9844/02
WyrokETPCz2008-03-04ECLI:CE:ECHR:2008:0304JUD000984402
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości bycia wysłuchanym przez sąd skazujący narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy skazanie za propagandę separatystyczną, która może podżegać do przemocy, narusza wolność wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo oskarżonego do obecności na rozprawie i bycia wysłuchanym jest fundamentalnym elementem rzetelnego procesu karnego. Skoro sąd, który ostatecznie skazał skarżącego, nie wezwał go na rozprawę ani nie dał mu możliwości przedstawienia obrony, naruszono jego prawo do rzetelnego procesu. Fakt, że skarżący był wcześniej przesłuchiwany przez inny sąd lub jako świadek, nie rekompensuje braku bezpośredniego wysłuchania przez sąd wydający wyrok skazujący. W odniesieniu do wolności wyrażania opinii, Trybunał uznał, że ingerencja w nią była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom (bezpieczeństwo narodowe, integralność terytorialna, porządek publiczny, zapobieganie przestępczości). Analizując konieczność w społeczeństwie demokratycznym, Trybunał zwrócił uwagę na kontekst walki z terroryzmem i fakt, że artykuły, choć niekoniecznie wyrażały osobiste poglądy skarżącego, dawały platformę do wypowiedzi, które mogły podżegać do przemocy, zbrojnego oporu lub buntu, zwłaszcza słowa byłego lidera PKK. Biorąc pod uwagę margines oceny państwa, Trybunał uznał, że skazanie nie było nieproporcjonalne.Stan faktyczny
Skarżący, Zeynal Abidin Kızılyaprak, redaktor gazety "Özgür Bakış", został oskarżony o propagandę separatystyczną za publikację artykułów w specjalnym dodatku. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) nr 3 w Stambule skazał go na rok i cztery miesiące pozbawienia wolności oraz grzywnę, uznając, że artykuły miały na celu zniszczenie jedności narodowej i integralności terytorialnej. Skarżący nie został wezwany na rozprawę przed DGM nr 3 i nie miał możliwości przedstawienia swojej obrony. Wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny. Skarżący zapłacił grzywnę, ale kara pozbawienia wolności nie została wykonana. Później, po uchyleniu odpowiedniego przepisu ustawy antyterrorystycznej, jego skazanie zostało uchylone, jednak grzywna nie została mu zwrócona.Rozstrzygnięcie
Skarga dotycząca art. 6 uznana za dopuszczalną (jednogłośnie).
Skarga dotycząca art. 10 uznana za niedopuszczalną (większością głosów).
Pozostała część skargi uznana za niedopuszczalną (jednogłośnie).
Stwierdzono naruszenie art. 6 Konwencji (jednogłośnie).
Zasądzono 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową (jednogłośnie).
Odrzucono pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia (czterema głosami do trzech).Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KIZILYAPRAK (NO:2) - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 9844/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup,
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 9844/02 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Zeynal Abidin Kızılyaprak’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 19 Ekim 2001 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına
Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu
baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu
avukatlarından D. Bayır, M. Tepe Avcı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1960 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 2 ꢁubat 2000 tarihinde
Özgür Bakıꢀ gazetesinin yayımladığı 1900’den 2000’e Kürtler, Kronolojik Albüm baꢀlıklı
özel ekinin toplatılmasını talep etmiꢀtir.
Aynı gün DGM sözü edilen ekin özellikle dört makalesinde bölücülük propagandası yapıldığı
gerekçesiyle toplatılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı 16 ꢁubat 2000 tarihinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8.
maddesine dayalı olarak gazetenin sahibi hakkında ceza davası açmıꢀtır. Mayıs 2000 tarihinde 3 no’lu DGM bir duruꢀma yapmıꢀ, bu esnada gazetenin sahibi
baꢀvuranın bahse konu ekin editörü olduğunu, ayrıca «12 Eylül [Darbesi] Kürtlere illallah
dedirtti» ve «Yeniçağ» makalelerinin de baꢀvuranın kaleminden çıktığını ifade etmiꢀtir. Temmuz 2000 tarihinde 3 no’lu DGM baꢀvuranı tanık sıfatıyla dinlemiꢀ, adı geçen sözü
edilen makaleleri yazdığını doğrulamıꢀtır. Temmuz 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesine istinaden
baꢀvuran hakkında ceza davası açmıꢀtır. Baꢀvuranın davası 2 no’lu DGM’de görülmüꢀtür. no’lu DGM 26 Ekim 2000’de bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmada baꢀvuranın
savunmasını dinlemiꢀtir. Baꢀvuran mezkur yazıların içeriğinin ifade özgürlüğü kapsamını
aꢀmadığını belirtmiꢀtir. no’lu DGM 21 Kasım 2000 tarihinde hali hazırda 3 no’lu DGM’de süren dava ile
birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir. no’lu DGM 8 Aralık 2000 tarihinde baꢀvuranın davasını almıꢀ ve sanıkların hazır
bulunmadıklarını tespit etmiꢀtir. Mahkeme Cumhuriyet Savcısının iddianamesini dinlemiꢀtir.
Baꢀvuran bu duruꢀmaya çağrılmamıꢀtır.
Bu duruꢀmanın sonunda DGM 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesine dayanarak baꢀvuranı bir
yıl dört yıl hapis ve 1.622.400.000 TL (yaklaꢀık 2.690 Euro) ağır para cezasına çarptırmıꢀtır.
Mahkeme dava konusu makalelerin ulusu ve toprak bütünlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü yıkma amacını taꢀıyan bölücülük propagandasını
yaptığına itibar etmiꢀtir.
Baꢀvuran 17 Ocak 2001 tarihinde temyize gitmiꢀtir. Baꢀvuran 3 no’lu Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin duruꢀma konusunda kendisini bilgilendirmediğini ve sanık sıfatıyla bu
mahkeme tarafından hiçbir surette dinlenmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Yargıtay 10 Nisan 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Yargıtay kararı no’lu DGM’nin kalemine 7 Mayıs 2001’de iletilmiꢀtir. Haziran 2001 tarihinde baꢀvuranın talebi üzerine kefaletin yatırılması karꢀılığında
cezasının infazı dört ay süreyle ertelenmiꢀtir. Baꢀvuran firar olduğundan ifade özgürlüğünü
kısıtlayıcı ceza hiçbir ꢀekilde infaz edilmemiꢀtir.
Baꢀvuran para cezasını sırasıyla 10 Temmuz, 9 Ağustos ve 5 Eylül 2001 tarihlerinde
ödemiꢀtir. Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun Terörle Mücadeleye dair 3713 sayılı Kanun’un
8. maddesini ilga etmiꢀtir.
DGM 7 Ekim 2003 tarihinde baꢀvuranı serbest bırakmıꢀ ve mahkumiyet kararının infazının ve
buna bağlı yasal sonuçlarının kaldırılmasına karar vermiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐNĐ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisi hakkında mahkumiyet kararı veren 3 no’lu DGM huzuruna çıkarılmadığı
cihetle yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğundan yakınmaktadır. Baꢀvuran, bilhassa
Cumhuriyet savcısının duruꢀmada sunduğu iddianamesine cevap veremediği gerekçesiyle
savunma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, oluꢀumunda askeri
hakim bulunmamasına rağmen Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan
yoksun olduğundan ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 6. maddesinin 1.
fıkrası ile 3. fıkrasının b) bendinin ihlal edildiğini düꢀünmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasındaki güvencelerin genel olarak adil dava
kavramının tüm veçhelerini teꢀkil ettiğini anımsatır (bkz. Colozza – Đtalya, 12 ꢁubat 1985
tarihli karar, prg. 26).
Mevcut davada AĐHM baꢀvuranın ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 6.
maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin yerinde olacağı kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
1. Mağdur niteliği
Hükümet baꢀvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 3713 sayılı Kanunun 8.
maddesinin yürürlükten kaldırılmasını müteakip DGM’nin baꢀvuran hakkında beraat kararı
vererek yürütmenin durdurulması ve cezanın bütün yasal sonuçlarıyla birlikte ortadan
kaldırılmasına hükmettiğine dikkat çekmektedir.
Hükümet, Türk Hukukunda daha hafif bir ceza kanununun uygulanması sonucunda
mahkumiyet kararının iptali durumunda ödenen para cezasının iade edilmesine imkan tanıyan
bir hüküm bulunmadığını belirtmektedir. Bununla birlikte Hükümet baꢀvuranın para
cezasının kanundıꢀı olduğu kanaatine varması durumunda genel hükümler uyarınca ödediği
cezanın iadesini talep edebilme imkanının bulunduğunu ilave etmektedir. Hükümet temyiz
neticesinde beraat eden bazı kimselere ödedikleri para cezalarının iadesine hükmedilen bir
yargı kararını örnek olarak sunmaktadır.
Baꢀvuran öncelikle, ceza tutarını ödediğine dikkat çekmektedir. Baꢀvuran ayrıca, Hükümet
tarafından gösterilen örnek kararın yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 309.
maddesinin uygulandığı bir vakaya iliꢀkin olduğunu ve bu durumla kendi durumu arasında
özdeꢀlik bulunmadığını belirtmektedir.
AĐHM, bir baꢀvuran hakkında lehte bir karar ya da tedbir alınmasının ilke olarak ilgilinin
‘mağdur’ sıfatının ortadan kalkması için yeterli gelmeyeceği, bunun ancak ulusal makamların
AĐHS’nin ihlalini özü itibarıyla yahut alenen kabul ederek telafi yoluna gitmeleri durumunda
mümkün olabileceği yönündeki içtihadını anımsatır (Öztürk – Türkiye, no: 22479/93, prg. 73).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın 7 Ekim 2003 tarihli kararı verildiği sırada para cezasını
ödemiꢀ bulunduğunu tespit etmektedir. AĐHM, bu kararın hürriyeti kısıtlayıcı cezanın
uygulanmasına engel olduğunu ve baꢀvuranın adli sicil kaydının silinmesini sağladığını
kaydetmektedir. Ancak bu karar baꢀvuranın daha evvel ödediği para cezasının iadesini
mümkün kılmamıꢀtır. Hükümetin de dikkat çektiği üzere Türk Hukuku daha hafif bir ceza
kanununun uygulanması sonrasında beraat eden kimselere ödedikleri para cezasının iade
edilmesine imkan vermemektedir. Para cezası kanundıꢀı bir nitelik taꢀımadığından,
baꢀvuranın genel hükümler uyarınca ödediği paranın iadesini talep etmesi mümkün değildi.
Hükümet tarafından sunulan örnek karar nihayetinde kanun lehine temyiz sonucu beraat eden
kimseler hakkındadır. Mevcut davada ise durum böyle değildir. Baꢀvuranın beraat etmesi
daha hafif bir ceza kanununun yürürlüğe girmesinin yegane neticesi olup durumu Hükümet
tarafından gösterilen örnek davadakinden farklıdır.
Dolayısıyla Hükümetin bu itirazının reddedilmesi yerinde olacaktır.
2. Altı ay süresi kuralına riayet edilmemesi
Hükümet altı ay süresi kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet kesin iç
hukuk kararının 10 Nisan 2001 tarihinde verilmiꢀ olmasına rağmen baꢀvurunun 19 Ekim 2001
tarihinde yapıldığına dikkat çekmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın, kesin iç hukuk kararının bir nüshasının re’sen kendisine tebliğ edilmesi
hakkının bulunduğu ve altı ay süresi kuralının karar örneğinin baꢀvurana tebliğ edildiği
tarihten itibaren iꢀletilmeye baꢀlanmasının AĐHS’nin 35/1 maddesinin konu ve amacına daha
uygun olduğu yönündeki içtihadını anımsatır (bkz. Worm – Avusturya, 29 Ağustos 1997
tarihli karar, prg. 33). Đç hukukta kararın tebliği öngörülmediği takdirde AĐHM, tarafların
kararın muhtevasından gerçek anlamda haberdar olabildikleri kararın kullanıma açıldığı
tarihin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Papachelas –
Yunanistan, no: 31423/96, prg. 30, ve Seher Karataꢀ – Türkiye, no: 33179/96, 9 Temmuz
2002).
AĐHM olayların meydana geldiği dönemde, ceza davalarında verilen Yargıtay kararlarının
taraflara tebliğ edilmemekte olduğunu gözlemlemektedir. Taraflar sözkonusu kararın ilk
derece mahkemesi kalemine konmasından ve/veya hükmedilen cezanın infaz edilmesi
amacıyla bir belgenin tebliğ edilmesinden sonra karar hakkında bilgi sahibi olabilmekteydiler.
Mevcut davada kesin iç hukuk kararı teꢀkil eden 10 Nisan 2001 tarihli Yargıtay baꢀvurana ya
da avukatına tebliğ edilmemiꢀtir. Sözkonusu karar 7 Mayıs 2001 tarihinde DGM kaleminde
dava dosyasına eklenerek tarafların kullanımına sunulmuꢀtur. Dolayısıyla altı ay süresi 7
Mayıs 2001 tarihinden itibaren iꢀlemeye baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuru bu tarihten altı aydan daha az
bir süre içinde yapılmıꢀ olduğundan Hükümetin itirazını reddetmek gerekir.
3. Sonuç
Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu yönünde yapılan
ꢀikayete iliꢀkin olarak, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan hakimlerin
faydalandıkları anayasal ve yasal güvenceleri ve bu hakimlerin bağımsızlık ve tarafsızlığını
tartıꢀmalı hale sokacak nitelikte bir argüman ileri sürülemediğini göz önünde bulunduran
AĐHM baꢀvurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları anlamında
açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği hükmüne varmaktadır
(bkz. Đmrek – Türkiye, no: 57175/00, 28 Ocak 2003).
DGM önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki ꢀikayete iliꢀkin
olarak ise AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla bu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esas hakkında
Hükümet baꢀvuranın tanık sıfatıyla 3 no’lu DGM tarafından dinlendiğini savunmaktadır.
Mahkeme huzurunda baꢀvuran sözkonusu yayının yazı iꢀleri sorumlusu ve iki makalenin
yazarı olduğunu kabul etmiꢀtir. Hakkında açılan ceza davası kapsamında baꢀvuranın
savunması 2 no’lu DGM tarafından dinlenmiꢀtir. Bu iki dava daha sonra 3 no’lu DGM’de
birleꢀtirilmiꢀtir. Hükümete göre 2 no’lu DGM tarafından dinlenilen baꢀvuranın 3 no’lu DGM
önüne çıkması gerekli değildi. Hükümet davaların birleꢀtirilmesinin ardından 3 no’lu
DGM’de yapılan ilk duruꢀmaya baꢀvuranın kendi rızasıyla katılmadığını eklemektedir.
Baꢀvuran Hükümetin savlarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM bir sanığın duruꢀmaya katılma yetisinin AĐHS’nin 6. maddesinin bütününün
konusundan ve amacından kaynaklandığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Colozza-Đtalya kararı
ve Zana-Türkiye kararı 25 Kasım 1997).
Bu baꢀvuruda, hakkında 2 no’lu DGM’de açılan ceza davası ile ilgili olarak baꢀvuran ilk
duruꢀmada ifade vermiꢀtir. 21 Ekim 2000 tarihinde 2 no’lu DGM davanın 3 no’lu DGM’de
devam eden diğer davayla birleꢀtirilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. 3 no’lu DGM davaların
birleꢀmesinin ardından 8 Aralık 2000’de tek bir duruꢀma yapmıꢀtır. Bu duruꢀma baꢀvuran ve
avukatı olmadan gerçekleꢀmiꢀ ve Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuꢀtur. Bu duruꢀma
sonunda mahkeme baꢀvuranı bir yıl dört ay hapis ve ağır para cezasına çarptırmıꢀtır.
AĐHM 3 no’lu DGM’nin baꢀvuranı 8 Aralık 2000 tarihli duruꢀmaya çağrılmasına veya
baꢀvuranın dinlenmesine imkan tanımak üzere duruꢀmanın ertelenmesine gerek görmediğini
hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AĐHM baꢀvuranın sanık sıfatıyla hiçbir zaman bu mahkemede
dinlenmediğini gözlemlemektedir. Baꢀvuran bu mahkeme önünde yalnızca bir kez sahibi
olduğu gazete hakkında yürütülen ceza süreci kapsamında tanık olarak dinlenmiꢀtir.
Hükümetin savunduğunun aksine, baꢀvuran 3 numaralı DGM önünde zımnen de olsa kendini
savunmaktan vazgeçmemiꢀtir. Baꢀvuran duruꢀmalara düzenli olarak çağrılmadığı için
davaların birleꢀmesinin ardından yapılan tek duruꢀmaya gelmemesi bu hakkından vazgeçtiği
anlanıma gelmemektedir. Bu çerçevede AĐHM, AĐHS ile güvence altına alınan bir haktan
feragat edilmesinin tereddüt yaratmayacak bir ꢀekilde yapılması gerektiğini ifade etmektedir
(Bkz. Sejdovic-Đtalya kararı no: 56581/00).
Bir yıl dört ay hapis cezasına çarptırılmıꢀ olan baꢀvuran açısından davanın önemi göz önünde
bulundurulursa 3 No’lu DGM’nin baꢀvuranı doğrudan dinlemeden karar vermesi davanın
hakkaniyetine halel getirmiꢀtir. Baꢀvuran ꢀayet duruꢀmada hazır bulunmuꢀ olsaydı bilhassa
suç unsurunu teꢀkil eden makaleler ve bu yazıların kaleme alınıꢀındaki niyeti dile getirme
olanağına sahip olacaktı. Bu doğrultuda, iki davanın birleꢀmesinden önce 2 numaralı DGM
tarafından «dolaylı» olarak baꢀvuranın duruꢀmasının gerçekleꢀtirilmesi adı geçeni mahkum
eden 3 numaralı DGM’nin duruꢀma yapmamasını dengeleyemez.
AĐHM nezdinde adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda edindiği önemi ıꢀığında
savunma haklarına yönelik benzer bir müdahale meꢀru sayılamamaktadır.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran mahkum edilmesi ile düꢀünce ve ifade hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte,
AĐHS’nin 9. ve 10. maddelerine göndermede bulunmaktadır.
AĐHM bu ꢀikayeti AĐHS’nin 10. maddesi bakımından ele alacaktır.
AĐHM baꢀvuranın mahkumiyetinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahaleyi
oluꢀturduğunu ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile öngörüldüğünü ve 10.
maddenin 2. paragrafına uygun olarak ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve
kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi bir dizi meꢀru amacı izlediğini not
etmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 4 Haziran 2002).
AĐHM bu müdahalenin «demokratik bir toplum için» gereklilik arz edip etmediğini
inceleyecektir. AĐHM bu bağlamda, özellikle Zana-Türkiye kararında (25 Kasım 1997 ve
Sunday Times-Birleꢀik Krallık (no1) kararı) yer alan ve 10. maddeye dair yerleꢀik
içtihadından ileri gelen temel ilkeleri hatırlatır.
AĐHM, baꢀvuranın, basın yoluyla bölücü propaganda yapmakla mahkum edildiğini tespit
etmektedir. Sözkonusu müdahale, basın tarafından yapılan yayınların oynadığı baꢀlıca rol
dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Bkz. Okçuoğlu-Türkiye, baꢀvuru no: 24246/94, 8
Temmuz 1999; Sürek-Türkiye (no:4), baꢀvuru no: 24762/94, 8 Temmuz 1999 ve Fressoz ve
Roire- Fransa, baꢀvuru no: 29183/95). Terör tehdidine karꢀı milli güvenlik veya toprak
bütünlüğü gibi devletin yaꢀamsal çıkarlarının korunması veya kamu düzenin sağlanması,
suçun engellenmesi amacıyla belirlenen sınırları aꢀmamak kaydıyla basının, kamuoyunda
ikilik yaratanlar dahil olmak üzere siyasi meselelere iliꢀkin bilgi vermek ve bunlar üzerinde
fikir yürütmek yükümlülüğü bulunmaktadır Bilgi ve fikir edinme özgürlüğü, yönetenlerin
fikir ve davranıꢀları hakkında bilgi sahibi olmak ve bunlar hakkında değerlendirmede
bulunmak için kamuoyuna sunulan en iyi yollardan biridir (Bkz, mutatis, mutandis, Lingens-
Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar).
Mevcut davada AĐHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayımladıkları bağlama özellikle
dikkat etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koꢀulları,
özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almaktadır (Bkz. Đbrahim Aksoy-
Türkiye, baꢀvuru no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).
AĐHM, sözkonusu makaleler aracılığıyla, gazetenin, aralarında PKK eski lideri Abdullah
Öcalan’ın da bulunduğu üç kiꢀiye, PKK’nın silahlı direniꢀe baꢀvurması ile ilgili olarak
görüꢀlerini sunma imkanı tanıdığını not etmektedir. Bu ifadeler kullanıldıkları bağlamdan
bağımsız ele alındıklarında, sosyal, kültürel, tarihi olayların tespiti veya barıꢀa ve Kürt
sorununun çözümüne çağrıda bulunan ifadeler olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte,
AĐHM, kullanılan bazı ifadelerde çatıꢀmanın diğer tarafını ağır bir ꢀekilde damgalamaya
yönelik açık bir niyet tespit etmektedir.
Böylece bütün olarak ele alındığında, makalelerin içeriği, ꢀiddet kullanımına, silahlı direniꢀe
veya baꢀkaldırıya teꢀvik edebilecek nitelikte olup, AĐHM’ye göre bu durum dikkate alınacak
temel unsurdur (Gündüz-Türkiye, baꢀvuru no: 59745/00 ve Zana).
Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın silahlı direniꢀe tekrar baꢀlama tehdidinde bulunarak, geçmiꢀte
hüküm süren duruma hatırlatmada bulunduğunu kaydetmek uygun olacaktır.
AĐHM için, ihtilaflı makalelerin, ölümcül ꢀiddeti savunduğu ve silahlı direniꢀe veya en
azından silahlı eylemlere baꢀlama çağrısında bulunduğu aꢀikardır. Sözkonusu makaleler,
PKK’nın fikirlerine katılmakta ve Türk Devleti’ne karꢀı silahlı güç kullanma çağrısında
bulunmaktadırlar. Dile getirilen söylemler, ilkel içgüdüleri uyandırmakta ve ölümcül ꢀiddet
aracılığıyla ifade edilmiꢀ olan eski önyargıları güçlendirmektedir (Bkz, mevcut davadakine
benzer olaylara dayanan Halis Doğan-Türkiye, baꢀvuru no: 75946/01, 7 ꢁubat 2006).
AĐHM’ye göre, sözkonusu açıklamalar açıklamayı yapanın kiꢀiliğinden bağımsız olarak
değerlendirilemez. Aktarılan sözler PKK eski liderinin sözleri olduğundan bu sözlerin
önemini tespit etmek gerekmektedir. Böyle bir durumda, sözkonusu ifadeler, okuyucular için
özel bir önem taꢀımakta ve silahlı direniꢀi ve mücadeleyi meꢀrulaꢀtırma ve bunlara teꢀvik
etmeye çalıꢀmaktadır. Dolayısıyla okuyucu, ꢀiddete baꢀvurmanın kendini savunmak için
geçerli ve haklı bir tedbir olduğu izlenimine kapılmaktadır.
Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaꢀık 1985 yılından beri yaꢀanan büyük
sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasındaki
düꢀmanlıklar, çok sayıda insanın ölümüne ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir
kısmında olağanüstü halin –halihazırda kalkmıꢀtır- ilan edilmesine neden olmuꢀtur. AĐHM,
bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlaꢀtıracak olası söz ve eylemler hususunda
yetkililerin kaygılarının farkındadır (Bkz. Sürek- Türkiye (no:1), baꢀvuru no: 26682/95;
Sürek-Türkiye (no:3), baꢀvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999). Böyle bir bağlamda,
sözkonusu makaleler ꢀiddeti destekler bir nitelik taꢀımaktadırlar. AĐHM, baꢀvuranın mahkum
edilme gerekçelerinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahaleyi haklı kılmak
için makul ve yeterli olduğuna hükmetmektedir.
Baꢀvuranın, “Yirminci yüzyıldan Yirmi birinci yüzyıla Kürtler” ve “Yirminci Yüzyılın özet
bir analizi” baꢀlıklı makalelerde ꢀahsi görüꢀlerini ifade etmediği doğru olsa bile baꢀvuran,
ꢀiddet ve düꢀmanlık uyandırmak için bu ifadelerin sahibine fırsat tanımıꢀtır. Yayımcı niteliği
baꢀvurana, bilginin toplanması ve kamuya iletilmesi sürecinde, gerginlik ve çatıꢀma
ortamlarında daha da önem kazanan “sorumluluklar ve ödevler” yüklemektedir. (Sürek
(no:1)).
Son olarak, müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da
göz önüne alınmalıdır. Mevcut davada baꢀvuran, bir yıl dört ay hapis ve para cezasına
çarptırılmıꢀtır, ancak baꢀvuranın hapis cezası infaz edilmemiꢀtir. Hiç kuꢀkusuz ağır bir ceza
söz konusudur. Ancak AĐHM, açıklamaların ꢀiddet, silahlı direniꢀ veya baꢀkaldırıya teꢀvik
oluꢀturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olabileceğini
hatırlatmaktadır (Güzel-Türkiye, baꢀvuru no: 54479/00, 20 Eylül 2005).
Böylece, AĐHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate alarak,
baꢀvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düꢀünülemeyeceğine kanaat
getirmektedir. Sözkonusu ꢀikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve
35/ 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀılmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 10. maddesi ile birleꢀerek AĐHS’nin 14. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, Kürt
sorunu hakkında yayımladığı makalelerden dolayı mahkum edildiğini ileri sürmektedir.
AĐHS’nin 10. maddesi ile ilgili olarak ulaꢀtığı tespiti göz önüne alarak, AĐHM, sözkonusu
ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca
reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran 60.000 Euro mesleğini sürdürememesi nedeniyle uğradığı gelir kaybı, 5.000 Euro
yargı gideri ile para cezası ve 4.000 Euro avukatlık gideri olmak üzere uğradığı maddi zarar
için 69.000 Euro talep etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca 100.000.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM hakkaniyete uygun tazmin açısından dikkate alacağı tek dayanak noktasının
baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca öngörülen güvencelerden yararlanamaması
olduğunu hatırlatarak, bu güvenceler yerine gelmiꢀ olsaydı davanın ne ꢀekilde sonuçlanacağı
konusunda spekülasyon yapamayacağını belirtmektedir.
AĐHM baꢀvuranın mevcut baꢀvurudaki ihlal kararı ile giderilemeyecek belirli bir manevi
zarara uğradığına itibar etmekte, 41. maddeye göre bu yönde hakkaniyete uygun baꢀvurana
2.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 12.000 Euro talep etmektedir,
baꢀvuran bu yönde kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıꢀtır.
Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve
bu yöndeki yerleꢀik içtihat ıꢀığında AĐHM, yargı giderlerine iliꢀkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,
1. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna;
2. Oyçokluğuyla, AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna;
3. Oybirliğiyle, baꢀvurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna;
4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle,
a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 2.000 (iki
bin) Euro ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit
faizin uygulanmasına;
6. Üçe karꢀı dört oyla adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3,
paragraflarına uygun olarak 19 ꢁubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło