9574/03

WyrokETPCz2009-02-17ECLI:CE:ECHR:2009:0217JUD000957403

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość postępowania administracyjnego dotyczącego odszkodowania za zagubioną ciężarówkę naruszyła prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy niskie odszkodowanie za zagubioną ciężarówkę, w kontekście wysokiej inflacji i długości postępowania, naruszyło prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie administracyjne, trwające ponad siedem lat i dziesięć miesięcy, było nadmiernie długie, naruszając zasadę „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie stron i znaczenie sprawy dla skarżącego. W odniesieniu do art. 1 Protokołu nr 1, Trybunał stwierdził, że odszkodowanie przyznane skarżącemu przez sądy krajowe było niewystarczające, aby zapewnić „sprawiedliwą równowagę” między interesem publicznym a prawem własności. Trybunał podkreślił, że w warunkach wysokiej inflacji w Turcji, niskie stopy odsetek za zwłokę oraz długotrwałość postępowania doprowadziły do znacznej utraty wartości odszkodowania, co stanowiło nieproporcjonalne obciążenie dla skarżącego.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Akan, był właścicielem ciężarówki, która została zatrzymana przez służby celne w 1976 roku w związku z zarzutami przemytu. W 1986 roku postępowanie karne przeciwko skarżącemu zostało umorzone z powodu przedawnienia, a w 1987 roku sąd nakazał zwrot ciężarówki. Ciężarówka zaginęła w magazynach celnych, co doprowadziło do długotrwałego postępowania administracyjnego o odszkodowanie, które trwało od 1994 do 2002 roku. Sądy krajowe przyznały skarżącemu odszkodowanie w wysokości 40 000 000 TRL wraz z odsetkami, ale skarżący uważał, że kwota ta była rażąco niska, zwłaszcza w kontekście wysokiej inflacji w Turcji.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie: 1. Uznaje skargę w części dotyczącej art. 6 ust. 1 Konwencji (długość postępowania administracyjnego) i art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalną, a pozostałą część za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 6 000 Euro tytułem szkody materialnej i niematerialnej oraz 2 000 Euro tytułem kosztów i wydatków. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   A V R U P A   DE L’EUROPE   K O N SE Y Đ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   AKAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:9574/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Şubat 2009   Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9574/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)   Ahmet Akan’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Aralık 2002 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Alagöz ve Y. Şamlı tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1941 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.   yılında Almanya’da ikâmet eden başvuran, nakliyecilik yapmak üzere bir kamyon satın   almış ve bir şoför çalıştırmaya başlamıştır. Aynı yıl, Türkiye’ye mal taşımak için bir anlaşma   yapmıştır. Kamyon Türkiye’ye vardığında malın bir kısmı boşaltılarak A.A.’nın ve   başvuranın kardeşinin evine depolanmıştır. Bu mekânda yapılan aramada polis, gümrüğe   beyan edilmeden ithal edilen bazı eşyalar ele geçirmiştir.   Ağustos 1976 tarihinde, başvuranın kamyonu Türkiye’ye giriş yaparken gümrükte   durdurulmuş ve 11 Ağustos 1976 tarihinde el konularak mühürlenmiş ve gümrük depolarına   konulmuştur.   Nisan 1985 tarihinde yakalanan başvuran, aynı gün ceza mahkemesi hakimi önüne   çıkarılmıştır. Hakim, ilgili şahsın dokuz yıldır arandığını tespit etmiş ve tutuklanmasına karar   vermiştir.   Nisan 1985 tarihinde başvuran ve kamyon şoförü, beraberce kaçakçılık yapmakla suçlanmış   ve haklarında Kocaeli Ceza Mahkemesi’nde (« Ceza Mahkemesi ») ceza davası açılmıştır.   Buna paralel olarak, A.A. ve başvuranın erkek kardeşi hakkında ayrı bir dava açılmıştır.   Başvuran, 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmiştir.   Ceza mahkemesi, 8 Nisan 1986 tarihinde davanın zamanaşımına uğraması dolayısıyla   başvuran ve kamyon şoförü hakkında açılan ceza davasının düşürülmesine hükmetmiştir.   Başvuran, kamyonuyla ilgili bir karar olmadığı için temyize başvurmuştur. 30 Aralık 1987   tarihinde Yargıtay, karardaki bu boşluğu telafi ederek, aracın başvurana iade edilmesine   hükmetmiş ve kararı onamıştır.   Mayıs 1988 tarihinde ceza mahkemesi, A.A. ile başvuranın erkek kardeşi hakkında açılan   davanın yine zamanaşımına uğraması dolayısıyla düşürülmesine ve kamyonun iade   edilmesine hükmetmiştir. 29 Haziran 1989 tarihinde Yargıtay, bu kararı onamıştır.   Đstanbul Gümrük Müdürlüğü (« Gümrük Müdürlüğü») 11 Şubat 1991 tarihli yazısında,   başvurana kamyonun iade edilebilmesi için bir ihracat ruhsatı alması gerektiğini bildirmiştir.   Nisan 1991 tarihinde söz konusu ruhsat izni verilmiş ve durum Gümrük Müdürlüğüne   bildirilmiştir. 17 Aralık 1991 tarihinde Gümrük Müdürlüğü 30 Aralık 1987 tarihli karar   hükmü gereğince kamyonun iadesi için başvuranı çağırmıştır.   Ağustos 1992 tarihinde başvuran, yaptığı birçok müracaat sonucunda kendisine cevap   olarak kamyonun gümrük depolarında bulunamadığının söylendiğini Gümrük Müdürlüğüne   bildirmiş ve müdürlükten kamyonunun nerede olduğunu belirten yazılı bir cevap verilmesini   istemiştir.   Gümrük Müdürlüğü 6 Ekim1992 tarihinde başvurana gönderdiği cevap yazısında, kamyonun   nerede olduğuna dair yetkililerin sorgulandığını ve bu talep doğrultusunda kendisini   bilgilendirmeye devam edeceklerini bildirmiştir.   Aralık 1992 tarihinde başvuran, Gümrük Müdürlüğü’ne bir kez daha başvurarak   kamyonunun nerede olduğunu sormuştur.   ve 1993 yılları arasında, kamyonun depolarda bulunamaması nedeniyle farklı yetkililer   arasında karşılıklı birçok yazışma gerçekleştirilmiştir.   Haziran 1993 tarihinde başvuran, Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Devlet   Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. 6 Temmuz 1993 tarihinde, mahkeme   ratione materiae yetkisizlik kararı almıştır.   Ağustos 1994 tarihinde başvuran, iki yıldır bu yönde yaptığı başvuruların sonuçsuz   kaldığını hatırlatarak, Gümrük Müdürlüğü’nden kamyonunun iadesini istemiştir.   Kasım 1994 tarihinde başvuran, Đstanbul Đdare Mahkemesi (« Đdare Mahkemesi ») önünde   itiraz davası açmıştır. Bu yönde mahkeme kararları olmasına rağmen kamyonunun iade   edilemediğini vurgulayan başvuran, hem aracın değeri ve hem de iade edilmesi gereken   tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı nispetinde tazminat verilmesini istemiştir.   Başvuran, bu zararın gecikme faizleriyle birlikte 800 000 000 TRL olduğunu bildirmiştir.   Đdare Mahkemesi, 25 Eylül 1995 tarihinde dava dosyasının ceza mahkemesinden istenmesine   karar vermiştir. Mahkeme 27 Şubat 1996 tarihinde yanlış dosya istediğini anlayarak bu   talebini yenilemiştir.   Đdare Mahkemesi 30 Eylül 1996 tarihinde bir tek hakim görevlendirerek, kamyonun 1991   yılındaki piyasa değerini belirlemek üzere üç bilirkişi atamasını istemiştir. Tek hakim, 26   Şubat 1997 tarihinde üç bilirkişiyi tayin ederek, keşif tarihini 2 Haziran 1997 olarak   belirlemiştir. Bilirkişiler bu tarihte hazır bulunmamışlardır.   Tek hakim 18 Temmuz 1997 tarihinde, bilirkişiler ile başvuranın avukatıyla bir araya gelmiş   ve bilirkişilerden aracın 1991 yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. Başvuranın   avukatı, aracın söz konusu tarihte iade edilmediğini belirterek, bu tarihten itibaren elde   edilemeyen kazanç miktarının tazminat tutarına eklenmesini talep etmiştir.   Bilirkişi raporu 17 Eylül 1997 tarihinde iki bilirkişi tarafından hazırlanmış ve kamyonun   değeri 160 000 000 TRL olarak belirlenmiştir.   Đdare Mahkemesi 27 Ocak 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki piyasa değeri hakkında   Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ne danışma kararı almıştır. Türkiye Sigorta ve   Reasürans Şirketleri Birliği cevap yazısında aracın yaşının onbeş yıldan fazla olması   dolayısıyla bir değer veremeyeceklerini bildirmiştir.   Đdare Mahkemesi 26 Mayıs 1998 tarihinde, Şoförler Odası’na başvurarak kamyonun 1991   yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. 18 Temmuz 1998 tarihinde Şoförler Odası,   aracın 1969 model olduğu için 1991 yılında miyadını doldurduğunu tespit etmiş ve hurda   değeri olarak 40 000 000 TRL edeceğini bildirmiştir.   Tüm yargılama boyunca Đdare Mahkemesi tarafından yapılan usuli işlemler başvuranın   avukatına tebliğ edilmiştir.   Đdare Mahkemesi 30 Eylül 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki hurda değerini dikkate   alarak, başvurana 15 Ağustos 1994 tarihinden itibaren biriken gecikme faizleriyle birlikte   000 000 TRL tutarında tazminat ödenmesine karar vermiştir. Đdare Mahkemesi, 17 Eylül   tarihli bilirkişi raporunun dikkate alınamayacağını, zira raporun bu iş için atanan üç   bilirkişi değil sadece iki bilirkişi tarafından hazırlandığını tespit etmiştir.   Mayıs 1999 tarihinde başvuran, temyize başvurmuş ve kamyonunun iadesi edilmesi   yönünde verilen kararın Yargıtay’ın 30 Aralık 1987 tarihli kararıyla kesinleştiğini hatırlatarak,   bu tarih üzerinden on bir yıl geçmesine rağmen hâlâ kamyonunun iade edilmediğinden   şikâyetçi olmuştur. Başvuran, öngörülen tazminat tutarını eleştirerek, aracın 1976 yılındaki   satın alma fiyatı ile bu tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı ve yargı masrafları ilave   edildiğinde rakamın çok komik kaldığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, gümrük   depolarında bulunan ve kendisininkine benzeyen başka bir kamyon verilmesini talep etmiştir.   Mart 2001 tarihinde Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 18 Haziran   tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu son karar başvurana 27   Eylül 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuran, idari ve ceza yargılamasının süresini bütün olarak değerlendirmekte ve yirmi beş   yıldan fazla süren bu yargılama sürecinden şikâyetçi olmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   1. Ceza yargılaması   Hükümet, altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle AĐHM’den şikâyetin reddedilmesini talep   etmektedir.   AĐHM, önce idari ve ceza yargılamalarının farklı olduklarını hatırlatmaktadır. AĐHM,   başvuranın yaptığı gibi iki yargılama sürecini birlikte değerlendirmek için geçerli bir neden   görmemektedir (bakınız, a contrario, Đtalya aleyhine Torri davası, 1 Temmuz 1997prg. 19-   21, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV).   AĐHM, daha sonra, başvuran hakkında yürütülen ceza davasının 30 Aralık 1987 tarihinde   Yargıtay kararıyla sonuçlandığını gözlemlemektedir. Oysa, mevcut dava dilekçesi 17 Aralık   tarihinde, yani iç hukukun kesinleşmiş kararından altı ay sonra sunulmuştur.   Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in iddiasını benimseyerek, ceza yargılamasının süresiyle ilgili   şikâyetin gecikmiş olduğuna ve dolayısıyla AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları   uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmektedir.   2. Đdari yargılama   AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Dolayısyla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa ilişkin   AĐHM, değerlendirilecek sürecin Gümrük Müdürlüğü’ne ilk talebin sunulduğu 15 Ağustos   tarihinde başladığını gözlemlemektedir. Bu konuda AĐHM, şayet bir dava açılmadan   önce önce izlenmesi gereken bir başvuru yolu bulunmakta ise, izlenmesi gereken idari süreçin   dava süresine dahil edildiğini hatırlatır (Fransa aleyhine Vallée davası, 26 Nisan 1994,   prg. 33, seri A no 289-A, ve Fransa aleyhine Santoni davası, no 49580/99, prg. 37,   Temmuz 2003). Söz konusu dönem, karar düzetme talebinin reddedilmesiyle 18 Haziran   tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla söz konusu dönem üç kademeli yargılama sonunda   yedi yıl on aydan fazla sürmüştür.   AĐHM, bir yargılama için makul sürenin, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili   makamların tutumu, ilgili taraflar için davanın önemi gibi şartlara ve mahkeme içtihatını   yönlendiren kıstaslara bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız,   diğerleri arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH   2000-VII).   AĐHM, mevcut davanın konusuna benzer birçok davaya baktığını ve bu davalarda AĐHS’nin   6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (Frydlender, ilgili   bölüm).   AĐHM sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, konuyla ilgili yerleşik içtihadını da dikkate   alarak, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğuna ve « makul süre » ilkesine   uymadığına hükmetmektedir.   Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6. madde 1. fıkrasının ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.   II. 1. NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Başvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinde öngörülen mülkiyetin korunması hakkının   çiğnendiğini iddia etmektedir.   AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran, aracına el konulmasından, adli makamların   aracı için gerçek değerinden çok düşük bir bedel belirlemesinden ve masumiyet karinesi   ilkesinin ihlâl edildiğinden şikâyetçi olmaktadır.   Başvuran, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, aracının iade edilmesini sağlamak ve   kaybolmasından sorumlu memurlar hakkında hukuki süreç başlatmak için yeterli itiraz   yollarının bulunmadığından şikâyetçi olmaktadır. Hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmadığını   iddia eden başvuran, idari yargılamanın etkili olamadığını ileri sürmektedir.   Son olarak AĐHS’nin 17. maddesine atıfta bulunan başvuran, yetkili makamların yukarıda   belirtilen olgularla ilgili olarak yetkilerini suistimal ettiklerini ileri sürmektedir.   AĐHM, bu şikâyetlerin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği   kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Dolayısıyla şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa ilişkin   Başvuran, kamyonun yetkili mercilerin himayesi altında olmasına rağmen kaybolmasından ve   idare mahkemesinin kamyonun 1991 yılındaki değerini dikkate alarak bedelini düşük   belirlemesinden ve ayrıca takdir edilen gecikme faizinin enflasyon oranına kıyasla düşük   kalmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, kamyonuna 1976 yılında el konulduğunu ve bu   tarihten itibaren aracından yararlanamadığını ve bu konuda cezai bir işlem yapılmadığını ileri   sürmektedir. Başvurana göre, idare mahkemesi, kamyonun rayiç bedelini belirlerken, aracın   el konulduğu tarihteki değerini dikkate almalıydı.   Hükümet, başvuranın idare mahkemesi tarafından takdir edilen tazminatı aldığını   savunmaktadır.   Başvuranın malının değerinin 1991 yılı esas alınarak belirlenmesine ilişkin şikayeti   konusunda AĐHM, idare mahkemesinde açılan dava dilekçesinde bu hususun açıkça   belirtilmediğini tespit etmektedir. Gerçekten, ilgili şahıs aracına el konulmasından şikâyetçi   olmamış ve el konulduğu tarihte aracın piyasa değerine denk gelen herhangi bir tazminat talep   etmemiş, sadece aracın iade edilmesi yönünde çıkan karar tarihinden itibaren elde edilemeyen   kazancının kendisine geri ödenmesini istemiştir.   AĐHM’in gözlemlerine göre, idare mahkemesi tarafından yerine getirilen tüm usuli işlemler   başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir. Đdare mahkemesinin bu duruşmalarda malın 1991   yılındaki değerini belirlemeye çalıştığı çok açıktır. Başvuran ve avukatı hiçbir zaman buna   itiraz etmemişlerdir. AĐHM, tek hakim, başvuranın avukatı ve bilirkişlerin biraraya gelerek bu   konuyu tartıştıklarını gözlemlemektedir. Başvuranın avukatı, kamyonun rayiç bedeli   belirlenirken esas alınan seneye hiçbir zaman itiraz etmemiştir.   Bu nedenle AĐHM, incelemesini, enflasyon oranına kıyasla belirlenen gecikme faizinin az   olduğu ve yargılamanın uzunluğu nedeniyle takdir edilen tazminatın düşük kaldığı   iddialarıyla sınırlı tutması gerektiği kanaatindedir.   AĐHM, 30 Eylül 1998 tarihinde idare mahkemesinin kamyonu kaybolan başvurana 15   Ağustos 1994 tarihinden itibaren işleyen yasal gecikme faizleriyle birlikte 40 000 000 TRL   tazminat ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir.   Taraflar, ödeme tarihiyle ilgili bir bilgi sunmamışlardır. Bununla birlikte AĐHM, başvuranın   tazminatın geç ödendiği hakkında herhangi bir şikâyette bulunmadığını tespit etmektedir. Bu   nedenle, şikâyetle ilgili inceleme dönemi, davanın idare mahkemesinde görüşülmeye   başlandığı tarihten itibaren başlayan ve iç hukukta kesin kararın ilanına kadar süren yedi yıl   on aylık bir süreyle sınırlı kalacaktır.   Bu konuda AĐHM, mülkiyet dokunulmazlığı hakkına yapılan bir müdahalenin, toplumun   genel çıkarları ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge» oluşturması   gerektiğini hatırlatmaktadır (Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982,   prg. 69, seri A no 52). Söz konusu çıkarlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını   ve özellikle malından mahrum olan kimseye aşırı sorumluluk yüklenip yüklenmediğini   belirlemek için mutlaka tazminat şartlarının dikkate alınması gerekmektedir (Birleşik Krallık   aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 120, seri A no 102). AĐHM’in bu   konuyla ilgili kanaatine göre, eğer bir kimse malından mahrum edildiği halde kendisine malın   gerçek değerine kıyasla makul sayılabilecek bir tazminat ödenmediyse, burada ölçüsüz bir   müdahaleden söz edilebilir (Yunanistan aleyhine Eski Yunan Kralı ve diğerleri davası [GC],   no 25701/94, prg. 89, CEDH 2000-XII).   AĐHM, mevcut dava kapsamında değerlendirilen süre içerisinde Türkiye’deki ortalama yıllık   enflasyon oranının yaklaşık % 70 olduğunu hatırlatmaktadır. Oysa, başvuranın alacak tutarı   için uygulanan gecikme faizi oranları 15 Ağustos 1994 ile 31 Aralık 1997 tarihleri arasında   yıllık % 30, 1998 ve 1999 yıllarında yıllık % 50 ve 1 Ocak 2000 ile 18 Haziran 2002 tarihleri   arasında % 60 olmuştur.   AĐHM’in daha önce Aka davasıyla ilgili kararında da belirttiği gibi, idari yargılama veya adli   davalarda tazminat ödemeleri konusunda meydana gelen aşırı gecikmeler, bazı ülkelerde   paranın zamanla değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, özellikle malını kaybeden kişiyi   belirsizlik içinde bırakarak, büyük oranlarda maddi kayıplara uğramasına yol açmaktadır   (Türkiye aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 49, Derleme 1998-VI).   AĐHM’in kanaatine göre mevcut davada, başvuranın idare mahkemesinin görevlendirildiği   tarihte alması gereken tutar ile iç hukukun davayla ilgili kesin kararı verdiği tarihte takdir   edilen tutar arasında yargı sürecinin uzaması nedeniyle önemli bir fark ortaya çıkmış ve bu   fark zaten kamyonunu kaybetmiş olan başvuranı ayrıca zarara uğratarak, kamu yararı ile   kişinin mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengeyi bozmuştur.   Bu itibarla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiştir.   III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuran, AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunarak, kendisinin herhangi bir gerekçe   gösterilmeden gözaltına alındığını ileri sürmektedir.   AĐHM, başvuranın gözaltı süresinin 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmesiyle, yani 17   Aralık 2002 tarihinde sunulan bu dava dilekçesinden tam altı ay sonra, sona erdiğini   gözlemlemektedir.   Bu nedenle AĐHM’ne göre, mevcut şikâyet gecikmeli olarak sunulmuştur ve AĐHS’nin 35.   maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, toplam 1.087.000 Euro değerinde maddi tazminat talep etmektedir. Sözkonusu   miktarın dağılımı şu şekildedir: kamyon için 25.000 Euro, gelir kaybı nedeniyle 1.027.000   Euro ve ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 35.000   Euro.   Başvuran ayrıca, 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile gelir kaybına ilişkin olarak ileri sürülen maddi tazminat arasında   bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.   Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak yapılan talepler yargılama masraf ve giderleri   kısmında incelenmektedir.   Enflasyonun etkisiyle ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın gelir   kaybetmesi ile ilgili olarak, Aka kararında benimsenen hesaplama yönetimini göz önüne   alarak ve ilgili ekonomik veriler ışığında AĐHM, başvurana 2.600 Euro maddi tazminat   ödenmesine hükmetmektedir.   Manevi tazminata ilişkin olarak ise, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 3.400 Euro   manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, miktar belirtmeksizin yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesini talep etmekte   ve miktarı AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran, ulusal mahkemelerde yapmış olduğu   yargılama masraf ve giderlerine ilişkin makbuzları ve avukatlık ücret sözleşmesini belge   olarak sunmaktadır. AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak   başvuran çeviri ve posta ücretleri ile avukatlık ücreti ve giderleri belge olarak sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.   AĐHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, tüm   masraflar için başvurana 2.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun AĐHS’nin 6/1 maddesi (idare mahkemesi önündeki yargılama süresi) ve 1   No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmının   kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı   Devlet tarafından başvurana :   i.her türlü vergiden muaf tutularak 6.000 Euro (altı bin Euro) maddi ve manevi   tazminat ödenmesine;   ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro   ödenmesine;   b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło