9323/03
WyrokETPCz2008-02-12ECLI:CE:ECHR:2008:0212JUD000932303
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak rozprawy ustnej i nieprzekazanie opinii prokuratora w postępowaniu o odszkodowanie za niesłuszne pozbawienie wolności naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy niepłacenie i dewaluacja zasądzonego odszkodowania naruszyło prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak rozprawy ustnej w postępowaniu o odszkodowanie za niesłuszne pozbawienie wolności naruszył art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ sprawa dotyczyła oceny szkody niemajątkowej, która wymagała osobistego wysłuchania skarżącego, a nie tylko analizy dokumentów. Ponadto, nieprzekazanie skarżącemu opinii prokuratora w postępowaniu apelacyjnym przed Sądem Kasacyjnym naruszyło zasadę równości broni i kontradyktoryjności, co również stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1. Wreszcie, Trybunał stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1, ponieważ prawomocnie zasądzone odszkodowanie stanowiło „mienie”, a jego niepłacenie przez władze krajowe w warunkach wysokiej inflacji doprowadziło do znacznej dewaluacji i nałożenia na skarżącego nieproporcjonalnego ciężaru.Stan faktyczny
Skarżący, Ali Göktaꢀ, został aresztowany w grudniu 1995 r. i przetrzymywany w areszcie śledczym do marca 1998 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji. W listopadzie 2000 r. został uniewinniony. Następnie, w marcu 2001 r., złożył wniosek o odszkodowanie za niesłuszne pozbawienie wolności na podstawie ustawy nr 466. Sąd krajowy przyznał mu niewielkie odszkodowanie, ale bez rozprawy ustnej i bez uwzględnienia odsetek za opóźnienie, a opinia prokuratora nie została mu przekazana.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku rozprawy ustnej przed sądami krajowymi.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania opinii prokuratora Sądu Kasacyjnego.
4. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
5. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 13 Konwencji w związku z art. 1 Protokołu nr 1.
6. Zasądził na rzecz skarżącego 3 040 euro tytułem szkody majątkowej i 3 000 euro tytułem szkody niemajątkowej.
7. Zasądził odsetki za opóźnienie.
8. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ALĐ GÖKTAꢀ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no: 9323/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9323/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı)Ali Göktaꢀ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık 2002
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından S. Pekdaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran, 1966 doğumludur ve Manisa’da ikamet etmektedir.
Tarafların anlattığı ꢀekliyle dava olayları ꢀu ꢀekilde özetlenebilir: Aralık 1995 tarihinde, baꢀvuran, Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi
ekipleri tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran, yasadıꢀı bir örgüt olan
DHKP/C üyesi olmakla suçlanmıꢀtır. Ocak 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına
çıkarılmıꢀ ve hakim tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Mart 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı serbest bırakmıꢀtır. Kasım 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın beraatına karar vermiꢀ, bu
karar 6 Aralık 2000 tarihinde nihai hale gelmiꢀtir. Mart 2001 tarihinde, 466 sayılı yasa uyarınca baꢀvuran, 27 Aralık 1995 ve 25 Mart 1998
tarihleri arasında özgürlüğünden mahrum bırakılması nedeniyle maruz kaldığı zarardan dolayı
Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmıꢀtır. Baꢀvuran, 10.000.000.000 TL
[yaklaꢀık 11.765 Euro] maddi tazminat ve 100.000.000.000 TL manevi tazminat [yaklaꢀık
117.674 Euro] manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Mayıs 2001 tarihinde, Bergama Ağır Ceza Mahkemesi, yetkili mahkemenin Manisa Ağır
Ceza Mahkemesi olduğu gerekçesiyle ratione loci bakımından yetkisinin olmadığını
açıklamıꢀtır. 18 Haziran 2001 tarihinde de Manisa Ağır Ceza Mahkemesi yetkisi olmadığını
açıklamıꢀtır. Ekim 2001 tarihinde yetki sorununu çözmek için toplanan Yargıtay, yetkili mahkemenin
Manisa Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu açıklamıꢀtır. Aralık 2001 ve 29 Ocak 2002 tarihleri arasında Manisa Ağır Ceza Mahkemesi, üç hakimli
iki duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Đlk duruꢀma sırasında mahkeme, davayı soruꢀturmak ve rapor
hazırlamak için üyelerinden birini murahhas üyesi olarak atamıꢀtır. 29 Ocak 2002 tarihinde
gerçekleꢀtirilen ikinci duruꢀma sırasında Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan, baꢀvuranın talebine
iliꢀkin yazılı görüꢀlerini sunması istenmiꢀtir.
Aynı gün Cumhuriyet Baꢀsavcısı, görüꢀlerini sunmuꢀtur. Baꢀsavcının görüꢀü baꢀvurana tebliğ
edilmemiꢀtir.
Yine 29 Ocak 2002 tarihinde, Baꢀsavcının görüꢀüne dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,
baꢀvurana, özellikle adli yardım olarak 11.000.000 TL [yaklaꢀık 10 Euro] maddi tazminat ve
3.000.000.000 TL [yaklaꢀık 2.636 Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. Ağır
Ceza Mahkemesi, öğretmen olan baꢀvuranın, cezai yargılama sırasında alamadığı maaꢀlarını
aldığı, baꢀvuranın diğer taleplerinin dayanaktan yoksun ve iddia edilen kayıpların hukuki
mesnedinin bulunmadığı kanaatindedir. ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuran temyize baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, ödenen miktarın yetersiz
olduğunu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gecikme faizine iliꢀkin talebi hakkında bir karar
almadığını ve duruꢀma yapılmadığını savunmaktadır. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesine ve 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmakta ve duruꢀma yapılmasını talep
etmektedir. Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay Savcısı, baꢀvurunun esasına iliꢀkin görüꢀünü sunmuꢀtur.
Tebliğnamesinde, Savcı, baꢀvuranın geçerli istinaf nedeninin olmadığını açıklamıꢀ ve
baꢀvurunun reddedilmesini salık vermiꢀtir. Yargıtay Savcısının görüꢀü baꢀvurana tebliğ
edilmemiꢀtir. Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay, Savcının görüꢀünü incelemesinin ardından Ağır Ceza
Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır. Yargıtay, duruꢀma gerçekleꢀtirmemiꢀtir. Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay kararı baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.
Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, baꢀvuran hiçbir zaman, Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından kendisine tahsis edilen tazminatın ödenmesi talebinde bulunmamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, tazminat davasına bakan mahkemede ve Yargıtay’da adil bir yargılama
yapılmadığını iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruꢀma
yapılmamasının ve Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün kendisine tebliğ edilmemesinin,
“çekiꢀmeli yargılama” ve “silahların eꢀitliği” ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran, bu çerçevede AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanun kapsamındaki davalarda
ilke olarak duruꢀma yapılmasının öngörülmediğini fakat ꢀayet, ulusal mahkemeler, baꢀvuranın
talebinin kamu yararına iliꢀkin önemli hususlar ortaya koyduğu kanaatine varırsa bir duruꢀma
yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanunun, tazminat taleplerinde
duruꢀma ile meydana gelebilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten kaçınarak ivedi bir
çözüm sunmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, sürece iliꢀkin hiçbir kuralın talep
sahiplerinin dosyaya görüꢀlerini veya bilirkiꢀi raporlarına iliꢀkin uygun gördükleri unsurları
dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.
Öte yandan, Hükümet, kanundıꢀı yakalanan ve tutuklanan kimselerin tazminat taleplerine
iliꢀkin anlaꢀmazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiꢀiklikler hakkında da bilgi
vermektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunun 142/7. maddesi uyarınca, mahkeme, davacı tarafı, baꢀsavcıyı
ve Hazine avukatını dinledikten sonra kararını vermektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruꢀma yapılmaması
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, duruꢀma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar
olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1.
maddesi uyarınca “açık duruꢀma hakkı” beraberinde “duruꢀma” isteme hakkını getirir.(Bkz.
örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ꢁubat 1990 tarihli karar, Fredin-Đsveç, 23 ꢁubat tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ꢁubat 1998 tarihli karar ve Göç kararı).
AĐHM, baꢀvuranın davasının önce Manisa Ağır Ceza Mahkemesi ardından temyiz mercii
olarak Yargıtay yetkili dairesi tarafından görüldüğünü belirtmektedir. Yargılamanın hiçbir
safhasında, baꢀvurana, iddialarını ulusal mahkemeler nezdinde sözlü olarak ifade etme imkanı
sağlanmamıꢀtır.
Baꢀvuranın tazminat talebine iliꢀkin olarak duruꢀma yapılmamasını haklı kılacak istisnai
koꢀulların olup olmadığı konusunda ise AĐHM, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvurana
ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir.
Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yalnızca baꢀvuranın tutuklu olduğu gün sayılarını temel
alan maktu bir tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini iddia etmemektedir. Aksine,
sözkonusu mahkeme, baꢀvuranın avukatı tarafından sunulan dilekçede yer alan ꢀikayetlerin
tamamını dikkate almıꢀ ve özellikle baꢀvuranın ekonomik ve sosyal durumu gibi birçok
kiꢀisel etkenler ile tutuklu bulunduğu sürece boyunca baꢀvuranın çekmiꢀ olduğu duygusal
acıların etkisini göz önüne almıꢀtır.
Baꢀvuranın tutuklanmasına neden olan olay ve tutukluluk süresi ile baꢀvuranın ekonomik ve
sosyal durumunun, baꢀvuranın dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından
toplanan unsurlardan hareketle saptanabileceği doğru olsa bile baꢀvuran tarafından çektiği
iddia edilen duygusal acıların değerlendirilmesinde baꢀka mütalaalara da baꢀvurulmalıdır.
AĐHM’nin görüꢀüne göre, baꢀvurana, tutuklanmasının neden olduğu manevi zararı sözlü
olarak Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıklama imkanı tanınmalıydı. Baꢀvuranın yaꢀadıklarının
esas olarak kiꢀisel niteliği ve uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi, baꢀvuranın dinlenmesini
zorunlu kılar. Sadece dava dosyasına dayanarak tatmin edici ꢀekilde çözümlenebilecek teknik
nitelikli sorunların sözkonusu olduğu söylenemez. Aksine AĐHM, ulusal mahkemelerde ve
kamu denetimi altında gerçekleꢀtirilen bir duruꢀma sırasında, baꢀvurana kiꢀisel durumunu
açıklama imkanı tanınmıꢀ olsaydı, mevcut davada, adaletin daha iyi tecelli etmiꢀ ve devletin
sorumluluğunu daha iyi yerine getirmiꢀ olacağı kanaatindedir. AĐHM’nin görüꢀüne göre, bu
husus, Hükümet’in 466 sayılı Kanun’un altında yattığını ifade ettiği ivedilik ve etkililik
unsurlarından daha önemlidir. (Göç,51; Özata-Türkiye, 19578/02, 20 Ekim 2005).
Bu nedenlerden dolayı AĐHM, duruꢀma yapılmamasını haklı çıkaracak istisnai hiçbir koꢀulun
mevcut bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi hakkında
AĐHM, baꢀvuranın sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay
Savcısı’nın görüꢀlerinin niteliğini ve yargılanan kiꢀinin yazılı olarak bunlara cevap verme
olanağının bulunmadığını göz önüne alarak Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ
edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Göç, Sağır-Türkiye, baꢀvuru no: 37562/02, 19 Ekim 2006;
Ayçoban ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru numaraları: 42208/02, 43491/02 ve 43498/02, 22
Aralık 2005).
AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit
ve delil sunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmiꢀtir.
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, tazminatının gecikme faizi ile birlikte ödenmemesinden ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Hükümet’e göre, baꢀvuran, cebri icra iꢀlemi baꢀlatmaması nedeniyle, AĐHS’nin 35/1. maddesi
uyarınca iç hukuk yollarını tüketmemiꢀtir.
AĐHM, adli bir süreç sonunda Devlet karꢀısında alacaklı konuma gelen bir kimsenin tazminat
alabilmesi için icra takibi baꢀlatmasının ꢀart koꢀulmasının uygun bulunmadığına dair
içtihadını hatırlatmaktadır (Metaxas-Yunanistan, baꢀvuru no: 8415/02, 27 Mayıs 2004,
Mehmet Sait Kaya-Türkiye, baꢀvuru no: 17747/03, 25 Temmuz 2006). Sonuç olarak,
sözkonusu itiraz kabuledilemez niteliktedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, baꢀvuranın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın
ödenmesini hiçbir zaman makamlardan talep etmediğini belirtmektedir.
AĐHM, mevcut davada, 10 Haziran 2002 tarihinde nihai hale gelen 29 Ocak 2002 tarihli Ağır
Ceza Mahkemesi kararının, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, baꢀvuran yararına,
kesin, talep edilebilir ve “mülk” olarak nitelendirilebilecek bir alacağı oluꢀturduğunu
saptamaktadır (Angelov-Bulgaristan, baꢀvuru no: 44076/98, 22 Nisan 2004). Bununla birlikte,
baꢀvurana, ödeme yapılmamıꢀtır. Ayrıca, olayların meydana geldiği dönemde, yıllık
enflasyon oranı %12’ye ulaꢀmıꢀken, ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen
miktarlar gecikme faizi ile birlikte hesaplanmamıꢀtır (Ertuğrul Kılıç-Türkiye, no: 38667/02, Aralık 2006).
AĐHM’nin görüꢀüne göre, baꢀvuranın alacağının gerçek değeri, ödemenin yapılmamıꢀ olması
ve bu dönemdeki enflasyon oranı ile birlikte değerlendirildiğinde gözle görülür bir biçimde
azalmıꢀtır. Baꢀvuranın alacağının, Yargıtay karar tarihindeki değeri ile ꢀimdiki değeri
arasındaki fark, baꢀvuranı önemli bir zarara uğratmıꢀtır (Bkz. mutatis, mutandis, Aka-Türkiye, Eylül 1998; Akkuꢀ-Türkiye, 9 Temmuz 1997). Yalnızca idarenin eksiklilerine isnat
edilebilecek bu ödeme yapılmayan süre, AĐHM’yi baꢀvuranın, mahkemece hükmedilen
miktara göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düꢀünmeye sevk
etmektedir.
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Türk Hukuku’nda ihtilaflı durumu çözüme kavuꢀturacak mercilerin bulunmaması
nedeniyle, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
Yukarıda ulaꢀılan sonucu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin, bu hüküm
çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın tutukluluk süresi ve ꢀikayetin
kabuledilebilir nitelikte olması nedeniyle AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlalinden ꢀikayetçi
olduğu Göktaꢀ vd.-Türkiye davası (dostane çözüm, no: 31787/96, 25 Eylül 2001) çerçevesinde
tarafların üzerinde uzlaꢀtığı dostane çözüm vesilesiyle, baꢀvuranın 95.000 Fransız Frankı
[yaklaꢀık 14.000 Euro] aldığını hatırlatmaktadır. Hükümet, talebin aynı gözaltı süresini
içermesinden dolayı baꢀvuranın talebinin yinelenen bir talep olduğunu belirtmektedir ve
AĐHM’nin daha önce ödenen meblağları göz önüne alarak mevcut baꢀvuruda sözkonusu talebi
reddetmesi gerektiğini savunmaktadır. AĐHM, baꢀvurana yukarıda sözü edilen miktarın
ödendiği Göktaꢀ vd., davasındaki dostane çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı
süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut baꢀvurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil
yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca, baꢀvurana karꢀı açılan ceza davasının beraat ile
sonuçlanmasından dolayı kanun dıꢀı tutuklanma nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın
gecikmeli olarak ödenmesini içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri ve 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca sorununu ortaya koyan mevcut baꢀvuruda,
baꢀvuranın AĐHS’nin 5/3. maddesi kapsamında da yaptığı ꢀikayet, 19 Eylül 2006 tarihli bir
karar ile kabuledilemez ilan edilmiꢀtir. Ayrıca mevcut davada, dava konusu yargılama ve
ulusal mahkemelerce ödenmesine hükmedilen meblağlar, yalnızca baꢀvuranın gözaltı süresini
değil (27 Aralık 1995 tarihinden 5 Ocak 1996 tarihine kadar) aynı zamanda tutuklu
yargılanmayı (5Ocak 1996 tarihinden 25 Mart 1998 tarihine kadar) da içermektedir.
Sonuç olarak, AĐHM, mevcut baꢀvurunun özü itibariyle sözü edilen Göktaꢀ ve diğerleri
baꢀvurusu ile aynı olmadığı kanaatindedir ve önceden ödenen miktarların dikkate
alınmamasına karar vermektedir.
Konuya iliꢀkin AĐHM içtihadı ıꢀığında (Aka ve Akkuꢀ) ve sahip olduğu ilgili ekonomik veriler
ıꢀığında kendi hesaplama yöntemine baꢀvurarak, AĐHM, baꢀvurana 3.040 Euro maddi
tazminat ödenmesine karar vermektedir.
Manevi tazminata iliꢀkin olarak, AĐHM, mevcut dava koꢀullarında baꢀvurana 3.000 Euro
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu masraf ve harcamalar için
1.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, hukuki mesnedi bulunmadığı gerekçesiyle bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), baꢀvuru no: 31107/96).
AĐHM, baꢀvuranların yapmıꢀ oldukları masraf ve giderleri belgelendirmediklerini
gözlemlemekte ve bu durumda bu taleplerinin reddedilmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Ulusal mahkeme önünde duruꢀma yapılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin
ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğine;
4. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrı olarak, 1 No’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte incelenmesine gerek olmadığına;
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana
3.040 Euro (üç bin kırk Euro) maddi tazminat ve 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi
tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 12 ꢁubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło