen   yollar   dıꢀında   hiç   kimse   özgürlüğünden   yoksun   bırakılamaz.   a) Kiꢀinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;   b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya   yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak   yakalanması   veya   tutulu   durumda   bulundurulması;   c) Bir suç iꢀlediği hakkında geçerli ꢀüphe bulunan veya suç iꢀlemesine ya da suçu iꢀledikten sonra   kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir   kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;   …”   Hükümet, baꢀvuran serbest bırakılmadan önce yapılması gereken birçok idari   formaliteler olduğunu belirterek sözkonusu sürenin normal olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuranın serbest bırakılmasından önce, yetkililerin baꢀvuranın bir baꢀka suçtan aranıp   aranmadığını veya hakkında bir baꢀka tutuklama emri bulunup bulunmadığını araꢀtırmaları   gerekliydi. Hükümet, ayrıca, yetkililerin keyfi ꢀekilde hareket etmediklerini ve baꢀvuranın   tahliyesini geciktirmediklerini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, 5/1. Maddesi’nde güvence altına alınan özgürlük hakkına istisna teꢀkil eden   durumların yer aldığı listenin ayrıntılı olduğunu ve yalnızca bu istisnaların dar anlamının o   hükmün amacına, yani hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasını   sağlamak amacına uygun olduğunu tekrarlamaktadır (bkz, diğer makamlar arasında, Giulia   Manzoni / Đtalya, 1 Temmuz 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-IV, s. 1191, § 25).   AĐHS’nin 5/1 (c) Maddesi’ne göre, “suçlamaya iliꢀkin karar verildiği günde”   tutukluluğun haklılığının sona erdiği ve sonuç olarak beraattan sonraki tutukluluğun artık o   hükmün kapsamına girmediği doğru olsa da, “bir tutuklunun beraatına karar verilirken bazı   gecikmeler olması kaçınılmazdır, ancak bunun asgari düzeyde tutulması gerekir” (bkz, Giulia   Manzoni, yukarıda kaydedilen, § 25, in fine). Ancak, AĐHM, tutukluların serbest   bırakılmasında gecikmeler olduğu yönündeki ꢀikayetleri dikkatle incelemelidir. Đlgili olayların   sebeplerini ayrıntılı olarak göstermek, davalı Hükümet’in görevidir (bkz, Labita / Đtalya [GC],   no. 26772/95, ECHR 2000-IV, § 170 ve Bojinov / Bulgaristan, no. 47799/99, § 36, 28 Ekim   2004).   Hükümet, baꢀvuranın serbest bırakılması sırasında yaꢀanan gecikmenin idari   formalitelerden kaynaklandığını belirtmiꢀtir. AĐHM, tahliyeyle ilgili idari formalitelerin   birkaç saatten fazla süren bir gecikmeyi haklı gösteremeyeceğini tekrarlamaktadır (bkz,   Nikolov / Bulgaristan, no. 38884/97, § 82, 30 Ocak 2003). Sözkonusu davada, baꢀvuran,   Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen tahliye emrinden yaklaꢀık yirmi sekiz saat   sonra beraat etmiꢀtir. Đlgili olayların sebeplerinin her saat için ayrı ayrı gösterilmemesi   durumunda, Hükümet’in baꢀvuranın serbest bırakılmasında yaꢀanan gecikmenin haklı   görülebileceğine dair iddiası onaylanamaz (Bojinov, yukarıda kaydedilen, § 39).   Bu koꢀullar altında, baꢀvuranın tahliye emri sonrasında tutukluluğunun devam etmesi,   tahliye emrinin uygulanmasındaki ilk aꢀamayla eꢀdeğer değildir, dolayısıyla 1 (c) alt   paragrafının veya 5. Madde’nin diğer herhangi bir alt paragrafının kapsamına girmez.   Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 5/1. Maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1. Maddesi uyarınca, aleyhinde yürütülen cezai takibatın   süresiyle ilgili ꢀikayette bulunmuꢀtur. Bunun için, AĐHS’nin 6/1. Maddesi’ni ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, gözönünde bulundurulması gereken sürenin baꢀvuranın gözaltına alındığı 31   Mart 1994 tarihinde baꢀladığını ve dava dosyasında yer alan bilgiye göre, bu kararın kabul   edildiği tarihte, takibatın hala Yargıtay huzurunda beklemede olduğunu belirtmektedir.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilmezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esaslar   AĐHM, cezai takibatın süresinin makul olup olmadığı sorununun dava koꢀulları   ıꢀığında ve ꢀu kriterlere dayanılarak değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlamaktadır: davanın   karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile ilgili makamların tutumu (bkz, diğer makamlar arasında, Pélissier   ve Sassi / Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-II).   AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, genellikle   AĐHS’nin 6/1. Maddesi’nin ihlalini saptamıꢀtır (bkz, Pélissier ve Sassi, yukarıda kaydedilen).   AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in, kendisini   sözkonusu davada farklı bir sonuca varmaya ikna edebilecek herhangi bir delil veya iddia ileri   sürmediğini belirtmektedir. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, sözkonusu   davada cezai takibat süresinin çok fazla olduğu ve “makul süre” ꢀartına uymadığı sonucuna   varmıꢀtır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1. Maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. Maddesi:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, adil bir ꢀekilde karar vererek, manevi tazminat olarak baꢀvurana 13,500 Euro   ödenmesini uygun görmüꢀtür.   B. Mahkeme Masrafları   Baꢀvuran, ayrıca, yapmıꢀ olduğu masraflar için 250 Yeni Türk Lirası (YTL) –yaklaꢀık   Euro-, avukatların ücretleri için 10,200 YTL –yaklaꢀık 5,700 Euro- talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, elinde bulunan bilgilere dayanarak, AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu masraflar   için, baꢀvurana 1,000 Euro ödenmesini uygun görmüꢀtür.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢀtur.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 1. paragrafları ile 6/1 Maddesi uyarınca yapılan   ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6/1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;   5. (a) davalı Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik   kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aꢀağıdaki miktarları ve bu miktarlara   konulabilecek bütün vergileri ödemesine (bu miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur   üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);   i.   Manevi tazminat olarak 13,500 Euro (on üç bin beꢀ yüz Euro);   ii.   Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);   (b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki   miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına eꢀit miktarda basit faizin   ödenmesine karar vermiꢀtir.   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup 20 Eylül 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Santiago QUESADA   Bölüm Sekreteri   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło