9939/02
WyrokETPCz2008-03-18ECLI:CE:ECHR:2008:0318JUD000993902
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego prawa własności naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy postępowanie krajowe było rzetelne i czy doszło do naruszenia prawa własności z art. 1 Protokołu nr 1?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie krajowe w sprawie o własność, trwające 26 lat i 7 miesięcy (z czego 14 lat i 1 miesiąc pod jurysdykcją Trybunału), było nadmiernie długie, naruszając art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odrzucił zarzuty rządu dotyczące niezachowania zasady sześciu miesięcy i niewyczerpania środków krajowych, wskazując na brak skutecznych środków w prawie tureckim. Trybunał nie stwierdził naruszenia rzetelności postępowania ani prawa własności, uznając, że nie jest sądem czwartej instancji i nie znalazł dowodów na arbitralność decyzji sądów krajowych, które w rzetelnym postępowaniu ustaliły brak prawa własności skarżących.Stan faktyczny
Skarżący, Süher Pekinel, Güher Pekinel i Mehmet Murat Pekinel, są spadkobiercami Salih Ekrem Pekinel i Abdurrahim Pekinel. Toczył się spór o własność działki o powierzchni 2 258 000 m² (działka nr 726) w Maltepe, Turcja. Postępowanie rozpoczęło się w 1974 roku, gdy inni powodowie zakwestionowali decyzję komisji katastralnej, a skarżący złożyli powództwo wzajemne, twierdząc, że ziemia należała do ich przodków. Po wielu uchyleniach i przekazaniach sprawy do ponownego rozpoznania przez Sąd Kasacyjny, sądy krajowe ostatecznie orzekły w 2001 roku, że działka należy do Skarbu Państwa.Rozstrzygnięcie
Skarga w zakresie przewlekłości postępowania uznana za dopuszczalną, pozostała część skargi za niedopuszczalną. Stwierdzenie naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzenie na rzecz każdego ze skarżących kwoty 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucenie pozostałych roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF E U R O P E
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
PEKĐNEL – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 9939/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.
ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 9939/02 no’lu davanın nedeni Süher Pekinel,
Güher Pekinel ve Mehmet Murat Pekinel adlı T.C. vatandaꢀlarının (“baꢀvuranlar”) Avrupa
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 5 Ekim 2001 tarihinde Đnsan Haklarının ve Temel
Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Strazburg Barosu avukatlarından Sn. Uğural ile Đstanbul Barosu
avukatlarından Sn. Soybay ve Sn. Erkut tarafından temsil edilmektedir.
AĐHM, 28 Haziran 2004 tarihinde baꢀvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29/3.
maddesini uygulayarak, baꢀvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye karar
vermiꢀtir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Süher Pekinel ve Güher Pekinel 1951 doğumlu olup, Mehmet Murat Pekinel 1948
doğumludur. Türkiye’de ikamet etmektedirler.
Baꢀvuranlar, babaları Salih Ekrem Pekinel ile amcaları Abdurrahim Pekinel’in
mirasçısıdırlar (“murisler”). Baꢀvuranların murislerinin, Đzmir’in Menemen ilçesinin Maltepe
köyündeki 2.258.000 metrekare arsanın, diğer altı kiꢀi (ortak mal sahipleri) ile beraber sahibi
oldukları iddia edilmektedir.
1. Tapulama Komisyonu’nun 13 Ekim 1961 tarihli arazi incelemesi ve Hazine’nin
itirazı
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı Tapulama Komisyonu 13 Ekim 1961
tarihinde tapulama tespiti gerçekleꢀtirmiꢀ ve Maltepe köyündeki bir arsanın (726 no’lu arsa)
sahibi olarak sekiz kiꢀiyi – baꢀvuranların murisleri ve diğer ortak mal sahipleri - kaydetmiꢀtir.
Hazine 1964 yılında bu tapulama tespitine itiraz etmiꢀtir. Sözkonusu arsanın mera olarak
kullanıldığını, bu nedenle Komisyon’un doğru inceleme yapmadığını ileri sürmüꢀtür.
Tapu kaydı 22 Mayıs 1974 tarihinde Tapulama Komisyonu tarafından düzeltilmiꢀ,
Hazine, 726 no’lu arsanın sahibi olarak kaydedilmiꢀtir.
2. Menemen Kadastro Mahkemesi’nin 7 Temmuz 1986 tarihli kararı
Altı kiꢀi (davacılar) 29 Temmuz 1974 tarihinde Menemen Kadastro Mahkemesi’ne bir
dilekçe sunmuꢀ, Tapulama Komisyonu’nun kararının bozulmasını talep ederek dava
açmıꢀlardır. Sözkonusu arsanın kendi adlarına kaydedildiğini, ne Hazine’ye ne de
baꢀvuranların murisleri ile ortak mal sahiplerine ait olduğunu iddia etmiꢀtir.
Belirlenemeyen bir tarihte, baꢀvuranların murisleri, 726 no’lu arsada hisseleri olduğunu
belirterek karꢀı dava açmıꢀlardır. Tapu sicilindeki, 726 no’lu arsaya iliꢀkin mülkiyet haklarını
kanıtlayan eski kayıtların teyit edilmesini talep etmiꢀlerdir. Đddialarını, sözkonusu arsanın
babaları Salih Paꢀa’ya ait olduğuna iꢀaret eden 1884 yılının Aralık ayı tapu sicil kayıtlarına
dayandırmıꢀlardır.
Abdurrahim Pekinel 14 Nisan 1979 tarihinde, Salih Ekrem Pekinel ise 28 Kasım 1982
tarihinde vefat etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar bu kimselerin mirasçıları olarak tayin edilmiꢀlerdir.
Menemen Kadastro Mahkemesi 7 Temmuz 1986 tarihinde kararını vermiꢀtir.
Menemen Kadastro Mahkemesi kararında, mera olarak kullanılması nedeniyle sözkonusu
arsanın kamuya ait olduğunu tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla Tapulama Komisyonu’nun konusu
değildir. Mahkeme, Maltepe köyündeki 726 no’lu arsanın ne davacılara ne de baꢀvuranların
murisleri ile ortak sahiplere ait olduğu sonucuna varmıꢀtır. Arsanın sahibi Hazine’dir.
3. Yargıtay’ın 17 Kasım 1988 tarihli kararı
Yargıtay 17 Kasım 1988 tarihinde Menemen Kadastro Mahkemesi’nin kararını bozmuꢀ ve
davayı yeniden gözden geçirilmek üzere iade etmiꢀtir. Yargıtay, Tapulama Komisyonu’nun,
2.258.000 metrekarelik 726 no’lu arsanın davacılardan bir kısmına ait olduğunu tespit ettiğini
gözlemlemiꢀtir. Hazine’nin, tapu sicilinde gösterilen arsanın büyüklüğünün davacıların
hakları bulunan arsadan büyük olduğunu iddia ederek, Komisyonun hazırladığı tapu siciline
itiraz ettiğini kaydetmiꢀtir. Davacıların, kayda, tapu sicilinde tutulan kayıtlara istinaden itiraz
ettiklerini ve ilk derece mahkemesinin arsayı “mera” olarak nitelendirerek davayı reddettiğini
iꢀaret etmiꢀtir.
Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yürüttüğü soruꢀturmanın, bir karara varmak için yeterli
olmadığı sonucunu çıkarmıꢀtır. Davacılar iddialarını tapu sicilinde tutulan kayıtlara
dayandırmıꢀlardır. Bu kayıtlar dava dosyasına eklenmiꢀtir, ancak, arsanın kesin yerini
göstermemektedirler. Ayrıca komꢀu arsalarla ilgili belgeler kullanılmamıꢀ, mülkiyetin
mahiyeti uygun biçimde incelenmemiꢀtir.
Yargıtay, yerinde bir sonuca ulaꢀmak için komꢀu arsalarla ilgili belgelerin dosyaya
eklenmesi, arsanın bulunduğu yerde inceleme yapılması ve yaꢀlı ve bölgeyi bilen yerli halkın
dinlenmesi gerektiği yönünde görüꢀ belirtmiꢀtir. Özellikle arsanın mahiyeti ve mülkiyetine
iliꢀkin meseleler ile arsayı kullanan kiꢀilerin kimliklerinin tanıklık yoluyla saptanması
gerektiği kanısına varmıꢀtır. Ek olarak bir ziraat mühendisinden bilirkiꢀi raporu alınması
gerekmektedir.
Yargıtay, yeterli bir inceleme yapmadan karar almanın doğru olmadığı ve ayrıca
Tapulama Komisyonu’nun tespitinin gerekliliğinin yerinde olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
4. Menemen Kadastro Mahkemesi’nin 13 Mayıs 1992 tarihli kararı
Yargıtay’ın kararının ardından dava Menemen Kadastro Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir.
Davacılar ve baꢀvuranlarla beraber karꢀı dava açan ortak malikler, 726 no’lu arsanın Salih
Paꢀa’ya ait olduğunu ve mirasçılarına miras olarak kaldığını iddia etmiꢀlerdir. Bu nedenle, ne
Hazine ne de diğer kiꢀiler hak iddia edemezler. Bu bağlamda, Seyrekköy’deki 1 no’lu arsa ile
Maltepe’deki 726 no’lu arsanın Salih Paꢀa ile Hacı Velioğlu’na ait olduğunu ve mirasçılarıyla
yapılan bir anlaꢀmanın ardından arsanın paylaꢀıldığını ifade etmiꢀlerdir. Seyrekköy’deki 1
no’lu arsa Hacı Velioğlu’nun mirasçılarına verilmiꢀ, 726 no’lu arsa ise Salih Paꢀa’nın
mirasçıları için ayrılmıꢀtır. Baꢀvuranlar Seyrekköy’deki 1 no’lu arsanın herhangi bir biçimde
mülkiyetini edinmediklerini iddia etmiꢀlerdir.
Hazine temsilcisi, Tapulama Komisyonu’nun kararının ardından tüm davacıların hak
ettiklerinden daha fazla arsa aldıklarını iddia etmiꢀtir. Davacıların Seyrekköy’deki 1 no’lu
arsadan mülkiyet edindiklerini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca sözkonusu arsanın mera olduğunu, özel
mülk olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmiꢀtir.
Menemen Kadastro Mahkemesi arsanın bulunduğu yerde bir inceleme yapmıꢀ ve üç yerel
uzman ile bir ziraat mühendisinin tanıklıklarını dinlemiꢀtir.
Menemen Kadastro Mahkemesi 13 Mayıs 1992 tarihinde yerel uzmanların tespitleri ile
ziraat mühendisinin raporlarını göz önünde bulundurarak, Maltepe’deki 726 no’lu arsanın,
Tapulama Komisyonu’nun 1961 yılında belirlediği kiꢀilere ait olduğuna karar vermiꢀtir. Bu
nedenle, baꢀvuranlarla beraber bu kiꢀiler veya mirasçılarının Maltepe köyündeki 726 no’lu
arsanın sahipleri olarak kaydedilmelerini emretmiꢀtir.
5. Yargıtay’ın 21 Nisan 1993 tarihli kararı
Yargıtay 21 Nisan 1993 tarihinde 13 Mayıs 1992 tarihli kararı bozmuꢀ ve dava dosyasını
Menemen Kadastro Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.
Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, ana hatları 17 Kasım 1988 tarihli kararında belirtilen
uygun bir soruꢀturma yürütmediği sonucunu çıkarmıꢀtır. Sözkonusu arsanın büyüklüğünün tarihli tapu sicil kayıtlarına göre 1000 dönüm olduğunu, ancak 1890 tarihli tapu sicil
kaydında arsanın büyüklüğünün 1200 dönüm olarak belirtildiğini belirtmiꢀtir. Mahkeme, bu
bağlamda, ilk derece mahkemesinin arsanın büyüklüğündeki artıꢀın nedenini
açıklayamadığını gözlemlemiꢀtir. Ayrıca ilk derece mahkemesi, dava dosyasına, sözkonusu
arsanın 1875 tarihli tapu sicil kaydını, komꢀu arsalarla ilgili belgeleri ve bölgenin askeri
haritasını eklememiꢀtir.
Yargıtay, 1884 tarihli tapu sicil kaydının, tam olarak anlaꢀılır olmamakla birlikte, bazı
yerleri (“sıra melengeç, Yorgaki oğlu, Đsmet hanım, harita, Kara istirati, çataka tarlaları ve
kulak istifanı”) sözkonusu arsaya sınır teꢀkil ettikleri biçiminde iꢀaret ettiğini kaydeder. Bu
nedenle arsanın sınırlarının tapu sicilindeki kayıtlarda doğru zikredilip zikredilmediğinin
belirlenmesi gerekir. Mahkeme, dava konusu arsa ile komꢀu arsaların bir planının çizilmesi
gerektiğini ve bu planı hazırlarken bölgenin askeri haritasının ve bilirkiꢀiler ile yerel halkın
ifadelerinin gözönünde bulundurulması gerektiğini ifade etmiꢀtir.
6. Menemen Kadastro Mahkemesi’nin 11 Kasım 1998 tarihli kararı
Menemen Kadastro Mahkemesi dava dosyasını almasının ardından davayı yeniden
incelemiꢀtir.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nden, 726 no’lu arsaya iliꢀkin Tapu ve Kadastro
Dairesi’nde tutulan 1875 tarihli kayıtların bir suretini sunmasını istemiꢀtir.
Genel Müdürlük, 21 Temmuz 1994 tarihinde, sözkonusu kaydın Seyrekköy’deki hiçbir
arsayla ilgisi olmadığı hususunda mahkemeyi bilgilendirmiꢀtir.
Müdürlük 1 Aralık 1994 tarihinde sözkonusu belgeyi göndermiꢀ ve Menemen
Mahkemesi’ni mülkün büyüklüğündeki artıꢀın nedeninin belirlenemediği hususunda
bilgilendirmiꢀtir. yılında açılan ilk davanın davacıları 1996 yılında davalarını çekmiꢀler, mahkemeye no’lu arsayla ilgili taleplerinin bulunmadığını bildirmiꢀlerdir.
Menemen Kadastro Mahkemesi arsanın bulunduğu yerde iki inceleme daha yapmıꢀ, yerel
bilirkiꢀiler ile tanıkların sözlü tanıklıklarını kaydetmiꢀtir. Arsanın bulunduğu yere yapılan
ziyarette bilimsel uzmanlar ve bir ziraat uzmanı da alanı incelemiꢀ ve davaya iliꢀkin
görüꢀlerini sunmuꢀlardır.
Menemen Kadastro Mahkemesi 11 Kasım 1998 tarihinde arsanın Hazine adına tesciline
karar vermiꢀtir.
7. Yargıtay’ın 5 Ekim 1999 ve 26 ꢁubat 2001 tarihli kararları
Baꢀvuranlar belirlenemeyen bir tarihte 11 Kasım 1998 tarihli karara itiraz etmiꢀlerdir.
Davanın esasına iliꢀkin görülen duruꢀmanın ardından Yargıtay 5 Ekim 1999 tarihinde
itirazı reddetmiꢀtir.
Yargıtay 26 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuranların kararın düzeltilmesi taleplerini,
davacıların davalarının dayandırdıkları tapu kayıtlarının aslında Seyrekköy’deki 1 no’lu
arsaya iliꢀkin olduğu gerekçesiyle reddetmiꢀtir. ꢁubat 2001 tarihli karar baꢀvuranlara tebliğ edilmemiꢀtir. Karar 12 Mart 2001 tarihinde
Menemen Kadastro Mahkemesi Kalemi’ne tevdi edilmiꢀtir. Baꢀvuranlar karardan ancak 2001
yılının Temmuz ayında haberdar olduklarını ifade etmiꢀlerdir.
HUKUK
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI
A. Altı ay kuralına uyulmaması
Hükümet bu ꢀikayetlerle ilgili olarak baꢀvuranların altı ay kuralına uymadıklarını iddia
etmiꢀtir. Baꢀvuranların nihai kararın Menemen Kadastro Mahkemesi’ne tebliğ edilmesinden
sonra altı ay içinde baꢀvuruda bulunmadıklarını savunmuꢀtur. AĐHM’nin Tahsin Đpek –
Türkiye davası kararına atıfta bulunularak (baꢀvuru no. 39706/98, 7 Kasım 2000), altı aylık
sürenin, Yargıtay’ın nihai kararının Menemen Kadastro Mahkemesi kayıtlarına geçtiği tarih
olan 12 Mart 2001 tarihinde baꢀladığını ve baꢀvurunun 5 Ekim 2001 tarihinde, altı aylık süre
geçtikten sonra yapıldığını iddia etmiꢀtir.
AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu Tahsin Đpek davasında, baꢀvuranın Yargıtay’ın
kararının Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesinden sonra altı aydan uzun bir süre tebellüğ
etmediğini kaydeder. Bu bağlamda, Tahsin Đpek davasındaki tespitlerinin yalnızca ceza
davaları için geçerli olduğunu, bu nedenle, Yargıtay’ın yerleꢀik uygulamasına göre,
Yargıtay’ın ceza davalarındaki kararlarının sanıklara tebliğ edilmediğini anımsar. Öte yandan
medeni hukuk davalarında, Yargıtay’ın kararları posta ücretinin ödenmesi karꢀılığında
taraflara tebliğ edilmektedir. Bu davadaki uygulamaların medeni hukuk kapsamına girdiği ve
baꢀvuranların ilgili ücretleri ödemediklerine iliꢀkin bir savın bulunmadığı gözönünde
bulundurulduğunda, ulusal makamların baꢀvuranlara nihai kararı bildirme yükümlülüğü
bulunmaktaydı. Baꢀvuranlar, karardan 2001 yılının Temmuz ayında haberdar olmaları ve
baꢀvurularını bu karar tarihinden itibaren altı ay içinde yapmaları nedeniyle, AĐHS’nin 35/1.
maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uydukları biçiminde değerlendirilmelidirler.
Buna göre Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.
B. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi
Hükümet baꢀvuranların ulusal mahkemelere ꢀikayet baꢀvurusunda bulunmamaları
nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmuꢀtur.
AĐHM, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün yalnızca bir baꢀvuranın dava konusu
duruma çare bulabilecek ve iddia edilen ihlalleri telafi edebilecek etkili ve yeterli baꢀvuru
yollarından normal biçimde yararlanmalarını gerektirdiğini yineler.
AĐHM, Türk hukuk sisteminin iꢀlemleri hızlandırmak için hiçbir baꢀvuru yolu
sağlamadığını gözlemler. Gecikme için tazminat ödenmesine de hükmetmemiꢀtir. Dolayısıyla
AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 35/1. maddesinin amaçları doğrultusunda baꢀvurabilecekleri
uygun ve etkili hukuk yolları bulunmadığı kanısına varmıꢀtır (bkz. Mete – Türkiye, 39327/02).
Bu nedenle Hükümet’in ön itirazlarının bu yönünü reddeder.
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
A. Davanın süresine iliꢁkin
Baꢀvuranlar, davanın süresinin AĐHS’nin 6/1. maddesinde öngörülen “makul süre”
kuralıyla örtüꢀmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Bu maddeye göre:
“Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... [bir]
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu iꢀlemlerin 29 Temmuz 1974 tarihinde baꢀlayıp, 26 ꢁubat 2001
tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla davayı pek çok kez ele alan iki yargı aꢀaması
yirmi altı yıl yedi ay sürmüꢀtür. Öte yandan AĐHM’nin yargı yetkisi ratione temporis yalnız,
Türkiye’nin Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığını ilan
ettiği tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden sonra geçen on dört yıl bir aylık bir süreyi
gözönünde bulundurmasına izin vermektedir. Bununla beraber, AĐHM, o tarihteki iꢀlemlerin
durumunu gözönünde bulundurmalıdır (bkz. ꢁahiner – Türkiye, 29279/95). O tarihte davanın
zaten 12 yıl altı aydır görülmekte olduğunu kaydetmektedir.
1. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AĐHM, iꢀlemlerin süresinin makullüğünün davanın koꢀulları ile davanın karmaꢀıklığı,
baꢀvuranlar ve ilgili makamların tutumu ve baꢀvuranlar için tehlikede olan unsurlar gibi
ölçütler ıꢀığında değerlendirilmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin yanısıra bkz. Frydlender –
Fransa [BD], 30979/96).
AĐHM sıklıkla, bu baꢀvurudakine benzer meseleleri ele alan davalarda AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Frydlender).
Kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in, burada
vardığından farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak hiçbir delil veya görüꢀ sunmadığı
kanısına varmıꢀtır. AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını gözönünde bulundurarak, mevcut davada
dava süresinin aꢀırı uzun olduğu ve “makul süre” kuralıyla örtüꢀmediği sonucuna varmıꢀtır.
Dolayısıyla 6/1. madde ihlal edilmiꢀtir.
B. Davanın hakkaniyete uygunluğu
Baꢀvuranlar ayrıca AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca yerel mahkemelerin kararlarının keyfi
olduğunu iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlara göre, yerel mahkemeler delilleri
değerlendirememiꢀler, mülkiyet haklarını kanıtlayan delili görmezden gelmiꢀlerdir.
Hükümet adil bir duruꢀmanın koꢀullarının her bakımdan yerine getirildiğini ileri
sürmüꢀtür. Yerel mahkemelerin kararlarının belgeli delillere, tanık ifadelerine, arsanın
bulunduğu yerde yapılan incelemelere ve bilirkiꢀi raporlarına dayandığını ifade etmiꢀtir.
AĐHM, mevcut davada baꢀvuranların, baꢀlıca delillerin değerlendirilmesi ile yerel
mahkemelerde görülen davanın sonucundan ꢀikayetçi olduklarını kaydeder. AĐHM, yerel
davanın sonucuna itiraz ederek “dördüncü derece” temyiz mahkemesi gibi hareket etmenin
kendi görevi olmadığını anımsar. Yerel mahkemelerin görevi, davadaki meselelere iliꢀkin
ilgili delilleri değerlendirmek ve esas hukuku ile usul hukukunun kurallarını yorumlamak ve
uygulamaktır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Vidal - Belçika).
AĐHM, ulusal yargılama sırasında baꢀvuranların çekiꢀmeli yargılanma haklarının
bulunduğunu gözlemler. Yargılamalar sırasında hukuken temsil edilmiꢀlerdir; arsanın
mülkiyetinin sahibi oldukları iddialarını savunabilmiꢀler ve davalarını desteklemek için tanık
çağırmıꢀlardır. Yargıtay davanın esasına iliꢀkin bir duruꢀma da gerçekleꢀtirmiꢀ ve tarafları
dinlemiꢀtir. Ayrıca davayı reddetmek için somut ve hukuki nedenler hem ilk derece
mahkemesinin kararında hem Yargıtay’ın kararlarında uzun uzadıya belirtilmiꢀtir. Bu
koꢀullarda, yerel mahkemenin davanın önemli yönlerini gözden kaçırdığı veyahut ihtilafın
tarihi zeminini gözönünde bulundurmadığı iddia edilemez.
Sonuç olarak ilgili ulusal kararlar hiçbir açık keyfi karar ortaya koymamaktadır ve AĐHM
yargılamanın sonucuyla ilgili olarak 6/1. maddenin ihlal edildiği görüꢀünde değildir.
Dolayısıyla bu ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
fıkralarıyla uyumlu olarak reddedilmelidir.
III. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunarak, yerel
mahkeme kararlarının mülkiyet haklarına gerekçesiz müdahale teꢀkil ettiğini iddia etmiꢀlerdir.
Bu bağlamda, 1884, 1947 ve 1952 tarihli tapu kayıtlarının, Maltepe köyündeki 726 no’lu
arsanın mülkiyetini bulundurduklarını kanıtladığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, Seyrekköy
köyündeki 1 no’lu arsadan hisse almadıklarını vurgulayarak, ulusal mahkemelerin keyfi
kararlarından ötürü uzun süredir murislerine ait olan arsalarından mahrum bırakıldıklarından
ꢀikayetçi olmuꢀlardır.
Hükümet baꢀvuranların ꢀikayetlerinin yerel mahkemeler tarafından etraflıca incelendiğini
ve 726 no’lu arsanın mülkiyet hakkını ellerinde bulunduramayacaklarının tespit edildiğini
ileri sürmüꢀtür. Hükümet baꢀvuranların iddialarını dayandırdıkları tapu kayıtlarının,
Seyrekköy’deki 1 no’lu arsanın sınırları belirlenirken zaten gözönünde bulundurulduğunu
kaydetmiꢀtir.
AĐHM baꢀvuranların AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesindeki
ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde yapılan ꢀikayetlerle yakından ilintili
olduğunu kaydeder. Ayrıca dava konusu arsanın mülkiyeti meselesini çözmenin AĐHS’nin iꢀi
olmadığını belirtir (bkz. Nalbant – Türkiye, 61914/00).
Mevcut davada, yerel dava aslında arsanın mülkiyetinin belirlenmesiyle iliꢀkilidir ve yerel
mahkemeler uzun bir incelemenin ardından baꢀvuranların 726 no’lu arsanın mülkiyet hakkını
bulundurmadıklarına karar vermiꢀtir. AĐHM, yargılamanın hakkaniyete uygunluğuna iliꢀkin
yukarıda vardığı sonucu gözönünde tutarak, baꢀvuranların keyfi veya kanuna aykırı olarak
AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilerek mülkiyetlerinden yoksun
bırakıldıklarına iliꢀkin bir gösterge bulamamaktadır. AĐHM’ye göre, baꢀvuranlar AĐHS’ye Ek No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde “mülkiyet” sahibi olduklarını
iddia edemezler, bu hükmün sağladığı teminatlar bu nedenle mevcut dava için uygulanamaz
(bkz. Sarıaslan ve Diğerleri – Türkiye, 32554/96; ꢁiꢀikoğlu – Türkiye, 38521/02).
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarıyla uyumlu olarak reddedilmesi gerektiği
sonucuna varır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”
A. Tazminat
Baꢀvuranlar maddi tazminat olarak 20.000.000 Amerikan doları (Dolar) (yaklaꢀık olarak
14.500.000 Euro (EUR)), manevi tazminat olarak ise 100.000 Dolar (yaklaꢀık olarak 72.500
EUR) talep etmiꢀlerdir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
AĐHM talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı
bulunmadığını kaydetmektedir; bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan AĐHM,
baꢀvuranların, yargılamanın süresi nedeniyle, yalnız ihlalin tespit edilmesiyle yeterince telafi
edilemeyecek bir takım manevi zararlara uğramıꢀ olabileceklerini kabul eder. AĐHM,
içtihadını gözönünde tutup hakkaniyete uygun suretle değerlendirme yaparak, baꢀvuranların
her birine bu baꢀlık altında 10.000’er EUR ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Yargılama giderleri
Baꢀvuranlar ayrıca AĐHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için 25.150 Dolar
(yaklaꢀık 18.000 EUR) talep etmiꢀlerdir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı
ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Mevcut davada, baꢀvuranlar talep
edilen giderlerin gerçekten gerçekleꢀtiğini gösterememiꢀlerdir. Buna göre bu baꢀlık altında
tazminat ödenmesine gerek bulunmamaktadır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Yargılamanın süresinin aꢀırı uzun olmasına iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir, baꢀvurunun
geri kalanının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi kesintisinden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvuranların her birine manevi tazminat olarak 10.000’er EUR (on biner Euro)
ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.
4. Baꢀvuranların adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerini reddetmiꢀtir.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 18 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
S. DOLLÉ
Françoise Tulkens
Zabıt Katibi
Baꢀkan
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło