9580/03
WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD000958003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżących własności gruntów bez odszkodowania oraz przewlekłość postępowania sądowego w tej sprawie naruszyły odpowiednio art. 1 Protokołu nr 1 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący posiadali „istniejące mienie” w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1, ponieważ ich grunty były należycie zarejestrowane w księgach wieczystych, co dawało im „bezpieczeństwo prawne” własności. Pozbawienie ich tej własności, choć służyło uzasadnionemu celowi publicznemu (ochrona lasów), było nieproporcjonalne, ponieważ nie otrzymali żadnego odszkodowania. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie krajowe, trwające ponad osiem lat w dwóch instancjach, przekroczyło „rozsądny termin”, niezależnie od jego złożoności czy liczby skarżących.Stan faktyczny
Skarżący, 34 obywateli Turcji, byli spadkobiercami gruntów rolnych w Alanyi, zarejestrowanych w księgach wieczystych od 1970 roku. W 1994 roku Dyrekcja Generalna Lasów wniosła o unieważnienie aktów własności i zarejestrowanie gruntów na rzecz Skarbu Państwa, twierdząc, że są to tereny leśne. Sąd krajowy, po trzech ekspertyzach, częściowo uwzględnił żądanie Dyrekcji, unieważniając akty własności dla znacznych części gruntów i przekazując je Skarbowi Państwa, bez przyznania skarżącym odszkodowania. Postępowanie sądowe trwało od 1994 do 2002 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie:
1. Stwierdził, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Stwierdził, że kwestia zastosowania art. 41 Konwencji nie jest gotowa do rozstrzygnięcia na tym etapie, odroczył ją i zaprosił strony do przedstawienia swoich stanowisk oraz poinformowania o ewentualnym ugodowym załatwieniu sprawy.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
KONSEY
Đ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
GÜMRÜKÇÜLER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 9580/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
(Esas)
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (9580) numaralı baꢀvurunun nedeni otuz dört
T.C. vatandaꢀı Rifat Gümrükçüler (1950 doğumlu), Yaꢀar Tepealan (1939), Süleyman Alanay
(1942), Ahmet Demirci (1341), Mustafacan Gümrükçüler (1996), Saadettin Gümrükçüler
(1957), Mehmet Tevfik Gümrükçüler (1953), Ahmet Alanay (1964), Saadettin Gümrükçüler
(1948), Uğur Alanay (1948), Mehmet Nevzat Alanay (1953), Mehmet Tevfik Gümrükçüler
(1952), Kerim Gümrükçüler (1962) et Numan Gümrükçüler (1948), Ülfet Raꢀitoğlu (1944),
Emine Turgut (1942), Sema Gümrükçüler (1961), Emine Tavlı (1960), Fatma Mahigül
(1955), Saadet Gönüllü (1946), Latife Ağaoğlu (1944), Hatice Saba Arman (1932), Emine
Aydan Alanay (1946), Candan Sarıkadıoğlu (1950), Akgül Latife Aydoğan (1940), Ayꢀe
Alanay (1338), Günay Baykara (1934), Müge Gücüoğlu (1969), Đnci Alanay (1942), Serpil
Özgen (1946), Hayriye Alanay (1927), Fatma Hafize Gümrükçüler (1911) Ayꢀe Gümrükçüler
(1958) ve Hafize Sema Çağırıcı (1956) tarafından (baꢀvuranlar) 15 Ocak 2003 tarihinde
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapılan baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu
avukatlarından M. Đ. Turgut tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar Alanya, Đstanbul, Ankara, Manavgat ve Đzmir’de ikamet etmektedir. yılındaki kadastro çalıꢀmaları sırasında Alanya’nın (Antalya) Tepe semtinde bulunan ve
sırasıyla 160.878 m2 ve 97.332 m2 yüzölçümündeki iki arazi 2 (ada no: 126) ve 12 (ada no:
94) parsel numaraları ile baꢀvuranların ataları adına tarım arazisi olarak kaydedilmiꢀtir. 19
Haziran 1970 tarihinde kısıtlayıcı herhangi bir ꢀerh düꢀülmeksizin her iki mülkiyet de
ilgililerin adına tescil edilmiꢀtir. Baꢀvuranlar aralarının ölümünün ardından sözü edilen
parsellerin mirasçıları olmuꢀlardır.
Orman Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) 10 Ağustos 1994 tarihinde Alanya Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne (Mahkeme) 12 ve 2 numaralı parsellerin tapu senedinin iptal edilerek kendi
adına tescil edilmesi yönünde dava açmıꢀtır. Bu iki dava mahkeme kayıtlarında 1994/342 ve
1994/346 olarak geçmiꢀtir. Nisan 1995, 20 Ekim 1995 ve 10 Ekim 1995 tarihlerinde baꢀvuranlardan bazıları
Mahkemeye müdahil taraf olarak katılmak istediklerini beyan etmiꢀlerdir.
Baꢀvuranların bir kısmı 31 Ocak 1996 tarihinde aynı mahkemede karꢀı dava açma talebinde
bulunmuꢀtur. Baꢀvuranlar sözü edilen arazilerin mülkiyetinin uzun bir süreden bu yana
atalarında olduğunu ve tapularının bulunduğunu öne sürerek Mahkemeden ihtilaf konusu
arazilerin ormanlık alanın bir bölümünde olmadığı yönünde bir karar vermesini talep
etmiꢀlerdir. Mahkeme 9 Nisan 1996 tarihinde bu davayı diğer iki davayla birleꢀtirmiꢀtir.
Mahkeme tarafların ve bilirkiꢀilerin huzurunda olay yerinde üç ayrı inceleme yapmıꢀtır. 22
Mayıs 1995 ve 10 Temmuz 1996 tarihlerinde dava dosyasına eklenen bilirkiꢀi raporlarına
göre taꢀınmazların ormanlık alan vasfına sahip olduğu konusunda çeliꢀkiler bulunduğundan,
Mahkeme üçüncü bir bilirkiꢀi incelemesi yapılmasını istemiꢀtir. 21 Kasım 1997 tarihinde
hazırlanan üçüncü bilirkiꢀi raporu dosyaya eklenmiꢀ, bu son rapora göre 2 numaralı parselin
114.872,35 m2’si ve 12 numaralı parselin 82.290,53 m2’si orman alanının bir bölümü olarak
değerlendirilmiꢀtir.
Mahkeme 5 Mayıs 1998 tarihinde 1994/342-118 ve 1994/346-118 numaralı iki davaya iliꢀkin
iki karar almıꢀtır. Buna göre Orman Genel Müdürlüğü’nün taleplerini kısmen yerinde bularak
baꢀvuranların 2 numaralı parseldeki 114.872,35 m2 ve 12 numaralı parseldeki 82.290,53
m2’lik taꢀınmazların tapu senedinin iptal edilerek Genel Müdürlük adına tescil edilmesine ve
buna değin açılan karꢀı davanın reddine karar vermiꢀtir. Mahkeme taꢀınmazların kalan
kısımlarının baꢀvuranlara bırakılmasına ve bu bağlamdaki karꢀı dava taleplerinin
reddedilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Mahkeme 11 Kasım 1949 tarihinde kaydedilen tapu
senedinin sözü edilen arazinin doğu, batı ve kuzey istikametindeki alanlara karꢀılık geldiğini
fakat güney bölümünde belirsizliklerin olduğunu, arazi üzerinde 60-70 yıllık ağaçların
bulunduğunu ve 8 ꢁubat 1937 tarih ve 3166 sayılı Orman Kanunu’na göre taꢀınmazın orman
alanının bir bölümü olarak sayılması gerektiğini, 24 Mart 1950 tarih ve 5658 sayılı Orman
Kanunu’na göre taꢀınmazların imara açık alanlar kapsamına girmediğini ve 2896 (1983) ve (1987) sayılı yasalar ile değiꢀtirilen 31 Ağustos 1956 tarih ve 6831 sayılı Kanun’a göre
ise ormanlık arazi olarak sayılması gerektiğini ifade etmiꢀtir. Mahkeme ayrıca Yargıtay’ın 5
Temmuz 1993 tarihli (1992/11290 E ve 1993/5824 K) kararına atıfta bulunarak, buna göre
tapu sicilinde yer alan ibarelere göre taꢀınmazların orman arazisi dıꢀında
vasıflandırıldıklarında ancak tapudaki tescilin geçerli olacağına itibar etmiꢀtir.
Yargıtay 18 ꢁubat 2002 tarihinde temyizine gidilen kararları onamıꢀtır.
Yargıtay 24 Haziran 2002 tarihinde baꢀvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme taleplerini
reddetmiꢀtir. Yargıtay’ın kararları baꢀvuranlara sırasıyla 24 Haziran 2002 ve 18 Temmuz tarihlerinde tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar
kamu yararı olmaksızın ve tazminat ödemeden tapu senetlerinin iptal edilmesinin mülkiyet
hakkına yönelik orantısız bir müdahaleyi teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir. Yapılan bu ꢀikayet
ıꢀığında AĐHM, baꢀvurunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından inceleneceğini
ifade etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet baꢀvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır. Baꢀvuranlar
tazminat davasına dair iki baꢀvuru yolunu kullanmamıꢀlardır. Baꢀvuranlar Medeni Kanun’un
1007. maddesine dayalı olarak tapu kaydının tutulmasından ileri gelen Devletin sorumluluğuna
karꢀı her türlü tazminat davası açabilir, öte yandan Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine
uygun olarak tazminat talebinde bulunabilirlerdi. Hükümet bu çerçevede özellikle tapu sicil
kayıtlarının tutulmasından ileri gelen Devletin objektif sorumluluğu hakkındaki ulusal içtihadı
hatırlatarak, diğer hükümlerin yanı sıra Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 Nisan 2004
tarihinde almıꢀ olduğu ve Yargıtay’ın 21 ꢁubat 2005’te onadığı kararına atıfta bulunmaktadır.
Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nde benzer koꢀulları içeren ve Orman Genel Müdürlüğü’nün
talebi üzerine tapusu yargı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tescili konu edilen bir davada,
davayı açan kimse tazminat elde edebilmiꢀtir. 20 Eylül 2001 tarihli bu davada, Mahkeme
Hazinenin bizzat bahse konu taꢀınmazın niteliğini göz önünde bulundurmaksızın satıꢀını
gerçekleꢀtirmesi dolayısıyla ilgiliye tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiꢀtir.
Baꢀvuranlar Hükümetin savlarına karꢀı çıkmakta, Hükümetin söylediğinin aksine Yargıtay’ın
Medeni Kanun’un 1007. maddesini değerlendirmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvuranlara göre
Hükümetin vermiꢀ olduğu örnek bu aꢀamada uygulanamaz. Baꢀvuranlar taꢀınmazlarının
kamulaꢀtırılması sözkonusu olduğunda iç hukukta etkili herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut
olmadığını iddia etmektedir.
AĐHM, daha önce de benzer itirazların dile getirildiğini ve bunların reddedildiğini hatırlatır
(Bkz. diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı). Mevcut baꢀvuruda benimsediği bu kararın
dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir özel durumun sözkonusu olmadığını belirtir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
AĐHM’nin bu konudaki yerleꢀik içtihadına (Bkz., diğerleri arasında, Kopecky-Slovakya kararı,
no: 44912/98 ve Özden-Türkiye (no1) kararı no: 11841/02, 3 Mayıs 2007) göndermede
bulunan Hükümet baꢀvuranların Ek 1 no’lu Protokol’ün 1 maddesi uyarınca ne «mevcut bir
mülke» sahip olduklarını ne de «meꢀru bir beklentiyi» öne sürebileceklerini savunmaktadır.
Hükümet bu bağlamda kamusal ormanlık alanların özel bir mülkiyetin konusunu teꢀkil
edemeyeceğini belirten Anayasa’nın 169. maddesini hatırlatmaktadır.
Hükümet baꢀvuranlara getirilen sınırlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların
korunması amacını güttüğünün altını çizerek, baꢀvuranların talep etmeleri halinde iç hukukta
tazminat yoluna gidebilmelerinin mümkün olması ölçüsünde bu tür bir sınırlamanın orantısız
olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümetin bu tespitlerine karꢀı çıkmakta ve taꢀınmaz bir mülke sahip olduklarını,
bunu iç hukuka uygun olarak edindiklerini ve yetkili merciler aracılığıyla taꢀınmazı tapu
sicilinde tescil ettirdiklerini iddia etmektedir. Baꢀvuranlara göre mevcut baꢀvuruda ihtilaf
konusu bir mülkün mevcut olup olmadığından değil, Devletin kamu yararı bulunmadan
kamulaꢀtırma yapmasından ve kendilerine herhangi bir kamulaꢀtırma bedeli ödememesinden
kaynaklanmaktadır. Baꢀvuranlara göre kadastro çalıꢀmalarına itiraz etmemeleri mülkiyet
haklarına hiçbir surette etki etmemektedir. Bu nedenledir ki Hazine tapu senedinin iptali
istemiyle dava açma gereğini duymuꢀtur.
AĐHM bir baꢀvuranın «mülkü» ile iliꢀkili olmadığı müddetçe Ek 1 no’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ihlal edildiğini öne süremeyeceğini hatırlatır. “Mülk” kavramı «mevcut malları»
olduğu kadar bir baꢀvuranın mülkiyet hakkından etkili ꢀekilde istifade etme «meꢀru
beklentisini» ileri sürmesine neden olacak, alacaklar da dahil olmak üzere, mamelek
değerlerini de kapsar. Buna karꢀın etkili bir ꢀekilde istifade etmenin olanaksız olduğu
mülkiyet hakkının tanınması Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bir “mülkü” teꢀkil
etmez ve bahse konu bu koꢀulun gerçekleꢀmemesi ile birlikte ꢀarta bağlı bir alacağı oluꢀturur
(Bkz. Prince Hans-Adam II Liechtenstein-Almanya kararı no: 42527/98 ve Gratzinger ve
Gratzingerova-Çek Cumhuriyeti no: 39794/989). AĐHM «meꢀru beklenti» kavramının bir
alacakla ilintili mamelek menfaat sözkonusu olduğunda «mamelek değerin» iç hukuktaki
mahkemelerin yerleꢀik içtihadı ile oluꢀturulmuꢀ yeterli bir dayanağa sahip olması gerektiğini
hatırlatır (Bkz. sözü edilen, Kopecky-Slovakya).
Bununla birlikte bu argümana göre, ihtilaf konusu taꢀınmazı ilk edinenlerin malik sıfatının
bulunmaması nedeniyle baꢀvuranların Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca güncel ve
öne sürülebilir somut bir alacağa dayalı ne «mevcut malı» ne de «meꢀru beklentileri» vardır,
AĐHM bu durumda Hükümetin savını reddetmektedir. AĐHM mezkur mamelek değerin bir
alacak konusunu teꢀkil edemeyeceği saptamasında bulunarak; mevcut halde geçerli bir
mülkiyete dayanan bir malikin iki taꢀınmazı sözkonusu olduğunu ifade etmektedir. Sözü
edilen bu araziler 1970 yılında baꢀvuranların atalarının adına tescil edilmiꢀtir.
Baꢀvuranlar iptal kararını veren yargı hükümlerine dek, mülkiyet hakkı itiraz konusu
edilmeyen, tapu sicilinde kayıtlı ve geçerliliği bulunan bir mülkün «hukuki» emniyetine sahip
olduklarını düꢀünmekteydiler. Yürürlükteki kimi anayasal ve yasal hükümlerin orman
alanlarının bir bölümünü oluꢀturan taꢀınmazların mutlak surette özel bir mülkiyetin konusunu
teꢀkil edemeyeceği yönünde kısıtlamalar getirdiği doğru kabul edilse bile, kaydı usulüne
uygun olarak yapılan tapuların malikleri olan kiꢀilerin mülkiyet hakkını güvence altına alan
diğer yasal hükümlerin de mevcut olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Nihai bir yargı kararını
gerçekleꢀtirmek adına yetkili makamlar tarafından tapu senetleri iptal edilinceye dek
sözkonusu mülkiyetin geçerli olacağı kabul edilmelidir.
Halihazırda AĐHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında
baꢀvuranların mülkiyet haklarına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak değerlendirilmesi
gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (bkz. mutatis mutandis, Brumărescu,
adı geçen, prg. 77).
Ulusal mahkemeler tarafından öne sürülen gerekçeler ıꢀığında, AĐHM baꢀvuranların
mülkiyetinden yoksun bırakılması iꢀleminin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların
korunması amacını güttüğü kanısındadır (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Rimer vd.-
Türkiye kararı).
AĐHM, baꢀvuranların dile getirdiği ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce de incelediğini ve
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı
sıra, AĐHM taꢀınmazın değeri ile uyuꢀmayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten
yoksun bırakmanın aꢀırı bir müdahaleyi oluꢀturduğunu ve istisnai koꢀullarda toplam bir
tazminatın yokluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdaꢀmadığını dile
getirmektedir (Bkz. sözü edilen Turgut vd.-Türkiye ve Rimer vd.-Türkiye kararı). Mevcut
baꢀvuruda, baꢀvuranlar taꢀınmazlarının orman Genel Müdürlüğüne devredilmesini müteakip
her hangi bir tazminat elde edememiꢀlerdir. AĐHM, Hükümetin bu davanın farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir (Bkz. sözü
edilen Turgut vd.-Türkiye ve Rimer vd.-Türkiye).
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar yargılama sürecinin uzunluğu ile AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul
süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet baꢀvuranların bu iddiasına karꢀı çıkmakta, davaların karmaꢀık bir yapısının ve
baꢀvuranların sayısının bir hayli fazla olduğunu savunmaktadır.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa gelince, AĐHM baꢀvuranların yakındıkları yargılama süreçlerinin davaların açıldığı 10
Ağustos 1994 tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın 24 Haziran 2002 tarihli kararı ile sona erdiğini
saptamaktadır; iki dereceli mahkemede görülen davalar sekiz yıldan fazla sürmüꢀtür. Zira,
AĐHM daha önce de buna benzer sorunları ortaya koyan birçok baꢀvurunun incelediğini ve
mahkemenin bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında «makul süre» ilkesinin ihlal edildiği
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Frydlender-Fransa kararı no:
30979/96).
Bu baꢀvuruda farklı bir sonuca ulaꢀılmasını sağlayacak herhangi bir unsurun yokluğunda,
AĐHM aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGLANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar maddi zarara uğradıklarını öne sürerek taꢀınmazdan yoksun kaldıkları 24 Haziran tarihindeki değerinin 55.485.577 Euro olduğunu, 21.918.453,58 Euro tutarında gelir
kaybına uğradıklarını ve bunun 29.800.551 Euro’sunun gecikme faizi olduğunu belirterek
toplam 107.204.581,58 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar bu sonuca
ulaꢀmak için birçok unsuru dayanak göstermektedir.
Baꢀvuranlar öncelikle, iç hukuktaki mahkemelerin taꢀınmazların maliki olmadıkları
değerlendirmesini yapmaları üzerine, Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’nden ihtilaf konusu
taꢀınmazların değerini tespit etmek bakımından komꢀu arazi üzerinde bir bilirkiꢀi incelemesi
yapılmasını talep ettiklerini belirtmektedir. Baꢀvuranlar bunun üzerine Alanya Asliye Hukuk
Mahkemesi tarafından 26 Ekim 2007 tarihinde tayin edilen bilirkiꢀi incelemesinin saptamıꢀ
olduğu değeri dayanak noktası almaktadırlar. Bilirkiꢀinin 6 Kasım 2007 tarihli raporunda
Alanya’nın Tepe semtinde bulunan taꢀınmazın TL/m2 değeri 280 TL.’dır (yaklaꢀık 164,91
Euro/m2 ). Bu birim fiyattan yola çıkılarak yapılan hesaplamaya göre taꢀınmazın 6 Kasım tarihindeki değeri 32.514.130.00 Euro’ya tekabül etmektedir.
Baꢀvuranlar Alanya Kaymakamlığı Malmüdürlüğü tarafından düzenlenen ve Tepe’ye komꢀu
Bektaꢀ semtinde açık artırmayla satıꢀa sunulan taꢀınmaz malların değerini içeren belgeyi kanıt
olarak sunmaktadır. Bu belgeye göre baꢀvuranlar tarafından örnek olarak gösterilen on iki
arazinin metre kare fiyatı 194 Euro/m2 ve 281 Euro/m2 arasında değiꢀmektedir. Bu rakamlara
göre baꢀvuranların taꢀınmazlarının değeri 38.299.967,00 Euro ve 55.595.988,00 Euro arasında
bulunmaktadır.
Baꢀvuranlar ayrıca, üç taꢀınmazın satıꢀ değerine iliꢀkin değerlendirmeyi dosyaya ilave
etmektedir. Bu değerlendirmeye göre taꢀınmazların 2002’deki değeri sırasıyla 31.546.06,00
Euro, 28.588.616,00 Euro ve 29.574.431,00 Euro’dur.
Baꢀvuranlar son olarak, Alanya’nın çok rağbet gören turistik bir ꢀehir olduğunu ve son
yıllarda taꢀınmaz malların oldukça değer kazandığını iddia etmektedir. Bu amaçla 128,350.88
m2 üzerine inꢀa edilen 342 adet lüks villanın % 35’lik payı belediyeye bırakıldıktan sonra
yılı rakamlarına göre taꢀınmazların değeri 55.485.577 Euro’yu bulmuꢀtur. Baꢀvuranlar
buna 21.918.453,58 Euro’luk gelir kaybını ve 29.800.551 gecikme faizini eklemektedir.
Baꢀvuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmesi dolayısıyla 10.000 Euro manevi tazminat
talep etmektedir.
Baꢀvuranlar kiꢀi baꢀı 50.000 Euro olmak üzere toplamda 1.700.000 Euro manevi tazminat
talep etmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak baꢀvuranlar Ankara Barosu’nun ücret tarifesine
dayalı olarak temsil giderleri için 5.500 TL (yaklaꢀık 2.500 Euro) talep etmektedir.
Baꢀvuranlar yine 16.335.687,23 Euro’luk tazminat üzerinden % 15’lik oranı temsil giderleri
olarak talep etmektedir.
Hükümet AĐHM’yi dayanaktan yoksun olarak değerlendirdiği bu meblağları reddetmeye
davet etmektedir. Hükümete göre dosyaya eklenen raporlar gerçek dıꢀı ve herhangi bir kanıt
değeri yok. Kanıt unsurlarının iç hukuk sürecinde elde edilmesi gerekmekteydi.
Mevcut dava koꢀullarında, Savunmacı Devlet ile baꢀvuranlar arasında olası bir uzlaꢀma
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aꢀamada
uygulanamayacağına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aꢀamada uygulanamayacağına ve
sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve baꢀvuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren üç
ay içinde bu mesele hakkındaki görüꢀlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa
aralarında varacakları her türlü uzlaꢀmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło